24 Ağustos 1930 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 4

24 Ağustos 1930 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

y” m4 — —ama amaaan, VAKIT 24 “Ağustos 1930- NYZANARICIT Ufak sanayi erbabile alâkadar olmalıyız ! —i— Bundan bir hafta on gün ev- vel okuduğum bir makalede, imu- harrir, memlekette cari olan ik- tısadi buhranın esbabını tadat ederken « memlekette mustahasil vaziyette bulunan bir çok ana- sırın kat'i surette mübadeleye tâbi tutulmuş olduğunu» bir madde olarak zikrediyordu. Mu- harrir «bunların yerine Türk müs- tahselleri yetiştirmeksizin, söz- lerini ilâve etmiyor ama, zanne- derim ki makalesinin heyeti u- mumiyesile bunu söylemek isti- or. Yoksa mumaileyhin, mem- İekette iktisadi buhrana kısmen mâni olmak için © anasırın mü- badeleye tâbi tutulmaması icap ettiğine kani bulunacağını zan- netmiyorum, Hakikatte ise biz- de maalesef müstahsil unsurlar yetiştirilmek hususu ciddi bir su- rette ihmal edilmiş bulunmaktadır. Memleketin herhangi bir nok- tasında mühim 'bir fabrika açıl- sa oraya mutlaka ve en az bir kaç ecnebi mutahassis getirilir, Bu hal' bilhassa ecnebi sermaye- sinin iştira'ile vücuda gelen müesseselerde daha ziyade na- zarı dikkati celbeder. Bunlarda bir çok ecnebi “ihtisası olsun olmasın- mut nam ve hesabile iş görür ve bu mutahas- sıslar daimi bir surette istihdam olunur. Bunları muvakkaten ve ancak yerlerine Türk mutahas- sısları yetiştirinceye kadar kul- lanmak kimsenin hatırına gel mez, Biz Tütkler az çok ihtisasa ihtiyaç gösteren ve fakat vasat bir zekâma her vskit uhtesinden geleceği işlere yaramaz addedi- liriz. İşte bu zihniyetin sevkile- dir kı senelerdenberi sürüklenip geldiği halde henüz bir netice- ye iktıran etmemiş olan şirket ve bankalardaki Türk memurini meselesi bu kadar zaman mev- zuu bahsolduktan sonra belkide artık bir tarafa bırakılmak üze- redir. Halbuki gerek böyle ma- İi ve ticari müesseselere Türk- leri yetiştirerek yerleştirmek ve gerekse alelümum memleketteki genç unsurları mustahsil ve hayatta bir işe yarar vaziyete Şnyi cümhuriyet idaresinin alletmek mecburiyetinde bulun- ai hayati meselelerden biridir. ütün milletlerin, halk menfe- atini gözeten hükümetleri saye- sinde çokdanberi başlamış oldu- ğu bu terbiyeri hazırlığa biz an- cak şimdiki cümburiyut idaresile başlıyabilmek imkânna (mi- lik bulunuyoruz. Bir defa genç- iğimizi göz önüne getiriniz bun- ların ekserisi natamam tahsil ile hayata atılıyor ve hayatını ka- zanmak için malik (o bulunduk- ları vesait, madihayatta sahai tatbiki pek bulunamıyan nazarı lise ve idadi veya rüşti tahsilin- den ibaret. Filvaki bunların ek- seriyet azimesi memleket maka- nizmasının bir noktasına sıkışup kendilerine şöyle böyle kanaat- kârane ve her türlü konfordan ari bir hayat teminine muvaffak oluyorlarsada o her nasılsa gir- miş oldukları mevkiden bir se- bep dolayısile çıkıverince hayat mücadelesinin çetinliği karşısında apışıp kalıyorlar, kendilerinde yaratıcı bir kabiliyet olmadığın- dan sefaletle derhal karşı karşı- ya geliyorlar. Bir memleket kuv- vei iktısadiyesinin heyeti umumi- yesi fertlerin kabiliyetlerinin mec- muundan mürekkep olduğuna nazaran gençliğin hayat mücade- lesinde muvaffakiyetine hadim olacak hazırlığın idare etmek, bizim gibi yeni doğan milletler im ğe. için, doğrmdan doğruya devlete müteveccih bir vazifedir. Bizim gibi yeni hayata atılan diğer memleketler de bunu böy- le anlamışlar ve o şekilde hareket ederek muvaffak olmuşlardır. Netekim bu seneki Bulgaristan seyahati esnasında bu memleke- tin genliği iktısadiyata hazırla- mak için takip etmiş olan siya- seti tetkik ettiğim vakit bir defa daha şahit oldum. Bugün Bulgaristan bir cihetten kendi fabrikalarının muhtaç bu- lunduğu usta başıları ve muta- hassısları bizzat yetiştirdiği gibi diğer cihetten memlekette eski- den mevcut her türlü müstahsil unsurları da gittikçe daha asri bir hale koymuştur.Hatta bugün Bulgaristan harice mutahassıs amele “ihraç,, etmek mevkiindedir. Varna ticaret odasın ziyare- tim esnasında “ i iki mutahassıs Bulgar marangoz amelesinin meselesile meşguldü. Halbuki bir memle- ket iktısadiyatında, o memleket evlâdınn başka memleketlerde kazanarak vatanlarma gönder- mekte oldukları paranın ne bü- yük ehemmiyeti olduğu meydan- dadır. İşte İsviçrenin ve işte Yunanistanın vaziyetleri hariçten gelen bu paranın memleket pa- rasının istıkrarında rolü hayli büyüktür. abii meselenin bu vaziyetine i kadar Bulgaristanda yirmi otuz senelik bir himmet sepketmiştir ve maksadı te- min için gerek hükümet ve ge- rek ticaret odası, &snaf Gemiyeti ibi teşekküller el ele çalışmış- Kader Hatta daha ileri gidilerek nazariyatçıların hoşuna gitmeye- cek surette hürriyeti şahsiye ve mesai de tahdit edilmiştir. Me- selâ Bulgaristanda diplomalı ol- mıyan ustalar ia kundu- rea V.S.) d açıp kendi başına icrayı ticaret edemez. Diplomasız 'dıvarcı ustaları, ve saire Fakat bütün bunlar hep halkın menfaatine olarak ihtiyar edilmiş tahdidattır ki neticesi bi ü iyi vaziyettir. Evvelce Bulgaristanda da biz- de olduğu gibi kalfa ve ustalar hüdai nabit bir surette yetişip ve cahil ustalar kendi çırak ve kalfalarına usulsüz bir surette san'ati öğretiyorlarmış. Memle- ketin iktısadiyatını yükseltmek ve dünyanın her tarafında taam- müm etmekte a ee dev- rinin Bulgaristana da girmesini teshil eylemek için Bulgarisran- da pa - bizde olduğu gibi - sanayi ve ziraat mektepleri aç- mışlar ve fukat bakmışlar ki bu- radan çıkanlar - elyevm bizde ol- duğu gibi - ya sermaye yoksuz- luğundan veyahut hayat mücade- lesinden tamamen bihaber bu- hunduklarından dolayı esnaf veya çiftçi olmaktan ziyade memur olmaya bakıyorlar ve binaenaleyh sarfedilen emekler ve paralar boşa gidiyor. Binaenaleyh işin böyle sök- miyeceğini anlayarak sistemi de- irmişler. Hiç esnaf ve çifçi- li alâkası < olmıyanları alıp ta bünları gayri tabii usullerle esnaf ve eksi yapmağa kalkışa- zaten esnaf ve çiftçi olmuş, bunları meslek ittihaz olanlara nazari ve pratik dersler vermek cihetini ihtiyar etmişlerdir. Ve bu maksatla mecburi esnaf tahsili kanununu çıkarmış ve bütün ufak sanayi erbabını ve mutahassıs ameleyi diplomaya tâbi (tutmuşlardır. EE Hâlâ jâf! ŞHekinler, yaraya yapışan gaz ve pamukları çıkarmak için yumuşatıcı ilâçlar kullanırlar. Çok acı hapların üstündeki şekerli! tabaka da bunun başka bir şek- lidir. Bazı sert, yalçın fikirler için de kalem sahipleri ayni ted- bire başvururlar. Söyliyecekleri şeyin acılığı, ateşi kendilerini yaktığı için, onu, hissi alan, si- nirleri avutan bir şiir bulutuna sarıp serinleterek karşılarında- kilere uzatırlar, Çok defa bu tedbir belki haklı, belki de lâzımdır. Fakat bazı hakikatler vardır ki onları söylerken, söndürmek şöyle dursun, bilâkis fikri hissin pertavsızından geçirip tutuşturmak, kelimelerin alevini üfleyip parlatmak vazife olur. Benim burada bahsedece- ğim mesele de böyle bir davadır. Çanakkale döğüşünün üstüne tam on altı yılın ağır yığınları kapandı. Bolayır sırtlarından ta “ Seddülbabir,, eteklerine kadar uzanan tepeler, keskin yarlar derin uçurumlar arasında Türk tarihinin en büyük zaferlerinden tü biri kazanıldı. Vatanımızın ufuk- larını şanlı bir şenlikle aydınlatan Kosova, Mercidabık, Çaldıran za- ferleri, bu yeni doğan Çanak- kale güneşi karşısında birer yıl- dıza dönmüştü. Bir tarafta sade biz Türkler, bir tarafta Kanadası, Cezayiri Hindi, Aksayişarkı ile bütün Avrupa karşılaşmıştı. Bir çift pa- zıya mukabil, yüzlerce kol uzan- mıştı, Bütün Avrupa ve onlarla beraber dünyanın yarısından faz- lası, korkunç (o manevelâlarile Vatanımizın kapılarını zorluyor- lardı. Yerinden oynatamadıkları şey, bizim ayağımız, bütün zor- İarının, bütün silâhlarmın cam çubuklar gibi kırıldığı zaman Varlık, bizim göğsümüzdü. Bü şanın en büyük kısmı his- selerine düşenler, aradadırlar. simi er destanın ve mehip ahengini hayran hayran tekrar eden engin ağak: yz dinliyerek orada yatıyor- "Kendi topraklarından yarınki muhariplere birer baş siperi ya- pan bu şehitlerin kaç bin kere mübarek olduğundan bahsetmi- yeceğim. Bu, önünde hesap ve zihnin durduğu bir harikadır. Yalnız şunu söyliyecğim: Bu şehit mezarlarının biraz ilersin- de düşman mezarlıkları var. On- lar bozgunları için mermer tür- beler, yaldızlı âbideler yapmiş- lardır. Zengin, kadri bilinmiş Frenk kaçağı yanında cihanı di- ze getiren Türk şebitleri çıplak abidesiz, hatta nişan ve mezar- sız yatıyorlar. Geçenlerde (orayı (ziyaret eden yabancılardan utanmıştık. Duydumki bir beyet şehit- leri ziyaret etmiş. Hitabeyi odu- dum, söylenenleri dinledim. Gü- zel de olsa lâf, lâftır, sade lâftır yalnız lâftır. Yıllardan beridir de bu lâflara binlerce lâkırdıdan başka birşay katmadık. Anlaşı- lıyor ki eğer bu yüksek vazifeyi cemiyetlere (o bırakırsak hiçbir neticeye varamıyacağız. İyisi hü- kümet meseleyi benimsesin. Ver- imi alır, başka şekilde birted- birle iane mi toplar, ne yaparsa yapsın memleketi bu nankörlük- ten Ma De karde- şini, oğlunu yavuklusunu veren millet Çanakkale şehitlerinden Seyyah parasını esirgemez. Bugün Bulgaristanda İiplomasız adamlara iş verilmiyor, hatta diplomasız iş yapmak isteyenler aleyhinde takibatı kanuniye ;a- piliyor bu takibatı yapabilmek hakkı hükümete ait olduğu ka- dar ticaret odasına ve esnaf te- şekküllerine de verilmiştir. Hikmet Cemal FEDAYİLERİ CENNET a m m a —— Yozen: Ömec Rıza EZ amma Kudüste bir düğün Melike ile Zeydun evlendiler — 120 — mış, içerdeki sahanlık bir düğün €- vi gibi donanmıştı. İçerisi, âyan ve kumandanlarla dolu idi. Sultan Sa- lâhattin ortada bir tahtın üzerinde oturuyordu. Sultanım yanıbaşında, uzun boylu ve zırhlı bir genç duru- yordu. Bu bizzat Zeydundu. Yanan ışıklardan gözleri kamaşan ve bu- raya niye getirildiğini anlamıyan Melike şaşırmıştı. Fakat Zeydunu burada görmek ona biraz kuvvet vermişti. Melike kuvvetli adımlarla iler- liyerek Sultanın karşısında durdu. Ve onu hürmetle selâmladı. Ortalık derin bir süküt içinde idi. Sanki nefes alan bile yoktu. Melikenin içine bir korku sindi. Acaba ne olacaktı? .. Sultan Melikeyi yanına aldı ve onu oturttu. , Sonra bütün cemaata hitap et- — Bu akşam, dedi, kıymetli bir vazifeyi ifa edeceğiz. Hepiniz bili- yorsunuz ki bu Kudüs şehrini, kud- siyetine lâyık bir surette istirdat eltik. Onun etrafında, onun hari- minde bir damla kan dökmedik. Bize her türlü fena muameleyi ya- pan, bize her türlü zulmü ve her türlü işkenceyi tatbik eden insan- ları affettik, Bu, bize ihsan olunan büyük zaferin zekâtı idi. Fakat he- piniz de biliyorsunuz ki, bu büyük işin bu şekilde başarılmasında, bu hemşirezademin büyük bir hissesi vardır. Onun için biz bu akşam onun bu şerefli ve güzel muvaffa- kiyetini tes'it edeceğiz. Melike bu son sözlerden bir şey anlamamış gibi idi. Gerçi, onun! Kudüs meselesinin sulhen halledil- mesinde bir zerre hizmeti vardı. Yahut bir takım şerait ona bu şere- fi bahşetmişti. Fakat onun bu şe- refli ve güzel hizmeti nasıl tes'it olunacaktı? Melike, düşünüyor, düşünüyor ve bu suale bir cevap veremiyordu. Sultanın bir işareti üzerine iki zabit ilerlemiş, bunların biri Meli- kenin, diğeri Emir Zeydunun ö- nünde durmuşlardı. Zeydun, önünde duran zabitin arkasından sağ tarafta bir kapıya doğru gidiyordu. Melike de ayağa kalkmış, ve zabitin arkasından sol taraftaki bir kapıya doğru ilerle- mişti. Kapı açıldıktan sonra Melike irmiş ve zabit geri dönmüştü. İyi Melikeyi bekliyen kadınlar onu alıp büyük bir odaya götür- müşler, sonra onu hazırlanan ha- mama götürerek muattar sularla yıkamışlar, saçlarını taramışlar, ve ol inciler ve mücevherlerle süslemişlerdi. Daha sonra Melikeye muhteşem elbiseler giydirilmiş, onun bütün müceyheratı takılmış, başına sır- madan yıldızlarla işlenmiş bir örtü konulmuştu. Acaba bütün bu hazırlıklar ni- çin? Melike, bunu kadınlardan öğ- renmek istedi. Eskidenberi tanıdı- ğı bir kadına sordu: — Beni niçin böyle süslüyorsu- nuz? — Sultanın emri ile... — Acaba bir yere mi gidilecek? — Bilmiyoruz. Melikenin hayreti artmıştı. Bu akşam her halde bir şey olacaktı. Fakat neydi? Melikenin hazırlanması ikmal olunduktan sonra kendisi tekrar geldiği kapıya götürülmüş, ve dışa» rı çıkarı! . Demin onu getiren! zabit burada bekliyordu. Zabitin verdiği bir emir üzerine trampeta- lar çalmış, bir münadi bağırmıştı: — Balebek emiresi, cihan Me likesine yol açınız! Melike ilerlemiş, tekrar Sulta9 Salâhattinin yanma götürülmü Bir dakika sonra tekrar tramp€” talar çalınmış ve münadi gene bö” ğırmıştı: — Emir Zeyduna yol açınız! © Zeydun, etrafında bazı ümers ile birlikte geliyordu. Sırtında ak tından sırmalar parıl parıl parlıyor du. Göğsünde emir Haydardan t€ varüs ettiği mücevher etrafa nuf saçıyordu. Zeydun da Sultanın yanına ks* dar gelmiş, onu askerce selâmls” mış ve onun müsaadesile yanına ©“ turmuştu. âyan yerlerinde oturuyorlardı. Sul tanın emri üzerine Şam kadısı Mw* hittin Zeki yerinden kalkmış ve or” taya oturmuştu. Sultan, Melikeye döndü ve on# sordu: — Balebek emiresi hatun! Se“ nin izdivacında sana vekâlet etme” mi kabul eder misin? Melike, şimdi anlamıştı. Bütün merasim, bütün bu hazırlık onu ev” lendirmek içindi. Melike, Sultana müsbet cevaP verdi. Ümeranın en ihtiyarlarından © lan Aduuddin ayni suali Zeyduns sormuş ondan da ayni cevabı a mıştır. Sultan Salâhattin ile emir Adur uddin, Şam kadısının iki tarafmds oturmuşlar, ve nikâh merasimi ba$ lamıştı. Bir kaç dakika sonra merasim hitam bulmuş, Sultan Salâhattin, ayağa kalkıp Meliköyle Zeydunu tebrik ederken etrafta oturan ü“ mera içinden kalkan biri koşa ko* şa gelmiş, Zeydun ile Melikeye sa” rılarak onları tebrik etmişti. Bu, bizzat Haldundu. Sultan onu elinden tutmuş, onu alnından öpmüş, sonra ona: — Oğlum! Ben seni de evlen direceğim! demiş. Haldun cevap vermemiş, yalnız liçini derinden çekmişti. İ Cemiyette hazır bulunanların "hepsi tebrikâtta bulunduktan son ra Sultan ayağa kalkmış ve söz İsöylemişti: — Bu akşam ifa edeceğimiz va” zifelerin birincisini ii etmiş bulunuyoruz. Şimdi diğer bir vazi” fenin ifasma başlı gız. Bu mem leketin içinde bir katil ve mücrim ini var. İnsanların başına belâ ke- silen, herkesin emniyet ve istiraha” tını selbeden bu katiller, bugün kuvvetli olduğumuz için, muhak- kak ki inlerine çekilecek ve yer yü- zünde izleri yokmuş gibi hareket edecekler, bizim zayıf mr bir dakikayı bekliyeceklerdir. insanları bu honhar katillerden kur tarmağa karar verdik. Onun için, bu akşam izdivacımı tes'it ettiğimiz Emir Zeydunu bir kuvvetimizin başında onların kalesine izama karar ( verdik. OEmir Zeydun bu kuvvetin hareket ederken biraderi Emir Haldun da diğer bir kuvvetin başında di" ğer bir yoldan hareket edecek, €s* rarkeşlerin kalesinin içini, dışını ve bütün yollarını bilen bu iki kar” deş bu haydut inini zirüzebr ede" rek insanlığa ve müslümanlığa bü“ yük bir hizmet ifa edeceklerdir. Bunu kabul ediyor musunuz? (Bitmedi) Tetebbu için Pariste bulunan genç diş tabiblerimizden Hayrettin Zeki Bey şehrimize gelmiştir. 43)

Bu sayıdan diğer sayfalar: