19 Aralık 1932 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5

19 Aralık 1932 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Alba son sözlerini tamamlaya- Kanapenin kenarmdaki Yastığa kapanarak hıçkıra hıçkıra © Ağlamağ başladı. Bütün vücudu diyordu. Roberts onun yanına İZ çöktü, Teselli etmek istenilen bir çocuğu okşar gibi onu kolları Arasma aldı, ellerini, omuzlarmı ÖPüyordu. O mütemadiyen: >— Ne fecaat, ne bedbahtılık! p Roberts sevgilisini kaldırdı .. in yanına kadar götürdü. i Orada beraber gecenin sessizliği inde civardaki havuza dökülen yuyun hafif zemzemesini, cırcır böceklerinin uzaktan gelen 3esle- Vini dinlediler... Alba, Robertsin boynuna sarı- arak; > Hâlâ beni sevmiş olsaydın il Manzarayı ne kadar hisli, şi İ, güzel bulacaktrm. in Roberts: — Fakat seni hâlâ sevdiğimi ilmiyor musun? — Hayır, hayır.... Bu sözleri acıdığın için söylüyorsun, nim ne kadar azap çektiğimi gördüğün için merhamet hissedi - Yorsun, Alba sözlerini bitiremedi. Bi - tibirlerine daha fazla yaklaşmış- ardı: — Seni daima seviyorum. — inanayım mı? — Deli gibi olduğumu görmü- Yor musun? Kendi kendimden m, kendi kendimle mi. “adele ediyorum! — Beni eskisi gibi, ayni hırsla arzu ediyor musun? — Bilsen, sevgilim, dağlardaki esnasında o hatıralar masıl gözümün önünde canlanı - Yordu. Orada, mevkii müstah - kemde, ıssız gecelerde, yalnız ba- : ma otururken hayalin hep ya - nmda benimle beraber başbaşa duruyor, bana hitap ediyordu. Ba- 2an vücudünün sıcaklığını bile der gibi oluyor, sana temas *decek gibi elimi hayaline doğru atıyordum. Albanın kolları Robertsin boy- © duma dolanmıştı: © — Demek, beni hâlâ seviyor - 1 “an; seni büsbütün kaybetmedim 7? — Beni hiç bir zaman kaybet- Medin ki.... Ah, yalnız imkân | “laa idi... Alba, Robertsin o düşüncesini Anladı; elile ağzını kapadı; Sus, bir şey söyleme, artık bizim, için kâinat mevcut değil. dir, Burada ıssız bir adanın ma - Barasna sığınmış iki kazazede i — iz. Kapıya doğru ilerledi, sürgüsü- p Mİ sürdür. Robertse doğru döne - *k yandaki kapıyı gösterdi, ya sordu: — Burası neresi? t > Yatak odam. ; © g > Ben oraya giriyorunü;” bir » Mkika sonra da seni çağırırım. ; Kadın, kücücük bir kaplan Yavan çevikliğile uzaklaştı. . N a aydınlık odada © Roberts, İş kalmıştı. Doe bakışı ne , Ne sarı arı yeri, ne e çenin sakin güzelliğini gör- me Albanın “bir dakika seni çağırırım,, kelimeleri y uğulduyordu. | yakalanacaklarını anlayınca ta- İstikbalde olacak hâdiseler bir | film gibi birdenbire gözünün ö - nünden geçti: Alba ile tekrar se - vişmeğe başlıyacaklardı. Arala - rındaki münasebet, yarm, belki öbürgün herkes tarafından anlaşı- lacaktı. Nikolson da hakikati an- lıyacaktı. Tam bu esnada film bu- lanıyordu, Robertsin kalbi dar bir çember içinde sıkılıyordu. Albanm kapamış olduğu kapı - ya doğru başmı çevirdi. Gözleri, gayri tabii bir şekilde büyümüş, iri ter taneleri dökerek Nikolso - nun hayalini gördü: İnekbaşı te - pesinde bulduğu halde idi. Du - | daklarından kan sızıyordu, toz | toprak içinde yaralı yatıyordu. Ni- kolson, sessiz bir yalvarma ile o - na kollarını uzatıyordu. Uzaktan bir ses duyuyormuş gibi oldu, eli- ni şakağıma doğru götürdü. Gelen es uzaktan değil, çok yakından vicdanımndan geliyordu: “Edi, bu- nu yapma... Benim hayatımı kurtardın, kalbimi kanatma. . Sen benim kardeşimsin, sana yalvarı- yorum, ben seven zavall: bir insa- nım, azap çekiyorum. Bana acı, o- nu bana bıirak!,, Roberts, kovalanan bir canavar gibi yerinden fırladı, garip bir | korkunun tesiri altında tirtir titri- | yerek gardırobunu açtı. Beyaz kra- | vatını koparırcasma çözdü, parlak | iskarpinlerini çıkardı. Yalnız bir arzusu vardı: Hemen kaçmak!.... Mihracenin otomobillerinden bi - rine atlıyarak derhal Bengamere gidip ilk trenle Bombaya hareket etmek! Orada ilk gidecek olan vapur- da hattâ kamara bulamazsa bile göverte bileti alacaktı. Hazırlğını daha çabuk bitirmek için elektriği yaktı, perdeyi çekti. Elbiselerini çıkarmak üzere iken bahçede sesler, kahkahalar du - yuldu. Neş'eli erkek setleri yakla- şıyordu. Kulak kabarttı. Bahçede- ki kumlu yollarda ayak hışırtısı duyuluyordu. Pencereye doğru a- tlan kumlar, camları kamçıladı. Gecenin sessizliği içinde Stead'in kalın sesini duydu: — Halo!.... Roberts... | kadeh bol daha içmez misin? Başka sesler de duyuluyordu: — Açsana kapını canım! — Bu kadar erkenden yattın mı, Roberts? Bir (Devamı var) Tavuk hırsızlığı Veznecilerde Kurultay soka- ğında Cemile hanımın kapısı ö- nündeki tavukların oradan ge- çen Ayşe ve Hatice isminde iki kadın tutmuşlar, torbalarına koy- muşlardır. Tavukların çalındığını komşular görmüşler, (o feryada başlamışlardır. Hırsız kadınlar vukları bırakarak kaçmışlardır. ——— Küfretmiş Yeniköyde berber Yorginin oğlu 18 yaşında terzi çırağı Di- mitro dükkânda otururken sütçü Daniş çeri girmiş, sebepsiz ye- re küfrelmiş, kapıyı kırmıştır. Dimitro buna kızmış, Danişin dükkânına giderek camları kır- ınıştır. Dimitro bu sırada elin- den ve başından yaralanmıştır. Hasköyde et kaçakçısı Naza- ret ve karısı Nazlı evlerinde kaçak koyun keserlerken kapının önünden geçen polis Tahsin efendi koyunun sesini işitmiş, Okapıyı çalarak kaçakçıyı merke- ze çağırmıştır. Nazaret ve karısı bu davete kızmışlar, memura ba- karet etmişlerse de yakalanmış- lardır. Meyhanede kahramanlık Galatada Hayripaşa sokağın- da benzinci Ali Rizanın yanında çalışan sabıkalı ismail Taksimde Mişeli sokağında Lukanın bira- hanesine gitmiş, koynundan bü- yük bir kama çıkararak masa Üzerine saplamıştır. ismail bunun- lada kanaat etmiyerek meyha- neciyi yanına çağırmış, bağıra, bağıra: — Sava balta olan polis, ko- miser kim olursa bana haber ver, akla karayı seçtireyim de- miştir. Meyhaneci susmasını söy- lemişse de ismail işi azıtmış, bir köşede oturan ikinci şube üçüncü komiserlerinden (Refet ve Üsküdar merkezi memurla rından İbsan efendilere dönerek: — Siz de sözde polissiniz. Kendinize gövenebiliyorsanız ge- lin de elimden kamayı alın de- miş ve küfür etmiştir. Bunun üzerine memurlar yerlerinden kalkarak O ismaili yakalamışlar, Beyoğlu merkezine teslim etmiş» lerdir. Sarhoşluk Sirkecide izmir oteli hizmetçisi Ali son derece sarhoş olduğu halde Hüdavendigâr caddesinde ilısan efendinin kabvesine girmiş, cam- ları kırmış, bağırıp çağırmağa ve umumun İstirabatini selbet- miştir. Ali elinden ve yüzünden yaralanmıştır. Otomobil kazası Emekyemez mahallesinde Yamık kapı sokağında oturan şarapçı Mişonun kızı Klaraya Şişhane yokuşunda 2038 numaralı oto- mobil oçarpmış, bacaklarından yaralamıştır. Şoför Recep yaka- lanmıştır. Yaralamış Meşrutiyet caddesinde Ayaz- ma sokağında oturan boya tüc- carı Mehmet Salih Ef. Şişlide Halâssâr Gazi caddesinden ge- çerken önüne Ahmet Ziya is- minde birisi çıkmış, bıçakla Sa- lih EE yi sol kaşı Gzerinden ya- ralamıştır. Şapkacı dükkânında Taksimde Asaf bey apartı- manında oturan Madam Mersi- neye ait şapkacı dükkânının atelyesinde benzin lâmbası tu- tuşmuş, yangın çıkmıştı. Şapkacı kadın yangının kendisi meşgul- ken kazara çıktığını iddia et- mişti. Polis tarafından yapılan tahkikatta yangında kast oldu- ğu anlaşılmış, şapkacı kadın ya- kalanmıştır. Hırsızlık Büyükadada Nizam caddesin- de oluran Efe zade Mehmet bey zabıtaya müracaatla Tophanede Karabaş mahallesindeki deposu- nun kilidine anahtar uydurularak 300 kiloluk iki fıçı kimyevi to- szubun oaşınlarak satıldığından şikâyet etmiştir. Şüphe üzerine Hasan efendi isminde birisi hak- kında tahkikata başlanmıştır. j ediyor. Akıl erdiremediğim bir Kartta iki üç satır yazı var. Eylül nihayetinde burada bulu- nacağımı ve bana iyi haberler getireceğini o bildiriyor. o Kartı slınca sevincimden - kabıma sı- ğamadım, şirketlen de biraz er- ken çıktım, bir iki bira içmek için bir gazinoya gittim. Etra- fımla biç alâkadar değildim. Artık burada yaşıyan ruhum de- ğil, yalnız cismim. Tabmin ediyorum ki bir ay sonra hareket edebilirim. Dok- tor Vudun gelmesini bekliyemi- yorum. 16 Eylül Bugün şirkette, bir memurun masa üzerinde bıraktığı yerli | gazetelerden birine göz gezdiri- yordum. “ Yeni munallimlerimiz,, diye bir serlevha gözüme ilişti. Bu sene kız muallim mektebin- den çıkan hanımların nerelere tayin edildiklerini yazıyordu, he- yecanla göz gezdirdim; Ayşe Cemil hanımın burada kaldığını okuyunca bilmem neden pek sevindim. Babasının adı da Ce- milmiş. Ben bu maceradan Amerika- ya daha tatlı katıralar götürmek istiyorum. Vakit te hayli daraldı. Fakat tesadüf bir taraftan bana yardım ediyor; Ayşenin burada kalması tesadüfün bu işte benim lehime hareket ettiğini gösteri" yor. Bizim nazlı sevgiliye rasgel- mek te o kadar güç ki... Ama bundan sonra burada tayin edil- diği mektebin de adını öğrenir ve tesadüf etmek çarelerine baş vururum. 25 eyi&i Bu gece gene pek sıkıntılıyım. Saat bir olduğu halde hâlâ uyu- yamadım. Bu böyle giderse has- talanacağımdan korkuyorum. Ah bir kere Doktor Vud gelse ! Bü- tün ümidim onda. Bugünlerde evde de meşesiz- lik var. Kalp ağrıları büyük ba- bamı rabalsız etmiye başladı. Annemse kendi havasında. Bu sıkıntılar üstüne Ayşe me- selesi de beni ayrıca rabalsız inatla bu kız mütemadiyen ak- ıma geliyor. Geçen gün Fethi anlatıyordu; onun yanmda bir gün benden bahsedilmiş. Ayşe farkedilecek kadar kızarmış, si- nirlenir görünmüş. Anlaşılıyor ki onun gönlü de benim hakkımda söz söylemiye başlamış. Bir alâka başlangıcın- da bu çekingenlikleri tabii bu- lüyorum. Fakat işin bir an ev vel halledilebilmesi için benim tarafımdan biraz cesaret ve cür- et gösterilmesi lâzım, Binaenaleyh , gayret Turan! Mektepler de açılıyor. 3 feşrinirwvel Bu sabah direktör beni oda. sına çağırtlı; kendisi telefon ba- şındaydı. Benim içeri girdiğimi görerek : — Mister Turan, Doktor Vud sizinle görüşmek istiyor, dedi, Bir an için şaşırdım, alık alık etrafıma bakıp Doktor Vu- dun nerede olduğunu keşfe ça- lıştım. Yoksa direktör benimle alay mı ediyordu? O benim bu halimi görünce gülmiye başladı : — Geliniz, geliniz; Doktor Vud telefonda. dedi. Telefonu müdürün elinden ka- | par gibi aldım. O kadar' bheye- canlıydım ki kulaklarım uğuldu- | VAKIT dele Sayıfa 5 Poliste > z (oni altındaki koyu- İ Ş l I y en Y ara | le N Milli Roman —41— Yazan: Necmettin Halil yor; söylenen şeyleri anlamıyor ve Doktor Vudu her söylediği şeyi iki defa tekrarlamağa mec- bur ediyordum. Nihayet : — Ko'ece gel'de görüşelim, Dedi, Elimdeki işin bitmesini güç bekledim ve bitirir bitirmez Ko- lecs koştum. En uzun bhasretiler benim doktor Vuda atıldığım tehalükle birbirini katşılıyamazdı. iyi adamın ilk sözü: - Tebrik ederim Turan. Oldu. Bu cümle bana herşeyi anlattı, sıkılmasam doktor Vu- dun boynuna sarılacaktım. O da benim bu sevincimden keyifle- niyordu. Nihayet anlattı: Bana, tahsil ve yemek, yatak masraf- larımı karşılıyacak bir “feloşip,, temin etmiş. Kolombiya darül fünunüna gidecekmişim. Yalnız tabsilim ikinci sömestr başında, yani kânunusanide başlıyacak- mış. Demek ki kânunuevvelde buradan hareket edebileceğim. Nihayet iki ayım var, Sevincimden uçuyordum. Dok- tor Vud: — Alelüsul bir kontorato tan- zim etmemiz lâzım. Dedi. Ben hiçbir şey düşüne- cek halde değildim. — Hayhay doktor Vnd; ne zaman ve nasi isterseniz. Dedim. Doktor Vud bana şe- raiti söyledi: Tahsilim üç sene sürecekmiş. Mektep ve geçinme masraflarıma mukabil bana se- nede bin dolar verilecekmiş; yol masrafı tabii ayn. Kolombiya darülfünununun sosyoloji ve bu- nunla alâkadar bazı ilâhiyat derslerini takip oedecekmişim. Mezun olduktan sonra Amerika- da çalışırsam iki yüz, buraya gelirsem yüz dolar maaş alacak- mışım, Eğer - farzı mubal ola- rak - konturatı feshetmek ister- sem, hangi aydâ olursa olsun, o senenin veya geçmiş senelerin masrafını birden ödemiye mec- burmuşum. O kadar heyecanlıydım ki: — Aman Doktor Vud, hepsi güzel, yalnız bu konturatı da bir an evvel yapalım ki kalbim ra- hat etsin. diye rica ettim. O gülerek: — Canım acelesi yok, dedi; daha vaktimiz var. Fakat ma- dem ki bundan memnun olacak- sın, ben yarın yahut öbür gün tanzim ettirir ve imzalamak için seni tekrar çağırırım. Sana ve- rilecek olan bu bin dolar âncak kâfi gelir. Üslu ve muktesit ola- cağından eminim. Orada bir (Y. M. C. A) kulübünde oturur- san masrafın çok az olur. Bunun için de doktor Vudun ayrıca lavassulunu rica ettim. — Tabii, kolay, dedi. Bir mektup yazar, sen hareket et- meden evvel bunu da temin ederim. Ayrılırken doktor Vuda te- şekkür etmek için kelime bula- mıyordum. Eve Cöndüğüm zaman vakit hayli gecikmişti. Fakat mutadın hilâfına çok neşeli olduğumu gördükleri için neye geç kaldı- ğgımı sormadılar bile. Artık oh, ciğerlerimin bütün genişliğile oh diyorum. Bu şe- hirde, bu cehennemde ancak iki aylık misafirim. Ondan sonra ceonet, saadet ve muvaffakıyet, (Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: