11 Ekim 1950 Tarihli Yeni İstanbul Gazetesi Sayfa 6

11 Ekim 1950 tarihli Yeni İstanbul Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Sayfa €& B 'NDA, Taksimde, Fransız Konsoloshanesinin salonunda “Ye- nİler” grupu resim, sergisi açıldı. Bu 'fayın on beşine kadar devam edecek sergide on resim ve bir fotoğraf sa- natkârının 128 parca eseri teşhir e- diliyor. Renkli, neşeli ve — canlı bir sergi, Her gün saat 10 dan akşam 19 a kadar açık. Bir hayli ziyaretçi sergiyi geziyor. Senelerce evvel “Ye- niler” ismi altında toplanıp ilk sergi derini açtıkları vakit, bu grupa men #ıp sanatkârlar arasında resim an- Jayışında, birleşmiş istidatlar vardı. Sonraları, grupun — mühtelif Azaları dağıldilar, — başkaları iltihak etti, yeniden ayrılan ve grupa girenler ol- Mümtaz Yener'in Yanık Ömer'l Yeniler Bugün Takat, bu, bir pek az ki kaln Eruptan ziyade, umümiyet itibariyle, Bir atelye manzarası arzediyor. A- telyenin başında gelen — Nüri İyem müayyen bir. “mötler” ye sahiptir, tabint kendisine resim yapmak hustı- sunda bir kolaylık bahşetmiştir. Bu mazhariyeti, Nuri İyem hassasiyeti ile beslemiş Ve onunla iktifa etmiş- tir. Bu sebepten kendisini muayyen ve mahdut bir çerç 've içinde yalnız Fakat teğ- hir ettiği eserler arasında 6 numa- ralı portresi, bizce, onun inkişaf € debileceği yola işaret etmekt (mixaye| Zümrüt HMET, sabah erkenden uyan- 'du. Gözlerini açar açmaz, uyku ile hakikat arasında olan tered- Güt anından sevinçle — silkinerek yatafa oturdu. İçi heyecanla gı dıklamıyordu. Cuma günü di Asumanla buluşacaktı. — Yatağın öbür tarafı gıcırdayınca, yanında yatan kadına tenkid dolu nazar- Jarla baktı. Bu, on senelik karı © idi. Bir sürü yalanla aldattığı Kadın.. On senedir. ezberlediği Yüz.. Ve öte yanda Asuman. Ahmet, içini Çekerek ayağıl Kalktı. Yağmur yağıyordu. — Bu Ayi idi.. “Köşe başında buluşma. Asumanm otomobile süzülüşü, 1s- Sız sokaklar. Karısı uykü dolu gözlerini ona çevirerek; “Ne o, erken kalktın Ahmet?,, diye sorduğu zaman, ba- fanı çevirmeden “Görülecek hesap- lar var, muhasebeci bu sabah er. ken gelecek diye, cevap verdi. Sen yat uyu.. Hayır, kahvaltıyı dışarıda ederim...., Sanki o sabah kahvaltıyı karısına hazırlatmak, yicdan azabını artırmakmış gibi. Fakat neden vicdan azabı? On #enedir evli İdi. Koca on sene. Halbuki hayat ne türlü heyecan: larla dolu fal, Ahmet, dikkatle traş olurken giyeceği — elbiseyi ”/ düşünüyorda. Maron komple Ve koyu gri kra: vat.. Asuman beğeniyordu. bun: darı Tekrar. bir. gıdıklanma, kalbi kopacakmış sanki, — Ahmet! Karısı gene ne İstiyordu? Hayır öğle yemeğine gelmiye: cekti. İhsana davetli dli. Akgama erken gelecekti. Aman bir an evvel kendini s0- kağa Karısı — düşünceleri- ni okuyabilirmiş gibi. göz göze gelmekten çekinerek giyindi, kra- vatını bağladı. Karısının ” "O! Bugün pek şıksın, hayrola ? ,, su- aline; “Ne tuhafsın, elbise de. #iştirmeğe de mi — hakkım yok, hem Allahassmarladık., diyerek, a. cele dudaklarını yanaklarına değ. dirdi ve süratle kapıdan çık: 'tı. Kapının önünde duran lüks » tomobiline — binip — yazıhanesine vardığı Vakit, memurlarının se- Jâmlarına baş eğmesiyle mukahe. le ederek; “Bana telefon var mı?, diye sordu. Yok, cevabını alınca Tahatladı. Demek, Asuman tara: fından her gey tamamdı. Ahmet abırsızlıkla ÇOnbiri) - beklemeğe başladı. Gelen giden kâğıtlar, telefon — Mmühavereleri.. İnsanin düşüncesi tek şeyle, aşkla dolu iken, ondan hariç her şey ne ka: dar fuzuli görünüyor. Asumanın herkesten uzak rüyalar diyarında olmak, — Canım Asuman. Onunin buluşmak, ona sarılmak, seviş- mek, on senelik evlilik ezberini Unutmak. Tütün alındı, tütün satıldı, stok kalktı. stok geldi.. Bunca sene yaptığı zengin — ticaret, karısınn Aldığı bir Sürü kürk, elbise, mü: cevherat.. Hayatın yegzâne mâna: # bü imiş gibi.. Fakat şimdi A- Suman Vardı. Öna neler alacak ti neler. Saat 1i e gelince, Ahmet sabır. sızlıktan başının Göndüğünü his sediyordu. Memurlarına — öğleden sonraki programı verdikten sonra. soka- Şa çıktı. otomobile binerek pos- tahaneye gitti. Son telefonu ora- dan edecekti. — Yazıhaneden bir kadınla alâkalı olduğunu kimar Bilmemeli, Vâi. Asumanın numarasını çevirdiği zaman o hemen cevap verme- yince, kalbi donar gibi oldu. F kat işte Asumanın sesi cevap ve Fiyordu... “Evet canım, — yarımda Aynı yerde. Fakat altıda dönmeli Yim.. Kocama terziye ve dişç Bidiyorum diye uyduracağım Ahmet sevinçten kendini imzalar: küpeler Suzan SÖZEN zaplederek — otomobil ile önünden geçtiği tanınmış bir. mücevherat- çının kapısında dürdü. Asumana birkaç zamandan beri beğendiği bir çift zümrüt, küpeyi alacaktı. Dükkâna / girdi, küpeyi seçti ve dükkâncıdan, bunun en güzel bir kutuya — konmasını rica ederek. paketi cebine koydu, çeki imza- İadı ve çıktı. Saat erkendi, şöyie bir tur yaparak Vakit geçirecek- fti Ann caddeden ayrılarak oto- mobille dar sokaklı bir takım ma- kallelere saptı... Ve biraz” sonra birdenbire — durdu. İlerde köşede duran bir taksiden karısı İniyor- u. Kadın başında tuttuğu eşarpı daha sıkı örterek önünde durduğ eski bir eve girdi. Bu biçimsiz yerde karısının işi ne ölabilirdi? Kısa bir tereddütten sonra Ahmet 'eve yaklaşarak pencerelerine bak tı. Perdeler inikti. Ahmet, içini karma karışık eden şüpheye son vermek için, eski. — bazamaklar: dan yukarı çıkarak kapıyı çald Kapı aralandı ve ihtiyar bir ka- dın yüzü göründü. Ahmet hiddet- 'ten kekeliyerek, — Kanm, karım çağırın, diye haykırdı. Kadın: — Yanılıyorsunuz, yalnız yaşıyorum. ben bure Ahmet — büsbütün hiddetlene- re, kapıyı — zorlayarak içeri gir- Meğe calışıyordu, fakat kapı zin- cirli idi.. Demirler. parmaklarını acıtıyordu. Etraftan patırtıyı dü- yanlar, kapı önünde halka yapmı ya başlamış: “Ne 0? Ne oldu?, su. yorlardı... Ahmet, etrafa karşı re- Zil oluyordu... Belki de karısı çerde saklanıp çıkmıyacaktı. En iyisi eve dönüp, hizmetçiden her geyi anlamaktı.. *Ahmet deli gibi otomobile atlayıp evin yolunu tut tu. Çılgın gibi arabayı sürüyor- du. Kıskanclık ne dehşetli, ne ki Na idi.. Karısı tarafından alda- tılmak ne kadar korkunç, ne ka- dar feci idi.. Eline geçirdiği va kit karısını — boğacak, bin türlü işkenceden — sonra — öldürecekti. Demek aldatılıyordu... Ne zaman. dan beri?.. Daha çabuk. Daha çabuk.. Ah hizmetçiyi ne kadar dövecekti, o kadın bu işe ortaktı buna emindi şimdi. Karısının her sefer terziye gidişi.. Çılgın!.. Bil. ftün kadınlar kocalarını böyle alda- fıyorlarmış meger.. Aklında te bir düşünce, karısı. Onu seviyor. du, çünkü acısı sonsuzdu. - Kör! Kör!.. İşte biraz daha, eve geliyor İste geldi.. Arabanın kapısını ka pamadan kendisini asansörün içine Attı, katına gelince kapıya çullan- di, yumruklamağa basladı. “Açi Açl. Sesi ne kadar boğuktu... Kar Pi açıldı ve birdenbire - Ahmedin Beyecanı dindi. Önünde sabahlıkla karısı dürüyordu. — Ne ©. Ahmet, hani yemeğe gelmiyecektin? Ahmet - sendeliyerek — karısına sarıldı. - Biraz hastalandım, işte gel dim., Bana iyi bak. Yanılmak ne İyi geymiş me- ger.. Karısına / benzettiği kadın, kirli mahalle, Asuman, ne kadar uzakta İdi hepsi., Ahmet ne ka: lar mesuttü.. Karısı ceketini çıkarırken, cebinden - küpe kutu: Bu nedir? diye sorduğu va Sana küpe aldım. Sevgilim, bunların sana herkesten çok ya: Karısı sevinçle küpeleri kulak larına geçirdi ve aynadan kona 'bakarken: Ben de, bu sabah neden bu kadar erkek' çıktığını 'merek et miştim, dedi, demek bunları aL Mak içindi. SANAT Hikmet Aksüt'ün bazı” eserlerini görünce, Nurt İyem'in tesirini his- sediyoruz. Tamamiyle zihni nazart. pet bir meyva Vermiş değildir. He- men bütün grupün ressamlarında Körülen bu — kusur, ona / Şarlo gib resimler yaptırtmıştır. Halbuki, ken- disinin 10 numaralı resim çerçev sinde İnkişaf araması yerinde olurdu. Thsan Tn sü 'da müayyen bir “pro- e$dö"yi İşlemektedir. B numaralı İs- tasyonu önün asıl hüviyetini belirti. yor. Buna mukabil 1 numaralı kom- pozisyonunda, de muhte 6 numaralı portresin- İf başka sanatkârların te ralı "Ba. ni görüyoruz. 2 numı V grupün Adeta müşterek malıdır. 5 numaralı “Dostlar"ı pek malüm ve Adeta klâsik olmuş bir Dimitro Monayadis, kütüphaneli le zevkle gördüğümüz Avrupa bas- kısı albümlerdeki resimleri kendine nümüne İttihaz etmiş, bunları adap- Şimdiye kadar, — gayrı müsavi ol- makla beraber, gittikçe Inkişaf eden ve cidden güzel eserler veren Fer- ruh Başağa da, grupün müşterek kübizm hastalığına tutulmuştur. L kompozisyonunda"sectlon d'or dan balıyarak renlizmle kübizmi im- Yüz. Fakat plânlar neden ayrılmı, işik neden böyle? İzahi imkânsızdır. Bu haliyle, tabloya “karma kompo- diyebiliriz. “Horoz Döğüşü' dekoratif, fakat bazı İllustratlonları hatırlatıyor. S numaralı akşam gü- neşi, camiin Üstünde bize, aksini İ patı imkânsız renkler gösteriyor. 6 numaralı pazarda — ise tanıdık bir ressama ait renkler Var, 3 numara- h manzarada ve 7 numaralı “Pro- va''daki plânların sebebi meçhul, Sec- tlon'ların keyfi — konulduğu İntıibar var. Fakat her şeye rağmen — Fer- ruh Başağa zarif bir ressamdır. Bir renk âhengine sahipti. Tatlı renkle- Fi yine de var ve teker teker, per- sonnage'ları muvaffak, — Yalınz he- yeti ümümiyede tenakuzlar var. Ragıp Gürcan veşil bir âhenge ka- pilmiş, bünü yeknesaklığa kadar gö- türüyor. 13 numaralı manzarası, en güzel tablosu, 8 numaralı “Velleren- di” de vaadediyor. 3 numaralı sız Konsoloshanesi' -Fran- h sergiden çıkılıp bakılınca, sanat. kârın tabiat ile tefsiri hususundaki telâkki ve imkânlarını gösteriyor. Pindaros Platonidis'te Nuri İyem- in tesirini sarahatle görüyoruz. Us- telik tahlolarının çerçeveleri renimle. Ti boğuyor. # numaralı “Çıkrılkı Ka- din” fena değii. Çoktandır. resimlerini ”- görmediği- miz Mümtaz Yener sergiye bep eserle iştirak ediyor. “Halk” resimleri ile tanıdığımız ve sevdiğimiz bu ressama da kübizm'in klşelerini benimsemiş ve bu cereyanın Ustatları tarafından kullanılmış bütün proc&deleri alarak, resimler yapmış. 1 numaralı kompo- zisyonu 2 numaralı “Yanık Ömer"i Küzel, Fakat onun olmaması Jâzım. Ancak 4 numaralı portrede Mümtaz Yener'i bulabiliyoruz. Kemal İncesu, grupun içinde Aya- sofyası müstesna diğer üç tablosu ile' nispeten hastalıktan salim kalmış ve © derecede de muvaffak olmuş. Kemal Artun yedi tablo teşhir e- diyor. 6 numaralı etüdü iyi, Diğer. leri ile, kendisinin, iyi bir sanate sa hip olmakla beraber muhtelif tesir. ler altında bocaladığını — görüyoruz. 2 numaralı” “Papelciler” ile bir nevi Roussenu” istidadı. gösterirken bir pazar ressamı olüvermiş. 1 numaral Bahriyeliler”ise daha ziyade karika. tlr mevzuu, Resimde mevzuun ehem. miyeti yoktur. Fakat burada — men Zua ehemmiyet verildiği sarih. 7 nu: maralı etldü bir başka ressamın e- serini hatırlatıyor. 4 ve S numaralı resimler iyi. Lâkin altına herhangi bir kimse imzasını atabilir. Bu on restamla beraber, sergiye iş- tirak eden fotoğraf sanatkârı Lima: sollu Naci, 1 ve 3 numara taşıyan fotograflariyle artık sanat sayılan bu sahada İstikbal vaadediyor. — Resim ile yakından meşgul olduğu takdirde daha geniş bir anlayışa ve muvaffa- kayete varacağı muhakkaktır. Zira, fotograf da tıpkı resim gibi, “göz' ile yapılmaz, “kafa” ile yapılır, o da, Tesim, Eibi, istidat, hassaniyet ister, Göze tathik edilen fotograf makinesi z içindeki mikroskopik bünyevi cisimleri tenkli veya — siyah-beyaz olarak zaptedebilen gayet seri bir fotograf makinesinin Birleşik - Ame: rikada inkişaf ettirildiği bildirii. mektedir. Göz teşhislerinde böyle bir Aletin ne kadar ehemmiyetli bir rol oynayacağını tahmin etmek hiç de güç değildir. Bahis — mevzuu olan âlet, Birleşik Amerika — Genel Sağlık Servisinin talebi Üzerine New.York eyaletinde Baush and Lemb Opticsl Company tarafından — geliştirilmiştir. Yeni fotograf makinesiyle bir has- talığın tedavisi esnasında fasılalar- İ göz bebeği, Asap fibraları veya gözün diğer kısımları — tesbit edil Mmektedir. Muhtelif - zamanlarda çe kilen resimler Üstüste konulduğu va. Kit göz doktoru tedaviden elde edilen neticeleri bariz bir şekilde müşahe- de' edebilecektir. Fotograf —makinesinin - zaptetme sürati, saniyenin 1/26 DA 1778 dir. Ayrıca, — karbon ark lâmbasiyle ve Amperaj — kontrolü İle küdretli bir tenvirat saglanmaktadır. HAREKETLERİ “YENİLER,, RESİM VE FOTOGRAF SERGİSİ ge İL ı fakat bunün yanı başında, öna mü- | / dire değer bir şeydir. azi olarak, bir kültür, hümüst ve u- | susunda iştirak ancak müml Kültür hamulesi Icap ettirir. | Nğe sevkeder. Ve şayet bu kârların bir şeyler vücuda getirmek | — «yenller” grupunu sön — şekliyle arzularını, bu. yolda gayretlerini, | giriitmiş olan sanatkârlara bu nak Müşterek bir anlayış mahsulü olarak | yüz Öz ve halla benliklerini bulduk. vermek İradelerini “gösteriyor Jarı vakit aralarından kiymetler çi Resim anlayışında iştirak, müda- |/ kacağı muhakkaktır. fansı kolay, hattâ bazı ahvalde tak: asollu Naci'nin dramatik bir f | HARLESTON tekrar moda oluyor Hollywood'un bir çok — ge lokallerinde — Ch: sene evvel Amerika ve Avru- Payı sarmış olan bu dansı şim- di gençler (ve yalnız - gençler değil!) çok hareketli buluyor. dar, bir nevi spor telâkki edi. yorlar. — Resimlerimizde — yeni dansı tecrübe edenler — görül- mektedir. 11 Ekim 1980 FERANSIZLARIN romantik aşk sah A vardır: Micheline Presle ve T Philip. E film çeviren bu. çift T Holiy Fransanın ol od'un Bilhassa aşk sahnelerini te maharet gösteren Micheline Presle birn iği gibi “Narin, ktir.” Tam bir Fransız tipi olan bu kadın Danlelle Darrieux' İ andırmakla beraber dir ve olgundur. denilebilir. Hem hem de iyi bir. artist olduğu Amerikalıların gözünden kaçmı n Micheline Presle, — kahverengi Saçları, büyük Eri gözleri ve zekâsı ile Hollywood'u: fethetti. Hattâ Di- ktör Jean Negellscu: — “Micheline bu kadar alâka çekmenine sebep, Holiywood'daki — artistlerden tamamen ayrı tipte olmasıdır. P Neeri ve Marlene Dietrich'ten beri kadar “kadın ve artist ile karşıla: Misa- Presle'i tak. arasında senaryo sahip- leri ile rejisörler de var. Hem cazip, hem de zeki bir artist nadir. bulun. duğuna gerek!.. — Müharrir Ernest Hemingway'in bir eseri filme alınırken Misa Presle, rejisörle fil hakkında münakaşa min atmosferi etmiş Ve P şdür, klâsik müzik hakkını bir malümata sahip © duğünü belli Hele günde on — sayfalık dlalogları bülbül. gibi hiç yorulma- /dan ezberliyebilmesi, herkesi şaşırt. maktadır. En meşhür artistlerden bazıları günde 2-3 sayfa ezberledi ler mi sinir buhranı geçirmeğe baş- larlar, Micheline — Presle'in bu hali, rejisörlerin parmağını a&zında bıra kıyor, Aynı zamanda, her gerait al- tında / becerikli ve pratik olduğunu da Amerikalılara — ispat eti olarak Tyrone Power ile Filipinlerde bir. film çevirdi. Film çevrildiği müddetçe — yerlilerden daha iyi ye- mek pişirmesini öğrendiği gibi, — on- darın meşhür. elişlemeleri - sanatın. da da bir hayli ilerledi. Micheline, Parislidir. Bütün sanat annesinden - almıştır. Anne- #i bir amatör ressam ve heykeltraş idi. Çamur ve palet dolü odalar için: de yetişen Micheline, daha 5 yaşın- da iken artistik tavırlar takın: mağa başlamıştı. Öniki yaşında annesi ile babasının birbirinden ayrılmasını müteakıp kü- çük Presle Notre Dame de Sion Ma- nastırının leyli okuluna verildi. Ar- Kadaşları ona “Kelebek” ismini tak- tılar. HAJA- Manastırdaki nün 88 satırlık — şiirini Bu giirde Presle - “Kanatları — hafif bir kelebeğim, Bir çiçekten - ötekine konarak başıboş, bahçelerde gezerim' demektedir. 16 yaşına geldiği zaman, bir aile dostunun tavassutu ile Pabst Aadlı bir Fransız rejisöre takdim e- dildi. Presle, 0 günü hiç unutmaz ve dalma şöyle tasvir — eder: “Yu- yarlak suratlı, — tombul bir kızdım. hatırlarlar, * Aristo, İlk eseri olan biyo- loji kitaplarını (M.O.S47) de, Lesbos ÇMIdilli) — adasında ler, MAdİ 301 yılın- da Lüsavoriç Kirkor. adın- daki bir zatın İrşadiyle Hı- ristiyanlığı kabul — ettiler. güneşe, yıl- dızlara ve yıldız. kümeleri- 'ne taparlardı. * Metresliği ve İkinci karının diğer bir n poligamiyi (Taaddüdü zevcat), llk ola- rak Eti kanunları kabul et- miştir. urum Bayezld (1860-1403) 100 bin kişilik Haçlı Ordu- suna. karşı Niğbolu Muha- rebesini kazanınca; — raferi. vilâyetlerine ve f İslâm hükümetleri: ne bildirdi. Misırda bulunan Abbasi — Halifesi, / Bayezide vanını verdi. Bundan sonra- Ki Osmanlı padişahları “Sul tan” unvanını dalma kullanı mağa başladılar. * İlk Türk-Rüs Harbi. 1677- 1618 yıllarında, Padişah IV Mehmet ile Car Aleksi Mi- halloviç devirlerinde — yapıl- mıştır. Rusya, Çehrin Kale- sini kaybederek Bağçesaray Sülhnamesti uzalamıştı (1681). * Üygür Türkleri, — matbaayı, Avrupadan — çok evvel bul muşlardı. Ağaçlardan, ayrı ayrı harfler kullanarak. ki- tap tabettikleri gibi, bütün devam Fransızların yeni yıldızı Bunları biliyor musunuz ? YILDIZ SİNEMASINDA 5 Haftadanberi Görülmemiş bir muvaffakıyetle etmekte ENGOALL yı görünüz O gün, burnumda bir sivilce vardı. Üstelik çok soğuk almıştım, boğa: zım ağrıyordu, annem boynuma bü- Ayaklarımda yraplar vardı. Pabst'ın oğru İlerledim, herkes bana baktı ve birden gülmeğe başe ladılar. Ne - yapacağımı — şaşırdım, sonra hıçkıra hiçkira ağlayarak ge- Ti dönüp kapıya — doğru koşmağa başladım. Arkamdan bir ses “Git. Meyin,, diye bağırdı. — “Şayet söyler nildiği kadar Iyi rol yapabiliyorsa- nız işe alındınız,, dedi. 'Yarım saat aşlamamı durdurmağa ıştılar, sonra elime verilen metni okudum.” Micheline, Pabet'la çalışmağa baş- Jadı ve İlk defa annesi ile babasını barıştırmağa — uğraşan küçük meke tepli bir kız rolüine çıktı. — Filmde adı Jacaueline Presle idi. — Deanna Durbinvart olan Bu rolünde çok mu- yaffak olan küçük Presle çok geç meden “Fransanın Deanna Durbin'i, adını almıştı. Bugtün, Amerikalı rejisör Williara Marshall ile evlidir. ve ingilizcesini yazıhanesine ilerletmeğe çalışmaktadır, Marshall, Texsa'lı, — sarışın bir adamdır. — Bir zamanlar örkestra İdare — etmiş, sonra tuhaf bir tesadüif olarak gen: meşhür. Fransız — artistlerinden biri olan Michele Morgan'la- evlenmişti. Micheline'i ilk defa Fransada ta mudi, sonra Çücen Mary'de döstlük- darını — ilerlettiler. Bugün — Beverli Hilis'deki güzel evlerinde mesut ya #ıyorlar, SELVA SEZER Hicret Estergonlu bir sahife, kilişe halinde ha- zırlanarak basılmış eserleri yardır. * Çinlellik, — Sümerlerin sırlı fuğla kullanmalariyle baş- Jamıştır. Bu sanat bilâhare İranda — pek ziyade gelişti. İran sanatının tesiri altın. da Selçuklar, daha sonra da Osmanlılar zeniş mikyasta çini kullandılar. Orhan Bey zamanında İznikte ve Bur- sada, — müteakıben de Kü- tahyada çini imalâthaneleri kuruldu. * Yeniçerilere lik cülüş bahşi- SETASL yılında T Bayezi- din tahta çıkışında verildi. Bu hareket daha sonraları devletin başına birçok mu- sibetlerin — gelmesine sebep z Aşısı 6 temmuz 1885 de Pasteur tarafından llk e- darak İnsanlara tatbik edil- meke başlandı. * Bizde İlk sahneye çıkan Türk kadını Afife'dir. Kadı- köy Hâle Tiyatrosunda, Hü- seyin Suad'ın. Yamalar pİ- yesindeki Jâle rolünü oyna- yan Afife; zamanının geri zihniyetini yıkarak, / tiyatro tarihimizde bir inkılâp ya- zatmıştır. (1909) * Hunlar'dan evvel at, Asya- da bilinen bir hayvandı. Fa- Kat bu hayvanı ehlileştire rek sütünden faydalanmayı ve harp vasıtası olarak kul- danmayı bütün Asya kavim- lerine Hunlar öğretmiştir. olan (Yard-Film)

Bu sayıdan diğer sayfalar: