8 Aralık 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7

8 Aralık 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

u ete “- 1 Bro rTt Yhestür 8 Kânunuevvel 1937 “ Yüzyıl önceki Fransa AKŞAM Sahife 7 2 a e a m 3 ncü Napoleone'a sordular: Bu nişanı nerde buldunuz? - Beşiğimde! dedi 1808 de Fransa bütün cihana hükmetmek istidadını gösterirken ağustosun yirmisinde Bonoparte'm karısı Hortense de Beauhamals'in bir oğlu daha oldu. ouis - Napoldon koydular, Napoldon Bonaparte, Waterlo seferine giderken bu çocuğu öptü: ümidi bu prenstir» dedi. yirip kendini imparator ilân etmek İstedi, muvaffak olamadı. Neden? 1832 de Hortense ile Louis İsviçre- | deydiler, Relchstadt Dükünün ölüm haberi Hortens'i sevindirdi. İmpa- tatolku tahtı Louis'ye kalmıştı. Louls e annesinin beslediği ümitlerle yan- mağa başladı. Abimi Eğe Strasburg isyanı Annesinden başka bir de kuvvetli, #natçı yardımcısı vardı: Victor Fi Ban. Üçüncü derecede bir gazeteciy- di. Persigny imzasile yazılar ya &ardı. Askerdi. Louis - Philippe kral olunca isyan etmiş, askerlikten tar- dolunmuştu. Parise, Londraya gitti, Fransa eya» letlerini dolaştı, hep Louis Napo- İonun propagandasını yaptı... İhti- lâl Strasburgdan patlak verecekti, 29 - 30 teşrinleyvel 1836 gecesi son bir içtima yapıldı, Halka dağıtıla cak beyannemelerin sureti yazıldı. Şafak sökerken prensin kıtaşı 4 üncü topçu alaymın bulunduğu mahalleye doğru ilerlemeğe başladı. Kıtanın önünde kartallı bayrak gi diyordu. Prens topçu esvabı giymiş, beline Austerlitz kılıcını takmıştı. 'Kumandanlardan biri kılıcını çek- #, askere hitap etti: — Büyük bir ihtidi arifesinde- yiz. İmparatorun yeğeni aramızda- dır. Halkın hukukunu ancak o mu- hafaza edebilir, Fransanın zaferini ve hürriyetini istiyen herkes onun strafına toplanır. Erler, imparato- Kun yeğeni size itimad edebilir mi? Binlerce ağız «hayhay» diye hay- kırdı, Kitayı beşe böldüler. Biri 3 üncü topçu alayını ayaklandıracak, ikin- cisi kaymakamı kandıracak, üçüncü- sü beyannameleri bastıracak, dör- düncüsü köprü kuran askerleri peşi- ne takacak, beşincisi belediye relsini tevkif edecek, Birinci bölük üstüne aldığı vazife- yi yapamadı, ötekilerin hepsi öldü. Prens askerlerle 46 ncı fırkanın bulunduğu kışlaya doğru ilerliyordu. Plân gayet basitli. Kışlaya hâkim olan tepede toplanacaklar; oradan Avluya girecekler, prens nutuk söylü- fırka esasen hazırlanma muştı. Derhal prense tabi olacaklar. di. Evdeki pazar çarşıya uymazmış derler. Bölükler yolu şaşırdılar. Bir çık» maza girdiler. Preus kendini beş on kişi ile kışlanın avlusunda buldu, 46 ncı fırka hazır değildi. Asker. İl ler yataklarında uyuyorlardı. *. Gürültü ile uyandılar. Aşağı ine | mek istediler, zabitler mâni oldu. Prens söze başladı. Bir ses haykırdış * — Bu adam sahtekârdır, bu adam Bonaparte'in yeğeni değildir!... “Bu ülkem ortalığı bütün bütün Bu kargaşalık arasında , biri ortaya başka biz ayla attı: Louis Napoldon 1848 de cum- hurreisi oldu. 1851 de meclisi fes- hetti. Plebisitle on sene reis inti- hap olundu. 1852 den 1860 a kadar 3 üncü Nepoldon genel emniyet kanunu- nu çıkararak Fransayı mutlakı- yetle idare etti. 1860 dan 1867 ye kadar halka biraz nefes aldırdı. 1867 den 1870 4 kadar da liberal rejim yayıldı. Louis - Napolfon 1873 de Chis- lehursta öldü. — Şehir ayaklandı, 10 uncu Şarlin taraftarları isyan çıkardı sanıyorlar, boş yere vatandaş kanı dökmiye- Bu yalan prensi ürküttü. Prensin kumandanı âşkerlere «rahat dur> emrini verdi. Prensle berâber kışla” nın bir odasına hapsedildiler, An- cak Persigny firar etti. Sabah saat sekizdi. Ertesi günü Fransa matbuatı bu isyan hadisesinden alay ederek bah- seti. Louis ONapoldon'u gülünç ettiler. Hükümet prensin Amerikaya tebidine karar verdi. e) ! ET 7 ARİ sonra saat 2 de prens ve adamlarını taşıyan vapur Fransa sahillerinde demirledi. Bütün gece vapurda İç- mişler, prensin mutuklarını dinle- mişlerdi. Sandallarla sahile çıktılar. 42 nci Voltigeurs alayının kuman- danı prens ve adamlarını karşıladı. a vak Bu üçüncü çocuklarının adını AĞ m > 225 Hollanda kralı Lewis Charles - «Belki de sülâlemin Louis - Napoldon 1836 da Strasburgda, 1840 da Bulonyada, kral Louis - Philippe'i de- Prens askerlere nişan dağıttı, zabit- leri terfi ettirdi. Bu müddet zarfın- da fırka zabitanı işi anladılar, kılıç- ları çektiler. Bu esnada bir silâh patladı, bir asker yaralandı. Prens şaşkınlıkla ateş etmişti. Adamları: Louis - Napoldon «Yaşasın imparator» diye bağırarak şehre doğru koşmağa başladılar. Ya- rı yolda karşılarına belediye reisi çıktı. — Kral namına emrediyorum, da Halınız! dedi. Bir süngü ile belediye reisini yere serdiler. Bu, günün yegine muvaffakıyeti oldu. Bir alay asker asileri kuşattı. Prens esir düştü. Üç gün sonra prensin âyan mecli- sinde muhakeme edilmesine karar verdiler, DO Müstakbel üçüncü Napoldonun Ayan meclisindeki muhakemesinden bir kaç safhayı aynen tercüme edi- ız: — Mesleğiniz? — Menfada yaşıyan Fransız prensi, — Ne hakla Lögion d'honncur nişar nini takıyorsunuz? Bu nişanı nere- de buldunuz? — Beşiğimde. — Taraftarlarınız kimlerdir? — Eğer muvaffak olsaydım, bü- tün Fransa hattâ Ayan meclisi âza- ları da taraftarım olacaktı. Prensi müebbed küreğe mahküm ettiler. Kararı dinledikten sonra dedi ki: «İmkânsız kelimesi nasıl Fransizca değilse, müebbed kelimesi de Fran- sızca değildir.» Müebbed hapis 1840 dan 18486 kadar sürdü, 10 kânunuevvel 1848 de Charles « Louis Napolöon Bonaparte Reislcumhur oldu. S.S. e .. Malatya YAkşam) — Malatya tariht eserler ile dolu bir şehirdir. Şehirden Bört kilometre uzakta «Yıkılhan» hamında bir mabed vardır. Bu mabedin tamir edilerek müzeye ifrağı düşünülmektedir. Yukarıki klişe bu Yıkılhanın büyük kemer ve sütunlarını gösteriyor, ESRARENGİZ KERVAN Yazan! Arif O, Denker 'Tefrika No, 24 Uşaklar Ahmed Abudu yere yatırdılar, işkenceye başladılar — Evrakı ve mühim bir yekün tu- tan paraları çaldığını inkâr edemez- sin, Onun için nereye sakladığını söy- lel Şayed bunu söylersen ihtimal ki sana karşı daha Insaflı davranır ve yalnız kulaklarını kesmekle kanaat eleriz. Haydi çabuk söyle! Düşmanlarının karşısında çırıl çıp- lak durmakta olan Ahmed Abud bir müddet sesini çıkarmadı. Ondan son- ra Tükomo Asaya dedi ki: — Evet, o paketi aldım. Sen ona an- laşılan çok ehemmiyet veriyorsun. O küçük paketi buldum diye sana tek- rar satmak istiyordum. Fakat beni ar- kamdan kovaladın, nehre atılmağa mecbur oldum. Yüzerken kalpağımla beraber o paketi de kaybettim. Çünkü paket kalpağımın içinde saklı idi. Onu tekrar eline geçirmek istiyorsan gidip Hunges nehrinin suları içinde araman lâzım! Takomo, Ah-Singe dönerek bir kaç kelime söyledi. Ah-Sing de uşakların- dan birine emirler verdi. Uşak dışarı- ya çıktı. 'Takomo Asa Ahmede dönerek 8or- guya devam etti: — Ahmed Abud, yalan söylediğini biliyorum. Kulcaya geldiğin zaman kâğıtlar yanında idi. Haydi, işi uzat- ma, nereye sakladığını söyle! Ahmed cevap verdi: — Ben kâğıt falan saklamadım. Hiç bir şeyden haberim yok! Bu esnada Ah-Singin uşağı elinde demirden ve tahtadan bir takım alet- ler olduğu halde içeriye girdi. Japon casusu dedi ki; — Kâğıtlar daha dün akşam ye nında idi. Onları Rus kadınlarına ver- medin mi? İş işten geçmeden İyice düşün. Yoksa biz seni söyletmenin yo- Yunu biliriz. — Rus kadınları mı? Hangi Rus kadınları? Mongolların hanında otu- ran kadınlardan mı bahsediyorsun? Ben onların yanına uşak olarak gir- mek istiyordum, onun için kendilerine vaktile Ruslardan aldığım hizmet va- rakalarımı gösterdim. Senin kâğıtları- nın ne olduğunu bilmiyorum. Onlar Kungesin sularına karışıp gitti. Ahmed Abud Japonların bu kadar ehemmiyet verdikleri o kâğıtları iade etmeyi ve yahut nerede olduklarını söylemeyi bir aralık hatırından geçir- di. İçlerinde neler yazılı olduğunu öğ- rendikten sonra o kâğıtların kendi- since bir kıymeti yoktu. Fakat kâğıt- ları aldığını itiraf ederse İngiliz bark- notlarını da ele geçirdiği anlaşılacak- tı. Bu cihet hiç işine gelmediğinden ve banknotları her ne bahasına olur- sa olsun muhafaza etmek istediğin- den sonuna kadar inkâr etmeğe karar verdi, sorulan suallere bir takım ka- çamaklı cevaplar verdi. Nihayet Takomo Asa dedi ki: — Böylelikle bu hırsızı ve yalancı- yı nafile söyletemiyeceğiz. Onu haki- kati söylemeğe mecbur etmekten baş- ka çare yok! Ah-Sing Ahmed Abudu bir kere da- ha doğruyu söylemeğe davet etti, O gene susunca: — Demek ki hiç bir gey bilmemek hususunda hâlâ inad ediyorsun? Ba- kalım bü inadın ne kadar silrecek, de- di ve uşağına işaret etti, Uşaklar Ahmed Abudu yere yatırdı- lar, Ayaklarını da bağladılar. Ah-Sin- gin uşağı onun yanında yere oturdu. Küçük demir çubuklarından, biçak- lardan, makaralardan, sivri tahta par- çalarından ve bir iki ipten ibaret olan aletlerini nısıf daire şeklinde önüne dizdi. Ah-Sing: — Haydi başla! emrini verdi. , Ah-Sing bu işkenceye taraftar değil- di. Fakat Japonlardan dolayı onu #okulan sivri tahta parçaları incele- tinden intihab edildi, tahtalar büsbü- tün değil yarıya kadar sokuldu. Türkmen genci sesini bile çıkarma- dı. Yalnız vücudünün ve âzasının tit- remesinden çok ıztırab duymakta ol- duğu anlaşıldı. Bundan sonra göğsün- deki adelelerine küçük ince demir çu | buklar sokuldu ve bu çubuklar derisi yırtılımcıya kadar büküldü. Odanın içindeki derin sükünet Ahmedin inle- melerile ihlâl edildi. Ah-Singin uşağı çubukları gene pek derinden sokma- mıştı. İkinci işkence vasıtası tatbik edildikten sonra Takomo Asa Ahme- de bir daha sordu — Nasıl, şimdi artık itiraf edecek misin? Kâğıtlar nerede? Japon casusu Ahmedin neden doğ- ruyu söylemediğini bir türlü anlıya- mıyordu. Bu aralık Ah-Sing Ahmede yaklaştı, ona doğru iğildi. Zavallının yüzünde iri ter taneleri hasıl olmuş- tu. Yarı açık duran ağzından kısık kısık ve fasılalarla nefes çıkıyordu. Ah-Sing Türkmen gencine dedi ki: — Mademki inatçılığında devam ediyorsun, sana başka türlü muamele edelim. Belki o zaman aklın başına gelir. Bunu söyledikten sonra dostlarına dönerek: — Bu küçük vasıtalarla herifi söy- letmeğe çalışmaktan vaz geçelim. Bey- hude vakit kaybediyoruz. Ahmedi bo- Hazına kadar toprağa gömelim. Gece- leri don yaptığından gömdükten son- ra toprağın etrafını sularız, buz tu- tan toprak tazyikini arttıracağından bu yalancı hırsız cibette sabaha kadar yumuşar ve bize doğruyu söylemeğe mecbur olur, dedi. Diğerleri de Ah-Singin bu teklifini muvafık buldular. Uşaklar Ahmedi bahçenin en arka tarafına kaldırdı- lar, kazdıkları çukurun içine gömdü- ler. Yalnız başı dışarıda kaldı. Gece- leyin bağırıp çağırmasına mâni olmak için de ağına bez tıkadılar. Tabif toprağın üzerine su dökmeyi de unut- madılar. O mevsimde Türkistan gün- düzleri çok sıcak olduğu kadar gecele- Tİ sıfırdan aşağı soğuk olduğundan, buzun hasıl edeceği tazyikin boğazına kadar gömülü olan bir insanı nasıl kadar dahilen ve ha- ricen muattal bir hale getireceğini ve inadını tamamile kıracağını tecrübe De biliyorlardı. Ahmed Abud bu suretle âdeta diri diri mezara gömüldükten sonra kendi haline birakıldı, herkes çekilip gitti. Japonlar ve Hang-Fao da evlerine dön- düler. Ayrılırken ertesi sabah tekrar gelmeyi ve hep bir arada Ahmedi ye- niden isticvab etmeyi kararlaştırdı. lar. Ah-Sing yalnız kalınca bir afyon çubuğu getirtti ve onu içerken uyku- ya dalarak tatlı rüyalar görmeğe baş- ladı. Tekrar uyandığı zaman saat gece yarısını iki saat geçmişti. Hilekâr Çin- M yavaşça yatağından kalktı ve Ah- medi sorguya çekmek için bahçeye indi. Şayet Ahmedden kâğıtları alma- ğa muvaffak olursa onu hemen öldü- recekti. Eğer Ahmed kâğıtların nere- de bulunduğunu itiraf etmezse desise ile Ahmedi vaidlerle kandırmak sure. tile söy çalışacaktı; Konakta herkes derin uykuda idi. Ay çoktanberi battığından ortalık karanlıktı. Gökte biribirini kovalıyan bulutlar arada sırada yıldızları örtü- yordu. Ahmedin gömüldüğü yer bah- çenin ta nihayetinde, sokağa bakan duvarın dibinde idi. Ah-Sing bahçede yavaş yavaş yü- rüyerek o noktaya kadar geldi. Top- rağı ellerile araştırarak Ahmedin di- şarıda kalan kafasını buldu. Dehşeti bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu. Ahmedin boğazı etrafında biriken su- Jar kalın bir buz tabakası halinde don- muştu. Ahmedin boğazını tıkıyan be- zin ucu dışarıya sarkmış, kaskatı ol” muş ve buz tabakaşının içine saplamp kalmıştı. Ah-Sing bu hali görünce memnuni- yetinden sırtı. Bezi buz tabakasın- dan kurtardı ve Ahmedin ağzından çıkardı. Çinli Ahmedi gömerken top- rağı mümkün olduğu kadar bol bırak» masını uşağına tembih etmemiş ok saydı Ahmed ihtimal ki nefes alami- yarak ölür giderdi. Ahmed, boğazının etrafında hasıl olan buz tabakasından dolayı hareket edememekle beraber gene ciğerlerini hareket ettirebiliyore du, (Arkası var) Gömü Tüm Dy a a pi

Bu sayıdan diğer sayfalar: