3 Nisan 1932 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

3 Nisan 1932 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

*Cttmhuriyet •• MUSAHABE PAZARDAN PAZARA: Oyun meydanları Bu haftanm yeni filimleri Bu hafta sinemalarda ingilizce ve fransızca facia, ko medi, operet olmak üzere muhtelif cins filimler var 1 «Meksikalı Dansöz» den bir sahne 2 Komik Bach ' «Bahriye Eğleniyor'» da 3 «Bebe D anyels» «Diksıyana» operetınde. Meksika'lı Dansöz Elhamra'da «Meksika'lı Dansöz» Amerika'da Teksas havalisindeki şehirlerin bi rinde yaşıyan fettan bir dansözün sergüzeştlerini tasvir etmektedir. Laska, Santakruz isminde eşraftan zengin bir adamın metresidir. Eskiden serbest bir hayata alıştığı için Santakruz'un kıskançlıkları canını sıkıyor. Bu kızgmlıkla kendisine lâ kırdı atan bir adamı öldürüyor. Jandarma çavuşu Milles te onu yakalı • yor. Fakat malum ya Laska çok şuh ve hoppa bir kadındır. Milles'i kendine meclup etmekte gecikmiyor. Çavuş dansözü bir daha Santakruz'u gör memek şartile salıverîyor. Halbuki Laska ayni zamanda parayı, süsü de çok seven bir Havva kızdır. Onun için zengin âşıkından vaz geçemiyor. Milles te bunu ha ber ahnca bu sözünde durmamazlıgını yüzüne vurmak için Laska'nın yanma gidiyor. Bakıyor ki genç kız vaktile beraber söyledikleri bir şarkıyı çalgıcılara çaldırmakla meşguldür. Onun da kendisini sevdiğini anlıyor. Beraber kaçarlarken Santakruz'un adamları Milles'i yaralıyorlar. O sırada ar kalanndan yıldınmdan ürkmüş bir yabanî öküz sürüsü geliyor. Yaraımın acısına dayanamıyarak yere düşen Milles'e vücudünü siper et mek için Laska üzerine kapanıyor. tkisi de çiğnenip ölüyorlar. Kordelâ âdetleri ve hayatları bize çok yabancı bir hava içinde cereyan etmekle beraber gerek reji ve ge rek teknik itibarile güzeldir. Vak'a baştanbaşa hareketli ve muntazam şekilde tertip edilmiştir. Laska'yı Dorotly Burgers bütün ruhu ile yaşatıyor. Leo Krillo iyi bir sahte kabadayıdır. Jhon Mak Brown samimî ve tabiî oynuyor. Çakiri' nin şöh reti fazla olmasına rağmen bu filimdeki ta • vurları çok gayritabiî ve mübalâgaiıdır. Diksiyana Artistik'te «Diksiyana» bazı kısımları renkli ingilizce bir operettir. Mevzuunu teşkil eden vak'a bundan 90 sene evvel cereyan etmesine rağmen musikisi son derece asridir. Karl bir burjuva ailesinin oğludur. Diksiyana isminde cambazhane artistlerinden bir kıza âşıktır. Onunla nişanlanıyorlar ve Karl müstakbel zevcesini ailesinin yanına getiriyor. Annesi, babası gelinlerinin bir artist olduğunu bilmedikleri için ona hüsnü kabul gösteriyorlar. Fakat bir vesile ile hüviyeti meydana çı kınca Diksiyana'yı kovuyorlar. Karl da onu takip ediyor. Diksiyana'yı seven ve ondan yüz bulamıyan diğer biri vardır: Kumarhane sahibi Montagü. Diksiyana cambazhanedeki eski vazifesine kabul edilmeyince Mon tagü'nün kumarhanesinde çaiısmağa mecbur oluyor ve Karl'ın ailesinin kendisine yaptıkları hakaretin intîka mım nişanlısından almak için onu Montagii ile bir olup bir tuzağa düşürüyor. Sonra da hâlâ aşkının sönmediğini görerek pisman oluyor. Karl ile Montagü arasındaki rekabet bi rdüelloya müncer oluyor.Diksiyana Mnotagü'nün ne yaman bir haîn olduğunu bildiği için onun hile Me Karl'ı öldürmesine mâni oluyor.Bunun üzerine cambazhane artisti olmasına rağmen Diksiyana'nın altın bir kalp sahibi olduğu meydana çı • kar. Iki sevgilinin ebediyen birleşmesine mâni kalmamiş olur. Bu filmin mevzuu biraz çapraşık olmakla beraber renkli kısımları, bilhassa revü sahneleri çok zengin ve eğlencelidir. Karl roliinü oynuyan Nevyork'ta Metropoliten operası baritonlarından Everett Marshall'ın sesi hem kuv Çoban Askı Opera'da «Çoban Aşkı» bir Yunan filmidir. Sessiz olarak Yunanistan'da alınmış, sonra Almanya'da Tobis stüdyosunda seslenmiş ve sözlendirilmistir. Mev • zuu eski bir Yunan masalından iktibas olunmuştur. Köyün birinde Maro isminde bir kızla Mitro nammda bir çoban sevişiyorlar. Fakat Maro Mitro'nun bu aşkını hiç te ciddî telâkki etmiyor. Çünkü kendisi olgun bir kızdır. Mitro ise çocuk denecek bir yaştadır. Mitro bir gün ortadan kaybolu yor. Büyük şehirlerin birinde çalışıp zenginleşmiştir. Yirtni sene sonra köyüne dönüyor ve orada derhal eşrafın en nüfuzlularmdan birisi mev • kiine geçiyor. Mitro artık evlenip çoluk çocuk sahibi olmanın zamanı geldiğine kanidir. Kristello ismindeki güzel kız kendisine münasip bir zevcedir. Heyhat, Kristello Liako namında genç bir çobanı sevmektedir. Onunla aralarında uzun mücadeleler cereyan ediyor. Nihayet Kristello'nun annesi State, Mitro'ya kendisinin Maro ol duğunu itiraf ediyor. Mitro da o za man kızı Liako'ya veriyor, annesini de kendi alıyor. Beraet eden Adliye memurları tstanbul Adliyesi İcra Başmuavini İsmail Hakkı, Yedinci İcra memurlarından Şükrü ve Beşinci İcra memurlanndan Rifat Beyier, vazifei memurelerini ihmalden Ağırceza mahkemesine verilmişlerdi. Dünkü muhakeme neticesinde bu memurlar beraet kararı almışlardır. Esirgeme Derneği piyangosu Türk Hanımları Esirgeme Derneği piyangosu 8 nisan 1932 cuma günü saat onda Aksaray'da Tevekkülha mamı civarında Dernek merkezinde çekilecektir. Arzu eden bilet hâmilleri gelebilirler. 1906 da yani bundan yirmi beş sene evvel yapılan umumî bir istatistiğe nazaran Avrupa'da yaşıyan milletlerin yüzde on altısı şehirlerde ikamet ediyorlardı. 1916 ve 1926 ista • tistikleri büyük şehirlerin nüfuslarının sür'atle çoğaldığını gösteriyor. Bu nisbet İngiltere'de yüzde yetmiş, Hollanda ve Belçika'da yüzde alt mış sekiz, İtalya'da yüzde altmış, Almanya'da yüzde elli beş, Danimarka'da yüzde elli, Norveç'te yüzde otuz beş, İsveç'te yüzde kırk olmaş tur. Şehirlerin bu kalabalığı açık havada yaşamağa muhtaç olan insan ları müşkül mevkide bırakmıştır. Nüfus arttıkça onları barındırmak için evler, apartımanlar yapmak mecburiyeti hâsıl olmuş, boş arsalar dol dukça şehrin havası da bozulmuştur. Buna karşı bir tedbir olmak üzere büyük şehirlerde halk için oyun meydanları, jimnastik salonları ve spor sahaları yapmağı düşünmüşlerdir. Danimarka'lı profesör (Hans Dragehjelm) Kopenhag oyun mey danları diye yazdığı bir makalede şöyle diyor: «Kopenhag gençlerinin hallerin den şikâyete hakları yoktur. Onlar için belediye müteaddit jimnastik salonları, şehir haricinde on kadar da spor sahası vücude getirmistir. Fakat on yaşından küçük olan çocukları, evet! Bu zavallı yavrucakları geniş apartımanlar, büyük oteller, şık mağazalar, modern müesseseler, asfalt döşeli geniş caddeler, ağaçlıklı parklar... Şehrimizi günden güne süsliyen, güzelleştiren bu zarif binalar, bu temiz sokaklar, bu lâtif bahçeler ki min için yapılıyor? Halk için mi? Âlâ! Fakat unutmamahdır ki o hslkın içinde başka bir âlem teşkil eden bir çocuk ordusu vardır. Bu binalar, bu bahçeler onlarm hakikî ihtiyacma kat'iyyen tekabül etmiyor. Yavrula rın serbestçe koşup oynıyabileceği yerler çok mahduttur. Onlar serbestçe koşup oynamaktan, ağaçlara tırvetli hem tatlıdır. Diksiyana'yı temmanmaktan hoşlanırlar. Parkta ağasil eden Bebe Danyels ise bize sesli ca çıkmak yasaktır. Çimenlerin üs filimdeki muvaffakiyetini bir çok otünde yuvarlanmaktan zevk alırlar. peretlerde isbat etmiştir. Bu kor Bahçıvan buna müsaade etmez. Beledelâda musikiye olan kabiliyetinin diye talimatnamesi parklarda yüze hergün biraz daha artmakta olduğu yakm maddeyi ihtiva ediyor. Bu kagörünüyor. dar kayıt altında o ağaçlıklı, çiraen likli, çiçekli bahçeler bir dakika ye rinde duramıyan koşmak, atlamak, bağırmak, tırmanmaktan zevk alan çocuklar için bir mahbesten farklı «Bahriye Eğleniyor!» Fransız bahdeğüdir. riye zabitleri ve askerlerinin haya tını gösteren musikili bir komedi, Bütün bu kayıtlara rağmen zeki ve daha doğrusu bir vodvîldir. ateşli çocuklar her cezayı, her teh • «Mıstrral» zırhlısı süvarisinîn kızı likeyi göze alarak ağaçlara, duvarlagenç bir bahriye zabiti ile evîeniyor. ra, demirparmaklıklara tırmanıyor, Bunların şereflerine gemide bir eğbir çoğu da sokaklarda oynuyorlar. lenti tertip olunuyor. Süvari eski arSokak ne kadar tehlikelidir. Tram kadaşlarından Antonen'i de bu zi • vaylar, otomobiller, motosikletler yafete çağırıyor. Onun kendisinde her an yavruların hayatına kaste emanet kalmış olan elbiselerini de i müheyya gibidirler. Koca Kopenhag ki bahriyeli nefer vasıtasile gön • şehrinde yalnız 18 oyun meydanı varderiyor. dır. Onlar da semtsiz yerlerde. Spor Antonen ayrılmak arzusunda olmeydanları şdhir haricinde olabilir. duğu karısmın kendisini bulabilmeFakat oyun yerleri, mahallelerin a • sine mâni olmak için otele ismini yan rasında bulunmalıdır. Bizim istediğihş veriyor. Bunun neticesi Antonen'i rtıiz oyun meydanları büyük masrafı sade kansı değil, bahriye neferleri da istilzam etmez. İki yüz kırk met de bulamıyorlar ve iste bu namüterelik düz bir mahallin etrafı telle nahi arayıştır ki kordelâdaki bir çok çevrilir, on metrelik mahalline bir tuhaflıkların esasını teşkil ediyor. kum havuzu yapılır, yirmi metre Arada yeni karı kocayı birbirlerinden lik yerine çim döşenir, bir köşesine soğutabilecek bazı hâdiseler mey • demir çubuklardan yüksekçe bir çardana gelîyor, eski metresi genç bahdak kurulup oraya müteaddit salınriye zabitinin peşini bırakmıyor. Necaklar ve mail merdivenler konur ticede her şey meydana çıkıyor. Geve elli metrelik yeri de çember çe lin güvey anlasıyorlar, fakat buna virmek, koşmak, atlamak için tes mukabil iki eski arkadaş gemi süvaviye edilirse matlup hasıl olur. Böyle risi ile Antenon bozuşuyorlar. bir meydanda bes yüz çocuk pek Filimde baş rol demek olan iki güzel oynar, ve bu meydan azamî saf bahriyeli neferden birini, Karta 600 marka malolur. (Bizim para ile hü'yü komik Bach oynuyor. Sık sık 300 lira) altı yüz markla beş yüz çoFransız'larm «Couptel» dedikleri cicuğun en mühim bir ihtiyacını temin naslı şarkılar söylüyor. Filim heyeti etmek mümkün olduğunu söylediğim umumiyesi itibarile pek kuvvetli olzaman bana Belediyemizin bir şube mamakla beraber seyircilerden bilmüdürü öyle bir arsa satın almak için hassa bahriyelileri alâkadar edebilâzım gelen masrafı düşünmediğim lecek bir şekildedir. söyledi. Halbuki Kopenhag dahilinde kira ile tutulabilecek henüz boş arsalar vardır. Elverir ki çocuklarm sıhhati ile alâkadar olalım. Efen diler! Oyun yerleri mektep binalar kadar mühimdir. Birincisi çocuklarm fikirli terbiyesini temin ediyor, fa Erciş Tayyare Cemiyetinde 3000 kat ikincisi onların karakterlerini ter liralık bir suiistimal vukuundan şüp biye edecektir ki bence birincisine helenilmiş, umumî merkezden bir nazaran, ikincisi daha mühimdir.» müfettişin izamı istenmiştir. Bu makaleyi okuduktan sonra ken di halimizi düşündüm. Az masrafla Son günlerde Konya'ya kar yağmağa Istanbul'un muhtelif semtlerinde obaşlamış, bir taraftan erimekle beraber yun meydanları tesis edilirse, ma beş santim kadar irtifa peyda etmiştir. halle aralarında topaç çeviren, kaydırak oynıyan, uçurtma uçuran yüz Ierce çocuğu hem sıhhati, hem ah Beyşehri'nde Belediyenin teşebbüsü lâkı kurtarılabilir samyorum, Bıl ile şayak, alaca ve saire dokunmak ümem doğru mu düşünüyorum? zere yeni bir takım tezgâhlar celbedil SEÜM SlRRl En evvel yapılacak iş spor teşkilâtım tadil etmek ve basitleştirmektir Bizde maalesef ekseriya âdettir: Giriştiğimiz her hangi bir münaka şayı ilmî, fennî veya mantıkî delillerle yürütmekten çekiniriz, hemen başka vasıtalara baş vururuz. Meselâ bir gün musikiye ait bir yazı yazsanız da bu yazımzda faraza merhum Cemil Beyin yüksek bir tamburî olduğunu mantıkî delillerle göstermeğe kalksanız, eğer bu fikre muarız olanlar varsa, size ayni şekilde de lillerle aksini isbat edecekleri yerde, ağlebi ihtimal şöyle bir cevap verirler: «Cemil Bey hiç te yüksek bir tamburî değildir. Bunun aksini iddia etmenizin sebebini pekâlâ biliyoruz. Sizin gramofon satan bir mağazanız vardır. Bu mağazada Cemil Beyin plâklarını da satmaktasınız. Bunun için onu yüksek bir tanburî olarak gösteriyorsunuz. Binaenaleyh fikriniz doğru değildir. Işte parlak, bütün iddialarınızı bir bıçak gibi kökünden kesip atan bir cevap! ?... * Geçen pazar bu sütunlarda, Fe nerbahçe ve Galatasaray'ın lik mac larından çekilmesile Türk sporu mahvoldu veya Türk sporuna en büyük darba indirildi diyenlere karşı, bunun doğrn olmadığını ve bu ku • Iüplerin vaziyet ve tesekkülleri na zari itibara alınmadığı için likten çekilmek mecburiyetinde kaldıkla rmı isbata çalıştım. Belki kanaatim yanlış, gösterdiğim deliller zayıftır. Fakat muarızlarım bu kanaatimi sarsacak, delillerimi çürütecek yerde malum şekle müracaat ettiler ve de diler ki: «Fenerbahçe ve Galatasaray'ın lik maçlarından çekilmesi Türk sporuna' en büyük darbeyi indirdi. Bunun ak • sini iddia etmenizin sebebini pekâlâ ' biliyoruz. Siz Olimpiyat mecmuasının sahibisiniz. Olimpiyat mecmuası bir lik yapmıştır. Fenerbahçe ile Galatasaray da bu like girmişlerdir. Bi naenaleyh kanaatiniz doğru değildir > işte gördünüz mü, bu da yukarıdaki gramofon mağazası hikâyesi gibi parlak, bütün iddiaları bıçak gibi kökünden kesip atan bir cevap'.. * Böyle cevaplar karşısında yapı lacak üç şey vardır: Ayni silâhlarla mukabele etmek, gülüp geçmek, yahut ta sükuneti kaybetmeden mes'eIeyi esas mevzuu dairesinde münakaşa etmek. ayni silâhlarla mukabeleyi doğru bulmam. En iyisi olmakla beraber gülüp geçmek te isime gel mez. Çünkü muarızlarımın böyl*" tu haf cevaplarına gülmüş olmağı • kimse bilmese bile . kendime yakıştıramıyorum. Bunun içindir ki üçüncü şıkkı tercih edeceğim: Fenerbahçe ve Galatasaray'ın lik maçlarından çekilmesile Türk sporuna hiç te en büyük darbe <nmi> değildir. Böyle bir iddiada bulunmak Türk sporunun Fener ve Galatasa ray'la kaim olduğuna inanmak de mektir. Eğer muarızlarım buna ina nıyorlarsa iddialarını kendileri çürütmüş oluyorlar. Çünkü geride iddiaettikleri darbenin ineceği bir şey kalmıyor. Halbuki mes'ele hiç te böyle değildir. Büyük kulüplerin arkasında büyümeğe namzet ve istikbal için ümitvar olduğumuz küçük teşekküller mevcuttur. Yalnız arada riayet edilmesi lâzım gelen bir nisbet vardır. Bu nisbete riayet edilmedikçe Türk sporuna asıl darba vurulmuş olur. Iste benim iddiam budur. Bunu isbat için uzun yollardan gitmiyece ğim. Muarızlarım bütün mantıklarrni vicdanlarma yaslıyarak şu suallere cevap versinler, yeter. Hatta bu ce vapları bana değil, kendi kendilerine vermeleri bile beni tatmin eder, çünkü muarızlarımın vicdanlarına o ka • dar itimadım var: 1 Galatasaray ve Fenerbahçe gibi kulüplerle diğer bazı kulüpler arasında teşekkül, teşkilât, mevcu • diyet, kuvvet ve bütçe itibarile elle tutulacak bir fark var mıdır, yok mudur? 2 Yoksa bu iki kulübün, hemayar oldukları kulüpler arasından çekilmesi niçin mühim telâkki edili yor? 3 Eğer fark varsa bunların teşekkül, teşkilât, mevcudiyet, kuvvet ve bütçeleri nisbetinde bir muame leye tâbi tutulmalarını istemeleri,, bunu temin için de makul buldukları tedbirlere müracaat etmeleri hakları değil midir? 4 Belki bu tedbirler, bugün için müsbet bir netice vermemiş olabilir» ler. Fakat bu kulüpler bu tedbirleri yarını düşünerek ittihaz etmiş olamazlar mı? 5 Büyük kulüplerin yarm için temin etmek istedikleri şudur: Birinci sınıf kaç kulübüz? Üç, beş veya on. Spor teşkilâtında mukad deratımız bu üç, beş veya on kulüp murahhaslarının ellerinde olmalıdır. Yoksa 38, 39 ve kırkıncı kulüp adamlarının ellerinde değil. 6 Yirmi otuz azah, 200 lira bütçeli kulüpler, yüzlerce azası, binIerce lira masrafı olan, daha fazla mevcudiyet gösteren kulüplerin mu kadderatını her hususta ellerinde tutmamalıdırlar. Bu düşünce yanlış mıdır? 7 Halbuki buna mukabil spor teşkilâtında küçük kulüplerin her hususta büyük kulüplerin mukadde ratına hâkim oldukları kabili inkâr mıdır? 8 Bu hâkimiyet buyük kulüplere indirilmiş birer darbe sayılmaz mı? 9 Bu darbeler, netice ve bu kulüplerin sporumuzdaki mühim mevkileri itibarile nihayet Türk sporuna teveccüh eden en bariz darbeler değil midir? * Küçük kulüplore yapılacak yar dımları, onlara edilecek hakikî hiz metleri de ileride ve ayrı bir yazımda tahlil edeceğim. SADUN GALİP Büyük kulüplerin mukadderatı... •«.«». Bahriye Eğleniyor! Eskişehir'de yerli mallara rağbet Erciş'te bir suiistimal Konya'da kar 'Eskişehir'de yerli kumastan elbise gıydirilen daıre hademelerı Beyşehri'nde dokumacılık miştir. Bu sayede hem bazı işsizler iş bulacak, hem de ora mamulâtı mahal İinde satılraak suretile yerli malları sarfedilmiş olacakbr. Filmin umumiyet itibarile bizde yapılanlar gibi iptidailiği birden göze çarpıyor. Fakat haricî sahneleri mce bir zevkle intihap edilmiştir. Panayırlar ve saire gibi Yunan millî hayatma taalluk eden safhalar alâkayı celbedecek bir tarzda tertip olunmuştur. Liako ve Kristello'yu temsil eden artUtler tabiî ve serbest oynuyorlar. Getecek seyyahlar Nisanın 13 ünde Karlsruhe isimli Alman vapuru ile şehrimize 400 Alman seyyahı gelecektir. Bundan başka 17 nîsanda da Mon • teroza vupuru ile 1500 Alman seyyah Kanlı bir muhtar intihabı Akşehir'de muhtar intihabı yapılırken bazı vak'alar olmuştur. Intihabatt Akşchir köylüleri iki partiye ayrılmışlar dur. Bu yüzden Konari köviinden İs mail oğlu Abdullah ayni köyden Selim isminde biri tarafından öldürül müstiir. Eğrigöz köyünden Abdullah oğ lu Osmanı da gea o köyden Kadir ağır surette yaralamıştır. Yalvac'ın Sücüllü karyesinden Abdurrahman oğlu Ramazan da gene o köyden Kâmil ve İbrahim taraflarından öldüriilmüştür. Adana İhtisas mahkemesinde elyevm 144 dava vardır. Mahkeme 48 kisinin tevkifine karar vermiştir. Mahkeme kaçakçılardan birinin 6, diğer ikisinin dörder ay hapislerine ve kendilerinden muhtelif para cezası ahnmasına karar vermiştir. Eskişehir, mart (Hususî) Eskişehir'de son zamanlarda yeniden teşekkül eden Millî İktisat ve Ta sarruf Cemiyeti çok iyi çalışmak • tadır. Vilâyette mevcut bütün mektepler talebesine yerli kumaşlardan yeknasak elbise giydirilmektedir. Bütün memurlar, muallimler ve halktan bir çoğu elbise ihtiyaçlarını yerli kumaşlardan temin etmekte dirler. Cemiyetin delâletile bütün Vilâyet devairi odacılanna yerli ve yeknasak kumastan elbise yaptırılmıştır. Gönderdliğim resim yerli elbise giydirilmiş olan devair odacılann dan bir grup ile cemiyet erkâmndan bir kısmını göstermektedir. Cemiyetin mesai ve delâletile yalnız elbiseci Hacı İbrahim Bey ma ğazasında son üç ay zarfında 14 bin liralık yerli elbise satılmıştır. Bu gibi yerli kumaş ve hazır elbise satan bir çok mağazalar da mühim satışlar yapmışlardır. Cemiyetin delâleti ile yapılan yerli elbise müsabakasına bir çok hanımlar ve beyler iştirak etmişler, ha nımlar arasında birinciliği kolordu kumandanı ferik Naci Paşanın refikası Azize ve ikinci bir müsabakada da Vali Beyin refikası Mebrure Hanımlar kazanmışlardır. ^ Adana ihtisas mahkemesi daha gekçektir» ,

Bu sayıdan diğer sayfalar: