5 Mayıs 1935 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

5 Mayıs 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

5 Vfayıs 1935 Küçük Nikol sağ! İrfan âlemimize noliar kütüphanesi lâzım . • Dff. A. Sttheyl Unvcf Bir tarihşinas tencü etudleri îçîn fcîr kütübhaneye muhtacdır. Kütübhanede onun işine yanyacak jeyler yalnız kitab değildir. Bir takım vesikalar ve notlar da lâzımdır. Bunlann bir kısmı eski cserleri ihtiva eden kütübhanelerde vardır. Bu cihet »on derecede mü himdir. Notlan olmıyan kütübhanelerden bu asırda istifade azdur. Eserleri nin çogu yazma olan kütübhanelerde bazan insan o kadar değerli notlara tesadüf eder ki kıymetinc payan yoktur. Bizde tarihle meşgul olan her âlimin çok değerli ve hayatlannda bazan gizledikleri, kısmen gösterdikleri notlan vardır. Her notu olan âlim de öldük • ten sonra kitablanndan önce bu notlannın istikbalini ve nasıl yırblıp yakılacağıru düşünürler. Zira bir cildli kitabı kim olsa yakmaz. Kıymetini bilmezse bile satar. Lâkin notlar öyle değildir. Bir âlim öldii mü pek kadirşinas aileler ve evlâdlar müstesna, onun evrakı perişanı her nedense bizde yok edilir ve yakıhr. Buna dair fcci misaller pek çoktur ve bu yüzden ne değerli bilgiler heder olmuştur. Zira bunlar satıhğa çıkanlsa kimse almaz. Kitabeılar kıymetini bilmez. Eline bile geçse kimse para vermez, diye süpriintü küfesine atılır. Buna ufak bir misal •öyliyeyim. Birkaç kitabeı meşrıur bir müzehhibin diikkân eşyasmı sahn alıyor. Arasında bir takım hesablar karalanmif dükkânın satış defteri. Bu neye yarar, süprüntü küfesine. Ben tesadüfen onu oradan çıkanyorum. Bu alelâde btr satış defteri, bizün lâakal bir asır zarfmda kullandığımız kâğıd envamı havi. Bununla kâğıdcılık tarihimizin son asırlık yeniliklerini tanıyoruz. îçinde yerli ve ecnebi birçok kâshdlar eb'ad ve einslerile yazılı. îşte kâğıd tarihi hakkmda e•er yazacak olanlara kıymetli bir vesika. Fakat bunun ycri herkesçe çöp tenekesidir. Sonra ötedeberide kırpık bir $urette toplanan neler çıkmamışhr. T a rihe meraklı olanlar bakkal diikkân larAdan, kasablardan ne resimlcr ve ne malumat bulmuşlardır. Bunlara yazıkbr. Hiç olmazsa bundan sonra elde kalanlan toplamak lâzımdır. Zira bunlar cidden kıymetli vesikalardır. Bu kâğıdlann heder edilenlerini zikretmek çok uzun sürer. Bizim tahminimiz şudur. Kültür Bakanlığımız Istanbulda mcselâ Millet Kütübhanesinde boş bir odayı notlar kütübhanesi olarak kurmah ve ötedeberide kalan notlan tarihçiler için buraya toplamah • dır. Böyle bir yer kurulacak olursa eminim ki çok yaşamalanm dilediğimiz birçok kıymetli zatlar, zayi olmıyacaklanndan emin olarak bütün notlannı hayatlannda ve kısmen sonra buraya bırakırlar. Eğer böyle bir yer açılmazsa gene not sahiblerinde kitablar ara sında kalır ve yahud orada da çürür ve belki yakılır ihtimaline mebni bu vesikalann itasından çekinirler. Bunlan iyi tasnif edecek ve hemen herkesin isbfadesine arzedecek meraklı bir insaa da bunun başmda bulunursa az za manda resim ve notlarla süslü zengin bir kütübhanemiz olur. Bunu behemehal yapmak lâzımdır. Zira biz gîbi bir çok nadide notlara ve vesikalara malik însanîar için oldüktea sonra vesikalannı bırakacak bir yer lâzımdır. Ve o vesikalann orada zayi olmıyacağı kanaati hâkim olmalıdır. Notlar «ahibi arkadaşlarla hep bunu konuşuruz. Türkiyede bir âlim ölüdü mü her » şeyi beraber ölüyor. Avrupada bir âlim oldü mü, onun eseri takib olunur ve bilgilerinden, ölümünden sonra da herkes istifade eder. Edirnede pek kıymetli vesikalara ve notlara ve resimlere malik olan doktor Rifat Osman Tosyanm terekesi ne oldu? Bunlar pekâlâ almır ve bınaya konurdu. Son aylarda ne kıymetli adamlar kaybettik. Hani Rauf Yekta ve Ali Rifatın notlan> Bunlann bırakbklan bu notlar ksndileri kadar tarihimiz için ktymetlidir. Hani ressam Ali Rızanm resim ve not defterleri? Hepsi ötedeberide kaldı. Belki bunlar hüsnu muhafaza elunuyor. Hayatlannda istifade olunan bu notlardan öldüklerinden sonra neden istifade olunmasm? Bir âlim öldükten sonra yabancı bir adamın bu afle nezdine gı • rerek bilhassa erkek olmryan ailelerde bunlan tetkik ebnek istemesi nekadar zordur. Bu eserleri kurtarmak için, ölen büyük âlimlerin notlarile beraber bir köşeleri bulunmalıdır. Hiç olmazsa insanın gözü arkada kalmaz ve rahatla ölür. Pariste Millî Kütübhanede bu gibî eserler ayn bir yerde toplanmışbr. Arada tergiler yapılınca insan bu notlann kıymetini daha çok anlıyor. Geçenlerde Türkiyeye çok hizmet etmiş büyük bîr ilim öldü. Bütün hususî not ve kıymetli evrakmı ailesi verecek yer bulamadıklanndan yırbp atmışlar ve sobada yakmışlar! Ben bunlan Tıb tarihi enstitüsüne maletmek Paristen kaçırılan kız iade ediliyormuş! Paris (Husu sî) Geçenîer de kaçınlan ve bir türlü bulunamı yan küçük Nikol meselesi için detekb'f Rochat, Lyon zabıtasile birlikte Chambe ryde tahkikatla meşgul bulunuyor. Gelen giden bü tün trenler araşbnKüçük Nikol lıyor. Fakat tahkikat tamamen gizli yapılmaktadır. Adliye, gazetecilere malumat vermemek emrini almışbr. Bugün oğleden sonra, saat dörtte, detektif Rochab, kumandan Marescota telefon ederek küçük Nikolun kırk sekiz saat zarfmda kendisine iade edileceği haberini verdiği şayi olmuştur. Koca münakkid! uharrir arkadaşımız Bayan Suad Derviş anket yap maktan dönüyordu, odaya telâşla girerek telefona yapıştı, «ne oldu. ne oluyor?» demeğe kalmadan aradığı numarayı bularak konuşmağa başladı: Naci, «havadan sudan geçinenler» adı albnda reportajlar yapıyorsun ya> Enfes bir mevzu buldum sana. Hani meşhur münekkid Nurullah Ataç vardır, edebî eserleri hallâc pamugu ?ibi atar durur, hah, işte, bu zat bir Türk edebiyah mevcuddur, diyenlere fena halde kızryormuş! Sonra da hâiâ bir kitab çıkaramadığına canı yanıyormuş.. Senin için enfes bir mevzu.. V e saire, ve saire..r Bayan arkadaşın neye bu kadar telâş ettiği anlaşılmışb. Balık için suyun, an için balın mevcud olup olmadığı münakaşa edilir mi. bilmem. Ancak bu mükâleme; habramdaki bir vaz inbbaile birleşince türkçe eserler didikleyictsi üstad hakkmda telâkkimin kuvvetlenmesine yardıra etb". Bir ağustos akşamı Büyükadada meclisimize şeref ekliyen hazrete sormuşbım: Tenkid etb'ğiniz kitablan baştan aşağı okur musunuz? Aptal mısın sen? Der gibi yuzüme bakb: Yok be birader, dedi, beş. on sabr okuyunca mal kendini gösterir, ondan sonrası senin takdirine kalmı§tır artık! Bu tozler, bizde tenkidia enafça srr'annı açığa vuruyordu ama hakkı da yok değildi.. Başka türlü Etem tzze ta'n iki kilo ve alb yüz sahifelik romanlan nasıl tenkid pardon tavsiye! olunabilirdi? Maahaza kendi bakımm dan Türk edebiyab olmadıgına göre Mutaassıb kim? pılabileceğine kanaat getirirse... ve zatıâliniz de tamire muhtac yaşa gel * miş bir bayanla evlenmiş bulunuyorsanız... Neye uzatmalı, velhasıh kelâm bi'vtırun cenaze namazma!... Fransada, Şomonda yedi sekiz yaflannda Nikol adında. bir çocuk kaybolmuş... Her memlekette olagan şey., Fakat her memlekette olmıyan, olmaması lâzım gelen birşey var. Nikolün arkasına beş yüz polis ve jandarmadan başka. bir sürü elinde rihirli değnekler taşıyan üfürükçüler, bu üfıirükçüleria arkasına da bütün Şomon halkı takıhp çocuğu aramağa çıkryorlar.. Ve sihirli değneklerin kerametile çocuga bulacaklanna iaanıyorlar. *** Gazetaci aamına Istasbuldaki Ulutal Kadmlar Birlikleri kongresine gelmiş Estonyalı bir kadm gazeteci... Biı Türk muallim bayanla tanışıyor, Park otelme çaya çağınyor. Muallim bu davetin hikmetini anlatıyor: «Bizira Estonyada (Oksford grupu cereyanı) isminde bir hareket var. Bu cereyamn gayesi, insanlan Allahın emrine vermek ve kurtarmakbr. Bakınız ben bugün elli sekiz yaşındayım. Kocam kaptandır. Aramızda uzun bir geçimsizlik vardı. Kocam her seyahatten dönüşte bendea şüphelenirdi. Bu şüpheyi senelerce gideremedira. îkimiz de bu grupa yazıldık, aramızda geçimsizlik kaW madı. Şimdi her sabah kalkar kalkmaz Allahtan emir ahr, ona göre işlerimize gideriz. Bu cereyanı dünyanın her tarafına yaymağa çalışışıyoruz, bugüa otelde bir içtimaımız var, kalmaz nunnız ?» Allahtan aldığı ilhamla kocasile arasındaki gecimsizliğin kalktığına inanan Estonyalı gazeteci, elli sekiz ya« şma geldiğini unutmus.« îngiltere ve Amerikada ruhî teelavî diye bir cereyan var. Bunlar yalmz ruhı hastal'k'an değil. fizik hastalıklan da Allahla, yüksek ve manevt bir kuvvete bağlıyarak tedaviye çaltşıyorlar. Bu cereyan Amerikada, îngilterede kadmlar arasmda bir salgın halindedir. Bunlar artık fenni, tıbbl inkâr edecek kadar ileri gidiyorlar. Amerikada, bir üniversite talebesü« konuşuyordum. Bana hıristiyan olmaz OHSIBİZ, dcdi... Sebebini sorc'um. Hakikî Rabbe kavuşursunuz... Sîzin din, taassubdan ibarettir, dedi... Ben üni« versitcde »kuyan bir gencia, hâlâ hv» ristiyanîığa inanmasının kcndi dinine mürid ka7anmak istemesimn en büyük bir taasjub »lduğunu söylemiştim. Müstemlrke «larak kullandıklan Asyada, Afrikada, Avustralyada, ya> rrm müstemleke «larak kullandıklatı Avru>anm birçok yerlerinde halkı toe assv'/ı itham eden medenilere, bir de bu medenilerin sekaklannda gezea sihirli deenekli üfürükçülere, Estonyalı, *azeteciye, yaralan Jua ile saran hü yük medeniyet rehberleri înyiliz ve Amerikalılara, üniversitede okuyan sanklı kafalı gence bakıyorum da, mutaassıb kim dive soruyorum. Görünüş meselesi Yakınlanndan birisi söyledi. Artist Halideye bir temsilde nasılsa yaşlı erkek rolü düşmüştü. Asabî görünüyordu. Cannn, dedüer, neye ba kadar «nirleniyorsun? Halide kendisini o pek kudretle muvaffak olduğu apaş kadın rolünde sanarak, hiddetten bpkınnızı, cevab verdi: Nasıl kızmam ulan? Dehsetli ihtiyar görünmem lâzım. Rolüne çıkac?^m herif lâakal ben yaşta! Evlenme ve karar rekoru Bizde bir tekerleme vardır. Orta yaşlı kadının tekrar evlenme hastalığı tepmiş. Yirmi beşlik oğlu «artık daha neler?» tarzmda söylenince: Aaa oğîum, demiş; Hasanla Hüseyin, Ali ile Veli, iki de ondan evvelki, Receble Saban, bir de rah metli baban. Zavallı anacığm koca yüzü mü gördü> Rob değiştirir gibi koca değiştiren bayanlar gerçi çok görülmüştür ama Nevyorklu aktris Roz Mari boşanıp evlenmede müthiş bir rekor yapmıç. Sabahleyin saat 11 de kocası Berti Meyer aleyhine boşanma davası aç mış. Mahkeme 11 i 9 geçe karannı vermij. Kadm tam öğleyin hâkimden tekrar evlenme müsaadesi almış ve saat 1 de belediye dairesine koşarak mühendis Stilvalenle nikâhtnı krydrrmış! Mtdamın evlenme rekoruna mı ?a;arsmız, yoksa 9 dakikada muhakeme yapıp karar veren hâkimin süratine mi> Hoş adalet tevziinin bu kadar çabu ğuna da bel bağlamak biraz garib olur yaî!... Hatırlıyor mustmar? 1 Atatürk hangi yüda doğdu? 2 îstanbula sulh yolile, fakat bir Fatih gibi merasimle giren düşman kumandanı kimdir? 3 Birinci ve îkind înönü muharebeleri hangi yü ve günde yapıldı? 4 Mudanya mütarekesi hangi gun imzalandı? 5 Âşar musîbetinden Türk köylusü hangi t*riht* kurtuldu? 6 Türk medenî kanunu hangi gün kabul olundu? 7 tş Bankası hangi gün açıldı? Karacasu hapishanesî yıkılacak bir hale geldi Karacasu (Hususî) Kaza hapishane binası gayri sıhhîdir. Kazanın kurulduğu gündenberi hiç tamirat görmemiş olan bu hapishanenin için günej ziyasından mahrum, karanlık bir hücredir. Bu binanın basık ve viran olan saçaklanna bibşik yalnız iki parmaklı penceresi olup iç kısmı rabp, fena ve orurulmaz vaziyettedir. Hckimler tarafından sıhhî oTmadığma dair verilen müteaddit raporîara dayanarak C. M. Umumiliği tarafından yazılan yazılara ve tamiri için istenilcn paradan henüz bir şey çıkmadı. A z bir zamanda bu hapishanenin •ıhhî bir şekle ifrağmı alâkalı makamdan yalvannz. Şarab dostu doktorlar kongresi ortada münakkid Nurullah Ataç diye de birşey yoktur ve üstadm eskilerini olduğu gibi yeni tözlerini de yok far Ağustosun 2 6 «rndan 28 ine kadar Lozanda ilk defa olarak şarab dostu doktorlar kongresi toplanacakbr. Aristedim. Maalesef bu cevabı alarak sıulusal Doktorlar Birliği bütün memçok üzüldüm. Halen ailelerimizde bu l«ketlerdeki şarab dostu doktorlan kabil kryıdabucakta kalmış ne kıymetli kongTeye davet etmişb'r. Kongrenin notlar ve vesikalar vardır. Hemen böyruznamesinde aşağıdaki üç mühim m*Ie bir merâ tayin ederek behemehat • sele vardır: Şarabdaki vitaminler, gı bunlan gazetelerle ilâa ederek Uteme dasızlık hastalüclannda farabu rolü, liyiz. Görülecektir ki bir müddet sonra Psychiâtriede şarab. elimizde gayet kıymetli bir müze o Muhtelif memleketlerin tanınmış lacaktır. O ehemmiyetsiz zannoluna doktorlan bu üç mesele hakkmda konrak yırtılrp ve yakılan kâğıd parçala » feranslar verecekler ve münakafalarda nmn ne büyük ehemmiyet ve kıymetlebulunacaklardır. ri olduğu görülecektir. ı • •» Buyurun cenaze namazma Evvelki gün bir «erkekleri koruma eemiyeti» kunnamn şiddetli lüzumundan bahsetrniştim. Hakbra vannış ve bu fikirde ısrar etmeği cinsimizin ba» ka» ntmını ifası mutlak bir borc biliyorum. Erke^in başında bitmiyen tath bir ağn olan kadın; bütün hırslarile bir yıkun olması kâfi değilmiş gibi, bir güa bizi de moda matahlan arasına tok • mak yolunu tuttu. O e?yalar ki karjılannda bugünkü rolümüz sadece vekilharclıktır; yann bir mavi tilki, deritinden üç beş narin ayağa kap çıkan bir Madagaskar ydanu beş on nefb el için post veren cin$ köpek menzilesine düşeceğiz! Kimbilir, bu belki de âşıklar için son moda bir fedakârlık meziyeti «ayılacak ama, ben herhalde «esliraizi tehlikede görüyorum. Niçin mi, diyeceksiniz, anîataymı: Bir îngiliz kadını işitmrş ki Hind güzelleri derilerini iyi muhafaza etmek için yılan yağı kullanırlarmıj. Bizde sineğin yağı olmaz, diye bir darbımesel vardır, fakat baylarun; kadın isteyince kanncadan tulum bile çıkarl Bu pembe bir gül yaprağı s?ibi Sakson dilberine de dostlan 80 Gine alhnını vererek küçük bir şişe yılan yağı bul muşlar! Düşünün bir kere; dünyamn en soğuk mahluukunun yağuıı derilerine sürmekten haz duyan kadın erkek derisinden harikulâde güzel eldivenler olacağmı duyar, belkemiğimizdeki murdar ilikten ebedî güzellik kremi ya (Cevmblart yannki tmyuntzdm.) Dünkü sorgular ve karşıbklan 1 Zincirli saray hangi milletin yapısıdır, hangi yılda yapılmıştır? C Etilerin eseridir, Milâddan iki bin yıl eN^vel yapılmıştır. 2 Zincirlikuyu nerededir, ve kimi hatırlatır? C îstanbulda bir mahalledir, orada oturmuş olan şair Sünbüloğlu Vehbiyi hatıra getirir. 3 îlk olimpiyad oyunları hangi tarihte yapıldı? C Milâddan 776 yü once. 4 Attilâ hangi yüda Sldü? C Milâddan 453 yü önce. 5 Güvercin soyundan batıp gitmış boylar var mıdır? C cDudu>, «Soliter> ve «yolcu güvercini» denilen üç büyük boy or tadan kaybolmuştur. 6 Rafael kimdir, ilk hocasının adı nedir? C Rafael 15 inci asırda dogmuş büjöik bir ressamdır, ilk hocası Perugino adlı bir san'atkârdır. 7 İlk telsizi kim sınadı? C Price (1895). Ona bakıyoruz. Sıkılmış yumruğile bir tabm kâ ;; ğıdlar burusturmuş.. Aüahım yüz n de ne çok keder, ne çok ısbrab, kıs kançlık ve sevda var. 13 Sobadan dökülen kızıl ışık külrengi sabahlığımm kırmızı boncuklann da bir cehennem şenliği yaratb... Ku laklanmdan sarkan kırmızı halka küpelerim esmer yanaklanma, esmer boynuma ne çok yaraşıyor. Başım kocamın dizinde şöminenin önündeki kırmızı çiçekli halmın üstüne uzanmışım... Atlas terliklerimis oynıyan ayaklanmm duvara aksebniş gölgesi ne zarif. *** Başının ağnsı hafifledi mi ço cuğum? Hayır Nihad hep ağnyor. Bugün yoruldun yavrum. Bilâkis bugün çok eğlendim. Hava pek güzeldi.. Fakat serindi... Sonra Şefiğin evine kadar gitmek irin çok yürüdün... Sonra onun odası pek mağmum ve pek hüzünlü idi. Senin asabuıa fena tesir etti. Bilâkis ben onun odasını çok beğendim... Ay Nihad ne yapıyor tun Affet yavrum elim takıldı, par * * * J El şakası yaparken Çubukluda bahçivan Kör Recebin ba'.ıçesinde yanaşma Rizeli Mustafa oğlu Yusuf, ayni yerde bulunan amelelerden Konyalı Halil ile el şakası yapmağa başlamış, Halıl el şakası yapyapmamasını Yusufa söylemiş, Yu sufun hiç aldırış etmediğini görünce cebinden çıkardığı bir bıçak ile Yu sufu birkaç yerinden yaralamışbr. Yarah tedavi albna aluuaif. suçlu yaka • lanmışür. Ercğliden turfanda çilek geldi Dün şehrirnize ilk turfanda çi • • lek parb'si gclmiştir. Bu çilekleri Ka • radeniz Ereğlisinde Lâtif oğlu Tah sin kaptan isminde birisi yebştirmek tedir. Bu müteşcbbi» müstahsilimizin bu ilk parb' çileği dün îstanbu' piya saunda kapışa kapışa sablmışbr. SASİHA ZEKERİYYA Kahiredebir hâdise Kahireden büdirildiğine göre bir Mısırlı elinde bir hançer olduğu halde tngiliz kuvvetleri kumandanı General Pinenin evine girmek istemiştir. Nöbetçiler buna mâni ©lunca bir boğazlaşma olmuş ve Mısırh öldürülmüştür. Bu arada bir nöbetçi de öl miiştür. Eve girmek deli olduğu sanılıyor. Buraya girdiğim zaman kapıyı kilid lerim ve saatlerce hatta bazan günlerce kapanır kalırun. Işimi gören ihtiyar kadın kapıya vurur, yiyeceğimi buraya getirir... Sonra ortalık karardığı za man gene onun ayak seslerini duya • nm... O kadar hafif yürür, öyle ses siz bir kadındır ki... Ona ihtiyar bir kadının gölgesi denilebilir. Evet ortalık karardığı zaman bu odaya gelir şu kenardaki lâmbayı yakar ve sonra $essiz terliklerile bpkı bir hayal gibi süzülüp gider. Gözîerimin içine dikkatle bakıyor. Alnında, şakaklannda şişmiş damar lann hızlı, hızlı attığı görülüyor. Benim bu rahatımı, bu sükunumu bozacak insanaan ne çok nefret edeceğun. • ** Böyle yalnız geçen hayatta mes'ud olduğunuzu mu zannediyorsunuz? Omrünüzün sonuna kadar bu sessiz lik ve bu yalnızhk içinde mi kalacak • smız... Sizin evinizi ısıtacak, neş'elen* direcek bir kadına ihbyacınız yok mu? Hayır ben kimseyi istemiyorum. Samimî değilsiniz. Yemin ederim ki samimiyim. Ben de ona bakıyorum... Gözlerini n«zarlanmdan kaç:rmak istiyor.. Yazıhanesinin üstündeki kâğıdlara bakıistiyen adamın Suriycde bulunan Eti hcykelleri Suriyeden bildirildiğine göre Ceser Hadidde hafriyat yaoraakta olan bir Amerikan çirketi ilk araştırmalarda ba«lannda birer tepsi bulunan karşı • lıklı iki aslan heykeli bulunmuştur. Bu eserîcrin Etilere aid olduğu anla şılmaktadır. Hahiyata devam olunacaknr. maklanm dola*r>. Bütün saçlanmı yoldun. îki otomobil çarpıştı Şoför Hadinin idaresindeki otomo bil ile şoför Recebin idaresindeki otomobil Sipahi Ocağı önünde çarpış • nuşür. Her iki otomobil hasara uğramış, otomobilde bulunan Ali Rıza isminde bir yolcunun da ka$ı patlamışbr. Edebî tetrika: 15 îşte yeni eserim. Nihad soruyor: N e zaman bitecek? Bilmem... Sesinde acı bir mana var. Tekrar lıyor... Bilmem bugünlerde çalışamı • yorum. Yani çahşmryorum. Başka bir şeyle mi meşgul$ü nüz? Evet beni rahatsız eden, sıkan üzen bir şeyle meşgulüm. Sonra daha kuvvetli bir sesle: Fakat, diyor. Fakat, diye soruyorum. Fakat, diye devam ediyor. Beni üzen şey ortadan kalkacak, bu seoebi yok edeceğim. Nasıl olursa olsun. Yok edeceğim... N e demek isb'yor. Birşey anlamıyorum. Sesinin acayib ahengi beni kor • kuruyor. Kocamın koluna elimi geçi « riyorum... Nihada sokuluyorum, başımı göğsüne dayıyorum. Tehlike hiss©den bir hayvan korkusile btriyorum. Titriyrsun Suzan. Omuzlanmı sarıyor. Titriyorsun yavrum. Bir kağ'.d hışırbsı var. îkimiz de başunızı çeviriyoruz. *** Yazan Suad Dervis Gözlerim okşamak istiyen nazar larla e§yalan seviyor. Demek burada çalıştrsmız. Evet, işte kitablanm... Işte ya zıhanem, işte kâğıdlanm. Aşık bir gözle bütün bu eşyayı süzüyor: Burada çalışmayı öyle severim devam edeceğiz. Bugün hava pek güzel... Böyle kış gününde bulunmıya cak bir hava. Güneş batmadan evvel şu tepelerde biraz daha dolaşmak u tiyorum. Fakat ne olur bir parça otursanız.. Odada şömineden dökülea ateşia renginaen başka bir ışık yoktu. Elin deki gümüş saplı el aynasında yüzü * me bakıyor, onun dağıtbğı saçlan düzeltayorum... Ufak el aynasının içinde bir çift göz var... Bir çift mükedder göz... Bütün vücudüm btriyor. *** Beni bu kadar seven, bu kadar çok seven bu insanıa göğsüne biraz daha sokulmak, onun kavi kollan arasmda kaybolmak, hiç olmak, bitmek isbyo • rum Suzan seni taoacak kadar »evi yorum. Felsefem, dinim, imanım, hayaum, gayem, her şeyim sensin. Emia ol... Emin ol seni kaybetsem ölü ' rum. Sesi ne kadar zavallı ne kadar bit» kin. Hep söyleniyor: Sana mu'ntacım Suzan anlıyor musun. Sana muhtacım, sen benim sin... Beni bırakamazsın. Hatta ya • nımda bedbaht bile olsaa, hatta bçraber bedbaht bile olsak, beni bıraka « mazsm. (Arkam oar) •** kl Odanız hakikaten çok güzel. Duvardaki kitablara bakıyorum. Kenarda siyah bir çerçeve icinde onbeşinci asnn nihayetlerine aid olduğunu zannettiğim imzasız bir levhaya dikkatle bakıyorum. Oturmuyorsunuz Suzan. Kocamla bir kenarda konuştugu halde en ufak bir hareketimi bile gözden kaçırmıyor: Biliyorsunuz, diyorum. Buraya otunnak için değil, odanızı bir kere görmeğe çıktık. Hemen inip gezmeğe Israr eden sesinde öyle gizli bir »amimiyet var ki yazıhanenin karşısında yüksek arkalı ceviz koltuğa oturuyo rum, Nihad koltuğun kenanna oturuyor: Demek, diye soruyorum. Herkesten kaçtığmız, saklandığmız saat lerde burada çalışırsınız öyle mi? Burası ne RÜzel... N e sakin. Evet burası çok sakindir hanımefendi, bilseniz ne sakindir. Ben çalı şırken buraya kimse giremez. Buraya haricden birşey giremez. N e ziya, ne ışık, ne renk. ne ses.. Görüyorsunuz ya bu oda evin en yüksek bir tarafmda adeta evden ayn kendi kendine.

Bu sayıdan diğer sayfalar: