29 Mayıs 1935 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 6

29 Mayıs 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURÎYET 29 Mayıs 193S KfiçOk | | Hlkâye İhtiyar model Octave Mirbeau Saarda çekişen Avrupa Pariste esrarlı bir aile faciası daha Venizelosun Yaptıkları .Yazan: Sabık Intellicens Servis Şefi Sir Bazil TomsoD W b. * Roza kadın tam yirmi yıldır köyün den çıkmamış, yapyalnız oturduğu bir odasından aynlmamıştı. Kocası reremden, kızı malaryadan öldükten sonra, oğlu da, başını ahp savuşmuştu. Önceleri, hastalarile uğraşmaktan, başını dinleme ğe vakit bulamıyan Roza nine, yapayalDIZ kahverince biraz şaşaladı, biraz ürktü; kaybettiği sevdiklcrinin arkasından döktüğü göz yaşlan arasmda biraz da kendi haline ağladı; sonra yavaş yava unutmağa, avunmağa başladı. Ölenleri unuttuğu kadar, Paristeki oğlunu da unutmuştu. Gitti gideli bir tek mektub bile yazmıyan vefasız oğlu, günün birinde ihtiyarın burnunda tüttü. Derinden, içten bir özleyiş Roza kadını sarmıştı. Evlendiğini işittiği oğlunu, torun lannı görmeden, onları kucaklamadan clmek istemiyordu. Yaçı artık sekseni bulmuştu. Her ihtiyar gibi, o da, yolculuktan korkuyordu. Fakat senelerden sonra, yüreğinde birdenbire alevlcnmiş cvlâd hasreti, ona her türlü ihtiyatı, korkuyu unutturdu. Teker teker, bin güçlükle toplanmış, arbk çalışamadığını gören merhametli konu komşunun verdiği, pazar günleri, kilise kapısında, ahalinin, avucuna bı raktığı sadakalardan biriktirilmiş bir parça parası vardı; yol masrafına yetecek kadar bir şey. Bütün varını yoğunu teş kil eden bu paradan bu yaşta aynlmak, sonu belli olmıyan bir maceraya, nereye varacağı belli olmıyan bir yolculuğa ablmak onu ürkütüyordu. Fakat oğlunu görmek arzusu gittikçe büyümüş, bütün varlığmı bir sarmaşık gibi kavramışb. Yaşınm çok ilerlemiş olmasına rağmen ^ fcıhhatinden şikâyeti yoktu; vücudü de p »aglamdı. Oğlunun da, şimdi zengin bir adam olması ihtimali vardı. Yolculuk, korktuğu kadar tehlikeli olmıyabilirdi. Nihayet kararını verdi. Kilisede Meryem anaya bir mum yaktıktan sonra, memnun, neşeli, yüreği rahat, trene at ladı. *** Roza kadın, yolculuktan başı sersem, yorgunluktan vücudü kırık dökük bir halde Parise geldi, oğlunu buldu. Oğlu evyelâ onu tanıyamadı. Kadıncağız kendini tanıtınca beriki müthiş bir küfür savurdu: Burada ne işin var? Ne diye geldin? diye bağırdı. Roza kadın yutkunarak, güçlükle: Seni görmeğe geldim oğlum, de dı. Oğlu buna büsbütün kızdı: Köyünde otursan daha iyi eder din cadı, dedi. Benim sana verecek ekmeğim yok, seni besliyemem. Benim zaten bir şey yediğim yok evlâdım... Yatak ta istemem. Bir köşeye büzülüp yatanm, sizi rahatsız etmem. Oğlu bir saniye düşündükten sonra: Hayır, dedi... Istemiyorum. Köfüne dön, nereden geldinse oraya git. Burada seninle uğraşmağa vaktimiz yok. Kadıncağız yalvarmağa başladı: Aman evlâdım, etme ayaklannı öpeyim. Ben şimdi nasıl dönerim. Bir parçacık param vardı, onu da yolda har cadım. Yayan gitmeğe halim yok, bu ihliyar bacaklanm beni yan yola kadar bile götürmez. Cehenneme götürsün, defol! Bu kadar zamandır, yüzünü görmediğin anacığını böyle mi karşılıyacakhnı» E y ! . . . Çok oluyorsun, çek arabanı cadı! Demek ki ben artık öleyim öyle mi> ihtiyar ana, önlüğünü gözlerine kapatarak hıçkıra hıçkıra ağlamağa başladı. Bu »efer oğlu biraz yumuşadı, aklına bir fey gelmişti. Peki, dedi, kal. Fakat bir şartlat Söyle oğlum, ne istersen yapanm. Çalışacaksm, kendi ekmeğini kendin kazanacaksm. Hay hay... Çalışınm yavnim... Fakat kollanmda hiç derman yok... îh liyanm. Hamalhk edecek değilsin kuzum! Kanmın, çocuklanmm, benim yaptığımız m yapacaksıo... Ressam atelyelerinde modellik edeceksin, o kadar. Roza kadın, atelyelerde modellik etmenin ne demek olduğunu bilmiyordu. Oglu ifi anlabnca. ellerini uğuşturarak: Erirge Yarabbi! diye bağırdı. A maa erlâdım naııl olur? Ben ömrümde kimtenin yanmda «oyunmadım. Sen>"n baban, işitiyor musun, senin baban büe haâ çıplak görtnemiştir. Nasıl olur da |iemm yanmda soyunurum. Oğlu bu sefer gülmeğe başladı: Porsuk derilerin erkekleri bajran fikarır diye mi korkuyorsun cadı? Alay etme oğlum... Roza kadın şasırmış, kıpkırmızı kesilfoişti. Daha hafif bir sesle mınldandı; Hem çok ihtiyarım. Bu yaşta ben Yazan: Berlin Türk elçiliğ model diye kim kabul eder ki? Başkâtibi B. T. Şaman Sen ona karışma. Senin gibi mo Versay andlaşmasından bir sürü pürukları anyan ressamlar vardır. Ben bu riizlü işler çıktığı gibi Saar adlı bir de lurum. roman çıkmıştı. Bu roman heyecanlı Kadıncağız gene itiraz edecek oldu, bir konu taşımakla beraber sonsuzdu Fakat oğlundan evvelâ bir dayak yedi onu ortaya atanlar gelişigüzel tasarla sonra da sokağa atılmak tehdidile kar dıkları siyasal konunun sonunu belir şılaştı. Nihayet kabule mecbur oldu. siz bırakmışlardı ve bütün acuna o so*** nun on beş yıl geçince belli olacağmı Roza kadını, dün, ahbablarımdan b söylemişlerdi. Gerçekten öyle de oldu bütün dünya tam on beş yıl bu romaheykeltraşm atelyesinde gördüm. Atelyeden içeri girdiğim zaman, ÇT nın sonunu bekledi, heyecan içinde çıplak bir ihtiyar kadın, model masasmın kıvranarak bekledi. Çünkü Saar romaüstüne oturmus, poze ediyordu. Sırtı eğik, nmdan yeni bir savaş, yeni bir volkan sert ve seyrek saçlı başı sağ omuzun; da çıkabilirdi. Milletleri heyecana düdoğru acıklı bir bükülüsle bükülmüs, bi şüren de buydu, siyasal romanın böyle heykel gibi hareketsiz duruyordu. Elle korkunc bir sona bağlanabilmesi ihtirini, bileklerine kadar, birbirine Litiştir mali idi. diği bacaklarının arasına koymuş, vücu Bununla beraber o romanın gün badünü kabil olduğu kadar örtmeğe çalı şma yenileşen satırlannı heyecanla şıyordu. gözden geçiren insanlar içinde arsıu Bu ihtiyar vücud, beyaz badanalı du lusal bir değer alan bu yaman konu varlann, atelyeyi dolduran alçı yığınları nun özünü kavrayanlar pek azdL Birnın çiy parlaklığı arasmda, eski bir fi çoğumuz 1870 te Bismarkm yarattığı dişi kadar san görünüyordu. Tepeden tır Alsas Loren çıbanı gibi bu Saarın da nağa kadar eskilik ifade eden bu man kangren olabilecek bir çıban başı ol zaranın hazinliği karşısında, bütün ben duğunu sezmekle kahyorduk, işin iç liğimi büyük bir yeis kapladı. Kalbim, bu yüzünü araştırmıyorduk. Amerikalılar harab varhğın karşısında, derin bir ac için de, Avrupalılar için de, Asyalılar ile sızladı. Tanıdığım genc, güzel ka • için de Saar, sonundaki belirsizlik yüdınları düşündüm, onların ihtiyarlıklan zünden heyecan veren bir dedikodu olgözümün önüne geldi. maktan ileri gitmiyordu. Birkaç ay evRoza kadın, seksen yaşında olmak vel bu son belirdi ve on beş yıldanbela beraber, vücudü çirkin değildi. Vak ri gönüllerde yaşıyan heyecan yerini tile güzel bir kadın olduğu anlaşıhyordu. imrenti ile karışık şaşkınlığa bıraktı, Çizgilerinde öyle bir kibarlık, ayak bi Çünkü binbir çeşid propagandalara, leklerinde öyle bir incelik vardı ki, sahibi entrikalara ve pek ustaca kurulmuş nin yaşile büyük bir tezad teşkil ediyor dolablara rağmen Saarlılar, Alman bayrağına bağlı kalmaktan geri kal du. madı. Bu, ruhlarda kökleşen ulusal Onu acıyarak seyrediyordum. İhtiyar •aşkrn her engeli yıkan kutlu bir ateş kadın, ben içeri girdiğimdenberi hiç kı olduğunu gösteren parlak bir hamle imıldamamıştı. Bir heykelden farkedile di ve yeryüzünde bir alkış tufanı ya miyecek kadar hareketsiz duruyordu. ratmıştı. Fakat Saar işinin özü gene Bu canlı mahlukun böyle cansız, ta bilinmemişti, Alman yurdseverliğinin mamen cansız bir cesed gibi kımıldama kazandığı zafere imrenilip o büyük dan duruşu, beni, mahiyeti anlaşılmaz roman elden bırakılmıştı. bir ürperme ile titretti; çünkü kadın baBerlin Türk elçiliği başkâtibi B. T. na bakıyordu. Gözlerinde ve göz kapaklarında hiçbir hareket görünmediği hal Şaman, işte o büyük ve sürekli dedi de, gözbebeklerinin yavaş yavaş büyü kodunun içyüzünü, ruhunu, özünü gösdüğünü, ınadla, ısrarla, sabıt bir ba teriyor, «Saarda Çekişen Avrupa» adını verdiği izerile çoğumuzun bilmediği kışla bana baktığını gördüm. şeyleri ortaya koyuyor. Benim yüzüme takılıp kalan bu gözler, Diplomat yazıcu^n izeri, her bakımkorkudan öfkeye, öfkeden yalvanşa, yaldan dolgun ve olgundur. Orada kuv varıştan utanmaya geçen ifadelerle biî vetli bilgi, sağlam görüş ve pek nefis saniye içinde birbirine zıd bin manaya bir üslub var. (232) sahifelik kitabı obürünüyor, içlerindeki kesif, garib ve gaykuyup bitirdikten sonra topu topu 1922 ritabiî manalar her değiştikçe, gözler dakilometro murabbaı yer tutan ve göğha sabitleşiyor, daha taş kesiliyordu. Aysünde ancak 815,907 insan besliyen ni zamanda, dudaklarının, dişsiz ağzmın Saar topraklannın niçin arsıulusal bir etrafında birbirine bitişerek, ağzın bütün değer aldığını anlıyoruz ve o toprak şeklini belli edecek kadar içeri doğru ları paylaşamıyanların açık ve gizli çöktüğünü gördüm. yaptıkları savaşı haklı buluyoruz. Birdenbire, Roza kadının göz kapak Bay B. T. Şaman, Türkiye siyasetine ları nemlendi; gözbebeklerinin yuvarlak doğrudan doğruya ilginli değil gibi gösatıhlarında, ıslak bir parlaklık göründü.. rünen Saar işindeki durumumuzun neHer iki gözünden fışkıran iki damla yaş, kadar canlı ve önemli olduğunu gös gözlerinin kenanndan yuvarlanarak ya teren bir ön sözle yazıya başhyor. Arnaklanndan süzüldü, derin bir işkence kasından Saarın tarihteki yerini an içinde kıvranan vücudün hissiz çıplaklığı latıyor. Bu parça, on bir asrın bilgili üzerinde aktı.. Ihtiyaf model, ayni harebir kalemle beş sahifeye nasıl sıkıştı ketsizlik içinde, ayni sabit bakışlarla barılacağmı bize öğreten canlı bir örnekna bakarak uzun uzun ağladı... Ağladı... tir. O sahifeleri okuyunca tam bin yüz Karşımda bir ıstırab heykeli gibi du yıllık bir tarih gözümüzün önünde ran bu harab vücudün yegâne canlı ta canlanıyor ve bu uzun yıllar içinde elrafı, el sürülmemiş temiz ruhunun son den ele geçen Saar, bütün tarihsel ıssuz acılanndan, yabancı gözlerin kirlet tırablarile, buhranlarile, kırılmış ve tiği vücudüne damla damla akan bu sı yenileşmiş ümidlerile bize açılıyor, görünüyor. Fransızların Saar üzerinde cak göz yaşlarıydı... gözettikleri hakla o hakkı kuru bir kuruntuya çeviren hakıkatin temeli de bu tarih parçasmda pırıldıyor. Yengesi ve sevgilisini 59 boğan Ömer pencere Harb günîerinde, Fransız Bakanları Napoleonden düşüp öldü dan daha fazla salâhiyet ve kudret sahibi idiler! Pariste, üç gün evvel, sebebi henüz an laşılamıyan garib bir cinayet olmuş, Ö mer isminde bir Cezairli Arab kardeşinin karısını öldürmüştür. Vak'a günü sabahleyin saat 10,30 da Senye sokağından geçen yolcular, bi adamın birdenbire bir otelin penceresin den sokağa düstüğünü görmüşler, koşa rak yanına geldikleri zaman, yerde bey ni ezilmiş, parça parça, kanlar içinde vü zen bir cesed bulmuşlardır. Adam derha hastane otomobiline konularak hastaneye götürülmüşse de bir çeyrek saat son ra ölmüştür. Yapılan tahkikat, bu adamın, Ömer isminde Cezairli bir işsiz olduğunu, bir senedenberi bu otelde oturduğunu ve muntazam bir hayat geçirdiğini göstermiştir. Ömerin, otelde işgal ettiği odanın kapısı kilitli olduğu için epeyce uğraşıldık tan sonra açılabilmiş ve içeri girildiği zaman hiç beklenmedik bir manzara ile karşılasılmıştır: Karyolada bir kadın cesedi vardı. Zabıta derhal tahkikata başlamış, ve hâdisenin bir aşk faciası olduğu meydana çıkmıştır. Ömer, Cezairden Parise geldiği zaman, portakalcılık ve manavlık eden kardeşile birlikte oturmağa başla mış, kardeşi Abdülkadir Süzan Vidal isminde 23 yaşında güzel bir Fransız kı zile evli imiş. Süzanla Ömer sevişmis. Fakat kardeşi, işin farkına vararak Ömeri evden kovmuştur. Ömer de bu otele gelip yerleşmiştir. Abdülkadir yuvasının saadetini bozan kardeşini evden kovmakla işi düzeltmiş olduğunu zannediyordu. Lâkin, âşıklar gene buluşmaktan vaz geçmemişler. Ö merin oteldeki odasında sevişmeğe devam etmişlerdir. Süzan, kendisi gelemediği zaman Ö merin odasına altı yaşındaki oğlile ye mek gönderiyor, işsiz ve zaruret içinde bulunan sevgilisini besliyordu. O sabah ta, her zamanki gibi Ömerin odasına gelmış, içeri girdiğinden yedi dakika sonra, Ömerin pencereden düştüğü görülmüstür. Hâdisenin, kardeşini kıskanan Ömer tarafmdan, Süzanın boğularak öldürülmesinden ibaret bir cinayet olduğu mu hakkak olmakla beraber, Ömerin pen cereden ne suretle sokağa düştüğü he nüz anlaşılamamıjtır. Bilmiyerek bu cinayete sebeb olan manav Abdülkadir, hem karısını, hem kardeşini kaybetmekten mütevellit büyük bir yeis içinde bulunuyor. Fransız Bakanlarımn seçilişi garibdi Lacazenin Fransız saylavı Benazet hakında söylediği söz, onun kendisini ziyarete gelmemiş olmasından ibaret kaldı. Fransız Deniz Bakanı, Yunanistan işinin bir çıkmaza sokulmasından kendi omuzlanna yüklenen mes'uliyetin ağırlığını duymağa başlamıştı ve azletfiği amiralin kendini müdafaa için, aldığı manasız emirleri alâkadarlara göstereceğinden endişe ediyordu. Lacaze, amiralle aralarında bıçakbıçağa, merhametsiz bir boğuşamnın başlamak üzere olduğunu anlıyordu. ve bitkin bir halde kısa kısa adımlarla tıpış tıpış yürüyerek geldi. Nazik davranıyordu ama karannı önceden verdiği halinden belli idi. Masasının üstü sürü sürü evrak ile dolu idi. Fakat hâkim amiral, bunlara bakmağa tenezzül bile etmiyordu. Birkaç sual sordu ve bir kâğıdın üstüne birkaç not aldı. Amiral hakkındaki karat Amiral Dartige du Fournetin nümayiş günü yaralanan Fransız askerleri için elinden geleni yaptığını kabul etti, cenaze merasimine iştirak etmeyişinin makbul bir özür ve sebebe istinad ettiğini de teslim etti. Uçüncü itham olan bombardımana Dartige du Fournet kapıdan çıkarken: devam meselesine gelince sordu: • Adiyö, dedi. Niçin Atinayı bombardımana devam etmediniz? Pokerde olduğu gibi Lacaze cevab verdi: Hayır canım adiyö değil; orövvar! Yunanhları korkutmak için bir tek top (Allaha ısmarladık değil tekrar görüşe atacağınıza, bombardımana devam etmeliydiniz. Yunanlılar dehşet içinde kalırlim). Harb zamanlarında Fransız Bakan lardı. lannın seçilişi hayli garib bir şekilde olurDartige du Fournet, hâdiseleri uzun du: Amiral Lacaze de 1915 te bulun uzadıya anlattı. Fakat ihtiyar, dinlemiduğu kumandanlıktan azledilerek Mar yordu. Amiral, kendi aleyhindeki isnad silyaya gönderilmişti. Filî askerlik haya ve iftiralardan şikâyet ettiği zaman, tmda, tek tecrübesi bundan ibaretti. Bir Fourniere bunlara hemen nihayet verdikaç ay sonra, Fransız siyâsasının tesa receğini vadetti. İhtiyar, son söz olarak, düfleri, onu, Fransız bahriyesinin başına amiralin pek alelâcele azledildiğini de geçirmişti. Yalnız Fransız bahriyesinin kabul ve teslim etti. olsa iyi, Harbiye Bakanı Pariste bulun Fakat, dedi, siz de, istenilen şeyi madığı zamanlar vekâleten bütün Fran yapmadınız. sız ordusunu da idare ediyordu. Amiralin en büyük kabahat Foşu bile azletmişti Atinayı yakmaması idi Amiral Dartige du Fournet kendisine yapılan muamelenin haksızlığından ona bahsettiği zaman, Lacaze amirali teskin ve teselli için şunlan söylemişti: Bunlar, olağan şeylerdir. Bir müddet evvel Harbiye Bakanlığında, General Foşu kumandanlıktan azletmek mecburiyetinde kaldım. Burada melez insan seciyesinin aceleciliği ile karşılaşıyoruz. Lacaze, gayet muvakkat bir surette kendisine verilen büyük bir salâhiyeti hemen kullanıyor ve vekâlet ettiği Bakanın avdetini beklemiyordu. Dartige du Fournet, hatıratında şöyle diyor: «Bereket versin ki Foş tekrar iş başına geldi. O harb günîerinde, Fransız Bakanlan bir Ondördüncü Luiden, hatta bir Napoleondan daha fazla salâhiyet ve kudret sahibi idiler. Bu, belki, o günerin doğurduğu bir lüzum ve ihtiyacdı; fakat muhakkak ki çok tehlikeli bir şeydi.» 9 eylul panayırı Nakil vasıtalarında büyük tenzilât yapılacak İzmir (Hususî) 9 eylul İzmir panayırı, bu yıl daha geniş bir esas dahilinde kurulacaktır. Yerli ve yabancı, bu sene iştirak edecek olan firmalar, çok fazladır. İtalyan Adriyatika kumpanyası ile Alman Doyçe Levant Lini, panayır komitesinin teşebbüsüne müspet cevab vererek panayır yolcu ve eşyası için tenzilât yapacaklarını bildirmişlerdir. Devlet Demiryolları idaresi de 12 ağustostan 6 eylul tarihine kadar bü tün istasyonlardan İzmire gidecek yolcuların gidiş, dönüş biletlerinde % 50 ye teşhir için gönderilecek eşya nak İiye tarifesinde 250 kiloda % 70 tenzilât yapacağım bildirmiştir. Panayırda satılamayıp geri gidecek eşyada da ayni tenzilât vardır. Yalnız biletleri a lanlar. İzmir istasyonuna bir fotoğraf verecek ve biletlerini vize ettirecek lerdir. Devlet Demiryolları, daha birçok kolaylıklar göstermektedir. Ankara, Eskişehir, Gazligöl, Kütahya, Çandır, Konya, Büyükçobanlar istasyonların dan azamî tenzilâtla sergi için seya hatler tertib edilecektir. Denizyolları daresi de % 50 tenzilâta muvafakat etmiştir. Amiral sorguya çekiliyor Uğradığı haksız muameleden derin surette yaralanan ve müteessir olan Dartige du Fournet, bir kelime bile söylemeden muvazzaf hizmetten aynlarak tekaüd oldu. Fakat 1917 ikincikânununda, yani bir ay sonra, Lacazeden bir mektub aldı. Fransız Deniz Bakanı bu mektubunda, ona, mütekaid amirallerden Fournier (Furniye) nin kendisini o gün akşamüstü, saat 6 da görmek istediğini bildiriyordu. O tarihte Fournier 75 yaında ve yorgun bir adamdı. 1870 harbine iştirak etmiş olan bu ihtiyar, on beş sene evvel tekaüd edilmişti. Akademide işgal ettiği koltukta dalavere .çevirmekle meşguldü. Çinde ve Hindiçinideki denizcilik hayatı, ona büyük bir zafer çelengi mahsulü vermemişti. Amiral Dartige du Fournetyi muhakeme etmek için işte böyle bir adam seçilmişti. Fournier, meslektaşının beklediği odaya gelmek için uzun müddet kendini bekletti. Yorgun Amiral çıktıktan sonra, Fournier, oteki zabitleri sorguya çekti ve bunlardan birine dedi ki: Amiralinizin tek kabahati, ltilâf elçilerinin itiraz ve mütalealarına kulak asıp bombardımanı kesmesidir. Bunu yaptığı için de, emsaline müessir bir ibret olmak üzere, kâfi derecede zecalandınlmıştır. Raporunu verdiği zaman bunun gayet kısa ve Amiral Le Bonun yazdığı raporun bir hulâsası olduğu görüldü. İhtiyar amiral, Dartige du Fournetyi feraset ve enerjı noksanıle itham ediyor, onun vazife hissi eksik olduğu için artık bahriyede kendisine hizmet verilmemesi lâzna geldiğini söylüyordu. Bu raporu yazan Furniye, amirali harb divanına göndermeğe lüzum görmiyecek kadar, iyi yürekli görünmek istemişti. Fakat onun Koyle yapması iyiliğinden değil Deniz Bakanı Amiral Lacazeyi, harb divanı hâkimlerinin her şeyi öğrenmek ve bütün esrarı ortaya dökmek hususundaki meraklarından kurtarmak, ayni zamanda onun, Fransız kamutayının bir ay sonra, vuku bulacak olan gizli toplantısında saylavlann sorgularına istediği gibi ce» vab vermesine imkân hazırlamaktı. Amiral Dartige du Fournet, harb diva* nı karşısına çıkmadı amma Dinan kasa * basına çekilip herkesten uzak yaşamağa mecbur oldu. Bu suretle onun tarafgirane tahkikat yaptırmasının da önüne ge « çilmiş oluyordu. Ingiltere Amirala nişan veriyor En zengin kadın Saar davasınm tarihsel qzünü bu güzel ve çözel sahifeleri okuyarak öğrendikten sonra o toprak parçasının dev letler kurumuna göre hukukî durumunu, kendi için uydurulan rejimi ve bu rejim yüzünden çıkan parti atışma (münakaşa) larmı, orada karşılaşan Alman ve Fransız kültür politikasını ve bu iki büyük milletin propaganda arını sıra ile okuyoruz, birçok bilgi er elde ediyoruz. Bu değerli yazılann ardından Saarın ekonomi bakımmdan durumu geliyor. Bu münasebetle Bay B. T. Şaman cihan ekonomik ve siya sal varlığında demirle kömürün oynadığı rolü, bu iki değerli nesnenin harbden önce ve sonra Avrupada tuttuğu yeri yüksek bir belâgat ve kudretle [österiyor, Saar kömür ocaklarmı bir tablo gibi önümüze koyuyor ve Saarı ulusal bir miras sayan Fransızlarla Almanların tarihî, harsî, siyasî varlıkları üzerinde uzun ve derin bir ölçme ya pıyor. Genel Savaş sonundaki devletRokfellerin torunu ve varist erin ayrıldığı grupları, Uluslar Der olan 25 yaşındaki Mis Mary A negile barış andlaşmalarını, Lozan suldeline Prentice dünyamn en zen hunu,Ruhr işgalini anlatıyor ve bun gin kadını olarak yaşayabileceği arın Saarla uzaktan, yakından ilgin halde buna yapmamıştır. Tahri [iklerini ortaya koyuyor, arada hep bu linden pratik bir surette istifa sonuya bağlı ve sözgelimi Dawes de etmek üzere bir hekimin ya Young plânlan, harb sonu Avrupası ıin ekonomik tarihçesi gibi bahısler nında çalışmaktadır. Souyete ar ki ayrı ayrı birer bilgi kümesidir. hayatından tamamile çekilmif • Bütün bu değerli sahifeler okunun1 tir. Dinandaki mecburî ikameti esnasında Paristeki İngiliz ateşenavali Amirali ziyarete geldi ve İngiltere Kralı tarafmdan kendisine verilen Ordre du Bain nişanının büyük salib rütbesini getirdi ve bu yeni taltifi kendisine resmen tebliğ etti. Amiral bu münasebetle hatıratında diyor kii «Bu nezaket eseri, centilmen bir mille* lln mümemjiz vasfıdır. Benim memleke « timle ne büyük fark!» (Arkast var) Hcrgün bir ecnebi karikatürü Bir grevde 25 kişi yaralandı Kanton 28 (A.A.) Bir fabrika işçisinin grevinde çıkan kavgada on beşi çocuk olmak üzere 25 kişi yaralanmıştır. ca on beş yıl dilden dile gezen, gazete sütunlarında okunan Saar romanının hem özünü anlamış, hem vardığı so nun sırrını öğrenmiş oluyoruz. Dili mizde herhangi siyasal bir konunun bu kadar olgun ve dolgun bir biçim de çöze edildiğini biz bilmiyoruz. Ummayız ki bilenler bulunsun. Bundan ötürü B. T. Şamanm eserini bilgiye dejer veren her yurddaşa tavsiye etmeği borc tanıyoruz. M. T. T. Nasıl barometron yolunda gidiyor mu? Mükemmel! O kadar hassas makine ki... Ne zaman karım yakınında ağlamağa başlaraa hemen yağmurlu havayt gösteriyorl

Bu sayıdan diğer sayfalar: