10 Temmuz 1936 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

10 Temmuz 1936 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

10 Temmuz 1936 CUMHURİYET İSV1ÇRE MEKTUBLARI Her ne pahasına olursa olsun müdafaa kuvvetimizi artırmak lâzımdır Avrupa diplomatlarının ağızlarında dolaşan silâhsızlanma sözleri bir siyaset manevrasıdır Montrö 6 temmuz 936 Jenev ve Montrönün beynelmilel si yasî havasını teneffüs ettikçe hergün biraz daha iyi görüyorum ki Avrupa büyiık bir ıstırab içinde kıvranıyor: Harb kor kusu. Dört gün mütemadiyen söylenen güzel sözlere, insanlık, hak, adalet, sulh, silâhsızlanma mevzulan etrafında muh telif dillerle yapılan tath edebiyata rağmen Avrupa korku içinde kıvranıyor. Temelleri bozuk kurulmuş bir sulhun şimdi bütün fenalıklan göze çarpıyor ve bunlar göze çarptıkça, günden güne büyüyen harb tehlikesi karşısında, Avru payı idare edenler ne yapacaklarını bil miyorlar. Milletler Cemiyeti müessesesine bakınız: Akıl ve mantığın, vicdan ve adaletin, beynelmilel hukuk diye konulan kaidelerin hepsini atlıyarak kuvvet realitesinin vücude getirdiği emrivaki karşısında baştanbaşa riyakârlıktan ibaret bir edebiyatın şeffaf örtüsii altmda, utana u tana boyun iğdi. Başmda binlerce senelik müstakil bir tacın parıltılannı taşıyan bir hükümdann kuvvetli sözleri Milletler Cemiyetinin kubbesi altmda hiçbir akis yapmadan eridi gitti. Sonra gördük ki, mensub olduğu kavmin Almanyadan çektiklerine karşı içinde duyduğu ıstı rabla aklmı kaybetmiş olan bir adam; tabancayı çekip kendisini öldürdü. Daha sonra, Her Greiser Milletler Cemiyeti ne karşı, ancak herşeye karar vermiş insanlarda görülen bir pervasızlıkla, iste diklerini söyledi ve ondan sonra «oh, şimdi rahatım, içimi döktüm!» diyerek kendisile alay etmek istiyen gazetecilerin burunlanna gülüverdi! Demek olup bi ten şeylerden hiç kimse memnun değil. Ve bu umumî hoşnudsuzluk içinde Milletler Cemiyetinin otoritesi kökünden sarsılmış, her tarafta onun tekrar canlan dmlması ve kuvvetlendirilmesi için du alar yapılmasma ve dillerde yeni bir si lâhsızlanma projesi olaşmakta olmasma rağmen herkes silâhlanmağa bakıyor. •P *1* T* Bir kayık devrildi Yolcu kurtarıldı, sandalcıdan haber yok Kuzguncukta İcadiye caddesinde 122 numaralı evde oturan 29 yaşlarmda seyyar hırdavatçı Yako, Kadıköy va pur iskelesinden 3783 numaralı kayıkcı Mustafanın kayığma hurda demir yüklemiş ve Unkapanma gitmek üzere yola çıkmıştır. Kayık Sarayburnu açıklarına geldiği sırada çok yüklü olduğundan su almağa başlamıştır. Kayık su almağa başlaymca Yakoda şafak atmış ve biraz kıpırdamnca kayığın muvazenesi bozularak albora olmuştur. Denize düşen Yako canım kurtarmak için hemen küreklerden birine sarılmış, kayıkçı Musta fa da akmtıya kapılarak sularm arasında kaybolmuştur. Yako küreğe sarılmış bir halde gecenin saat yarımma kadar denizde kaldıktan sonra Kmalıadaya gitmekte olan Hüseyin kaptanın idaresindeki pazar motörü tayfalan tarafından Hayırsızada önlerinde görülmüş ve kurtarıl mıştır. Kayıkçı Mustafanın ne olduğu daha belli değildir. / Polis tahkikata devam etmektedir. Ingîltere silâhlanıyor Bu sene için 190 milyon tahsisat kabul edildi Kazandırmadı, Akdenizdeki Anavatan filosunu çekmekle beraber daimî filo kuvvetlendirilecek [Baştarafı 1 inci sahifedei ler için kabul edilen munzam tahsisat, 293,700 İngiliz lirasına baliğ olmakta dır. Dört munzam tahsisat yekunu ise 652,700 liraya çıkmaktadır. Bahriye bütçesine ilâve edilen tahsi sat yekunu, 1 1,015,000 liradır. Program, ordunun boşluklarını dol duracak ve tatbikı için takriben 5614000 lira sarfolunacaktır. Habeş Italyan ihtilâfı dolayısile a lınmış olan hususî tedbirler için yapılan sarfiyat 1,252,000 lira tahmin olunmaktadır. Londra 9 (A.A.) İstenilen fazla tahsisat miktarları ilân edilmiştir. Bunlar: Deniz kuvvetleri için 1,059,000, kara ordusu için 6,600,000 ve hava kuvvetleri için de 1 1,700,000 sterlin lirasıdır. 1936 deniz inşaat programma: 2 kruvazör, 1 filotillâ kılavuzu, 8 distrüyer, 1 uçak gemisi ve 4 denizaltı gemisi ilâve edilecektir. Hava kuvvetleri mürettebatı 50,000 den 55,000 e çıkarılacaktır. Deniz aşın hava filotillâlannın miktan da 1939 yılma kadar 25 den 37 ye artırılacaktır. sında vaki beyanatta Akdenizdeki İngiliz müdafaa kuvvetlerinin daimî mahiyette olmak üzere arttırılacağını söylemiştir. kazandı! Bir de buradaki konferansa bakınız: İlk gün herkes güzel güzel nutuklar söyliyerek Türkiyenin istediklerini vermek lüzumunda sade ittifak etmekle kalmıyarak hatta hakkımızm tesliminde birbirlerile yanşa çıktılar. Fakat, iş, bunu beynelmilel bir karar şekline koymıya gelince, teklifimizin hemen her maddesi, ya esası müzakere edilmek üzere teknik komisyona, yahud da şekli değıştirilmek üzere tahrir komitesine gitti. O komisyon ve bu komite o zamandanberi bizim projeyi üç defa baştanaşağı hatmetti ve neticede hatim duasını yapıp, sulh ve selâmet niyetine ufuklara üfürmek nasib olmadı. Niçin? Türkiye haksız mı? Elbet haklı. tstemiyorlar mı? Istemekten başka çare olmadığma göre herkes istiyor. Buna rağmen, geçen ayın yirmi dördündenberi mütemadiyen yaoılan konuşmalara, Doktor Rüştü Arasın ve arkadaşlannın geceli gün düzlü çahşmalarma, bir sürü temaslara, her rasgelen yerde yapılan küçük küçük konferanslara rağmen henüz şu dakikada netice elde edilmiş değildir. Niçin? Şunun için ki Avrupada hiç kimse diğerine emniyet etmiyor. Herkes, istikbal endişesi içinde kendisi için en müsaid bir şekil ve şart teminini düşünüyor. Neticede iş olacafına, yani Türkiyenin istediğine vara cak ve bunu herkes biliyor, buna rağmen, huy canın altındadır, herkes bir tarafa çekmeğe çalışıyor! Bugün Franfurter Zeitungda bir makale okudum, Avrupanın 1914 te olduğu gibi kutublara aynlmak cereyanı içinde bulunduğundan şikâyet ederek alâkadarlann dikkatini celbediyor. Demek oluyor ki Almanya sulh istiyor; halbuki bir de öbür tarafa sorunuz, Ren mıntakasının işgalindenberi yeni hiçbir söz söylemiyen, İngilterenin suallerine cevab vermiyen, derin ve karanlık bir sükut içinde, sanki birşeyler bekliyen ve beklerken de bir yandan hazırlanan Almanyanın bu kapalı ve esrarlı vaziyeti karşısında Almanyadan nasıl korkuyorlar? Şüphe yok ki, Avrupa henüz kutublara aynlmış değildir; henüz, orta yerde karar verilmiş şeyler yoktur. Fakat, ona doğru öyle korku verici bir gidiş vardır ki belki de hiç kimsenin taraftar olmadığı bir zamanda bile bir harb çıkabilir. Belki de bizzat bir harb korkusudur ki harbin çıkmasına sebeb olacaktır! Orta yerde otoritesi kaybolmuş bir Milletler Cemiyeti, bunun arkasında birbirine karışmış, girift bir hale gelmiş bir takım paktlar, ittifaklar sistemleri var ve bütün bunlar, Milletler Cemiye tinin, kendisinden beklenilen vazifeyi ifa edememesinden ileri geliyor. Bu paktların ve ittifakların, günün birinde bugünkü arabsaçı halinden çıkıp, kahotik şekilden sıynhp bir takım taarruz kutubları yap mıyacağı ne malum? Hatta biraz daha ileri giderek diyebilirim ki bugünkü dostIuk pakrları, ademi tecavüz misaklan,, yahud tedafüî ittifak sistemleri, Avrupanın karnmda teşekkül edip nihayet hayata geçecek olan yarınki taarruz kutublarınm rüseymî bir varhğmdan başka birşey değildir. Bundan dolayı da diyeceğim ki Avrupada göze çarpan bugünkü huzursuzluk, korku ve endişe, mütekabil itimadsızlık şekillerinde görünen asabiyet, sa dece Avrupanın gebelik ârazıdır. 1914 ten evvelki Avrupada yalnız milletler arasında menfaat farkları, siyasî gaye ihtilâfları vardı. Halbuki bugünkü Avrupa milletlerini sade bu nevi zıddiyetler değil, ayni zamanda doktrin ihtilâfları da ayırıyor. Bu iki taraflı ayrr lık âmilleri, belki de milletler arasında yeni bir musademeyi tacil edecek kuv vetlerden olabilir. Hiç değilse bugünkü ihtilâf ve çarpışma âmilleri dünkülerden daha kuvvetlidir. Bugün gene Montörde yağmur yağıyor. Ben de konferansın saat beşte yapacağı ilk umumî içtimaa intizaren, odanr da kapanmış, gölün kuzguni siyahlığı üstünde uçuşan şimşeklere bakarak etrafımds müthiş bir tarraka ile patlıyan gök gürültüleri arasında Avrupanın bu halini düşünüyorum. Belki bana bu fena fikirleri ilham eden şey de tabiatin bu gürültülü ve kasvet verici manzarasıdır; fakat, siyasî havadaki huzursuzluk ve ağırlık hakkındaki müşahedelerimin doğruluğundan eminim. Türkiye, Boğazlann tahkimine karar vermekle tam bir isabet etmiştir. Doğrusunu söylemek lâzım gelirse ben son senelerde hükumetin ittihaz ettiği bir ta kım tedbirlerin ve bilhassa vergilerin artınlmasının iktısadî hayatımızı tazyik et Yeni yapılacak zırhltlar Londra 9 (A.A.) Röyter ajan sından: Salâhiyettar bir membadan bildirildiğıne göre inşası mutasavver olan otuz beş biner tonluk iki ingiliz zırhlısı Ameri kalılar yakında inşa edecekleri iki zırhhya on altışar pusluk top koysalar bile on dörder pusluk toplarla mücehhez o lacaktır. Bu kararın saikı, Uzakşarkta kullanılacak zırhhlarla Avrupada kul lanılacak zırhlılar arasında bir fark vücude getirmek olup Ingiltere, zırhlılar daki büyük toplar çapını 14 pus olarak tesbit ve tahdid eden maddeyi kabule amadedir. arisli meşhur yazıcı Stephan Lauzanne'ın, Berlin kongresinde İngiliz başmurahhası olan Lord Bikonsfildin o sıfatla oynadığı büyük roller hakkmda yazdığı güzel bir makaleyi gazetemiz tercüme edip oku yucularına okuttu. Stephan Lauzanne, kudretli îngiliz diplomatının hangi noktada ısrar etmişse sözünü dinlettiğini, ba zan İngiltere donanmasını ileri sürerek, bazan ültimatom vererek bütün kongreyi iradesine rameylediğini yazdıktan sonra onun Londraya dönüşünde yapılan muhteşem karşılama törenini kaydediyor ve diplomatın hemşerilerine şu şekilde haykırdığını söylüyor: Size yalnız zaferler değil şerefler de getirdim!.. *** Berlin muahedesi Osmanlı tarihinde eşi hayli çok olan kanar yaralardan biridir. Görünüşe bakılırsa Ayastafanosta ve süngü altında Abdülhamide kabul ettirilen ahidnameden hafiftir. Fakat Osmanlı İmparatorluğuna 255,000 kilometro murabbaı toprakla beş buçuk milyon nüfus kaybetrirdiğine göre gene felâketli ve çok felâketli bir vesi kadır. Bu sebeble o vasikayı tanzim ettirmekle Lord Bikonsfildin Osmanh imparatorluğuna müspet şekilde neler kazandırdığı gerçekten tetkike değer mevzulardandır. Bizce (1908) meşrutiyet inkılâbma kadar sürüp giden Ermeni meseleleri, Girid ihtilâlleri, Makedonya gürültüleri hep Berlin kongresinde atılan tohumlann filizleridir. O halde Stephan Lauzanne'ın Prens Bismarka «Avrupada İngilterenin lutufkârlığı canlı bir Türkiye bıraktınyor» sözlerini söyletmesinde de isabet görülemez. Bununla beraber, Lord Bikonsfildin 18771878 yıllan içindeki hailelerden, Ruslarla Osmanhlann birbirlerile boğazlaşmalarından İngiltere hesabma büyük istifadeler elde ettiğine şüphe yoktur. Şeytanlara külâh giydirecek kadar zeki olan bu ünlü diplomat, bütün Avrupayı ültımatomlarla filân tethış edip dururken Osmanlı Hariciye Nazırı Saffet Paşayı Istanbuldaki elçi Layard vasıtasile kafese koymuş ve 4 haziran 1877 de gizli bir muahede imzalatarak Kıbns adasını İngiltereye maletmişti. Kıbns muahedenamesi diye meşhur olan bu vesik*, garabet bakımından, bütün cihan tarihinde eşsizdir. Çünkü Karsla Ardahanm ve Batumun Rusya Çarlığı tarafından zaptı halinde Kıbnsın İngiltere tarafından işgal edileceğini ve o sınır kalelerinin Türkiyede bırakılması takdirinde adanın işgalinden vazgeçileceğini tespit ediyordu. Karsla Ardahan ve Batum Ayastafanof muahedesile Ruslarda kaldı, Berlin kongresi de bu vaziyeti bozmayınca Kıbns tabiatile elden çıktı. Onun için Stephan Lauzanne'ın yazısını bır • tashıhe muhtac görüyoruz. Ünlü yazıcı Lord Bikonsfildden bahsederken «kazandırdı» dememeliydi, boyuna ka zandı demeliydi. Çünkü tarih bakımından söz götürmiyen hakikat budur. Malları ve mülkleri ellerinden alınan Bulgaristan Türkleri Bulgar Makedonyasınm Petriç havalisindeki Kuriçe köyünde oturan Türk ahali çok müşkül bir vaziyette kalmış lardır. Anavatana göçetmek ihtiyacını çoktandır hisseden ırktaşlanmız bu tasavvurlannı mevkii fiile koymak üzere ellerinde ne varsa satarak hazırlığa başlamişlardır. Fakat herşey yok pahasına satılıp iş hareket etmeğe gelince o vakte kadar hiç sesini çıkarmıyan Bulgar makamatı, sizIer Türk değil Pomaksınız, muhacerete tâbi olamazsınız diye bu işe mâni olmağa kalkı.şmışlardır. Bu vaziyet karşısında 89 hanelik Türk ahali köyde malsız ve mülksüz aç ve sefil bir hale düşmüşlerdir. Şimdi bu zavallılar Türk hükumetinin tavassutunu dört gözle beklemektedirler. Sir Snmuel Horun beyanatt Londra 9 (Hususî) Avam Kamarasının bugünkü toplantısında hükumet Akdenizdeki ingiliz donanmasının normal hale getinleceğini bıldirmiştir. Bunun üzerine birçok meb'uslar hükumetten izahat istemişlerdir. Meb'uslardan biri «üç yüz senedenberi Akdenizde kuvvetli bir vaziyette bulunan İngiliz donanmasının müstakbel vaziyetinin ne olacağını» sormuştur. Bahriye Nazırı Sir Samuel Hor bu suale cevab vererek demiştir ki: « ingiliz donanmasının 300 sene daha Akdenizde kalacağını temin ede rim. Akdeniz donanmamızı normal hale getirmekle onu zayıflaştıracak değiliz, ancak İtalyan Habeş harbi münasebetile bazı limanlardan fazla olarak Akdenize celbedilen harb gemileri asıl üslerine iade edilecektir. Bu münasebetle şunu da söyliyeyim ki, normal vaziyetteki Akdeniz ingiliz donanması her zamankinden cok daha kuvvetlidir.» Akdenizdeki kuvvetler artırılacak Adana Türkkuşu şubesinin faaliyeti Londra 9 (A.A.) Royter ajansından: Bu sabah salâhiyettar mehafilde Akdenizdeki tngiliz filosunun normal mik tara indirilmesine hemen başlanılacağı söylenilmekte idi. Normal miktara indirmek demek halihazırda Cebelitankta bulunan anavatan filosunun Ingiltereye ve gene mezkur denizde bulunmakta olan Uzakşark filosunun da Uzakşarka dön meğe başlaması demektir. Bununla beraber şu ciheti hatırlatmak icab eder ki M. Eden, Avam kamara Adana (Hususî) Adana Türkku\Baştara1ı 1 inci sahifede] şu devamlı çahşmalar neticesinde çok güHabeşistanda öldürülen zel varhklar göstermeğe başlamıştır. Biltayyareciler hassa Mustafa, Cahid, Bürhan ve NiyaParis 9 (A.A.) Petit Parisien gazezinin gösterdikleri istidad takdire şayan^ tesinin Roma muhabiri, Habeşistanda dır. Genclerimiz înönünde açılacak kamöldürülen İtalyan tayyarecileri hakkmpa iştirak edebilmek için bütün gayretleda şöyle yazıyor: rini sarfetmektedirler. «Telef olanların miktarının resmen tiğini ve müdafaa bütçemizin bütçenin bildirilen miktardan fazla olabileceği umumî yekununa nisbetle kabarıklığını kabul edilmektedir. Zira tneşredilmış görerek memleketin iktısadî inkişafı nok olan teblığ makinistlerden ve telsizci tai nazanndan bunun biraz fazla olduğu lerden bahsetmektedir ki bunlarm üç fikirlerine düşerdim. Şimdi görüyorum ki tayyarenin mürettebatı arasında bulun muş olanları muhtemeldir.» hükumet hakhdır. Ne yapıp yapıp müdaPopulaire gazstesi, dij^or ki: faa kuvvetimizi artırmak lâzımdır. Avru«Lekemti vak'ası, Habeşistanın bir pa diplomatlannm ağızlannda dolaşan si kısmında İtalyan kontrolunun henüz lâhsızlanma sözleri bir taraftan çok sami pek o kadar ciddî olmadığım ispat et mî de olsa diğer taraftan bir kısmı için mektedir.» dahilî ve haricî bir siyaset manevrası, diBir Fransız gazetesinin şayani ğer bir kısmı için de bir vakit kazanma dikkat makalesi vasıtasıdır. Her tarafta her nevi harb Paris 9 (A.A.) Yakında Brükselde malzemesi ve bunlara aid iptidaî madde toplanacak konferans hakkmda Echo fıatlan son zamanlarda pek çok yüksel de Paris gazetesmde bir yazı yazmış omiştir, herkes silâhlanıyor. Türkiye için lan Pertinax, dıyor ki: de selâmet yolu budur. Bizim için yegâ«Fransızlar, Almanlarla yapılacak tene gaye müdafaa olduğuna göre, en iyi lâkinin Almanya ile doğrudan doğru bitaraflık siyasetinin bile herşeyden evvel ya bir müzakereye girişmek maksadile silâhla temin edıleceğini bilmek ve bu u yapılmayıp Fransızlarla, îngilizlerle, ğurda hükumetin bizden istiyeceği her ne Belçikalılarla ve gelmek istedikleri vi fedakârlığı, dişimizi tırnağımıza taka takdırde İtalyanlar arasında bir bilânço meydana koymak için yapılacağmı rak, kabul etmek mecburiyetindeyiz. beyan etmektedirler. Almanya ile mü Zannedersem, son iki hafta zarfında zakerata sonradan ve ihtimaller müsagördüğüm şeylerden sonra vatandaşları id olursa başlanılacaktır. ma yazabileceğim yegâne doğru ve fayŞayet îtalya, bu müzakerelere Al dalı söz bundan ibarettir. manyanm hemen iştirak etmesini is tivecek olursa Fransız siyasetine çat IUUHITTİN BIRCEN İtalyanın siyasî vaziyeti gittikçe fenalaşıyor mış olacaktır. Çünkü bu suretle Lokarno misakınm kendisine yükletmekte ol duğu taahhüdleri ihlâl etmiş olacaktır. Romanm bu babda henüz kat'î bir karar almamış olduğunu ümid ediyo ruz.> îtalya Brüksel içtimaına gelecekmif Roma 9 (Hususî) Başvekil M. Musolini Almanyanın haysiyetini haleldar etmemek şartile Lokarnocuların Brük selde yapacağı konferansa İtalyanın iştirak edeceğini söylemiştir. Edremidde güzel bir resim sergisi açıldı Edremid (Hususî) Edremid Halkevi muvaffakiyetli bir surette çalışmaktadır. Geçenlerde zengin bir resim sergisi açılmıştır. Burada, on beş kadar amatör gene çalışmaktadır. Aralannda beşi kızdır. 50 den fazla güzel tablo teşhir edilmiştir. Edremid, kendi sinesinde açılan bu ilk sergiye büyük bir alâka göstermiştir. Resim kolunun başmda değerli bir ressam vardır. Diğer taraftan temsil şubesî de şmdiye kadar birçok müsamereler vermiştir. Bu şube, çalışmasını daha esaslı bir şekle sokmak istemiş ve üç kola ayrılmıştır. Bir temsil verilirken her üç kol, ayn ayrı, o temsilin bütün ihtiyaclannı temin etmektedirler. Temsillerde daima memleketi, inkılâbı tanıtmak, yaymak, cumhuriyeti ve rejimi sevmek davaları esas tutulmaktadır. içın masalarının önünde duruşu ve bakışı kocasma da, Sanihaya da fena gelmedi. Gene zabit, sonra, arkadaşlannın yanma gidip oturacağına, sanki talünde imiş gibi birdenbire yüzgeri ederek doğru büfenin arkasında meze hazırlıyan Ali Dayının yanma gitti. Büfeye girerek lokantacmın kalın kollarını arkadan tuttu. Maşşallah ne pazılar, ne pazılar! Et değil adeta çelik, dedi. Gene mülâzim, bu iltifatla ağzı kulaklarına varan Ali Dayının geniş omuzları arkasından Sanihaya bakıyor, o güzel çocuk yüzünün bütün yaramazlığile gene kadma tatlı tath gülüyordu. Saniha kızardı ve gözlerini önüne iğdi, icinden de «ne cür'et!» diyordu. Mülâzim, şen ve şatır, masalarının yanından geçerek arkadaşlannm sofrasmda kendinı bekliyen yere orurdu. Biraz sonra Saniha kocasma sordu: Bu zabitler ne zabitleri? Yakalarının rengine bakılırsa piyade zabitleri. Çok neş'eli gencler değil mi? Bak ne güzel eğleniyorlar. Saniha cevab vermedi, mahzundu. Otelin balkonunu ve oradan gördüğü manzarayı, denizi istiyordu. Bu bayağı lokantadan, çirkin meydandan, meydandaki ucuzluk bakkaliyesinden, camekâ M. TURHAN TAN Fatih Kızılayı sünnet düğünü Kızılay Fatih ilçesıne bağlı Horhor semt ocağı çevresindeki fakir çocuk ları sünnet ettirmek üzere 8 ağustos cumartesi günü bir sünnet düğünü tertib edecektir. Çok zengin bir programla sabaha kadar sürecek olan bu hayırlı eğlenceye iştirak etmek istiyenlerin ve sünnet edilecek çocukların velüerinin her gün Aksarayda Kızılay Horhor semt ocağı başkanlığına müracaat et meleri rica olunur. nmda ispirtolu şişelere konulmuş yılan ları, düşmüş çocuklarile çirkin bir man « zara arzeden Afiyet ecnazesinden iğreniyordu. Yanıbaşmdaki sofradaki gene zabitlerin gürültülü kahkaha ve şakalan, kocasının nekadar hoşuna gidiyorsa onun o kadar canını sıkıyordu. Bu delikanhların, kendisinin nazan dikkatini celbetmek istediklerini hissederek büsbütün sıkıldı. Halbuki o, buralara gelirken neler, neler kurmuştu. Bu uzak ve sıcak yerlerin vahşi ve yakıcı güzelliği içinde, kocasile başbaşa kalarak yabancılardan uzak, sıkı bir hususiyet ve samimiyet içinde, ilk evlendikleri zamanlardaki eski saadeti bulacağını ümid etmişti. O Şişlinin dedikodu dolu, samimiyetsiz, riyakâr, adam çekiştirmekten zevk alan, birbirini çekemiyen insanlarla dolu mu hitinden kaçmıştı. Hayli uzun ve yorucu bir seyahatten sonra, işte buraya, Payasa, Akdeniz sahillerinin bu ücra köşesine gelmişlerdi. Burası, hiç bir fevkalâdeliği olmıyan, alelâde bir kasaba idi. Yollarda buna benzer birçok kasabalar görmüşler, hiçbiri nazan dikkatlerini bile celbermemişti. lArkası var\ Cumhuriyet,, in tefrikası ı îstanbul lokantası, lüks lâmbalarile aydınlatılmışb. Bunlann keskin ve çiğ ziyası masalann ve bu masaların etrafına toplanmış olan müşterilerin yüzlerine vuruyordu. Müşterilerin ekseriyetini me murlar teşkil ediyordu. Lokantadakilerin hepsi gözlerini bu yeni gelen karıkocaya diktiler, merakla ye ihtirasla onlara bakıyorlardı. Lokantacı ve otelci Ali Dayı, güneşligini tersine çevirdiği kasketini başından çıkarmadan yarı alafranga reverans yarı alaturka temennah şeklinde bir hareketle onları selâmladı: Buyurun efendim, safa geldiniz, Bafalar getirdiniz efendim! Sonra, yeni müşterilerine iki kişilik bir masa gösterdi. Karıkoca karşı karşıya oturdular. Ali Dayı, iki adım ötede ellerini göbeğinin üstüne kavuşturmuş, hür metle bekliyordu. Süha, kurşun kalemle Abidin Daver DAV'ER yazılmış yemek listesini gözden geçirdi. Ali Dayının arkasında duran garsonu çağırarak büyük bir kadeh rakı ısmarladı. Rakısından bir yudum içtikten ve üstüne bir lokma da turşu yedikten sonra vazi yetinden memnun olduğunu gösteren bir tavırla tabakasmdan bir sigara çıkardı. Hemen fırlayıp çakmağı çakan lokan tacı Ali Dayıya da bir sigara ikram etti. Ali Dayı: Allah ömürler versin beyefendimiz! Teşekkürile sigarayı aldı, fakat teeddüben yakmıyarak kulağmm arkasma sıkıştırdı. Saniha, bu lokantada tek ka dın olmaktan sıkılıyor ve etrafındaki bütün gözlerin kendisine baktığını görerek ve hissederek rahatsız oluyordu. Biraz sonra, lokantanm kapısından içeri beş altı gene zabit girdi. Bunlar, yüksek sesle neş'eli neş'eli konuşarak, şakalaşıyorlardı. Fakat lokantada, mutad Cenc, yakışıklı, ince bir birinci mülâzim kart kocanın masasının öniine gelince birdenbire durdu hilâfmda, bir kadın görüverince birden bire sustular, dinlediler ve ciddî bir tavır takmdılar. Zabitler, Saniha ile kocasının masasının yanından geçerken kısa ve sert bir askerî selâm verdikten sonra, gene kadının arkasmdaki uzun masaya kar şılıklı oturdular. Yalnız, içlerinden biri, gene, yakışıklı, ince bir mülâzim, karı kocanın masasının önüne gelince birdenbire durdu. Serbest bir tavırla Sanihayı şöyle bir süzdü. Bir mekteb çocuğuna benzi yen yaramaz, şirin bir hali vardı. Onun

Bu sayıdan diğer sayfalar: