23 Haziran 1937 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

23 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

23 Haziran 1937 CUMHUKIYE1 Rus tayyarecilerinin muvaffakiyeti büyüktür Şimal kutbunda yapılacak fennî tetkikat ise beşeriyet için çok faydalı olacaktır Şimal kutbu üzerinden Amerikaya hava yolu tesisine, ötedenberi muhtelif memleketlerce çalışılmakta idi. Bundan birkaç hafta evvel telgrafların haber verdiği Rus heyetnin şimal kutbuna asgarî bir sene kalmak üzere varmış bulunması bu hava yolunun ilk merhalesini teşkil ediyordu. Buna rağmen bu yolun bir iki seneden evvel açılabileceğini kimse dü şünmüyordu. Avrupa muharrirleri içinde şimal vc kutub işlerinde bizzat seyahatler yap mak suretile en salâhıyettar olan zat, şüphesiz ki M. Smolka'dır. Bu muhar rir Rus heyetinin kutba varması münasebetile diyor ki: «Şu dakıkada, yirmi dokuz kişi şimal kutbunda tam kutub değilse de çok yakınlarında güneş banyosu yapıyorlar. Tam kutub değıl, dedim. Çünkü şimal kutbu cenubdaki kardeşine benzemez. Onun tam aksidir. Ve yüzen büyük buz parçalarından müteşekkildir. Insanın tam kutub noktasında uzun müddet veya mütemadiyen kalabilmesi için bir buzdan diğer bir buza atlamak suretile üstünde bulunduğu buz kütlesini sık $ık değiştir mesi lâzımdır. Şımal kutbunda tetkiklerde bulunan Sovyet Rus heyetinin kauçuk çadırlan, turuncu ve krem renginde üç tayyaresı ve bir de radyo ıstasyonu var. Onlardan evvel şimal kutbuna yalnız Peary ve Nansen ayak basabilmişti. Cook'un oraya herkesten önce gitmiş olmak iddiası ise alimler arasında hâlâ münazaalara sebebiyet vermektedir. Belki birkaç asır evvel Eskimolar da şimal kutbuna erişebilmişlerdir. Fakat bunun hiçbir kıymeti olamaz, çünkü onlar kutubda olduklannın farkına bile varmamışlardır. Halbuki oraya erişebilmek için hayatlarım ve şöhretlerini tehhkeye koyan cesur kâşiflerin asıl alâkadar ol dukları ve öğrenmek istedikleri şey kutbun nasıl bir yer olduğu, yalnız sudan niüteşekkil ise suyun hararet derecesi, cereyanlan ve buz tabakalarının akış ve sürükleniş istikameti idi. Nansen bu maksadla Frans ismindeki gemisini buzlar içinde bırakıp dondurarak idareyi tamamile buzlara bırakmış ve onlarla beraber iki buçuk sene sürüklenmişti. Şimal kutbunda rahatça (!) yerleşen bu seferki heyetin daha büyük emel ve gayeleri var. Bu gayelerin birincisi buzlar üzerine tayyare rle tehlikesizce inebilmekti ki buna muvaffak olmuşlardır. Bu, şimdiye kadar kullanılan ve buzlar üzerine inebilmek için altlanna sadece altı alelâde skilı «Ski = kayak» tertibatı yapılmış alelâde tayyarelerle o kadar kolay başarılabilecek bir mesele de gildir. Fakat Sovyetler bu sefer kullandıkları tayyarelerde mühim bir değişiklik yapmışlar, «ski» tertibatı ile tayyare gövdesi arasına kuvvetli yaylar sayesınde çok iyi yaylanabilen hususî bir cihaz koymuşlardır. Bu tayyarelerle buz üze rine inmenin artık hiçbir tehlıkesi kalmamıştır. îkinci gaye, şimal kutbunun ahvali tabiiyesini tetkik etmek üzere orada bir sene kadar kalabilmektir. Sovyetler bunda da muvaffak olacağa benziyorlar. Çünkü heyet, gerek kendi tayyarecileri • nin şimaldeki tecrübelerini ve gerek kırk senedenberi yapılan gayretli tetkiklerden elde edilen neticeleri nazarı itibara alarak çok mükemmel surette teçhiz edil miştir. Heyet, kutubdan saatte yarun mil süratle uzaklaşmaktadır. Fakat bu tehlikeli ve mühim bir mesele değildir. Çünkü şimdiye kadar bu havalide kurulabilen kutba en yakın istasyon gene kutubdan 500 mil uzakta idi. Diğer istasyonlar ise kutubdan en aşağı 1000 mil kadar bir mesafededir. Bunlara nazaran Sovyet heyetinin kutubdan ancak birkaç mil kadar uzaklaşması mühim bir fark teşkil etmez. Heyetin yanında bir radyo istasyonu bulunduğu için kendilerine yiyecek, mahrukat, yedek parça ve yardım getirecek olan diğer tayyarelere bulundukları yeri haber verebileceklerdir ve veriyorlar da. Şayed hava, tayyarenin yere inemiyeceği kadar fena olursa getırılen şeyler paraşütle yere atılacaktır. Yok eğer vazi yet bütün bütün fenalaşır ve üzerinde bulundukları buz parçası hedeften çok u zaklaşırsa, gene buzdan buza athyarak, bu da mümkün olmazsa tayyarelerle tekrar kutba gelebileceklerdir. Üçüncü ve en büyük gaye bir iki seneden evvel tahakkuk edemiyeceğe benziyor. Bu gaye Moskovadan şimal kutbu larikile San Fransiskoya uçmaktır. Arz Kutbu aşan çelik kuşlar Ankarada açılan resim sergisi Türk san'atkârlarının ifrattan realiteye döndüklerini gröstermiştir On dört senedenberi Güzel San'atlar Birliği resim şubesinin Ankarada açtığı senelık sergiye bu sene müstakil ressam lar ve heykeîtraşlar birliğile «D» grupu aralarında yaptıkları bir anlaşmadan sonra iştirak ederek büyük sergiyi vücude getirmişlerdir. Kültür Bakanınm hima yesi altında merasimle açılan ve büyük bir rağbet gören bu sergi, iki büyük salonda güzel bir şekilde tertib edilmiştir. Sergide geçen senekilerle mukayese edilmiyecek derecede kalite ve eser bolluğu vardır. Serginin bizi en çok memnun eden bir tarafı da ressamlarımızın bon tradisyona dönmeleridir. San'atkârlanmızın ifrata yakın görüş ve düşünüşlerinden biraz olsun ayrılık realiteye doğru db'nmeleri bizce büyük bir kazancdır. Serginin Güzel San'atlar Birliğine aid kısmında başlıca eser teşhir edenler, Hikmet Onat, Fihman Duran, Ayetullah Sümer, Çallı lbrahim, Şevket Dağ, Sami Yetik, Vecih Bereketoğlu ve daha diğer bazı tanınmış üstadlardır. Bunların arasında Fihman Duranın «Atatürk» portresi yalnız baş itibarile çok kuvvetli bir eserdir. Ancak ellerinde desen hatası vardır. Başta olduğu gibi eller üzerinde de itina ile çalışmasını is terdik. Bu san'atkârın birkaç natür mortu ile kendi portresi cidden muvaffak olunmuş eserlerdir. Ayetullah Sümerin kır mızı portresinde evvelâ desen kuvvetıle renk sadeliği vardır. Burada prosedeler, artistik hileler bir işe yaramaz. Bu büyük sadelikte büyük bir bilgi vardır. Zaten bu san'atkârın bütün resimlerinde bu yüksek şahsiyeti gb'ze çarpmaktadır. Hikmet Onat ve Vecih Bereketoğlunun bazı manzaralan da zevkle seyredildi. Küçük bir su şehrinin verdiği düşünceler Bütün bu «yok» lara, bu «değil» lere rağmen Evian'a mevsiminde birçok ecnebi gelir Seyyar fıkralar eyyah insanlar gibi seyyar fıkralar d» vardır. Fakat insanlar ülkeden ülkeye, kıt'adan kıt'aya hiç durmadan .eyahat etseler de asıllarını değiştirmezleı hüviyetlerini deği§tırmezler ve yurdlamdan ne biçimde yola çıkmışlarsa bir kazaya uğramadıkları, «emri hak» vukua selmediği takdirdcgene o biçimle yurdl<nna dönerler. Seyyar fıkra dediğim nükeli sözler, hikâyeye müstenid espriler, \icud bulduklan memleket hududu dışmafakat pasaportsuz denilecek şekilde, yaıi ağızdan ağıza geçerek çıkar çıkmaz tatiyetlerini, kısmen de simalannı değiştirifer ve muhtelif milletlerin malı olacak b r hale gelirlec 1 i VANKOVCR ADAS» ' Evian'da Leman gölü sahilleri Evian: Haziran 1937 Evian Cenevrenin artık meşhur ettiği Leman gölü kenarında bizim Kadıköyden az daha küçük bir su şehridır Evian'da büyük oteller yoktur; zaten küçük oteller de çok değildir. Evian'da dünyanın her tarafında ısrarla aranan bir su yoktur; ve mevcud su tek başına zannederim hiçbir marazın mutlak te davi şartı değildir. Evian'da büyük müzeler, antika şeyler kelime hakiki manasındadır yoktur. Evian bazı canı sıkılanların aradığı müthiş bir eğlence yeri midir? O da değil. Sami Yetik Bursadan çok güzel manzaralar vermiştir. Bilhassa «yağmurdan evvel» etüdü çok kuvvetlidir. Âli Kar sanın tabloları da çok takdir edildi. HeyRus tayyarecilerinin Kutbu aşarak Moskovadan Amerikaya yaptıkları seferin keltraş Sabihanın okuyan çobanı ile Keseyrini gösterir harita yuvarlak olduğundan, Londra, Nevyork, San Francisco, Moskova, Tokyo gibi en büyük merkezler şimal msıf küresinde bulunduğundan, bu merkezler arasındaki hava nakliyatı hattı üstüvaya muvazi bir istikamette yapılacağına, kutub üzerin den geçerek yapılırsa tabiî yol çok kısalacaktır. Meselâ Moskova ile San Francisco arasındaki hava seyahati on dört günden takriben iki gün gibi çok kısa bir zamana ınecektir. Bunun mümkün olabilmesi için de pilotların kutubdan gelecek olan hava raporlarına kat'iyetle itimad edebilmeleri lâzımdır. «Şimal kutub radyosu» bu vazifeyi üzerine alacaktır. Şimaldeki miknatıs kuvvetlerinin esrarından dolayı burada hiçbir pusulaya emniyet edılememektedır. Bu sebebden dolayı heyet, bu havalıdeki «Magneto logical» şeraiti tetkik ederek buradan geçecek olan hava nakliyatına yarar ve itimad edilir aletlerin vücude getirilebilmesi için lüzumlu olan malumatı elde etmeğe çalışacaktır. Suyun harareti ve kimyevî muhteviyatı hakkında denizin derinliklerinde yapacaklan tetkikler sayesinde ise Bahrimuhitlerdeki umumî cereyanlar, ve bunlardan en mühimmi olan Bahrimuhitikebir ile Bahrimuhitiatlasinin kutub denizi altında birleşen cereyanları hakkında çok kıymetli malumat kazanılmış olacaktır. Binaenaleyh Sovyet heyeti, beşeriyeti yalnız fen ve ilim cephesinden zengin leştirmekle, ve yalnız heyecanlı kutub hava seferlerini tahakkuk ettirmekle kalmıyacak, ayni zamanda şimal denizlerindeki «seyrüsefer» keyfiyetinin emniyetini ve süratini de artırmış olacaktır. Şimal nısıf küresindeki güneş, yağmur, sıcak dalgalan ve kar fırtınaları kutubla hattı üstüva arasındaki hava cereyanlarına tâbidir. Eğer, şimdiye kadarki kutub istasyonları gibi uzaklarda bulunmak yerine doğrudan doğruya hadisatm merkezinde oturan râsıdlanmızdan hava hakkında doğru malumat alabilirsek, herhalde lâzım olur diye pardesülerimizi alıb da kolumuzda taşımaktan, yahud lüzumu yok diyerek şemsiyelerimizi evde bırakıp iliklerimize kadar ıslanmaktan bir dere ceye kadar kurtulmuş olacağız.» Bu makalenin Avrupa mecmualannda intişarındanberi daha on gün geçmeden Rus tayyarecilerinin Avrupadan Ame rikaya şimal kutbu yolu ile gitmiş bulunması Rusların bu işte uzun zamandanberi hazırlanmakta olduklarını göstermektedir. Vakıâ San Francisko şehrine kadar gidemediler. Fakat muntazaman gidebi lecekleri günün uzak olmadığını ispat etmiş bulunmuyorlar mı? Bütün bu «yok» lara, bu «değil» lere rağmen buraya mevsiminde birçok ec nebi gelir. Birçok ecnebi yani birçok para. Bu hâdisenin birinci sebebi şüphesiz reklâmdır. Fransa reklâm sayesinde böyle su veren bir membadan para getiren başka ve daha faydalı bir memba yapmasını bilmiştir. Filhakika zamammızda bir su şehrinin bu vasfa liyakat kesbetmesi için, denebilir ki, sudan ziyade reklâma, bol reklâma, dünyanın her tarafında reklâma ilıtiyac vardır. Reklâm gerçi Evian'a çok ecnebi ge lişinin başlıca sebebidır fakat yegâne sebebi değildir. Buna birkaç şey ilâve etmelidır; ezcümle su ki azçok her zaman vardır ve eğlence ki bulmak ve Ressam Ayetullah Sümerin takdir kurmak lâzımdır. İhtimal bu zaruretle kazanan Kırmızı portre tablosu olacak Fransızlar Casino diye bir mü Bu satırlar böylece daha dört beş sünanm birkaç büstü takdirler kazandı. essese icad etmişler. Türkçede Gazino tun devam edebilirdi. Fakat ne lüzum îkinci ve üçüncü sınıf ressamlar da kendi diye bir zamanlar hayli moda olan ve var? Siz ki Bursayı, Afyonu, Yalovayı kudretleri dahilinde oldukça iyi eserler zaten bizde bambaşka bir şekilde oldu ve diğerlerini düşündüğümü anladınız.. ğu kadar bambaşak bir manada da kulvermişlerdir. DOĞAN NADl Müstakil ressamlar arasında bizi en çok alâkadar eden Ali Çelebi, Arif Kaptan, Refık Epikman, Mahmud ve Hâmid Görelin resimleridir. Mahmudun desen ve natür mortları ile Hâmidin «şair Kâmiran» portresi çok samimî ve hassastır. «D» grupundan Turgudun resimleri çok şayanı dikkattir. Bedri Rahmi ve Nurullah Berk de guruplarına ehemmiyet verdirecek eserler vermişlerdir. Ankara ressamlarından Malik Anselin kompozisyonları Sabri Fettahın gravürleri ve Zühtunün bir roliyefi serginin iyi eserleri meyanındadır. lamlan bu Casino şehrin ortasında, kabilse temiz ve güzel bir bahçe içinde büyük bir yapıdır; umumiyetle biri küçük iflâslar, diğeri büyükleri için iki kumar salonu, bir sinema, bir tiyatro, bir lokanta, bir klâsik musiki salonu, biri açık diğeri kapalı iki dans salonunu ıhtiva eder. Ve işte Aixlesbains, Vittel, Dinard gibi Fransadaki ekseri su şehirlerinin bellibaşlı eğlencesi böylece bulunmuştur. Bu Casino'lar umumiyetle devletin idaresi ve yahud hiç değilse kontrolu altındadır; ve Vichy gibi bü yüklerini bir kenara bırakırsak diğer su şehirlerinin hemen hemen esasıru teşkil eder. Fransız kafasından çıkan bu Casino fikri yavaş yavaş ve gittikçe genişliyen beynehnilel bir mana alıyor. Bunun en basit ve bilhassa bizim içinen göz önünde misali Bulgarların Varnada ayni nevi müesseseden bir tane kurmuş olmalarıdır. Avrupalının ve hatta bu kelime ile sadece «ecnebi» nin, velevki tedavi maksadile olsun, gitmesi lâzım gelen her yerde, konserinin, ti yatrosunun, dansmın, eğlencesinin müemmen olması şarttır. Bunun haricinde bütün dünyaya kâfi gelecek bir hakıkî «âbıhayat» membamın dahi müşteri bulabileceği çok şüphehdir. Evian, şu ufacık şehir bu şekilde bugün *** Dün elime Cüha'nın Nadieleri adh arabca bir kitab geçti. Cüha1;! tarihe geçmiş, Arablarca tatlı konuşur ahmakların en mümtazı yapılmış bir isim olmak itibarile tanırdım. Hatta bifcm Nasred :J dm Hocaya da yersiz ve yak\şıkız 0 J a . rak Cüharrumî diyenler b u l u n d ^ u n u da bilirdim, fakat hikâyelerini topı, c a okumamıştım. Bu sebeble kitabı satm d. dım, fıkraları gözden geçirdım. Hasıl ettiğim kanaat Cüha'ya isnad olunan fık ^ ralardan yüzde doksanınm türkçe başta olmak şartile başka dılierde de mevcud olmasından ibaret kaldı. İşte bir iki örnek: 1 1 Cüha bir gün evinde bağıra bağıra ağhyormuş. Sokaktan geçenlerden biri merak edip kapıyı çalmış ve sormuş: Ne o evlâd? Bir felâket mi var? Cüha cevab veriyor: Annem gömleğimi yıkayıp ipe asmıştı. Rüzgâr onu salladı, salladı, yere düşürdü, ya ben onun içinde olsaydım halim ne olurdu, diye düşünüp ağlıyorum. 2 Cühanın bindiği katır bir gün gemi azıya aldı, dörtnala koşmağa başladı, görenler: «Nereye böyle?» diye sorunca Cüha: «Katmn bir yerde işi var galiba. Beni de aldı, oraya götürüyor» dedi. 3 Chüa sokakta birkaç çocuğa rasgeldi, «yavrular, cebimde ne bulunduğunu bilirseniz size birer şeftali veririm» dedi. Çocuklar, «şeftali var, şeftali var» deyince, «bunu size hangi edebsiz haber erdi» diyip cebindeki şeftalileri dağıttı. 4 Cühanın komşusu ona bir mektub yazdırmak istedi. Cüha, mektubui nereye gideceğini sordu. «Halebe» cevabmı alınca: «Ayaklarım ağrıyor. Yazamam» dedı! Görülüyor ki bu fıkralar, hemen hepsi Nasreddin Hocaya atfedilmiş olarak türkçemizde söylenip durmaktadır. Elimdeki kitabın beş yıl önce basıldığma göre içindeki seyyar fıkraların bizden Suriyeye ve Mısıra geçtiğine şüphe edilemez. Fakat bunda, fıkraların seyyar bir hüviyet alışlannda hayrete değer ne vardır? Bizim kendi aramızda bile fıkraiar ve hatta bazı makaleler, hikâyeler arasıra kılık ve sütun değiştirerek gazete gazete 1 gezmiyor mu?.. Af. TURHAN TAN İstanbul muallimlerinin Çınarcık gezintisi Dün Bundan bir ay müddet evvel şehri mizdeki bütün sabıkahlar Emniyet müdürlüğüne toplanmış ve kendilerine iş bularak namuslu birer vatandaş gibi yaşamaları bildirilmişti. Bunun üzerine gün geçtikçe sabıkalıların faaliyeti azalmış. nihayet dün ilk defa olarak bütün İstanbul hududu dahilinde hiçbir hırsızlık vak'ası kaydedilmemiştir. Zabıtamızı tebrik ederiz. tstanbulda hiçbir hırsızlık olmadı Evvelki gün Eyüb ortamektebinde bir hâdise olmuş, hâdise Adliyeye intikal etmiştir. Evvelki sabah mektebin son sınıf talebeleri mektebe gelmişler ve karnele rini almak için beklemeğe başlamışlardır. Öğleye doğru talebelere imtihan neticeleri bildirilmiftir. Neticeye göre, iki smıftan 30 dan fazla talebe terfi edememişlerdir. Sekizinci sınıf talebelerinden Meh med de sınıfta kaldığını görünce asabileşmiş ve bir arada bulunan muallim lere doğru ilerliyerek ağza alınmaz kiifürler savurmağa başlamıştır. Bu sırada bir kargaşalık olmuş ve küfür eden talebe Mehmed bayılarak yere düşmüştür. Çocuk zorlukla kendine getirilmiş ve muallimler tarafından talebe polise teslim edilmiştir. Cürmü meşhud kanmv mucibince talebe Adliyeye sevkedil miştir. Eyüb ortamektebinde bir hâdise i Keten ayakkabılar rağbet görüyor îstanbul Ayakkabıcılar Kooperatifi İzmirde de bir şube açmıştır. Her nevi ayakkabılar üzerinde iş yapan koope ratif, bilhassa keten ayakkabı satışmda muvaffak olmuştur. Hususî bir tipte altı şaplı kösele ve üstü ketenden yapılan bu ayakkabılar, çok hafif oluşu, su geçmeyişi ve ucuzluğu dolayısile rağbet bulmuştur. Geçen sene bu ayakkabılardan 250,000 çift satılmıştır. Geçen sene yalnız îstanbulda satış yapıldığı için bu sene îzmir de dahil olduğu halde daha fazla satış yapılacağı ümid edilmek tedir. Tenezzühten iki sahne îstanbul muallimleri, hasılatı yardım ve tekaüd sandığına aid olmak üzere Çınarcığa bir vapur gezintisi tertib et mişlerdi. Gezintiye muallimlerin büyük bir ekseriyeti iştirak ettiği için tertib he yeti, biri Şirketi Hayriyeden, diğeri de Akay idaresinden olmak üzere iki büyük vapur tutmuş ve muallimler bu vapur larla Çınarcığa gidip gelmişlerdir. Mu allimler Çınarcıkta da köy mektebini gezdikten sonra monologlar, şiirler, hi kâyeler söylemek suretile aralarında akşama kadar eğlenmişler ve güzel bir gün geçirmişlerdir. Dönüşte de her iki vapur Büyükadada iki saat bekletilmek sure tile gezintiye iştirak edenlerin gece saat 22 ye kadar Büyükadada eğlenmeleri temin edilmiştir. Dün sabah Çengelköyünde denizden bir kadın cesedi çıkanlmıştır. Kadmm üstünde hüviyetini tesbit etmeğe yarar hiçbir vesika yoktur. Emniyet ikinci şube müdürlüğü ve Müddeiumumilik tarafından tahkikata başlanmıştır. Cesedin esrarengiz bir cinayetle alâkadar bulunduğu zannedil mektedir. Dün Emniyet ikinci şube birinci kısım memurlan gaib kadınlar üzerinde tet kikat yapmışlar, fakat hiçbir netice el j de edememişlerdir. Denizde bir kadın cesedi bulundu B. Moran Kızılaya üye devşirme haftası 1 temmuz 1937 de başhyacaktır. üye yazıîmız!

Bu sayıdan diğer sayfalar: