17 Mart 1939 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5

17 Mart 1939 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

17 Mart 1939 CUMHURİYET \BEYRUT MEKTUBLARl: Fransanın Ankara Elçisi Suriyeye niçin gitti? M. Massigli'nin ziyaretinin gayesi Fransız Komiserine manda altında bulunan memleketlerin Türkiye ile olan münasebetleri hakkında malumat vermektir Beyrut, 9 mart Bundan evvelki mektublanmda yaz mış olduğum muhtelif şayialar, rivayet ler ve dedikodular, yavaş yavaş müspet şekiller almaya başladı. Bütün yazdıklarımuı esassız olmadığı şimdi hâdiselerle sabit olmaktadır. Evvelâ, Suriye meselelerine verilecek hal şekli ile Filistin meselesinin bağlanacağı netice arasında bir takım münasebet ler bulunduğu hakkında son zamanlarda vermiş olduğum haberler üzerinde durayım. Bu haberler, bugün hem Paristen, hem de Londradan gelmekte olan taze malumatla teeyyüd ediyor. Parisin en mühim gazeteleri Suriye ve Filistin işlerinin birbirine benzer ve birbirinden aynlamaz meseleler olduğuna dair neşriyata başladılar. Bütün bu gazetelerin kat'î bir ifade ile söylediklerine göre Fransa ile İngütere arasında bu işlerde anlaşarak hareket etmek bir zaruret olmuştur. Şu halde ya Filistinle Suriyeyi birleştirmek, yahud da Filistine verilecek idare şekli tarzında bir idare de Suriyeye verilmek lâzımdır. En ziyade dikkati celbeden bir nokta da şudur ki daha birkaç ay evvel Suriyede manda nizammm muhafazası fikrini müdafaa etmiş olan Fransız gazeteleri bile şimdi fikirlerini değiştirmiş ve bu kaydettiğim yeni siyasete taraftar olmuşlardır. Hatta, burada söylenildiğine göre, Suriye muahedesinin tasdik edilmemesi hâdisesi Fransanın Suriyedeki müstemleke siyasetini olduğu gibi götürmek arzusunda bulunmasından ziyade Lon dradaki Filistin konferansının neticesini beklemek hususunda îngiltere ile mutabık kalmasından ileri gelmiştir. Paristeki neşriyatla ayni zamanda ve ayni mahiyetet neşriyat Londranın mühim gazetelerinde görülüyor. Her iki taraf matbuatının ifadelerine göre Londrada îngiltere Hariciye Nazırı Fransa sefirile ve Pariste Fransız Hariciye Nazırı lngiliz sefirile, son günlerde bu meseleler hakkında uzunuzadıya görüşmüşler ve bir takım müspet neticelere varmışlarmış. Bütün bu malumat, geçen gün Cuniyeyi ziyarteim esnasında öğrendiklerimi teyid ediyor. Henüz Suriye ile Filistinin birleştirilp birleştirilmiyecekleri hakkında birşey söyliyemem. Fakat, Suriyenin mukadderatı Filistin mukadderatile hemahenk olacak bir hale getirileceğini kat'î olarak teyid edebilirim. •I* *P T* Garabetler ülkesi. Kaliforniyada halk, köpeklere dinî bir taassubla bağlı imiş! KaHforniya, garabetleri bir araya toplamış olan memleketlerin en başında gelir. Hakiaktte Kaliforniya, cenub ve şimal Kaliforniya'sı olmak üzere ikıdir ve asıl fevkalâdeliklerle dolu olan da cenub Kaliforniya'sıdır. Cenub Kaliforniya'sı, topraklarının verimliliği ve ahalisinin enerjisi son He rece yüksektir. Orada nüfus 1850 se nesindenberi bir mish artmış ve bu kalabalık insanlar, memleketi, su bend lerile süslemiş, petrol aramak üzere denizlerin dibine inmiş, dagların tepesine devâsa teleskoplar yerleştirmiştir. Nüfus başına otomobil nisperi en fazla o'an memleket cenubî Kaliforniya'dır. Kaliforniya, yalnız bu itibarla değil, divanelerinin bolluğu itibarile de rökoru kırmış bir diyardır. Etrafına 35,000 tane mürid toplayıp garib bir takım âyinler yaparak, yeni bir mezheb icad eden meşhur Aimee Mac Pherson isimli gü zel kadınm, müridlerinin verdiği bir buçuk milyon dolar para ile yaptırdığı mabed oradadır. Mis Mac Pherson, bu mabedde, beyaz keten esvablar giyerek bir elektrik sandalyası önünde, şampanya kovasile süt içerek âyinini icra eder. Kaliforniya, pagod'larında portakal satılan ve Çıplaklar cemiyeti azasınm Amerika bayrağını vücudlerine doladıklan bir memlekettir. Yeryüzündeki otomobil kazalarının en çoğu orada olur ve nüfus başına köpek nispeti en yüksek derecesini orada bulmuştur. Kaliforniya'da köpekler, gerçekten savanı dikkat, dindarane bir taassubla Seyahat notları 3 Bükreşte gezerken DUYDUNUZMU Üç renkli çiçek Uç renkli amma hepsi bir arada değil. Bu çiçek Meksikada yetişiyor ve günün muhtelif saatlerinde, kâh kırmızı, kâh mavi, kâh beyaz oluyor. Sabahleyin, güneş doğarken vavaş yavaş pembe.eşmeğe başlayan çiçek, güneş yükseldik çe koyu bir renk alarak tam öğle üstü ateş alı oluyor. Öğle vakti geçince, mo•armağa başhyor, akşam saat altıda kou lâciverd bir renk almış bulunuyor. Güneş battıktan sonra, kırmızıyı da, lâciverdi de kodunsa bul. Çiçek, sabaha kadar bembeyaz. Meksika çiçeğinin bu renk değiştirmesinde, doğrudan doğruya güneşin tesiri olduğu muhakkak. Nadir görülür bir şey amma, o kadar da şaşılacak :iheti yok. Koskoca dünyanm kendisi zaten dönek. Ufacık bir çiçek bu dönekliğe uymaz da ne yapar?. M. Massigli Ancak herşey bununla bitmez. Şarkî Akdeniz mandalarının yeni bir hal şekli temin eden yeni bir siyaset kalıbına dökülmesi bu sahada mevcud olan vaziyette mühim bir tebeddül vukua getirecektir. Bu tebeddülün Türkiyeyi alâkadar etmemesi kabil değildir. Anlaşılan bu ciheti alâkadar devletler de takdir ettikeri için bu meseleyi bir taraftan kendi aralarında ve bir taraftan da Türkiye ile konuşmaktadırlar. Fransız ve İngiliz gazeteleri bu meseleye de açıkça temasa balşadılar. Tez Şudur: Şarkî Akdenizde tam bir sükun ve huzur temin etmek lâzım. Çünkü bu şarkî Akdeniz ve bütün Arabistan îngiltere için Hindistan ve Fransa için de Çin Hindistanı yolları demektir. Şu halde bu sahada huzur ve emniyetin kat'î surette tesisi lâzım. Bu da, ancak Türkiyenin bu sahada İngiltere ile Fransız siyasetine muzaheret etmesile mümkün olur. Türkiyenin bu muzaheretini temin etmek de ancak onunla konuşmak ve Suriye ile Türkiye arasındaki bütün ihtilâflı meseleleri hallettikten sonra yeniden vücude getirilecek siyasî tertib hakkında kendisinin muvafakatini istih'al eylemek yolile mümkündür. Anlaşılan, îngiltere ile Fransa .şimdi bu mesele ile meşguldürler. Yani Türkiye ile konuşuyorlar. Bu artık, son bir aydanberi yazdığım mektubarda anlattığım rivayet ler ve tahminlerden çıkmış, açık bir vakıa olmuştur. Bunun en büyük delili de ev velki cıektubumda size bildirmiş olduğum veçhile, Fransanın yeni Ankara sefiri olan M. Massigli'nin burayı ziyaretidir. M. Massigli, evvelki gün geç vakit Ankaradan gelerek Beyruta vâsıl olmuş ve M. Puaux'nun misafiri olarak Camlar karargâhına inmiştir. Fransanın Ankara sefiri, dün sabah saat onda Büyük Saraya, yani Yüksek Komiserlik dairesine gelerek Komiserliğin Umumî Kâtibi ve diğer bazı erkânı da hazır olduğu halde uzun müddet Komiserle konuşmuştur. Komiserlik mehafilinin fikirlerini neşreden unsurlara göre M. Massigli'nin yaptığı bu ziyaretin gayesi, manda altında bulunan memleketlerin Türkiye ile olan münase betleri ve bilhassa arada muallâkta bulunan meselelerin halli için M. Puaux'ya malumat vermek ve kendisile bu işlere dair konuşmaktır. Komiserle sefir konuşmalarını bitirdikten sonra, öğle vakti, Türkiyenin Beyrut başkonsolosu saraya gelerek sefiri ziyaret etmiş ve o da kendisile bir müddet konuşmuştur. Bu konuşmalar sırasında Ankara radyosu da şöyle bir haber neşretti: «Fransız sefiri M. Massigli, Fransa hükumeti Yüksek Komiserile konuşmak üzere Beyruta hareket etmiştir. Ziyretin gebebi, yakında, Fransa Hariciye Nezaretinin emrile ve manda memleketlerile Türkiye arasındaki muallk meselelerin ve bu arada hudud meselelerinin halli zım nında Türkiye ile girişeceğı müzakerelere dair M. Puaux ile istişarede bulunmak tır.» Gerek bu ziyretin ve gerek bu haber lerin burada bir heyecan uyandırmış ol duğunu söylemeğe lüzum yoktur, Londra•dan, Paristen gelen haberlerden sonra bizzat Fransa sefirinin buraya gelmesi ve bir takım muallâk meselelerle beraber arayerde bir de «hudud» sözünün geçmesi, herkesi merak içinde bırakmıştır. Bu gibi ahvalde son haddine vâsıl olan dedikodu hareketi gene faaliyettedir. Ağızdan ağıza dolaşan rivayetleri kaydetmek lâzım gelirse uzun sürer. Bunlardan başhca iki tanesini kaydetmekle iktifa edeceğim: Biri, Türkiyenin cenub demiryolunun emniyetini temin edecek bir hu dud tashhi, diğeri de bu tashihle birlikte Halebin Hataya ilâvesi etrafında konu şulmakta bulunulduğu merkezindedir. Ben bunların hiçbiri hakkında fikir beyan edebilecek mevkide değilim. Yalnız hâdiseleri kayıdla iktifa ediyorum. Kaliforniyada tekfin edilen bir köpek sevilir. Kaliforniya'lılar, ölen köpeklerine cenaze alaylan tertib ederler ve köpek mezarhklarını, gece, neon ışığile aydınlatırlar. Cenubî Kaliforniya, nüfus azhğı bakımından da şayanı dikkat bir dereceyi bulmuştur. Bu kaidenın tek istisnası, doktor Saint Louis'nin ailesidir. Bugün yetmiş üç yaşında bulunan bu doktorun, on altı senelik izdivac hayatı zarfında on bir çocuğu olmuştur. Çocuklar, münhasıran çiy sebze ve meyva ile beslenirler, ağac dallarında yaşarlar. Erkek çocukların ismi hep Saint Louis'dir. Kızlann ismi yoktur. Cenubî Kaliforniya'nın saymakla tü kenmez garabetleri arasında, işi gücü, Sekspir'in piyeslerinde eşhası taklid et mek olan Luke Cosgrave isimli ihtiyarı; Reisicumhur Roosevelt'e benzediğni söyledikleri için, koskoca bir otomobile bi nip, Cumhur Reisinin pozlarını alarak resim çektirmekle vakit geçiren Jack Young'u; araba, balta ve tahtadan beygir kolleksiyonu yapan bir müze direktörünü, Los Anceles sokaklarmda yan çıplak dolaşan Harry Herman isimli târiki dünyayı ve nihayet, Şikago'da servet kazanan büyük babasınm hatırasma hürmeten, domuz şeklinde bir ev yaptırıp orada oturan yan akıllan da zikretmek lâzımdır. Bükreşte Birinci Londranın (Piccadilly) si, Berlinin (Kurfürstandamm) ı, Parisin (Rivolie) si, îstanbulun (Beyoğlu» su neyse, Bükreşin (Calea Victoria) sı da odur. Hergün biraz daha genişliyen, biraz daha güzelleşen bu cadde, bir sokak değil, bir güzellik sergisidir. Binalar güzel, mağazalar güzel, satılan şeyler güzel, kadınlar güzel! Herşey güzel vesselâm. Âyan meydanından başhyan büyük bir nehir gibi bazan darlaşıp bazan genişliyen bu şahrah (Kisseleff) şosesinde ni hayet bulur. Kralın sarayı (Cercle Militaire) millî tiyatro, üniversite kütübhanesi, şık oteller, meşhur (Capsa) (Comedia) tiyatıosu, telefon sarayı yani şehrin telefon santral binası (bu müessese Bükreşin en yüksek binasıdır. On kathdır, irtifaı 52 metredir.) Biraz ilerisinde yeni (Fras cati) sarayı bu bir bir sinemadır. Ama adı saraydır. Bükreşte bu saray tabiri pek mebzuldür. îşte size bazılarını sayayını: Postane sarayı, adliye sarayı, devlet matbaası sarayı, emniyeti umumiye sarayı, baylar doktorlar sarayı, telefon sara yı, Başvekilin ikametgâhı olan (Conta cuzene) sarayı, (Elisabeth) sarayı, Sturdza sarayı (Hariciye Veklâeti bina sı), (Kisseleff) şosesinde (S. M. He lene) sarayı, (Ogricola Fonciera) sigorta kumpanyası sarayı, Marmorosch banka sarayı, millî Rumen banka sarayı, Asu gurarea Romanesca sarayı, Malaxa sarayı, gazeteciler sendikası sarayı, hukuk fakültesi sarayı, meb'usan sarayı, âyan sarayı ve saire. Şehir dahilinde ve civarında benim görmediğim kimbilir daha nekadar çok saraylar var! Yalnız ben bu saray adını taşıyan binaların dört beş tanesini ziyarete imkân buldum ve itiraf ederim ki bunlar hakikaten o ismi taşımağa lâyıktırlar. Meselâ Hariciye Nezareti binası çok şık ve mimarî kıymeti yüksek olan saray lardan biridir. Ne yazık ki daha ancak birkaç ayhk ömrü var. Caddeyi genişlet mek için bu muhteşem sarayı yıkmağa karar vermişler. İşte böyle birçok sarayları sinesinde toplamış olan (Calea Victoria) caddesi öğle ve akşam saatlerinde çok kalabalıktır. İşinden çıkan memurlar, şık zabitler, zarif madamlar, modern genc kızlar, kâh camekânları süsliyen eşyaları, kâh birbirlerinin tuvaletini seyretmekle meşguldürler. Bir kısım insanlar o caddedeki şekerlemeci mazalarında ağzını, bir kısmı da birbirinden güzel sevimli Rumen kızlarile gözlerini tatlılaştırıyorlar. Geliniz biz bu gönül eğlendirmek için dolaşan halkı kendi halıne bırakıp birkaç irfan müessesesi ziyaret edelim. Bakınız Kralın sarayının ta karşısında çok vakarlı bir bina var, ta tepesinde saçağa yakm bir yerde büyük harflerle Kral Birinci (Carol) un üniversiteye aid müessesesi yazılı. Cülusunun yirmi beşınci yılında yüksek tahsil gören münevverlerin hem müşküllerini halletmeleri hem de istedikleri gibi tetkik ve tetebbüde buluna bilmeleri için bu irfan yurdunu kurmuş. Jorj Enstitüsü Kralın bu hayırlı teşebbüsüne memleketin zenginleri de iştirak etmiş ve devlet bütçeşinden hiçbir yardım görmeden bu yepyeni bir şekilde kurulmuş olan kitab sarayı kendi kendini idare ediyormuş. Sağdaki büyük kapıdan girmekte olan bir genclik grupunun içine kanştım. Gene sağdaki büyük vestiyere herkes paltosunu, şapkasını bırakırken, ben de benimkileri verdim. Geniş mermer merdivenlerden yukan çıkarken bir delikanlıya fransızca: Ben bir Türküm, bu müesseseyi gezmekliğime izin verirler mi? dedim. Pek tabiî! Yalnız sizi kütübhane nin idare odasına götüreyim, orada yanınıza birini verirler, o size herşey hakkında izahat verir, dedi. Filhakika beni büyük bir nezaketle karşıladılar ve genc bir memur derhal bana refakat etti ve her yeri gösterdi ve gezerken şunları söyledi: Bu bina 1891 de yapılmıştır. An cak ihtiyaca kâfi gelmediğinden 1914 te biraz daha tevsi edilmiştir. Üniversitemizin her şubesinin kendine mahsus kütübhanesi vardır. Ancak daha ziyade tevsii malumat etmek istiyenler buraya gejirler ve burada onların emrine amade 120,000 cild kitab vardır. Ondan başka fransızca, ingilizce, almanca ilmî ve edebî mecmualar da bulunur. Bir salona girdik, yüzden fazla genc kız te erkek önlerindeki kitablan karıştırıp defterlere birşeyler yazıyorlar. Karşısındaki, sağında, solundaki salonlar da dclu. Kendimi bir mabedde sandım. O ne vakuıane sükut. Kimse yanındakile bile konuşmuyor. Herkes biliyor ki bir kütübhanede, kıraathanede veya kazinoda olduğu gibi konuşlmaz. Herkes biliyor ki crada ilmî bir mevzu hakkında araştırmaIarda bulunan insanların zihnini teşviş etmek terbiyeye mugayir bir harekettir. Kütübhanenin bir başka salonunda kır ve beyaz saçlı ihtiyarlar gördüm. Arkadaşım kulağıma: Bunlar üniversite profesörleridir, dedi. Kütübhanenin 2000 kişilik bir anfiteatrısi var. Burada haftanın muayyen günlerinde üniversite profesörleri konferans verirlermişBu kütübhaneden yalnız ünivesite mensubları istifade ederlermiş. Haricden gelmek istiyenler müdiriyetten hususî müsaade almağa mecbur imişler. Binanın dört katında demir raflara istif edilmiş kitab mahzenlerini birer birer gezdik. Hepsi de en modern şekilde istif edilmiş. Her dairenin mükemmel bir yangm tertibatı vardı. Kütübhane hergün 9 dan 12 ye ve öğleden sonra 14 ten 20 ye kadar açık bu lunuyormuş. Saat 12 de beni gezdiren gence teşekkür edip ayrıldım. Ben çıkar ken canlı bir genclik merdivenlerden koşuşarak iniyorlardı. Biraz sonra Calea Victoria'da gönül eğlendiren insan seline ben de katıldım. Tek mi, çift mi? Birkaç gün evvel ene bu sütunda, kalbi sağmda bir Liz onludan bahsetmişrim. Adamcağızın yalnız kalbi değil, dahilî uzuvlarınm bir çoğu yerlerini şaşırmış, kimi sağdan sola, kimi soldan sağa geçmiş. Tabiatin, belki de dalgın bir zamanında ters yaratnğı bu uzuvlan garib buluşum bir okuyucunun garibine gitmiş. Bundan iki sene evvel Trabzonda, tıpkı böyle, dahilî uzuvları ters bir köylü keşedildiğini söylüyor, bundan haberdar buunmayışıma şaşıyor. Sade şaşsa gene iyi, eessüf ediyor. Aziz okuyucumun bu tessüfüne sebeb, kalbi sağmda insan gari>esi gene bundan evvel bizim memleette keşfediidiği halde, bu keşfin, bizlein kulağımıza kadar gelememiş olmaıdır. Kendi tabirile «tuhaf» okuyucu| mun itirazı da benim tuhafıma gitti. Kalsağda bir yurddaş keşfi, memleket için bir şerefse, varsın ilk defa bizde keşfej dilmiş olsun. Bu işte bir kazanan varsa ol a benim. Sütunuma, bugün de bir ga[ ibe geçirdim, kalbini sağda taşıyanlarj kileşti. «Tuhaf» okuyucuma teşekkür e1 derim. Gaz ve mevya Boğucu gazın saj makla tükenmiyem mazarratları malumj Adı üstünde, evvell boğar. Gözden yaj getireni, demiri eritej ni, kan kusturanı, j türlüsü var. Yalnız, j ne 2s alan, yaşayan, uzviyet sahibi mar luk değil, camid cisimlere bile musallat yakıcı ve yıkıcı bir beliye. Fakat, bu kadar muzır olan boğucu gazın meğer faydası da varmış. Kimyagerlerin tetkikat na göre, bu gaz, ihtiva ettiği azo* triklasürü sayesinde, meyvaları çürümekten v« küflenmekten korurmuş. Azot triklarür mikroskopik mantarlan imha Mikroskopik mantarlarm marifeti d« meyvayı çürütmek ve küflendirmek. oldukça faydalı bir hizmet. Hatta çol faydalı. Düşünün bir kere. Bütün dünya^ da istihsal edilen yemişlerin, kimbilir ; de ne muazzam bir miktan çürük ve kiu yüzünden mahvolup gidiyor. Bunlar, ğucu gazın şifah tesriile kurtarılsa, dünya meyvacılığı ve dünya ekonomisi milyoı lar kazanır. Amma, beşeriyet de, g€ ayni gaz sayesinde milyonca insan kaj bedermis. O da ayrı hikâye! Selim Sırrı TARCAN Makineye kolunu kaptırdı Cibalide Tütün fabrikasında amele 6Î yaşlarında Osman, fabrikada çalışırker sol kolunu makineye kaptırarak yara lanmıstır. Osman, Cerrahpaşa hastant sine kaldırılarak tedavi altma almmı tır. T. C. ödemişlilerin aldığı tayyareler İzmir, (Hususî) Ödemiş kazası, Hava Kurumuna yardım ve Türk ordusuna tayyare hediye etmek hususunda Ege mmtakasındaki kazalar içinde birinciliği almış ve bu sene orduya armağan edece*i iki yeni tavyare ile altı tayyarelik bir filoya sahib olmuştur. Yeni tayvarelere su isimler verilecektir: Kiraz, Beydağ. Bunlar, Ödemisin iki nahiyesinin semtleridir. Diğerleri de (Ödemiş, Ödemiş tütüncüleri, Adakire, Bozdağ) tayyareleridir. Bundan baska Ödemiş, Türkkusuna da bırçok gencler vermiş ve bu sahada iyi bir mevki kazanmıştır. Yeni Vali muavini iş başında... ı Trabzonda Ayakkabıcılar Cemiyetinin kongresi ı Bu da elini.. . Nişantaşında Hacımansur sokağmda ki mensucat fabr^kasmda isçi Muzaffe| de makine ile ağac kesmekte iken eliı makineye kaotırmı^tır. Bisikletle carptı Dün, Kadıköyde Muvakkithane cac1 desinde bisikletle geçmekte olan kasalj çırağı Karabet, 7 yaşındaki TürkmeB ismindeki kıza çarpmış, bacağmdan kolundan yaralamıştır. Suçlu yakalar mıştır. Zonguldak limanında unutulan eşya Zonguldak (Hususî) İstanbuldan limanımıza gelen Ülgen vapuru yolculan tarafından iskelede ik: çuval eşya unutularak Emniyet dairesine teslim edümistir. Trabzor (Hususî) Şehrimizde iki yüzden fazla azası olan bir ayakkabıcı esnafı cemiyeti vardır. Bu cemiyet, senelik kongresini akdetmiş ve Sahibi zuhurunda almak üzere Zongulyeni idare heyetini seçmiştir. Gönderdiğim resim, Cemiyetin yeni idare dak Vilâyeti Emniyet müdürlüğü üçüncü heyetini göstermektedir. kısma müracaat eylemeleri lâzımdır. İstanbul ikinci Vali muavinlığine tayin edilen Muzaffer, dünden itibarer yeni vazifesine başlamıştır. Muzaffer mülkiye mezunu olup 338 senesind mektebi bitirmiştir. Şimdiye kadar müteaddid kaymakamlıklarda, İzmir Vilâyeti Hukuk İşleri Müdürlfiâünde ve njhayet Dahiliye Vekâleti Nüfus Umurr müdür muavinliğinde bulunmuştur. Yukarıdaki resim yeni muavini vazifes başında gösteriyor. Matbuat cemiyeti balosu 18 martta verilecek olan Matbuat ce m yeti balosu, hazırlıklarını ıkmal içil 25 mart cumartesi akşamına bırakılmış tır. Balo, o gece. gene Maksim salonlann^ da verilecek ve her yılkinden daha çolj parlak ve muvaffak olacaktır.

Bu sayıdan diğer sayfalar: