7 Mayıs 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

7 Mayıs 1935 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— -- ç— —— T P — Bir Aş[kıın Hıılkaı._ esi akleden: İ Genç kız, cümlenin — arkasmı işitemedi. Ve bu da pek — isabet oldu. Zira, Deniz Hanım, uzun bir sükünetten sonra, şunları ilâ- ve etti: — Umarım ki, o burada canımı sıkacak şeyler sın. Rauf: — Ne demek istiyorsun yani? Diye sordu. — Birader bey! Beni aptal ye- rine koyma... Deminki o isticali - ni, ikramlarını görmemiş — deği - lim... Böyle şeyler, asla gözümden kaçmaz... Umumiyetle, sen/ çok daha az naziksin... Eğer bu kız - cağız çirkin yahut kambur olsay- dı, yerinden bile kımıldamazdın. vallahi... iken yapmaz- Rauf, omuz silkerek: — Tabii — dedi — Reşadiye- de dişimin keseceği bir kız bu- hunması, hiç te fena bir tesadül değil.. Burada, doğrusu, kadın - dan yana hiç te bollukta değilim.. Kız, gülmeğe başladı: — Anlaşıldı, anlaşıldı. Bu kız- cağıza aç kurt gibi göz koydun... Onunla gönül eğlendirmek niye - tindesin. Haydi bakalım, — hoşca vakit geçir.. Vallâhi bunu — sana samimiyetle söylüyorum. Bu sırada, içeriki odada, Paşa- nın karısı Vildan Hanım, Samiye- ye de bir iskemle gösterdi: — Oturun... — Teşekkür ederim, — Vesikalarınızı görebilir mi - yim? Genç kız, elleri titriyerek, çan- tasını açtı. Çalıştığı mektebin mü-| diresinden aldığı methedici tavsi- ye mektubunu, şahadetnameleri - ni gösterdi. — Bir aile yanında ilk defa o- larak iş alıyorsunuz, değil mi?.. — Evet efendim. — Doğrusu bana sevimli ve zeki göründünüz. Ümit ederim ki bu intibalarım — tahakkuk eder. Çocuklarıma icap eden terbiyeyi verirsiniz. Zavallı kızcağız: — Emin olunuz ki, elimden ge- len her şeyi hüsnü niyetle yapa - cağım. — Diye kekeledi. Ev sahibesinin yüksekten atar | tarzda konuşması, onda, kuvvet| we cesaretten eser birakmıyordu. Ne hâkim, ne aksi kadındı bu... — İkiz çocuklarıma bakacaksr nız... Onlar, çok haşarı şeylerdir. Fakat siz, kendilerini yola getir - mek, itaat ettirmek yollarını arar, bulursunuz... Elbette, — kendinize göre usulleriniz — olsa gerektir... Fakat, icabında, ben de size yar: dım ederim, işte... Bu “işte,, yi müteakip, elile işa- Tet etti. Bu esnada, içeriye zarif ve sarı saçlı iki kız girmişti. Fakat, itişe kakışa, gölge gibi girdiler. Annelerini görünce, kendilerini sayı ile topladılar. Gülümsemeleri dudaklarında dona kaldı. Mürebr biyelerini terbiye — dahilinde se- lâmlamağa mecbur kaldılar. Vildan Hanım: — Bunun ismi nuün da Sacidel! — etti. Ve, ilk defa olarak, gülümsedi, dedi ki: Macide... Bwr Diye prezante latice Süreyya | — — Biribirlerine o kadar benzi- yorlar ki, ayırt etmek için, boyun” larına, ayrı renklerde kurdelâlar bağlarım.. Macide: — Benim kurdelâm mavi! De- di. Sacide: — Benimki penbe... Samiye bir söz söylemek ihtiya- cını duydu: — Maşallah — pek sevimli ço- cuklar, Allah bağışlasın, hanım - efendi. Doğrusu, tebrik ederim. — Bunları onlarm — yüzlerine karşı söylememelisiniz. — Haydi, şimdi gidelim de size odanızı gös- tereyim. Çocuklara mürebbiye şirin gö - rünmüş olacaktı ki, hemen atıldı- lar, ikisi birden: — Biz de gelelim.. anneciğim?... — Olmaz, olmaz... gidin, oynayın... bizim yanımızda işiniz yok! İki kadın, sofaya çıktı. Yukarı katlara, ahşap bir merdiven yük- seliyordu. İkinci katta, Vildan Hanrm, bir oda açtı. Küçük bir masa üzerine bırakılmış bir lâmbadan, kâmaş - tırıcı bir ziya sızıyordu. Odada yanan soba, havayı ılıklaştırmış - tı. — Burada ihtiyacımız olan her şeyi bulacağınızı ümit — ederim. Eğer bir şeyiniz eksikse bana ha- ber verin. Yarım saat sonra sof- vaya oluracağım. - - (Devamı var) Olur mu, Haydi, siz Ingilizlerin kaybet- tikleri âlim Aslen Rus olan ve İngilterede ya- şayan “ünyaca tanınmış bilgin, pro- fesür Kapltmn, Sovyet Rusyaya git- tikten sonrz 'e daha ingiltereye dönmenmiştir. Bu hâdiso Zugiltere bilgi dünya- senda büyük heyecan uyandırmıştı Sövye* profesörü için Kerıbriç Ü- niversitesinde bir lâboratuvar kurul- müş ve bunun İ: 15,000 sterlin har- canmış'ı. Profesür burada atom üze rinde taharriyat yapmakla meşguldü. 2âberatuvar şimdi :ııııu.al bir hal- rofanür Sovye* Rıııyı.yı bir kon. feransa iştirak etmek Üzere gitmişti. Bir daha dönmemiş ve Leningrad Ulüm Akademisi fizik araştırmaları direktörlüğüne geçirilmiştir. Profesörün dönmesini bekliyen bir çok işler vardı. Yeniden bir takım tecrübelere girişeceklere. Vatağında Çalan profesörün dö- neceğini İngilterede el'an ümit eden- ler vardır. Vapurculuk TÜRK ANONİM ŞİRKETİ İstanbul Acentalığı Liman han, Telefon: 22925 Trabzon Yolu TARİ vapuru 7 Mayıs SALI saat 20 de Rizeye ka - dar, Izmir Sürat Yolu SAKARYA vapuru her hafta PERŞEMBE — günleri (i saat 16 da İstanbuldan İZMİRE ve PAZAR günleri de İZMİR- DEN İstanbula kalkar. Sizin şimdilik! ) —— TTTT HABER — Akşam Pnıbnı T MAYIS — 10’(' Yakın Tarihten Kanlı Yapraklar ittihat ve Terakkinin eski Çankırı kâtibi mes'ulü Cemal Oğuz anlatıvor No. 1'3 — Reis (paşa)! merasimi filân bırak da cezamız neyse söyle. Asılacakmıyız? Kesilecekmi- yiz? Ne olacaksak olalım. Son celselerden birinde müda - ' faalarmızı yaptık. Sıra müddei umumiye geldi. Ben de neticeden çok ümitvar idim. Onun için ha - yat ve mukadderatım — üzerinde| söz söyliyecek bir adamı değil, bir konferans salonunda konuşan bir hatibi dinler gibi soğuk kanlı ve sükünet içinde idim. O, ayağa kalktı, elindeki kâğıtları acele a- cele okumağa başladı. Elindeki kâğıtlar azaldıkça — avukatımın rengi kaçıyor, bendeki sükünet- ten eser kalmıyordu. Çünkü ümi- dimiz hilâfına hakkımda hüsnü niyet beslediğini zannettiğiniz bu adam bin bir dereden su getire - rek, ortaya atılan yalanları, ifti - raları bir hakikat imiş gibi ele a - larak ve delil gibi kullanarak a - leyhime yürüyor, beni şiddetle it- ham ediyordu. Daha bitmiyen id- dianamenin en hararetli bir ye - rinde ben gene yerimden — fırla- dım bağırmağa, çağırmağa, beni yakalamak istiyenlere saldırma -| ga başladım. Müddei umumi sus -| tu. Reis celseyi tatile mecbur kal- dı. Beni sürükliye sürükliye salo- nun bitişiğindeki odaya — götür- düler. Burada avukatım kulağı — ma: — Aman, dedi, ne — yaparsan yap.. Bugünkü celseyi tatil etme - ğe çalışalrm.. Yoksa hükmü giye- ceğimiz muhakkaktır, diye - fısıl - dadı.. Bunu ben de biliyordum Elleri böğründe kalmış olan avu - katıma tersters baktım. Arkada asistanım duruyordu. Kapıyı sün - gülüler tutmuştu.. Yapılacak — bir tek iş vardı. Buradan tekrar hasta- haneye kapağı atmak.. Vakit ge - çirmeğe gelmezdi.. Kendimi kal- dırınca yere attım. .Geçen seferki sahici bayılmayı taklid ediyor - dum. Gözlerimi kapadım, dişleri - mi sıktım.. Kollarımı, bacakları - mı gerdim, kas katı kaldım.. Dok- tor beni böyle görünce, telâşla o- dadan fırladı. İçerideki salonda benim getirilmemi bekliyen hey - ete koştu. Onlara muhakeme edilemiyece- ğini, derhal hastahaneye götürül - mezsem hayatımın tehlikede oldu- ğunu söylemiş.. Divanıharb de iddianamenin başka bir gün okun- masına karar vererek dağılmış .. Beni o vaziyette arabaya bindir ! diler ve hastahaneye götürdüler . | Diğer celseye kadar geçen müd det zarfında başımızı vurmadığı - mız taş kalmadı.. Bu yüzden eli- mizdeki, avucumuzdaki paralar - dan mühim bir kısmını da sarfet - | tik. Nihayet beni tekrar götürdüler Divanıharb salonuna — girer gir - mez, reis müddelumumiye işaret etti. O da vakit geçirmeden a- yağa kalkarak iddianamesini bı - raktığı yerden okumağa başladı .. Ben gene hezeyan halinde salo - nun sükünetini bozan hareketleri - me devam ediyordum. Artık diva- nt harb heyetince benim deliliğine şüphe götürmez bir hal almıştı. O- | — Reis paşa! Merasimi nun için bağırmalarıma, çağırma - larıma aldırış etmiyorlardı. Iddianamenin okunması bir sa - at sürdü.. Neticede iki yüzlü müd- deiumumi — benim ve arkadaşım kemik kıran Nurinin en ağır ceza - larla cezalandırılmamızı istiyor - du. Celse tatil edildi. heyeti müzakereye çekildi. Biz salonda kaldık.. Gözlerim karşı - daki büyük divan asatinin yelko- vanlarına takılmış, bekliyordum. Bir., iki,, üç... saat geçti.. Niha - yet önde — Dürzü Esad — (Paşa) arkada diğer azalar ağir ağır sa - lona girdiler.. Benim gözlerim Ali İhsan (Paşa) da.. Halinde sakla - yapmadığı bir hüzün var. Bunu hissedince ayağa kalktım. Daha yerine yerleşmemiş olan reise ses- lendim: filân | Divanıharb | rak da cezamız neyse söyle.. A* sılacak mıyız? Kesilecek miyiz?- Ne olacaksak olalım.. Dürzü Esad (Paşa) cevab ver * medi.. Kâtibe kısa bir emir ver * di: — Oku! Salonda çıt yok.. Yalnız, tavan” ları yüksek salonda akisler yapast kalın bir ses duyuluyor. Bu - sesi, kalbimi tıkayacak kadar kuvvetli bir heyecan içinde tam bir buçuk saat dinledim.. Nihayet hüküm anm laşılmıştı: Ben vecahen beş sene dört aya, arkadaşım Kemik Kıran Nureddin de gıyaben beş sene — sekiz aya mahküm olmuştuk. Karar ekseri « yetle verilmişti. Mahküm olmaklığıma rağmen, asabi ve akli rahatsızlığımdan do- layı beni tekrar Gümüşsuyuna ia * de eltîler fDıom var) - Evlerinizi Sineklerin ve Böceklerin istilâsına Karşı Muhafaza Ediniz Tahtakurusu, sinek, sivrisinek, güve, arı, karınca, örmümcek ve bütün haşaratı kökünden keser, yu - valarına ve eşyaların üzerine ve odaların havası - na ve tahtaların, duvarların kenarlarına, araları- na bolca, FAYDA serpiniz, ve tahtakuru yuvala- rını FAYDA ile tahrib ediniz. Bütün yaz bu muzır haşarattan kurtulacak ve rahat edeceksiniz. Bil- hassa apartımanlarda mutfaklarda yemeklerinizi, erzaklarınızı telvis eden hamam böceklerini, ap- tesanelrede, hamamlarda bulunan küçük böcekleri, tırtılları, kümes hayvanatında, i köpeklerde bulunan pireleri hayvanlarda bulunan geneleri, bitleri, nebatat ve ağaçlar üzerindeki — tırtılları behemehal FAYDA ile imha ediniz. Kutusu 30, bü- yük 50 kuruştur. Bir kiloluk kutu 80 kuruşiur. FAZLA PARA VERMEYİNİZ. Tesiri daha az ol- duğu halde ecnebi malı diye fazla para koparmak isteyenlerden sakmınız. FAYDA emsaline nazaran daha kuvvetli ve daha ucuzdur. Taklitlerinden sa- lanynız. Hasan Deposu: Amkara, İstanbul, Beyoğlu.

Bu sayıdan diğer sayfalar: