3 Ağustos 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

3 Ağustos 1935 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

6 —SOZ GELİŞİ Annibar taklit edenin de mukallitleri türerse HABER — Akşam Postası — No ÇiNGENELER ARASINDA Hayattan alınmış hakiki bir macera 0 Yazan: Osman Cemal Kayşısız 3 AĞUSTOS — 1995 Samur kürklü bir adamın beyaz Siz olmayasınız sakın bir hükür- atını haliçten denize sürdüğünü görünce ökçe Dişvrlar ki Mister Halliburton, Alp dağlarmi fil srtmda aşmakla, bundan 2153 yıl önce Annibal'in başarmış olduğu bir'işi taklit et - mek istemiştir. Gönül isterdi ki kalkışan Obir adam, Annibal'in “neşhur yürüyüşünü daha gerçek olarak taklit etsin, Annibal gibi filini tâ İspanyadan yola cıkârgrak Fransanın Güneyi- ni (cenübuünü) başlan başa geçip Alplere dayansın... Ron ırmağı okıyısma varmca kendi kendine sorsun: “Acaba Annibal fillerini ırmaktan karşı yakaya nasıl geçirdi?,, Ünlü Roma tarihçisi Livy bakın bunu nasıl anlatıyor?... Filler önce ırmağın kıyısında hep bir araya toplandılar. Bu hay- vonlardan en azgin olanın seisi, hayvanı fena halde kızdırdıktan sonra, hemen kaçarak kendini ır- mağa attı. Kendisi karşıya doğru yüzerek kaçarken, kızgın fil de peşinden suya atladı. Bunun üze rine böitün filler onu takip ettiler. Fil sürüsü bir kere suya dalınca, artık ırmağın akıntısı onları karşı yakaya sürükledi. Gönül isterdi ki Mister Halli - burton da Ron ırmağının kıyısın - da dursun, hayvanı fena halde kız 'dırdıktan sonra kaldırıp kendini ırmağa atsın ve ense kökünde fi - Tin hortumunu hissede ede yüze - rek karşı kıyıya çıksın! Annibalin yerine geçmek çocuk oyuncağı de- ğildir. Bu iş — sinemada aktörlük yapmak kadar güçtür doğrusu! Bundan başka Annibal'le fille- böyle bir işe | Meselâ o da | ri Alplerin civarına ulaşmca, yer- ! liler ona dağ tepelerinden koca koca kaya parcalarını yuvarladı - lar. Yirminci yüzyılın Annibali de ayni sahneyi yeniden yaşatmak i- çin tedbirler alabilirdi. Hem bu çok pahalıya malolmazdı. Çünkü | alay olsun dye dağın sırtından a- şağıya doğru kaya parçaları yu - varlıyacak adam çoktur. Bana kalırsa Mister Hallibürton Alp | dağlarını Annibalin geçtiği mev- simde aşmalıydı. Yanılmıyorsam Annibal buraların: saz ortasında değil, tam Birinciteşrin ayınm or- tasında geçmişti. Bu öyle bir mev- simdir ki Alp geçitlerinin şimdiki bekçileri, otomobilcilere yolların geçilmez olduğunu ihtar ederler! Eğer Mister (o Halliburton kışı beklemiş olsaydı, kendisile fili şaş | kınlık uyandırabilirdi. Bu takdir- de o da Annibal gibi Alp tepele - rinde dehşetli bir kar fırtinasına tutularak iki gün iki gece bekle - mek mecburiyetinde kalırdı. Annibal fillerini korkunç yo - kuştan aşağıya en yorucu tarzlar- da indirmişti. Şimdiki geniş oto - mobil yollarının buzla örtülü ol - duğu zamanlarda bir fil yürütmek insana (o kış ortasında hayli ter döktürecek bir iştir, o Annibal ise yolsuz, geçitsiz ve kaygan dağ sırtlarından fillerini aşağıya in - dirmişti. Bir noktada, kocaman kayayı delerek yol açmaktan başka çare kalmamıştı. Annibal bunu nasıl yaptı biliyor musunuz? Koca koca çam ağaçları devirtti; kayaların üstünde büyük ateşler (o yaktırttı; taşlar kızışınca çatlatmak için ü - zerlerine sirke döktürdü; böylece yol yapıcılarının işlerini kolaylaş- tırdı. ... Geçtiği yol boyunca Mister Halliburton acaba bir tek ağaç devirdi mi? Yol boyunca fili ge - çirmek için en son çare olarak kız» gın kayaların üstünde sirke dök - mek işine başvurdu mu? Annibalin Alpleri geçmesi öyle kollarını sallayarak yapılmış bir gezinti değildi. Şimdiki meraklı adamın seyahatinde “şimdi bir fil göreceksiniz,, o levhasını taşıyan bir otomobilin filden önce yürü - tüldüğünü gazetelerde okudum. Annibal ise ne © otomobil, ne de başka bir vasıta ile yerlilere haber vermemişti. O, fillerinin bir sür - priz olmasını istemişti. Ancak Bay Halliburton'un fili- nin de bir defasında epeyi heye - i can uyandırmış olduğunu itiraf e- ! delim, Top seslerinden ürken fil | kızmış ve oralarda. manevralar | yapmakta olan Italyan kıtalarma saldırmıştır, Bu yazı temmuz ayında bile olsa fil sırtında Alp dağlarmı ge - çen bir adamla alay etmek için ya- zılmamıştır. Yalnız Bay Hallibu:- ton'un yaptıklarını taklit etmeğe kalkışacak adamlar çıkarsa nelere | Koltuğumdaki kemana baka - İ rak: | — Sormak ayıp olmasın amma | i siz çalgıcı mısınız?, İ —Onungibi.... İ — Ne ararsmız buralarda şin- ci?. — Demin falıma baktığın vakit ne aradığımı kendin söylemedin i mi?, — Abe bırağ şinci letaifide söyle ne ararsın yalnız başına bu bayırlarda avşam vakti?. — Nazlıyı arıyorum yahu!. İki çingene karısı biribirleriy - İ le çingenece bir şeyler konuştuk - ! İ tan sonra yaşlısı bana döndü: İ — Siz olmayasmız sakın hükümat memuru?. — Ne münasebet?. — Eh olura., Belki ararsmız bi- zim ağzımızı? — Ne arayacağım sizin ağzını» ZI, — Kimbilsin? Zere bizim çin « geneler içinde Nazlının sevdalısı çoktur. Belki kaçırdı her hangi birisi kadını çadırından.. Ona se- beb..... — Yok canım, ben Nazlıyı baş- ka şey için arıyorum.. Genç kadın yüzünü ekşiterek: — Ne için arıyorsun?. Hemen kemanı kutusundan çr- karıp bir iki hafif akortdan son - ra: — İste, dedim, bunun için arı- yorum!,. Ve o meşhur, yanık < çingene ninnisini çalmıya başladım. Ka « dınlar büsbütün şaşırdılar ve nin- niyi tatlı gülümsemeler içinde 40- nuna kadar dinlediler. — Simdi anladınız mı ne için aradığımı? — Abe, sen bunu nereden, kim- | dan öğrendim!.. — Ben bunu Topçularda Nazlı | ludan öğrendim!.. A e tesadüf edebileceğimizi düşünü - yorum: Günün birinde Lehistan $osesi üstünde batıya doğru gitmekte o- lan sert suratlı bir süvari görüle « cek; kendisine böyle nereye gitti- ği sorulunca; Napclyon'un Mos - kovadan ricatını taklit etmekte ol- duğunu söyliyecektir. Günün birinde Romanm etekle- rindeki bir sırtın tepesine otur - muş ve elindeki gitnra ile “Kapri Adasr,, şarkısı o çalan bir adam görülecek. Bir de bakacaksınız ki tarih seven adamlardan biri da- ha, Romayı yakmış Neron'u taklit ediyor! Başında (o kocaman bir kavuk, sırtında kalın samur kürk beyaz ata binmiş . birisinin atını Haliç- ten denize doğru sürmekte oldu - ğunu görürseniz, sakın parmağını. zı ısırarak buna şaşmayınız. Çün- kü bu sivri akıllı adam (bilmem hangi Osmanlı efsanesinde denil diği gibi Fatihi taklit etmek hev- sile ortaya atılmıştır! Mister Halliburton bu gösterişi acaba alımın gazetelere geçmesi için midir? Siz ne dersiniz?... A. E. bir met memuru?. Belki ararsınız bizim ME ler Yaz dünle Çabis Veli Efendi to llnmda tef — göbek atan Sulukulenin küçük kızları — Abe sen nerelisin?. — İstanbulluyum! — Abe çalasın onu bir daha | dinliyelim!.. Ninniyi bir daha çaldıktan son- ra kendilerinden Nazlı hakkında fazla bir şey o öğrenemiyeceğimi anladığım için kemanı kutuya ko- yup kalktım: — Eh artık sımarladık odele (Allaha ısmarladık) müsaadeniz- le!. — Paçala (git) güle güle am - ma, bizi sen şinci saldın merakla- va.. o Bari görürsen gâvur Etemi, Nazlıyı, Ceylân tizeyi ve daha bi- zi toptan soranların hepsine bir - den sepet sepet selâmlar!., — Başüstüne amma, kimlerden bu s#elâmlar diye diyeyim? — Diyesin Büyükdereli Çopur Alinin karısı ile baldızmdan! — Haydi eyvallah! — Haydi sağlıcağılan, selâmet ilen! haydi Aslında belki de külüstüt bir şey olan bir çingene'ninnisi, bakın bir kere başıma ne işler açtı? Artık işin yoksa dolaş, dur Vi- dos, Litroz, Büyükdere, Cendere... İşin aslını o bilmiyenler'de şimdi benim için kim bilir neler söyler- ler? Zaten söylemeğe (o başlamışlar bile! Kaç gündür mahallede adı - mız bir çingene kızı seviyor! diye çıkmış... Hattâ zavallı anneciğim bile dün gece yemekte: — Bu yaştan sonra sayende| çinegene kaynanası da olacağız galiba! Diye bana takılıyordu! Oysa ki benim niyetim nerede, âlemin benim için yorduğu bu bi- çimsiz şeyler nerede? Bu dediko- duyu ortaya mutlak bizim arka - daş çıkarmıştır. Ancak, ben ona yarın bunun hesabını da sorarım, bakalım âlemin haysiyeti ile oy - namak nasılmış? Ben bu işi salt musiki merak: yüzünden takip ediyorum; Onun için ne yapıp yapıp bizdeki şu Bo- hem hayatını, Çigan hayatını beş ! tik, sorarlarsa 'ne | on güne kadar yakından inceliye- ceğim, bakalım bahtımıza neler çıkacak? Zaten meşhur sözdür: “Çingenenin zurnasında peşref olmaz ne çıkarsa bahtına!,, 28 Temmuz İrfanm not defterinde okudu - ğum bu yazılar da beni o gün bir hayli düşündürdü. Oğlan hâlâ mu- sikiden, bilmem neden dem vüru- yordu amma, sözlerinden işin ar- tık yavaş yavaş çığırından çıkmı- ya başlamış olduğu anlaşılıyordu. O gün, onun bu not defterinde- ki yazıları iki defa okudum ve o - kudukça düşündüm. Sonra akşam üstü işten dönünce defteri yanı - ma alarak İrfanın da benimde çok candan bir arkadaşımız olan, sonra zekâ, kurnazirk, becerikli - lik, tecrübe, cesaret işlerinde biz- den çok fazla bulunan Aksaraylı Nazıma koştum... Maksadım İrfa- nın içinde parlamıya başlıyan ateş bacaya sarmadan işi gizlice Nazr- ma açıp bu işe ondan bir çare ara- maktı. Çünkü İrfanın, tek başına, böy» le, Belgrad ormanları içinde ne « yin nesi olduğu belirsiz çingene - lerle dolaşması belki günün birin- de onun başına bir kaza, belâ da getirebliirdi. O akşam Aksaraydaki kıraat - | hanelerin birinde (Nazım, bütün olanı biteni tamamile benden din- ledikten ve İrfan not defterini de başta başa dikkatle okudüktan sonra bana: — Kalk, dedi, seninle gidip şu Etem denilen herifi bulalım, onu bir kenara çekelim, bakayım bu herifle bir de ben görüşeyim; o - nun ne mal olduğunu, ne maksat* lar beslediğini anlamağa çalışa * yım; ötesini, ne yapmak lâzımgel diğini sonra düşünürüz! Bir saat sonra Nazımla birlikte Etemi Bayrampasadaki - birbos- tanda bahçıvanların birisine bir bostan köpeği satarken yakaladık ve kendisini alıp Topkapı dışınds- ki bahçeli kahvelerden birine çek” “Devamı var).

Bu sayıdan diğer sayfalar: