13 Ağustos 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

13 Ağustos 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

A ykut ökbigemle vezir Müeyyedettini kaçırmış, kendisi sarayın bahçesinde kalmıştı Aykut Müeyyededdine seslendi: ' — Kapıyı muayene edin! Açmağa çalışm. Müeyyededdinle Gökbigem he men kapının yanma yaklaştılar. Kapr- yı bir demir sürgü tutuyordu, Açma- ğa uğraştılar. Sürgü yerinden oynadı, Müeyyededdin: — Kapı açılıyor! diye sevinçle hüy- kırdı. Tam bu sıarada Aykut karşisın- dakilerden bir tanesini daha yere yu- varlamağa muvaffak olmuştu. Öbürü 4s6 bunu görünce kılıncı yere attı. Ve avazı çıktığı kadar bağırarak geri kaçmağa başladı. Aykut: — Felâket! diye söylendi. Şimdi hep- si süratle buraya gelecekler. Diğerleri kapıyı açtığımızı görmemelidirler. Bundan sonra elindeki kılıcı ucundan yakaladı. Ve önünde yıldırım gibi ka- çan muhafıza savurdu. Kılıç havada bir ıslık çalarak mu- hafızm sol bacağına saplandı. Bütün bahçeyi inleten acı bir feryat âuyul- du, Muhafız yere yığıldı. Aynı anda Müeyyededdinle Gökbi- gem de kapınm sürgüsünl çekmeğe ve açmağa muvaffak olmuşlardı. Aykut süratle geri döndü Gökbigem: — Haydi çabuk Aykut! diye bağır- dı. Açılan kapıdan ilk önce Müeyyeded- din, sonra Gökbigem dışarı çıktılar. Aykut da bunları takiben çıkarken bir- Gükbigem heyecanla sordu: — Neden? Ne için? — Baksan a, geldiler! İki dakika buraya varacaklar. Buradan dışarıya çıkıp kaçacak olursak, az ve- kitte bizi yakalarlar. Bunun için benim burada kalmam lâzım. Ben onları oya- arım. Sizde bu sırada kaçar kurtulur. sunuz. — Öyle gey olmaz. Ben de seninle beraber kalırım. — Deli misin sen Gökbigem? — Evet, deliyim! Bir yere gitmem. Bir adım atmam. — Sevgilim neden böyle söyliyor- #ün? Eğer sen burada kalırsan, yahut beratİr kaçarsak ikimizde mahvolu- Tuz. Yok, sen vezir Müeyyededdinle kaçacak olursan bir defa hayatımı kur- tarabileceğin gibi benim de hayatımı kurtaracaksın. Çünkü ben yalnız olur- sam hayatımı çok daha kolay kurta- rabilir, bu canavarların elinden kaçabi-| Yirim. — Seni bırakmak, senden ayrılmak bana çok acı geliyor. — Ya bana? Fakat öyle lâzım. Biri birimize kavuşabilmek için. — Heyhat! Ağlayacağım My Bütün kuvvetini topladı. Tırabzonla- TI tuta, tuta merdivenlerden indi, Halsiz, yorgun bir sesle: | — Beni mutlak görmek istemişsi- niz, beyefendi. — Evet efendim, bilhassa yalnız ol. manız çok isabet oldu. Kadın helecanını gizlemeğe çabala-| madan: | — Ziyaretinizin sehebini anlıyabilir miyim? — Mahir bey yazdı, buyurun oku- yun. Delikanlı mektubu uzattı. Nihalin sararmış yanakları bir an içinde kır» kırmızı oldu, Demek sırrını bir üçürcü şahıs da biliyordu. Telâşla satırlara Böz gezdirdi. Sonra başını önüne eğdi.) — Benim de. Gayet çabuk konuşulan bu cümleler 5 kadar içten ve o akdar dokunaklı bir âhenkle söyleniyordu ki en katı kalpli olanların bile içini diken, diken ürper- tebilirdi. Sesler gittikçe yaklaşıyordu. Aykut onları büyük bir merhamet ve hayran Iıkla seyreden Müeyyededdine döndü: — Yolunuz açık olsun. Ben burada kalıyorum. Gökbizemi sana emanet ediyorum, — Hiç merak etme evlâdım. Onu göz bebeğimdon daha kıskanç olarak saklayacağım. — Sizi nerede bulabilirim? — Siyah sarıklı alevilerden kime sorsan beni bilir, Ve seni yanıma geti- recek vasıtayı haber verir. Sadece on- lara “Ali hakkı için,, parolasını vermek lâzımdır. — Allaha ısmarladık güle güle. Aykut Müeyyededdinden kılıcını ala- rak sralık kapıyı kapadı. Ve ağır sür- güsünü sürdü, Müeyyededdin dışarıda bir türlü oradan ayrılmak istemiyen Gökbigemi bileğinden tutup sürükler- cesine duvarm dibinden uzaklaştırdı. Aradan bir dakika ya geçmiş, ya geçmemişti ki bir elinde meşale öbü- ründe bir kılıç olduğu halde muhafız zabitlerden biri meydana çıktı. Ayku- tun gölgesini uzaktan seçer seçmez: vi İşte burada diye haykırarak âtıl- Aykut kendi Kendine: — Bünları peşime düşürmeli ve böy- telikle burzdan uzaklaştırmalıyım. diye) düşündü, Ve saray istikzmetinde du- varın üs tarafına doğru koşmağa baş- lsd. Şimdi hepsi onu bağırıp çağırarak küfürler savurarak kovalıyorlardı. Aykut tarlıların üzerinden dinç bir geyik hafifliği ile sekiyor, gayet ma- hirane şaşırtmalarla ağaçtan ağaca, köşeden köşeye fırliyordu. Kendisini kaybettirmemek için de arkasındaki- lerle arasındaki mesafeyi dalma mu- hafaza ediyordu. Böylelikle aradan on dakika geç- mişti. Ve hiç kimsenin aklına Müey- yededdinle Gökbigem gelmemişti. Kim bilir, belki de onların mevcudiyetlerin- den bile haberleri yoktu. Aykut artık onların kâfi derecede uzaklaşmış olduklarına kansat getir. dikten sonra bu sefer kaçış istikame- tini Dicleye doğru çevirdi. Derin derin daldı. Ahmet sordu: — Ne diyorsunuz efendim. Bumese- İede sizi tehlikeye sokmıyacağımı na- musum Üstüne yemin ederim. Fakat mutlak Sadiyeyi kurtarmam lâzım. — Bu hanım sizin neniz oluyor? — Arkadaşım, çocukluktanberi çok sevdiğim, çok hürmet ettiğim bir ha- Dım! — Bu kadar işitilen sözlere rağmen hâlâ hürmet mi ediyorsunuz? — Benim ona itimadım vardır. Söy- lenenler hep yalan, — Fakat kocası yok iken dünyaya gelen çocuk!... — O da bir kaza.. Herhalde kabahati yoktur ve bu bir gün meydana çıka- caktır. Şadiye masum ve temizdir. HABER — Akşam Postası Hatıralarımı anlatan ? EFDAt TALAT 13 AĞUSTOS — 1996 OY s8 BirTURK —165 — Yazan: SAN Aİ Ga'atada bir'ingiliz polisinin öldürülmesi Türklerin galeyanın* işaret sayılıyor ve Istanbulun asayişini temin için tedbir almak Sanford — Kumandanım; bu işte & cele etmeliyiz. Çünkü, tamiri gayrike- bil vaziyetler hâdis olacak. Ballar — Yarından tezi yok, Ballar — Evet! Sanford — Biraz evvel de bir cinayet oldu. Ballar — Nerede? Sanford — Galatanın arka sokakla- rından birinde... Ballar — Vurulan kim? Sanford — Devriye gezen bir İngiliz polisi... Bıçakla vücudu delik deşik e- dilmiş... Biz ölüsünü bulduk. Vaka ma- hallinde yaptığım tahkikat neticesinde bu cinayetin yerli Türkler tarafından ika eğilmiş olduğunu anladım. Ballar — Katil yakalandı mı? Sanford — Hayır! Yalnız, şüphe ü- zerine on, on iki kişiyi tevkil ettirerek burada hapsettim. Ballar — Bu mesele üzerinde tahki- kata devam et, Mevkufları yarın Kro- kere gönder. Şimdiden sonra kat'iyyen tek devri ye gezdirme. O civann kontrolu işine de ehemmiyet veriniz. Sanford — Elimizden geleni yapıyo- ruz, Fakat herifler azıyorlar, Ballar — Hay Allah belâlarını ver sin... ne MAX İbtiyar kolonel, bu külürden sonra telefonu şiddetle kapadı. Ballar adam akıllı kızmışa benziyordu. Benim tele- fonla kendilerini dinlediğimin farkında değil. Zile basarak çağırdı. Hiddetten yüzü kızarmıştı. Dedi ki: — Eidal; artık haddinden aşırı gidi- yorlar. Halbuki bu yaptıkları kendi a- leyhlerine olacak... Ben, tecahülü arifaneden geldim: — Kimden bahsediyorsunuz kuman- danım, — Kimlerden olacak, Türklerden... — Zannetmem ki, bütün Türkler fe- na taşkınlıklar yaprmş olsunlar. — Ne diyorsun, askerlerimizi, polis- lerimizi bile öldürmeğe başlamışlar. — Hayret! — Evet, şimdi telefon eden kuman- dan Sanforddu. o Galatada bir İngiliz polisini bıçaklayarak öldürmüşler. Sen de Türksün ama, açık söyliyeyim ki bu nu yapanların fitil fitil burunlarından getireceğim. asayiş “Genç kadın abe hayretle) süzdü. Bu ne kuvvetli itimattı, Bir in- sana bu derece inanmak için onu ne büylik bir aşkla sevmeli. İçinde de- rin bir takdir hissi uyandı. Yorgun si- masını aydınlatan taslı bir tebessümle; — Sizi takdir ediyorum beyefendi, Böyle yükaek bir his taşıyan bir erkek- ten hiçbir zaman çekinmem., Size her şeyimi söyliyeceğim. Doktor Remzi beyin katili kim olduğunu biliyorum. — Kuzum söyleyin, çabuk söyleyin. — Söyliyeceğim, lâkin bir kere sü- künla beni dinleyin. Bakın Şadiye ha- nım çocuğunu zehirledi diye de mütte- hem., Saniyen doktoru öldürmüş oldu- Zuna da katiyetle daha hüküm veril. medi. Belki de isbat edilemez ve kurtu- Yur. Öyle bir vaziyet olaca * olürsa bey- hude yere beni mahveden bir işi or. taya çıkarmış olurum. Maamafih Şa- yet kadmcağızın ciddi bir tehlikeye ma- ruz kaldığnı görürsem “onu 'mütlak kurtaracağıma size söz veriyorum, — Fakat günler geçiyor.. Nasıl ya- pacaksımız, ne zaman? — Telâş etmek de hakkınız var. Has- tayım, günden güne eriyorum.. Kim bilir belki de ölürüm. Zaten ölümü dört gözle bekliyorum. İçinizin rahat etmesi Biz odada; konuşurken, (o Krokerin kapısı önünde bir motosikletin durdu- ğunu duyduk. İkimiz de kulak kabarta- rak dinlemeğe başladık. Birisi merdi- venleri koşarak çıktı. Ve Ballarin kapı” sına gelerek vurdu. Balların: — Giriniz! diye seslenmesile bir İn- giliz neferini karşımzda bulduk. As- ker, selâm verdikten (o sonra Baâllara, General #Haringtonun fevkalâde bir iş için şimdi kendisini beklediğini haber verdi, Saate baktım; bir buçuk.. Ballar ace- le acele kalktı ve otomobiline atlaya” rak kumandanlık (o karargâhına gitti. Aklıma delice bir fikir geldi. Klonelin gaybubetinden istifade ederek ben'de Kızıltoprağa gider gelirdim. Fakat ne ile? Saat ikiye geliyor. e Vapur yok. Kayıkla geçmek tehlikeli,. Fakat, teh- Hkeli mehlikeli, çare yok. Sandalla ge- geceğim. Bu sırada aklıma bizim İrfan rels geldi. Ondan başka kime itimat edebilirim. Ballar, general OHaringto- nun yanından bir saatten evvel dön- mez, o zamanâ kadar ben de gidip gel- meğe çalışmalıyım. Bir defa, İngiliz karakollarına yakalanmadan karşı sahi le çıkabilsek, mesele yarı yarıya halle- dilmiş olür. Nasıl olsa, -Kızıltoprağa kadar gider Esat Beyi, görürüm. Dön- mesine gelince, evelâllah oo İrfan reisi beni gene bu tarafa atıverir. Kararı verdikten sonra Krökerden ok gibi fırladım. Koşa koşa (o caddeye çıktim ve Taksimde bir atlı ( arabaya atlayarak Beşiktaşa idim. DENİZDE GEÇEN FACİA Bu'sefer, İrfan reisi daha < ibtiyatlı bir şekilde uyandırdım. o Kapıda beni görür görmez: — Hoş geldin paşam! Gene bir Üskü dar yolculuğu var galiba! diye gülüm- sedi. — Seni rahatsız ediyoruz, İrfan Re- is! Fakat senden başka kimsemiz yek, dedim. Hemen giyinerek evden çıktı. Bir müddet beraber yürüdükten sonrâ ay- nidık. Ben ara sokağa doğru ilerledim. O, kayıkhaneye gitti, Köşede onu bek- liyordum. Bir kaç dakika sonfa sandal görüdndü. İskelenin © üzerine çıktım. Bu gece, Selâmiyi gönderdiğim geceki Kadar heyecan duymuyordum. Sonra için #ize bir vesika vereceğim, Sendeliyerek yerinden kalktı. dışarı çıktı on dakika sonra elinde bir zarfla içeri girdi. — Bu mektubu alın. İçinde “kimin katil olduğunu yazıyorum, Bu benim itirafımdır. Fakat bunu ancak ölürsem meydana çıkarabilirsiniz. Aksi takdir. de açmıyacağınızi vicdanınız Üstüne yemin edin. — Yemin ederim! — Teşekkür ederim. Haydi artık ça- buk gidin neredeyse kocam gelir. Şiüp- helenmesin, Ahmet sevinçle çıktı, iftiralardan bi? İ tanesinden hiç olmazsa Şadiyeyi kur- tarmış oluyordu. Şimdi mesele çocuğun zehirlenmesine bağlıydı. Bakalım Nat bey ne diyecekti. Bütün ümitler ona bağlıydı. Doktor Naili beyin mahkemeye ver- diği rapor, gayet muğlak, gayet uzun- du, Birçok fenni tabirlerle dolu, anlaşt- lr gibi bir şey olmadığından herkes tarafından takdir edildi. Gazeteler, en güç parçalarını neşrettiler. Bu surette daha dün kim olduğu bilinmiyen dok- tor Naili bey bir gün içinde meşhur bir şahsiyet oldu. Çocuğun ne midesinde, ne damarlar istiyorlardı garip bir tesadüf eseri olarak kiri tesadüf etmemiştim. Sokaklarda i8 yok, Denizde düşman gemilerinin larından başsa bir gey görülmül Her taraf bir ölü sükütu içinde. İrfan reis sandalı iskeleye yans! da beni yalnız görünce şöyle bir Yadı: — Bey yalnız mısm? — Evet! — Karşıya sen mi geçeceksin? — Ben geçeceğim. — Ben geriremem seni karşıya. — Neden İrfan reis! — Kendi elimle başını mak istemem de onun için.. va — Canım sen merak etme. EV” A lab bir şey olmaz. — Kuzum bey, eğer yapabil” emirlerini bana söyle.. Ben karşi çip işini göreyim. — Sen yapamazsr. — Fakat bu köpekler denizi çok tutuyorlar. Korkarım başına bif © gelir. O daha sözünl bitirmemişti Ki” sandala atladım. — Çek bakalım baba dostu! Bİ kunmuş adamlarız. Bir şeycik ol“ğ İskeleyi elimle iterek' sandalı tm bile. İrfan reis de bana mit tan başka bir çare göremedi. : (Devamı ve” h belâya Kalamışta köşk almak istiyelenre Kalamış caddesinde 7 numarâ satılıktır. Üç dönümden fazla b iki caddeye kaprsı olan dışı yağ” içi sanatkârane nakışlarla süslü ” nan bu köşkün on odas iki sal”, mam, taşlığı, çamaşırlığı, kileri. K $ı ve mütfak uşak odası, havag?”” rik ve kumpanya suyu tesisatı ilh, mevcuttur, Mükemmel nezaf* gi liyat ve çarşıya yakınkığı olan wi hakkında fazla malümet sima lerin Haber gazetesinde © Vâlâ dine müracaatları. | 4 i d yi rında zehirin izi bulunamadi" yavrunun bütün vücudund izah elmek kabil olmıyan br me alâimi olduğu görülüyordu. © Naili bey de buna vicdanen k9” Şadiyenin bütün inkârların8 hakim muttasıl ısrar ec'yordüi — Niçin inat ed yorsunuğ kargı durulmaz. Kabahatli diğımız meydana çıkacaktır. Genç kadm iri siyah göz" hatabma dikerek bütün safi, verdi: | — O halde içim rahat, kaptı” 5 duğum anlaşılacak: — Demek çocuğunuzu e” i niz öyle mi? ş — Zehirlemeğim! — O halde yalan söyiiyorsiğ kü doktorun raporu bunu» ediyor. Şadiye hayretle bağırdı: tur! ozu i ediyorlar. — Ne dediniz? © — Çocuğunuz einen” — İmkânı yok. — Zehirin mevcut () — Kabil mi Allahım abi “iy (De:

Bu sayıdan diğer sayfalar: