2 Aralık 1939 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

2 Aralık 1939 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

KE t li e e | İKELMAYA SAMARA Kristof Kolomb'un Yumurtasına Doğru... — 75 — Dünyada nazar değmiyecek birşey yoktur, bundan yalnız akıl müstesnadır. Çünkü: Kimse kimsenin ak- ını beğenmez Kelin ayıbını nasıl takke örterse bazılarının kusurunu da sü- kütları Bundan evvelki görüşmemizde anlatmıştım. Ama gene tekrar & dey! & Ben Parise kadar otomo bille kendi o hesabıma (geldim. Paristen itibaren Nevyorka, son ra oradan gene Parise Nata seya" hat acentasile gidip (geleceğim. Onun için, o gece yorgun ve bit kin bir halde, oteldeki (odamın yatağına bir kalıp gibi uzanınca, uyudum mu, sızdım ru, bayıldım mi bilmiyorum, Fakat ertesi sa- bah gözümü açıp kendime gelince, ilk işim Nevyorka gidecek gezici. lerin, Parisin neresinde bulundu Bunu aramak oldu. O, otel senin, bu gazino benim; sokaklarda do laştım. Allahım O bir lütfu ihsanı olacak; bizim kafilenin reisi Sait Çelebiydi.. — No münasebet? diyeceksiniz. Durun anlatayım.. Sait Çelebi.. Hani şu meşhur radyo psikeri,. Ona spiker demek de doğru değil.. O başka bir şey. O, radyo bir şeysi Oama, nesi?. buldüm! Radyo kurdu.. Hani bi- rini mefhederken:; “oo, © bu işin kurdudur!,, derler a.. İşte Sait de öyle.. Kendini dinletmesini bilen bir insan. “Kendini dinletebilmek sanati, ni bu memlekette o kuran bir hatip. Halk, mütareke sene sinde “miting., hatibini yanık yü rekle dinler. Halk istiklâl harbi esasında “vatan, hamiyet, istik- lâl, sözleri karşısında heyecanla ağlar.. Fakat bir maç seyri tafsi- lâlını, bir resmi geçit İzahatını - hem de radyo başında, hırıltı 2 riltr arasında * dinlemez, dinliye" mez, ona dinletilemez. İşte bunun âksini yapabilene bence “sanat” kâr,, derler. Yaptığı işe belki “söz söyleme sanati,, denmez ama, hiç şüphesiz “kendini dinletebildek sanati,, denebilir. O, halkım neden zevk duyduğu nu, meyi isteyip, neyi istemediği- ni kavramış bir sanatkârdır. Spi- kere “sanatkâr, denilmediğine ba- kılırsa, Salt de “radyonun spike" ri,, değildir. — Peki, öyle ise nesi? —Ne bileyim ben? artık onun orasını siz tayin edin! Sait, ayni zamanda (sinemacı, muharrir vesaire olmakla beraber, seyahat acentasmın ortaklarından mış da... Bizi götürmekde ona düşmüş, İşte böyle dört tarafın dan varlıkir olan bir insanın riya* set ettiği kafileye ben de takılıp Amerikaya gideceğim., İstanbuldan ayrılırken, o Sait bana: “biz Pariste falanca otele i- neceğiz!,, demişti. Ben de o adre si, bir kâğıda yazmış cebime koy. muştum, İhmal mi dersiniz. dal- gınlik mı; şimdi kâğıdı koydunsa bul.. Paris kazan ben kepçe.. Gi- rip çıkmadığım kapı kalmadı, A lahtan, aklımda bir “Şanzelize, lâ fı kalmış. Otel orada bir yerde ama, nerede ve İsmi ne? Araya araya Bağdadı da, Şam zelizedeki oturdukları (oteli bulk bir arada yemek yi le bir göz gezdirdim. Bir den başka tanıdık sima yok.. Tür- kiyenin dört köşesinden (o kalkıp İstanbula gelmiş; seyahat acenta" sına müracamt edin, Amerika yoi- culuğunu çıkmış bir çok nisân İçlerinden kıymetli bir doktor de diki: örler — Azizim; yol arkadaşlarımız arasında öyleleri var ki, Amerika- ya seyahat etmek fikri kendisinde nasıl doğduğuna hayret etmamek kabil değil. Gösterdiği insanlara şöyle bir baktım. Hakikaten öyle.. Bunları değil Amerika yollarında o tasav- vur etmek; Beyoğlu sinema ve ti. yatrolarında yanınıza düşse, ge rip garip bakar: “bu adam da ne- reden çıkmış?,, diye hayret eder siniz: O kılık kıyafet (o görülecek bir şey.. İskarpin, pantalon, ceket, gömlek, kravat, ve şapka: Acaip bir renk koleksiyonu.. Konuşma, eda, tavır: Bir orta oyunu seyri. Hülâsa öyle bir kafile ki seyrine ve zevkine doyum olmıyacak.. Ko ca bahrimuhiti atlöside günlerce gecelerce neyle vakit geçireceğiz?. Bütün yolcular derli toplu, ağır başir insanlar olsaydı, bu kadar uzun bir yolda neyle oyalanacak* tık? Kafile içinde, her (o meslekten, her cinsten, yolcular var. Kıymet leri olan mühendis, doktor, asker ve tüccar. Sonra, giyimi kuşamı yerinde kadınlar. Ama bence, eğ- lenmek için çıkılan bu uzun yol- culukta enteresan olan adamlar: kıymetli ve derli toplu, olanları değildir. Cenabıhakkın eksik ve basit yarattığı mahldklardır ki gi rip garip halleri, saçma sapan söz lerile alay ve eğlence o mevzuuo lurlar., “Kelin ayıbını takke örter, der ler a. Bu gibi insanların kusuru” nu'da “şüküt, örtüyor. Yanılıp da lâfa ağız açtıkları zaman tak Tiğidir!., deriz. Fakat kim (bilir bizim ne züğürt taraflarımız var- dır da farkma varamayız. “İm sanlar, kendilerini doğrultmaktan siyade, başkalarına nasihat ver- mekten haşlarırlar.,, diye bir söz hatırımda kalmış. Aşağı yukarı Berkeste bu illet vardır. Yol arkadaşlarımın içinden ba na bir iki kişi gösterip (“bunlar Aan sana epeyos mevzu çıkacak, dedikleri zaman; hemen kabullen- dim, de, “oh ne âlâ” falan de - dim.. Hiç düşünmedim ki: Elbet benim de kusurlarım olacak, başkaları da Beni tefe koyacaklar, Tuhaftır, insan kendi hakkında fena şey yoramıyor.. “Akıl, ak” dan üstündür... deriz. Sonra, gene aklımızı herkesten üstün görürüz. Geçen gün biri dedi ki: — Dünyada her şeye nazar de Ker: Güze, kaşa, zenginliğe, sax dete.. fakat hiçbir zaman “akıla nazar değmez" — Niçin? — Miç kimse kimsenin aklım beğenmez de ondan, Vasfi R. Z70BU aa HMNABER ÇOCUK SAYFASI Bilmece kuponu 2 B“NCİKANUN een lines EĞLENCE"ER Ne sihirdir, ne keramet! Hokkabazların bir sözü var »« dır: Ne sihirdir, ne keramet, El çabukluğu marifet. Hakikaten, hokkabazlığın bü tün marifeti el çabukluğundan ibarettir. $i çabukluğu yapabi- kyorsanız karşmızdakileri al - datmak kolaydır. Bakın size, kış geceleri arka daşlarınızı eğlendirecek, hoş vakıt geçirtecek bir Iki hokka - bazlık öğretelim. Şu iki bardağı gördünüz mü? Görüyorsunuz, değil mi? İki- sinin de İçi boş, Şunlar da iki top. Bunları berdaklarm ağzıma yerleştiri - yorsunuz, Bu iki topun biri kır- mızı, biri beyaz... Bunları böylece arkadaşları: nıza gösterdikten sonra, cebi - nizden mendilinizi çıkarırsınız. — Bakın, boş, içinde bir şey yok, dersiniz ve soldaki kırmızı topun Üzerine örtersiniz. sonra bir mendil daha çıkarır. smız. Üzerinize iki omendil bulunmıyacağına göre, bunu ar- kadaşlarmızdan istersiniz Bu suretle mendilin hileli olmadı - ma dair onlara daha iyi em - niyet gelir. , © mendili de beyaz topun ü- zerine örtörsiniz. Sonra: — Bakım, dersiniz, barlakla- Şimdi soldaki mendili kaldırı - yorum, Hayret! altımdan beyaz top çıktı! Halbuki hepiniz görmüş- tünüz: Sol tarafta kırmızı top — Dikkat! Şimdi sağdaki be- yaz topu açıyorum! Şaşılncak şey! Buradan da kırmızı top çıktı! Arkadaşlarımız hayrette! İşin içyüzünü daha anlatmadığımıza göre, heniz siz de hayrettesiniz. Bu iş nasıl oluyor, değil mi Gayet basit: Seyircilere kırmam görünen rent. boyanmış bir zardır: Bu zarı siz hazırlıyacaksmız. Mukavvadan her bir yanı 2 san- tim olarak bir mikâp yaparsınız. Bunun $ç yizlinü beyaz bırakır. sınız, üzerine de siyahla nokta» ları kondurursunuz. Kalan üç yüzü de boyarsmız, Üzerlerine noktaları beyaz ile yaparsınız. Arkadaşlarınıza hokkabazlı - ğımızı göstereceğiniz zaman, 2 Ne Garip Şeyler... * Süslü erkekler! — 'Tepesi sivri, püsküllü şapkaları yalnız kadmlar giymez ya! Bası mem- leketlerin de erkekleri var, ka- dınları yerine onlar süsleniyor- Jar. Meselâ, Afrikalı bir kabi - leden olan şu adama bakın: başı na nasıl süslü bir şapka giymiş. Buna şapka denilemez ya, ney - se, Külâh desek daha doğru ©- lar. Bu Afrika kabilesinde âdet - tir: Erkekler çok süslü gezer. “Tabii, bu süs dedikleri şey on - ların kendilerine güre süs sayı- lacak şeyler, meselâ, başma kü- âh giyip ucuna püskül takmak bizce süs deği, bilâkis maska - ralık sayılır. Göküiyorsükliz Yi” her şeyin kiymeti ve mahiyeti yerine güre ne kadar değişiyor. Uçan garson! — Bir elinin W- zerine tepsiyi almış, tepsinin de içine üç bardak koymuş, bakım şu garsona hasıl uçar gibi ko - şuyor! Hele ayılarma dikkat edecek olursanız patinaj demir - leri takmış olduğun görürsü - nüz. Düşmeyim diye bir kolunu da yana uzatmış, buz üzerinde kayıyor, Bu, Amerikada yaplan bir müsabakadır. Buz üzerinde bir fak olacak diyo yapılan bir mü- sabakaya yüzlerce kişi giriyor igin tuhafı şu ki, kendilerine güvenen bu yüzlerce kişinin i - çinden yalnız on beşi düşmeden rı, resimde A ve B işaret odiler köşelerinden tutarsmız, Onların yalnız beyaz yüzleri görmesine dikkat edersiniz ve dersiniz ki: — Görüyorsunuz: Zar beyaz, değil mi? Şimdi, bir saniye için de ben bunu siyah bir zar yapı- cağım! Bunları söylerken 80l elinizi masanm &ol köşesine doğru koy muş bulunursunuz. Zar sağ eli- nizdedir ve sanki uzaktakilere de gösteriyormuş gibi en sonra 8ol omuzunuzun hizasma götü- Bu esmada, iki parmağınızın a - rasında Zarı ters yüz edersiniz ve: — İşte bakın! Dersiniz. Şim- di zar siyah oldu... Görüyorsunuz ya, bunlar kü « çök hileler, fakat bilmiyenleri hakikaten şaşırtır... Hokkabaz Amca 2 BİRİNCİ KANUN — 1932 » Başı son Gerece di gapkscı dükkünma giti İ dn ne kadar şapka vam tecrübe etti, Hepsi beşi* geldi, O zaman şepikser: — Bir kare de an a tecrübe etseniz, deği, Beki gidip gelebiliyor, en hızlı git - mekte ve bardakları dökmeden taşımakta da birinciliği resmini gördüğünüz gu genç adam ka- Tanıyor, Tabi, garsonlara bu müsaba- kayı boşuna (o yaptırmıyorlar. Onlarm böyle yüz üzerinde ka - yarak düşmeden gidip gelmeyi öğrenmeleri muhakkak ki ken - âileri için çok faydalı olacak. Zira, bilirsiniz, büyük dans #â - lonlarında yerleri parllatırlar, cilâlarlar, buz üzerinde yürü »- yormuş gibi insan biraz dikkat elmezse düşer. Bu gibi yerlerde garsonların adeta kayar gihi dolaşmaları lâ zımdır. İşte bu müsabaka da bu maksatla yapılmış, Yamşık ağaçlar — Kırlarân bahçelerde görürsünüz: Top « raktan yan yana çıkıp da sonra biribirinin gövdesine sarrlmış, tek vücut olmuş bazı yapişık ağaçlar vardır. Fakat resme bakın: Buradaki yapışık ağaç - lar gibisini her halde hiç gör - memişsinizdir. Hakikaten çok garip gey, dö ğü mi; adeta bu ağaçlar henüz birer fidan halinde iken birisi gitmiş de onları böyle biribiri - ne düğüm etmiş, sonra ağaçlar büyüyüp gövdeleri kalmlaşımca böyle kalmışlar. İnsan öyle zannediyor ve ak- la öylesi daha yakm geliyor, a- ma, mesele öyle değil, çünkü bu yapışık kardeş ağaçları şimdiye kadar insan ayağı basmamış bir yerde bulmuşlardır. Oraya o 7a- mana kadar kimse gitmemiş ol- duğuna göre, bunu bir İnsan e - inin yapmadığı muhakkak, E - sasen şimali Amerikanın sız bir köşesinde olan bu ağaçların bulunduğu yere birlal gitmiş bi le olsa, yanyana iki ince fidanı böyle düğüm yapmağı nereden düşünecek. Hulâşsa, bu yapışık ağaçlarm biribirlerine böyle kardeşçesine kendi kendilerine sarıldıkları ve öyle büyüdükleri anlaşılıyor. İnsanlar arasında yapışık kar deşler olur da tabiatın diğer mahlükları arasında neye olma- S0 Tm Eli uzun hayvan — Eli uzan deyince hırsız zannetmeyin. Za- yal bir hayvanım belki yaptığı bütün hırsızlık ağaçlardan mey» vaları koparıp yemekten ibaret- Fakat bunun için de tabint o - na hak vermiş bulunuyor. Bu hayvan, Gibbon dedikleri cinsten bir maymundur ve vü - cudumdan daba uzun olan kol « larmı ağaçlardan ağaçlara at - larken kullanmaktadır. Bilirsi # » dedi, Ördek kardöş leri — Nas olur? Muhaki y getireceksiniz! o Beda iz değilim ya, parasını vereei z terim! # Ördek böyle vak vak “5 ken öteden ahçı duydik ği > , — Kes sesini! dedi mi yarsam seni keser, sa tavuk diye getirir” ie dallara asılmali.. İşte, tabiat ba » canbazlıklarımı yapsın diye böyle ya” VEPMİZ e

Bu sayıdan diğer sayfalar: