2 Ocak 1935 Tarihli Kurun Gazetesi Sayfa 5

2 Ocak 1935 tarihli Kurun Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ğe TEFRİKA No: enler Hind starz YAZAN: ISHAK FERDİ hi belin İM azını Yere VUrTAŞla Ordu (Ganj) kıyılarında kalmıştı. Asker fillerle maymun'arla, yılanlarla boğuşmaktan usanmıştı.. İki Hind Kralını yendikten sonra .. İskender Kalliktenis'i in ölü- in- İndus nehrinden içeriye döğrü| ** ilerlemişti. İskender bu seferde en kuvvetli Hind Krallarmdan Poros ile kar » şılaşmıştı. Poros, Makedonya ordusiyle çarpışmağa karar ve rmişti, Porosun iki yüze yakm filleri vardı. (Makedonya orduları Hindaspe nehrine yaklaşınca bir taraftan filler, diğer taraftan da H: nd sü varileri nehrin karşı sahillerini sarmıştı. İskender bu kuvvetlerin karşı - sında bir fırka asker lerden yüz k; ölmüş ve bütün H'n4 süvarileri telef olmuşlardı. Kral Poros da bacağından ya- ralarar:k İskendere esir düştü .. ni Poros çok vel, sevim » li bir adamdı. İskender Krala ha- | karet Sie ve onu bien bırak- tr — Bana faydalı ir misin? Diyerek, kendisiyle akar - Mi uğ sizl edi — Bana krallığımı iade eder - sen, sana yardım ederim?! edi. İskender söz verdi. - - a geçerek (Pençap) vadisine e Hindis- tanda iki kral'ık fetheden dunun Pençap'a gelişi o havali. deki. Hi'ndlileri telâşa düşürmüş. tü. Hindistanda ogüne kadar kra'lrkları im yürüdüğü görülme - mişti, keder Hindistanda den Miri e koşuyordu. onya o orduları nihayet (Gani). m önüne kadar ilerle - mişler, İskendeği? ordusu buraya gel- diği zaman ini yorgundu. Silâh - ları eskimiş, biseleri m Asker, harpten ve uzak memleketleri aş- maktan usanmıştı. Bu gidişin sonu caktı? zafer - nereye vara « Makedonyalılar © Bab'lde iken Makedo; onyaya çok uzak kaldık - Jermz düşünerek merak ederken, #iwdi Maked, onyayı unutmuş'ar, Babil; düşünüyorlardı. i b Hindistanm ucu bucağı görün- even vadilerini Makedonya ile ara'armdı a u- zaklık. Atan ile Tep arasındaki uzaklığın yüz mislinden fazla idi. İskender hâlâ ordusunu mâna- sız bir gaye peşinde meçhul mem- lekelere sürüklemek istiyordu. Hindistanı (o baştan başa istilâ mek?.. Sie İskenderin maksadı ve ga“ yesi bu; Halbuki Hindistan, ei Ma misli daha bü - yül e onun mekerizei > bü - ni dikeyi istilâya yetmezdi.. Hin- distanı baştan < başa işgal etmek için beş milyonluk bir orduya ih- tiyac vardı. İskender bir akşam (Ganj) kı - yılarında büyük rütbeli zabitlerini topladı... — Bütün Hindistanı zaptetmek istiyorum.. Siz ne düşünüyorsu uz?. iye sordu. Zabitlerden hiç biri cevab ver- medi. İskender tekrar sordu: — Benimle gelmek istemeyen varsa, söylesin... Herkes önüne bakıyordu. Demek artik © İskenderin pe- şinden gidecek bir zabit yoktu!.. u sirada ihtiyar bir zabit orta- ya atıldı: — Ordu, göz görerek, daha ile- riye gidemez.. Bizi peşine takmak byme geriye dön.... Makedom- im, eline israr mânasız olaca- ğmı anlaymca sustı — Ben şimdiye kadar hiç biri - nizi zorla peşimden getirmedim ! İsteyen döner, gider.. Ben, peşim- den geleceklerle (Ganj) 1 geçece- ğim... Ve bu ülkenin esrarını keş- fe çalışacağım... Dedi. dırına çekildi., Ve üç gün dışarıya çıkmadı . Ordu İskenderin aleyhine dön- müştü... Herkes Makedonyaya dönmek istiyordu.. Asker, fillerle, (o maymunlarla, boğa, yrlanlarile ve su ayiirlerile boğuşmaktan usanmıştır.. İskender i üç gün sonra çadırm- dan çıkmeca, tekrar zabitleri başı- na topladı.. — Ey... Söyleyin baka'ım! Ne- ye karar yeli Ben sözümde düruyorum.. Benimle birlikte ge - lecek misiniz?. Zabitler daha ileriye gitmeme - meğe karar ve ittifak etmişlerdi . Hep bir ağızdan: — Biz de sözümüzde duruyo - ruz.. Döneceğiz... D'ye haykırdılar. (Devamı var) Bayram namazı Sti. Zevali 8 6 Ezani 3 13 FITRA — ZEKAT zekâtımızı Tayyareye vereceğiz, Griye ve başka- sma vermiyelim. Yatak odalarında hava meselesi | Berlin avukatlarından Wussosv geçen sabah yatağında ölü bir hal- de bulundu. Yatak dolumuş ve avukatı (o boğmuştu. Görünmiyen ve hatır hayale gel - miyen bir kaza!, Bu münasebetle Berlinin meş - hur çocuk doktorlarmdan Ket- tiner evlerimizdeki odalarm, bil - hassa yatak odalarının gece ve gündüz havalandırılması mesele - sine dair bir makale yazarak di - * 9 z “Yalnız bu gibi kazalarm önü - ne geçmek için sıhhat bakımın - dan dahi odalamızın ihtiyatlı bir surette havalandırılması lâz Bir çok insanların ele - rının büyük bir kısmını yatak oda- sında geçirdikleri sabit olmuştur. Onum için kendimizi biimiyerek ii ile geçirdiğimiz hayatımı - wn bu kısmını mümkün olduğu b müsaid şartlara tâbi bulun- durmak bizim için bir vazifedir. Bu vazifeyi gözealan birçok tabi at adamları geceleri uyku esni sında odalarının bir belköisileri; ni mevsime göre az veya çok açık bulundurmağa kendilerini alıstır - mışlardır. Bir çok insanlar, muh- telif uyku ilâçlarına müracaat tikleri halde istedikleri gibi derin bir uykuya dalmağa muvaffak o - lamamışken; açık pencerede yat - mak ee bady bü- yük bir iştiyakla rı derin uzun ve dinlendirici Ne uykuya kavuşmuşlardır. Insan, geçenlerde kendimde unutursa, bir türlü uykuya dala- mıyor!.. Bazı ral uykuya yatmadan biraz evvel pencerenin b'r müd. yörilnk ei kâfi Bu kâfi det açık bulund geleceğini zannederler.. değildir. En sağlam bir insan bile gece - leyin teneffüs (o ederken o kadar muzır gazlar çıkarır ki bunların ların hastahanelerde, tabii bir ta- rtlar ve kayiler © altında, açık havada yaşatıldıkları ve dai - ma teneffüs ettikleri temiz hava Amelelerden biri tutup onu merdivenlerden çıkar - mak istedi. Fahir bey teşekkür etti: n yalnız çıkarı Kep bizzat Üstün ye gur getirdiniz Fahir bey.. ÖNERİ san Bir asır var, ki yüzünüzü gördüğümüz yok. Gö - receğimiz geldi stün köpeği okşarken Fahir m kış, hem ihtiyarlık, de - di, Eskisi gibi kolay kolay sokağa çıkamıyorum. “Üstün rene ». Duymuyor mu - sun Fahir b 1 ee Kırpık kumral bıyıklı Üstün artık beyaz b ı bira - dam, Yüzündeki kırışıklar bir az daha sıklaşmış. Buna rağmen yü- zü eskisinden çok daha güler. Vücudunun ,dinçliği yerinde, omuzları gene geniş, işleri yolun- da mi Epiy para kazanıyor. kuvveti ile m. Fah'r beyi ebe odasma al - dr, masanm başma oturdular. Bu sırada Zeynep giyinmiş geldi, Fahir beye elini uzattı. O ince, nahif, nar'n ye dın, iri yarı, tombul, kırmızı İri lü bir ev kadını olmuştu. Seneler, iyi geçtiği için onu da yıpratma - mış, bs tazelendirmiş, anaş - landırnı; Tiyil e bahtiyardı. Rahat huzur içinde idi, Filvaki eski gü - zelliğinden pek eser kalmamıştı. işmanlık, güzellik dan lehine değildi, Amma sıhhati ye- rinde idi. Yanaklarımna al, gözle - rine fer gelmişti. Cılız güzelliğin yanında, shhatli iriliğ'n değeri elbette çok daha fazla idi Saçları, hep o altın sarıs saç - lardı. Bir külçe halinde eski za - man $'niyonu ile ensesine toplan- mıştı. Sordu: — Yemekte buradasmız değil 7 her zaman olduğu V Zeynebi iki yanağından öp - — Buradayım “elbette Bu suali sormak bikini idi. Fahir bey Üstünlere seyrek gelir, fakat geldiği zaman da erken ge- sayesinde daha çabuk iyi olduk - ları malümdur. Tedavi usullerimizde biolojik orları bir çol mükkemel o muvaffakıyetlerimizi en iyi ve en zararsız vasıtalardan bildiğimiz hava, ziya ve güneş sa- yesinde temin ett ğimizi biliriz. Biz bu usulü yalnız ağır hasta - lıklarda değil, nezle gibi en ba - sit teneffüs cihazı hastalıklarında bile tatbik ederiz. o Benim mües- yetle sıcak odada tedavi “ettik. A- çık havada. Ee edilenlerin hep- si bir iki gün zarfında tamamiyle iyileştikleri halde sıcak odadaki - lir, geç gider, misafirliğini müm - kün olduğu kadar uzatırdı. Fahir bey'n eeldiği görü Üs- tünlerde âdeta bayramlar e yemekten sonra, a gezmeğe de çkılırdı. Hattâ Fahir bey, en a vim e Burada yalnız şu noktayı kay- detmek yi ki ilk bakışta ko - lay gibi görünen bu usulün tatbi- kinde çok dikkat, tecrübe ve meharet lâzımdır ve bir odeço- cukların açık havaya alıştırılma » larına en ufak yaşta iken başlan- mış olmak icab eder. Böyle olur- a, çocuk, büyüdükten sonra temiz nie hiç bir suretle ayrılmak istemez.. Fakat ister sıhhatte, ister hasta m, büyüklerin de hayat düstu- ru: Cüşik pencerede uyu!) olmalı- İF. Kurun'un edebi romanı : 22 suz 5 — KURUN 2 > İkincikânun 1935 —. Yazan: Selâmi İzzet Kayacan uzatır, very sinemaya, tiyatro » ya götürür, bazen akşam yemeği - ne lokantaya davet ederdi. İki erkek, başbaşa verip, işten güçten, öteden beriden konuşur - larken, Zeynep mutfağa gidip, o - caklarmı yaktı, et p'şirmeğe baş 7 adı. Bir saat sonra, sofraya, beyaz, tertemiz bir örtü yayıldı. Sofra kuruldu. Salata geldi. Yemişler kondu. Fahir bey peçetesini açarken sordu: — Küçük nasıl?.. çalşıyor mu? yetiştirmekti. Buna da Se müsajtti. Üstün seyyar söz w Projelerinden bahset Söylerken Sy Kazar « . lu, Mem caktı. — Ya mimar, ya mühendis di- yordu. Bu mesleğin istikbali açık. Birçok örneklerini gördüm. İyi bir m'mar, iyi bir vayy zen gin ve mesud olmağa en ku namzettir. Mimarlar, ötekine berikine yapa yapa, kendiler'ne de bir ev yapmanm kolayını buluyorlar, on lar da ev, apartman sahibi oluyor- Tardr. Fakat birden bire neşesi ladini Susi tu. Ne zaman oğlundan bahsetse, içine bir kurd düşer, gizli bir en- dişeye kapılır, birdenbire susar « dr. Alnı kırışır, derin bir düşün - ceye dalardı. Fahir sele ekme ii anlar, amaz, ne söyliye * <ağini İlreimdi Fileaki Üstün çocuğun babası idi amma, karısı annesi değildi. O gün Üstün, her zaman daha düşünceli, daha vesveseli idi. Da- ha derin bir düşünceye daldı. Göz lerini bir nokta; bu. ndan sonra yemek Sessiz geçti. Üstünün endişesine evvelâ Zeynep, sonra Fahir bey de düş- tüler, Onları da endişeli, vesve » seli bir düşünce sardı. Zeynep bu düşünceden kurtul. manın çaresini biliyordu. Her 70 manki gibi teklif etti: — iii ME gidelim. gezmiş oluru: kekiği içtiler. Hazırlan - dılar. Fahir bey vakitsiz müjdelemek ister gibi tomurcuk * lanmağa başlamışlardı. Kasaba bir an nki, aylardır hasretini çektikle- akkaktı. Paltolulara çok sık tesadüf edile miyordu. Rüzgâr, tatlı bir okşayış gibi esiyordu. * ; “Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: