30 Temmuz 1932 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4

30 Temmuz 1932 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ghilliyet Asrm umdesi “MİLLİYET” tir. 30 TEMMUZ 1932 İdarehane: Ankara eaddesi, 100 Ne. Telgraf adresi: Tat. Milliyet Telefon Numaraları: Başmuharrir ve Müdür: 24318 | Yazı işleri Müdürlüğü 24319 İdare ve Matbaa 24310 ABONE ÜCRETLERİ:J| Türkiye için o Hariç için ruştur, Gazete ve matbaaya sit işler için müdiriyete müracaat edilir. Gazetemiz İlânların mes'u iyetini kabul etmez. BUGUNKU HAVA Yeşilköy kezinden verilen malâmata gö- skeri rasat mer- mutedil kuvvette ssscektir. Dün tazyiki nesimi 760 mi limetre, azami harabet 28, as- gari 18 derece idi . Haftanın Yazısı Bir Çin hikâyesi: Yıkılan köprü (Ushüdarda tramvay araba- larına rekabet etmesin | diye se- miş olduğunu yazmıştım. harilerimden birisi bu vak'aya 5 benziyen şu hikâyeyi gönder- İsa Peygamberin doğumun- dan dört asır evvel Çin ülke- sinin şimal © eyaletlerinden (Fang - Fung) eyaletinde bir | Mandaren varmış. Bu Manda- ren zeki, cevval ve işgüzar bir adam imiş, Zaten o makamı şu yazılı meziyetleri ile (elde etmiş... Mandaren'in geçtiği bu eyaletin yine o isim- deki merkezi garip bir şehir- miş. Yüz defa bin adette nü- fusu, kaşık kadar ufak ayaklı kış geceleri kadar uzun ve si- yah saçlı ve genç kız (yüreği kadar güzel çehreli | kızları o- lan bu şehrin ortasından ge- bir irmak bu © şehri ikiye ölmüş imiş... Şehrin şimal kısmında zen- gin ve müreffeh aileler (o otu- rur, cemap yakasında da iş ve san'at merkezleri bulunur- muş. Çinli Mandaren birkaç se- ne içimde şehir halkının mu: habbetini kazanmış, hattâ im- paratorun bile memnuniyetini celbetmiş, kendisine 33 başlı sider nişanı verilmiş... Günün birinde bizim Man- daren ufak bir kusur yapmış. Tarih bu kusurun mahiyetini mesküt geçiyor. . ra aksetmiş isede bu kadar becerikli bir adamı böyle ufa cık bir kusurdan dolayı mü- ahaze etmemişler... Arkadan başka bir. falso yapmış, ona da aldırmamışlar ve o nihayet Mandaren görmüş ki; hatala- Milliyet'in Edebi Romanı : 47 Ölüler yaşıyorlar mı? (Felsefi fantastigae roman) Yazan: HÜSEYİN RAHMİ | Ssiğgzz Dilâver ruhlardan şamar yiyor Ağrep o manzara.. Işık ön- den gidiyor bahçede ne kadar saksı, kova, çapa, bel, kazma; kürek; tarak.. El arabası, kal- bur, tırmık, tırpan varsa hasi- lı bütün edevat (o sira sira bir alay teşkilile onun arkasın: dan yürüyorlardı... Tıpkı ço. cukların ip takarak çektikleri oyuncak arabalar gibi... Halbu ki bunların hepsine ip bağla- mak mümkün £ değildi. Hele, kürek, kazma, tarak gibi saplı şeylerin - başları yukarıda birer insan reftarile kırıtarak salla- na sallana bir gidişleri vardı... Bu alay, beylerin önünden geçti. İleriledi. Bahçede devir yapıyordu. Dilâver — Durunuz bu geçit başına | İş imparato- | rı muahaze edilmiyor, ber fani gibi o da bundan kendi- sinin hatasız bir adam ve yap- | tığı her şeyin ayni isabet ol- İ duğu manasını çıkarmış... Bir kere bu haleti o ruhiye İ geldikten sonra başlamış hal- kı iz'aç ve izrar etmeye! Ni- tekim; İ © O şehri ikiye ayıran “nehir İ üzerinde işleyen ve imparato- ra ait olan iki kayık varmı; İ Bu kayıklar bir kıyrdan di kıyıya yük ve yolcu taşi mış... Fakat © ayni zamanda İ nehir üzerinde de her rüzgür- da sallanan, büyük sikletlere | tahammül edemiyen fakat hal- İ ka kolaylık temin eden bir as- | ma köprü varmış... ! Mandaren imparatora ya- | ranmak ve kayıklar ha | tm arttırmak için bu köprü- yü (sakattır, kaza (olmasın) | diyerek yıktırmış.. Parası olanlar imparato- run kayıklarına binmişler, ol- mıyanlar tabii karşı (yakaya | geçemez olmuşlar. ! Bir müddet vaziyet böylece devam ettikten sonra bir gün | İ bu kayıklar, eskilikten ve içi- ne fazla yolcu aldığından do: İlayı batmış. Kalmış mı aha ji asıtasız... Bir kisrm © halk İ sellerin geçmek © istemişlerse İde nehrin sert akan İ kapılıp boğulmuş İşler bu merkezde iken bir gece Mandaren fazla © afyon İki yerde uzakta bakır maden 0- cakları görünüyordu. (harita 5 c. u Mer seki zamanlarda işletil- lâ da içinde madenler Takat bunları tekrar açıp işletmek için yapılan son teşebbüs akim kalmıştı. Zira bu civardaki enlerinden biri inin de nerede olduğu tesbit edilememişti." (5. 71 « 72) İşte bütün bu okuduklarım Au- rel Stein'nindir. Zeki Velidi B. madı demiyorumki. Reyit Galip B. (devamla) — Evet, bazan öyle, bazan böyle di. yorsunuz. Bu notların he; hülinize vereceğim, © okursunuz. Awrel Stein'ni de bırakalım. Maa- mafih tarihi devirlerde kuraklık olduğuna dair notları daha çok leri griye Görülüyor — kuraklık ols İren iki demeli inmek güçleştiğini huzünle gör mekte ve söylemektedirler. Buna rağmen bizim burada — kuraklık | yoktur diye dava etmemiz yine gariptir . Şimdi (Huntington) w dinleye- lim, Bu zat Orta Asya kuraklığı ile meşgul alimler © arasmda en mütebariz bir simadır. Huntington Orta Asya kuraklığı hakkında hususi bir. nazariyeye güne hekim de oturuyormuş. Hekimi getir. mek içim gece (| yaris bütün memurlar, askerler, rahipler Münlesef ne bir kayrk bulabilmişler, ne de ih- tiyar hekimin yüzerek geçme- abil olabilmiş... ele ipir biatım zulmü az değildir. Biz ya Mandaren'in başmda top- nuz kuraklığı arz tmekteyiz. Bura lanan diğer hekimler ise veli nimetin hayatını ancak karşı yakadaki yaşlı hekimin kurta: İ rabileceğini yoksa asaletli İ fenidilerinin ruhu yakında b. İka bir ziruhun kalbine | ta nacağını haber vermişler... çöl şerait ve iklimini © tamamla. maktadır. Kuraklık neticelerinin tezahurü itibarile en mühimmidir. Huntington dan bazı notlar o- kuyorum. (*1 Dağlarda ve çöllerde, bir vakit ;klimin şimdikinden farklı olduğu Yüreğinden hasta olan Man | nu, spreaşlemisie ii su” | ö rette iskân edildiğini ve medeniye liz 3 içen pe vee | iin ği oltu süte rar ki ren mebzul alâmetler vardır. |, — Canım, şu o ihtiyar he- Mukaddime 5. VW | kim neden lerim İklim tahavvülü nazariyesi ve İrüden geçemiyor mu bu tahavvülün tarih ve insan te- kâmülile münasebeti fileri, müm- kün olmasını asla tahayylü etme diğim dercede inkişaf etmesidir. Mukaddime 5. VİNİ Yale darülfünununun himaye» sile 1909 da yapılan bir seyaha- tin neticesi olarak | 191 de “Pa- lestine and its Transformation" unvanlı eterim intişar etti, Bu ki- tapta münakaşa edilen deliller gösterir ki Filistin ve Suriye iklim tahavvüllerinin | delillerile dolu- dur ve bunlar Orta Asyadaki de- liller kadar muknidir. Mukaddi- me $. İX Fotula (geçidinin garbinde 12400 kadem irtifada, sularının kurumuş olması itibarile bir kaç | edilmiş. olduğu gördüm. Bu da iklim | Cevap vermişler: Efendimiz köprüyü yık- tırmaştımız. İ — Pekala, kayıkla geçe miyor mu?.. İ e Kayıklar da batmış idi , demek ki; biz köp- yılamı demiş rüyü epi kendimizi şız.. Bırakın göçelimi, ve gözlerini kapamış.. FELEK Zayi Otomobil Anahtarı Geçen pazar günü öğleden sonra Altınkum ile Altıntaş ara- | i üzerinde demir bir zincir üzerine bağlı üç otomobil kaybolmuştur. Bu anah tarlar hiç bir kilide uymayacağın dan bulanlar Ankara caddesinde 8. 83, “Orta Asyanın şimdiki vaziye- | Samanon lim ettikleri takdirde kendilerini memnun edecek mükâfat verile» cektir. (91 The pulse of Asia: Ellsworth Huntington London 1919. de hareketleri üç gencin üzerin de fevkalâde bir tesir bırakıyor du. Alaycılıktan vaz geçmiyeti Dilâver: — Acaba kıyamet mi kopa cak? Bunlar yeçüç meçüç mü? Orhan — Ah bir o sinema makinemiz olaydı da bu perili resmini bir daha © seyredelim. | manzarayi filme © çekebilsey- Her zaman görülür şeylerden | dik. Milyonlar feda etseler hiç değil... Yine buradan geçecek- | bir sinema şirketi bu garibeyi perdesi üzerinde gösteremez. Dilâver — Bu kovalar, kü- rekler dile (| gelebilip te nasıl canlandıklarını yarın bana an- ler. Orhan — Dilâver ne dersin | sen buna? Dilâver — Ne diyeceğim. Biz Flammarion'un Les mai sons hantöes kitabında bunla- rın nazariyatını okuyorduk şim di de ameliyatını görüyoruz.. Turhan — Nasıl? İddiala- rımızın aslı var mı imiş? Dilâver — Bunu © banane öylüyorsunuz.. Dayınız — Ta- lât Beye anlatınız... Orhan — Susunuz. döndü. Yaklaşıyor... Uzakta, esrarlı ışığın sa tiğr hafif aydınlık © altında ağaçlar arasından kiminin sf- rünerek, kiminin © sıçrayarak yürüyen bu cansız, bu © saplı sapsız şeylerin böyle alay halin Orhan — Çabuk söyle. Dilâver — Bu sefer ben bu takılıp beraber yürüye- ceğim. Bakalım ne olacak. Orhan — Çıldırma... Dilâver — Ne olur? Turhan — Ne Alay | İşte ben de onu yorum., Orhan — < Çarpılmaktan | korkmuyor musun? Dilâver — Çarpılmak ta ne Doktor | olacağını Dr. Reşit Galip B. in verdiği cevap Tarihi devrede kuraklık Aydın meb'usunun Zeki Velidi Beyin iddi. alarına karşı mukabelesi.. | tahavvüllerine maruz kaldığı görü- lür.Son iki bin sene zarfında çorak lığa doğru bariz bir temayül oldu ğuna inanmak için kâfi sebepler vardır. 5. (13—14) Maverayı hazer, İran ve Tür- iki üç bin sene ev | su mikdarmın şim- İ dikinden daha fazla olduğunu gösterir. O zamanlar memleket daha © soğuk ve çöl mıntakaları is. âna müsait idi. (5. 45) Hotan'dan İ on yedi nehrin tama- ir kasma men kurumuş diğerleri de daral | w ve uzunlukları azalmıştır. | 5.281. sında bulunan harabe buraların münbit olup kütlelerini barındırdığı. İ m gösterir. Burada kanallar büyük irva ve iska dır. Buraların terk; çoklarnda hiç kum değişmesile izah edilebi zariye yalnız büt İ kanlarla | | | coğrafi yakla kalmıya: hâdiselerin de Milâdın 3—6 ncı an şiddetli bir kuraklık olmuş. Ku- raklık devrinde terkedilen Ra- Dandan-Milik, Karadong, , Tuhölo, Lulan gibi şehirle- rin harabeleri bugün görülmekte dir. 5. 283 —283. Milâdın başlangıcında, Çin ku yudatına göre Turfan çok kesif bir surette meskün ve müreffeh bir mıntaka idi. Müteakıp kuru devirde ehemmiyetini kaybetti Fakat iklim iyileştiği zaman tek- rar canlandı. $. 311. Elhasıl Huntington'u da bir ta rafa bırakalım. Dudley Büyton isminde maruf bir müellif ,(Chine) unvanlı €ss- kik yapmış ve Orta Asya kuraklı- İı üzerine bazı mütalealar derme yan etmiştir, (*1 Ayni kitaba W,G. Kendrew tarafından iklim hakkında bir fasıl ilâve bu eserdedir : Kuruma delilleri: — “Son senelerde bir çok müte- fekkirler arzın sathının büyük bir kısmının son bir kaç asır zar- fında daha ziyade kuruduğu ne- tcesine vami olmuşlardır. Orta Asyadan daha ziyade bu kuruma alâmetleri için ehemmiyetle mü- racaat edilecek hiç bir yer yok- tur. Bilhassa Tarim ve Gobi hav- zaları bunun en büyük delilidir. Bir çok seyyahlar tabiattaki ve insan eserlerindeki değişikliği göstermişlerdir. Bir çok yerlerde İ metruk nehir D wwülü. | nü telkin eder diğer bir delil idi. boş yatakları Binaenaleyh ilk nazarda nehirlerin evvellce olduğundan daha az suları oldu. ğu görülür. Ölü yahut ölmekte olan ağaçlar ve kökler. de bunu göstermektedir. Bunların bulunduk : Dudley Büxton.— Ox- Orhan — Bu ne maskara- lık? Böyle saksıyı, küreği ar- kalarma takıp ta bir alay dü- zerek bahçeyi (o dolaşmak ne İ olacak? Besbelli bize gösteriş yapıyorlar.. Bize imkânsız gö- rünen şeylerin onlar müm kün olduğunu anladık... Eğer kendi kendine yürüyen bu par- çaların her birini bir ruh, bir peri, bircin hareket ettiriyor. demek İçi burası — onlar ile dolu... Güzel hokkabazlık bili- yorlar doğrusu... Orhan '— Sus geldiler. Dilâver — Gelsinler onla- rın bu külfetli (revue) | lerini seyircisiz bırakmadığımız için bize teşekkür etsinler... Işık karanlıkta şeffaf dene- cek bir mahtap parçası seyale- tinde gibiydi. seçilmez bir cisme az bazı yeri çok parlayan nu- rani bir manto geçirilmişe ben ziyordu. İ Bu kazma kürek ve çanak çömlek makulesinin insani bi- rer vekarla nurant İ arkasından yürüyerek beylerin tamam önlerinden © geçtikleri * sırada Dilâvere bir baş dönme- rka doğru gelen | rinde antropoy&grophigue bir tet- | edilmistir. Şu notlar | kılavuzun | Fransızcadan - ten on beş kilometre bir yer.. Bir emlâk şirke tn almış. Bu arsayı kısım kısım ayırıp plânını da bir çizmiş, bir pazar o civarda gezinirler- | ken, bu plânın lar, Karısı dedi ki değil, Buradan bir arsa satın alsak ta küçük bir ev yaptırsak, hem Paristeki yüksek kiradan le ferahlar. mültefit bir adam, herhalde em lâk şirketinin memuru olacak Garnier ile karısın görünce — yanlarma Plânlarını tarif etti: Bir çok arsaları sattık. Fa yaklaştı. ! ları yerler artık a verici s ulaşmıyor. Buradaki göllerin se viyesi de yağmur derecesinin has- sas bir ölçüsüder. Bilhasan havzasmda şimdi havuzlar gibi kalan göllerin eski büyüklükleri bıraktıkları izlerle anlaşılmakta- dır.” 5. (292 —293) Sven Hedin'in yeni basılmış bir eserinden şu notları da gör müş olalım. (“1 rm istep halinden çöl haline geçen merhalelerini gösterir. o Khara Narin - ula da bulunan ve biri tat lı diğeri tuzlu suyu havi olan iki gölün her taraftan çok miktarda çekilmiş olduğunun — alâmetleri görünür. 5. 148 Orta Asya hiç şüphesiz bir ku. ruma devri ile karşılanmaktadır... ve muhtevaları azalmaktadır. B kuruma bilhassa Gshun-nor O hava lisinde daha sarahatle görünür. 52. Kum çöllerine karşı Hotanda nehirlerin ve in mütemadi bir mücadelesi vardar. 57 Etsingol ile Hami arasmdaki İ gölü geçerken kenarlarında kuru kavak ağaçları olan kuru bir ne- hir yatağı hiç şüphesiz — eski bir deltanın ırmaklarından idi. 246 Toplanma müddetimizi iki bu- çuk saat tevavüz etmiş bulunuyo- ruz. yel ve tarihten sonra ax veya çok bir kuraklık mevcut bulunduğu- na dair muhterem heyetinize bir kanaat gelmişse bırakayım, (ka- naat geldi sesleri ve i i Bey — Yarın de- efendim. Ben yarın di namma bu akşamki temsile da- vet ediyorum. (Teşekkür ederiz sesleri alkışlar) saat 9,5 da teşrif buyurursunuz. Sonra “Bartold” saat 9da topla rılmak üzere oturuşa nihayet ve- riyorum. (BITTİ) (9) Aeros te Gohi Desert: Swen Kedin aklını İ kaybeder gibi muvakkat cin- İ nete benzer bir hal arız oldu. Sanki bu şeytan İ ması için görünmez dürtüşledi. Kendini zaptede- medi. Elinde tüfeğile, bir kaz- ma ile bir belin arasma giri- verdi. Beyler eteğinden çek- mek istediler £ fakat onu geri i li retmen he Dilâver sanki tutulduğu bir sihrin tesirile yaptığını yarı bilmez bir sarhoş kesilmişti.. İçinden kabaran ve © mukave- meti yakan bir merakla bu e inli alaymın elebaşısı nurani kılavuzun hüviyet sırrını anla yabilmek için tüfeğini uzata- rak ona o dokunuverdi.. Fakat o ande suratında kırbaç şidde- tile bir tokat şaklı Olduğu noktada topaç gibi bir iki dön dü yere yuvarlandı. Alay birkaç adım dahâ iler- ledikten — sonra, kıyamettir koptu,. Şimdi sak- guşuyor. Kazmalar mızrak sür'atile her yana ko- şuşuyor. Bu bahçe edevatın- dan bazıları orada burada zip l | * İlardı. | | kar. Evi yaptık mı, İskelet kat daha geriye ucuzları var, dedi, Göreceksiniz, bir iki sene sonra burası nasıl güllük, gü- ti o civarda ve geniş bir arsa sa | lizarlık fıdanlı olacak. Arsa intihabında karı koca tahtaya | arasında bir münakaşa geçti. Kadın büyük şosenin keni Garnier karısı ile beraber, | daki 300 metrelik arsayı beğen mişti. Garnier o fikirde değil inde durdu- | is — Burada otobüs, otomobil Burası hiç te fena bir yer İm boğuluruz, dedi, son- ra 300 metrelik arsadan ne çi- geriye bir şey kalmaz. Halbuki ben bir kurtuluruz, hem de içimiz $öy- | bahçe de isterim. Böyle sayfi yelik yerde bahçesiz ev ne işe O civarda barakada oturan | yarar? Nihayet kocanın zevki hâ- kim oldu. Öbür taraftaki 700 alâkasını | metrelik arsa intihap edildi. Ka rı koşa evde kalmış eski tahvil- leri ve bir kaç mücevheri sattı: | lar. Aile ekonomisini birleştir | > —| diler. Bir yerden de küçük bir istikraz yaptılar. On beş gün İ sonra inşaat başladı.. Bir katlı, Tarim | dört odalı bir ev yaptırıyorlar dı. Herşey ikmal edildikten son bunlar ellerine oyuncak ve ş çocuklar gibi seviniyor- — Oh ne güzel yer burası! rki Türkistan arazisi burala- | diyordu. Şimdiye kadar ne ye şehirde kendimizi çürütmi şüz, anlamadım. Sonra sana bir | şey söyleyeyim mi, arsanın bu tarafmı almakta mış. Bu taraf daha saki Hemen bütün göller çekilmekte | bahçesi bahçeyi çekler , sebzeler ekti, iğ dikti. Toprağı zirante salih bir hale getirmek için altı ü or, gübreler ta şıyor, hülâsa büyük bir zevkle çalışıyordu. z Günlerden bir gün gene böy le toprağı kazarken, kazması sert bir şeye rastladı. Garnier İbu sert şeyi meydana çıkardı. Eğer Orta Asyada tarihten ev- | bir de ne görsün. Bir insan ka. fasi.. Derken kol, bacak, kabur ga kemikleri. Hülâsa bir iske- | let meydana çıktı. Vak'ayi haber iskeleti görünce: alan karısı zail olunca, Garnier iskeleti iyice muayene — Kimbilir buraya ne zaman gömülmüş? dedi. Konukomşu geldi. Her kes rlü fikrini söyledi. Umumi kanaate göre müthiş bir cina- yet işlenmiş ve maktul bir ge- ce bu hali arsaya defnedilmişti. Oradaki zevatın tavsiyesi üzeri ne Garnier gidip keyfiyeti darmaya haber verdi. Dönefi ken şaştı kaldı. Evi artık, saft ki kendi evi değildi. Bir lafi kalabalık bahçeyi o doldurmuğ! evin içine istedikleri si Hattâ bazı mf | raklılar kendisini koundan tur tup çekiyorlar, itip kakıyorlar” dı. Cinayet mahalli halkın pek ! haklı tecessüsünü mucip olmu tu. Ertesi gün pazardı. O civa” da gezintiler çoktu. Hepsi daha sabahtan cinayet yerini doldurmuşardı. Öğleden sonrs! jandarmalar, yanlarında bir p9l İlis komiseri ve adliye dokto: | olduğu halde tekrar. geldiler: ! Doktor iskeletin üzerine eğil, | sanki nabzını yoklayacakmış biydi. Tam o sırada hafiften bir yağmur da: başlamaz mifi Kimsede şem le rslanmakta | mâna yok! Eve girelim. Tahkl kata orada devam edelim. | Komiserin emri üzerine jam darmalar iskeleti bir çuvala koy | dular ve eve girerek mutbahıs İ masasında tekrar açtılar, Mer İdam Garnier masanın üzerinde ölü kemiklerini görünce, temiz liğe son derece titiz olduğu içim az kaldı bayılacaktı. Doktor ke milderi bir muayeneden daha geçirerek oradakilere izahat ver iz — Ölüm bundan bir buçuk 8 sır evvel vukua gelmişir. Fik- rimce burada kemiklerini gör“ düğünüz adam, ihtilât zamanım da kurban gimişir. O zamanlar bu civara yakın bir manastır vardı. 1792 eylâlünde bu ma- Dastırım papasları kâmilen kat- lim edilmişlerdi. Ertesi gün köyün mezarcısı, maktul rahibi daha iyi bir yer- de istirahatine terkemek üzere kemikleri aldı. Bir hafta sonra Garnier, 6- linde kürek sapsarı bir halde ka rısının yanına koştu: — Bir başka daha buldum, dedi. Birden anlayamayan karısı: — Ne bir ba a? diye sordu. — Başka bir iskelet daha! - Zavallı kadın düşüp bayıldı. kelet daha mı? Evi nüne gelince, kadıncağız kendi ni kaybetmişti. Garnier güç hal ile karısını ayılttı. Ne yapmak Mizem geldiğini düşünürlerken kadın dedi —Belki de bu sonuncusu de- Aidir. Allah bilir bütün manas tırın papaslı gömmüşler... zarlık satın almışız. Ah, o za- manlar benim sözüm dinleme din. Bu hep senin kabehetin.. Benim dediğimi yapsaydın da, yolun kenarındaki arsayı alsay dik, bütün bunlar başimza gel- mezdi. İTTİHADI MİLLİ TÜRK SİGORTA ŞİRKETİ Harik ve hayat üzerine sigorta muamelesi icra eylerİz. Sigortaları halk için müsait şeraiti havidir. Merkezi idaresi: Galatada Ünyon Hanında Acentası bulunmayan şehirlerde acenta aranmaktadır. el: Beyoğlu : Zıp sıçrıyor... Bu isyankârlar. dan birinin darbesine uğraya- rak yaralanmak, ölmek işten bile değil. Fakat beyler Dilâveri kur- tarmak için her tehlikeye mey- dan okurcasına, ona doğru yü- rüdüler. Ve iki kolundan yaka layarak o görünmez ellerin fır- lattıkları müthiş mermiler a- rasından sürükleye, sürükleye kendi o bahçelerine aşırmaya muvaffak Oo oldular. Telâşla kendilerini içeriye dar attıla, Lâmbalarla bütün ev halkı Di- lâverin başına üşüştüler.. Za- vallının yediği şiddetli toka- tın dört parmağı sol yanağının üzerinde oklava gibi yer etmiş- ti, Çeşmi Fettan — Oğulcuğu mu kim dövdü böyle? Feryadını kopardı.. Hanımefendi du: — Bu ne hal? Talât Bey soruyordu: - Gece yarısı kimlerle kav ga ettiniz Bütün bu telâşlı sualler sında, hâlâ gözlerinde ürkün- tüler parlayan Orhan titrek haykırıyör- 4887 sesi yükseliyordu: — İnsanlarla değil ruhlarla çarpıştık... Talât Bey — Yine mi ruh- lar? Onlarla dostluğunuzu me- zaket derecesinden şimdi kav- a, düelloya mı çevirdi- niz? Orhan — Bey dayı olanla- rı anlatsak inanmayacaksını Talât Bey — Zaten siz nılacak şey anlatmazsınız Turhan — Dilâver de göz önünde cilvelenen tabiat hari- kardeş taze. heyecan- larmın hümmaları içinde bu hâdiseyi. gördükleri gibi anlattılar. Çehrelerde be- liren taaccüplere karşı Orhan iknaıda devam ederek: — Bizim üçümüzün birden bersami bir rüyete uğramış ol- İmâmızın imkânr yoktur. Bu tecrübenin maddi isbatı da za- vallı Dilâverin yanağında ka- barık duruyor... (Devamı vaz)

Bu sayıdan diğer sayfalar: