19 Ocak 1935 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4

19 Ocak 1935 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

3 5 : | Oyle ve Kişiler | “ Fazıl Ahmed ,, 4 Fazil Ahmed Aykaç, şimdiye kadar yazdığı ölçülü sözlerin ço- ğunu Fazıl Ahmed adlı büyük bir bitiğde toplamış bundan sonra da düz sözle yazdıklarını çıkaracak- mış. inci bitiğin nasıl olacağını bil- miyorum; ancak birincisini okur- ken, beklediğim tad, eğlence şöy- le dursun, içimde bir üzülme duy- dum; bitiğini yeniden gözden ge- girince bu üzülmeyi Fazıl Ahmed Aykaç'ın da duyduğunu söylersem bilmem pek yanılmış olur muyum? Vaktile gazetelerde, cönklerde bu parçaları okurken gülmüş, ol- dukça eğlenmiştik. Ancak günler il ilk aldığımız tad gözü- üş, o sözler bize çok güzel gibi görünmeğe başlamıştı. Şimdi bitiği elimize alınca en be- ğendiğimiz, en sevdiğimiz parça- ları arıyor, bulunca özenle okuyor ve: “Bu mu idi?,, diye donakalı - yoruz. Onlarda umduğumuzu de- Zil, eski gülümsemeyi bile bulamı- yoruz. Böyle olması birkaç yöndendir. Fazıl Ahmed Aykaç'ın yazılarında bizi güldüren iki şey vardı. Biri sö- zün, bildiğimiz, tanıdığımız, o gün- lerde kendileri ile uğraştığımız kimseler üzerine olması idi; bugün ise Said Halim Paşa, Talat Paşa, Zührab efendi için söylenmiş söz- Jer bizden pek uzak, anlıyamıya - cağımız kadar uzaktır. İkincisi ise biraz daha karışıktır. Bugün so - kakta, tanıdığımız o bir kimseyi, bundan iki yüz yıl önceki kılıkla görürseniz; yahut bundan iki yüz yıl önce yaşamış bir ozanm çağı- mız işleri üzerine söz söylediğini düşünürseniz gülersiniz. Bizde ilk olarak Fazıl Ahmed 'Aykaç'ın çı - kardığı “tarzı kadim” denilen, ya- ni divan ozanlarının sözlerini yan- sılıyan yazı biçimi bizi bunun için güldürür. Ancak iki yüz yıl önceki kılıkla dolaşanlar çoğalırsa artık bu işin şaşırtıcı bir yeri kalır mı? Fazıl Ahmed Aykaç'tan sonra çok kimse onun yaptığını yaptı; artık alıştık, bıkıncıya kadar alıştık. Fazıl Ahmed Aykaç bunda ken- di suçu olmadığını söyliyemez; o- nu kendilerine örnek edenler ço- ğaldı ise bu, onun bulduğu yolun çok kafaya elverişli, üstünde yü- rünmesi kolay olduğunu gösterir. Öyle olmasa idi arkasından giden çok olmaz, böylelikle de onun yo- lu çabucak eskiyivermezdi. Bu soy yazılarda kafiyenin de okuyanı güldürmekte yardımı ola- bilir. “Serteser çökmüş, yıkılmış ruhumun kâşanesi — Etti tatili mesği fikrimin tersanesi..” Ancak bu da mekaniktir ve her mekanik şey gibi gözü çok çok bir kaç yıl çekebilir. (Bugün Fransızlar Ban- ville'i de pek okumuyor.) Fazıl Ahmet Aykaç'ın bitiğinde güzel, kişiyi güldürebilecek söz | Oz Türkçe ile Öz musikinin ilk yemişleri Geçen akşam, saat dokuz buçuk. ta radyolarını açanlar, | İstanbul stüdyosundan gelen baygın bir ses- le kulaklarının pasını giderdiler. Bu ses, ne vakittir özlediğimiz bir sesti: Türkün öz sesi idi. Mü- nir Nureddin, “Turnalar.,, türküsü- nü söylüyordu. Cemal Reşidin batı ezgisine uydurduğu bu eski Anado- lu türküsünde; ilk olarak aradığı- mızı bulduk. Yeni musiki çığırı için “Turnalar,,ıdan daha iyi bir başlan- gıç olamazdı. O akşam evde bulunan eski ala- turka düşkünlerinden bir konuğu- muz, tarnaları o kadar beğendi ki. — Ah, bir daha söyleseler... di- ye içi titredi. Kendisine, bu türkünün batı mo- tiflerile ezgilenmiş yeni parçalar: dan olduğunu söyledim, bir türlü i- nanmak istemiyordu: — Nasıl olar, dedi, bu o baştan sonuna kadar türkçe... — İyi ya, işte... delim, bundan sonra, bütün türkülerimizin ezgisi “Turnalar,,a benzeyecek!.. Yüzü güldü ve ağzından belki, düşünmeyerek şu sözler döküldü — İnan ölsün; bar, ötekinden iyi... Muskide başlayan devrimin ilk yemişlerini tattıktan sonra, öyle santrım, yayvan ve bozuk düzen a- laturkanın adını anan bulunmaya- caktır. Yeter ki, radyo, tadımlık bir sey gibi bunu bize yedigünde bir tunmasın. Bu turfanda yemişi, her gece bek liyoruz. Salâhaddin GÜNGÖR gez güldürüyor, sonra boşluğunu yitiriyor, Niçin? Çünkü onlar salt | hoş olsun diye aranmış, söylenmiş; bir gerçeği bize daha iyi anlatmak için kendiliğinden doğuvermemiş. İşte Fazıl Ahmed Aykaç'ın yergi- ini hiç biri konusu olan üyememiş, “disgua- edememiş, belki kendisini bile gücendirmeğe varamamıştır. Niçin? Çünkü Fazıl Ahmed Ay - kaç yergiyi soysal bir kırbaç diye değil, ancak hoş, güldürücü şeyler bulmak için kullanmıştır. Salt gül- dürmek için güldürüzü söz. Blais Pascal: “Diseur de bons mots, mat- vais caractöre” derken çok ileri haksızlık etmiş; ancak hoş söze çok bağlananların hiç bir şeyin özünü iyice arıyamıyacakları da doğru- dur. Fazıl Ahmed Aykaç'ın düz söz- leri, ölçülü sözlerinden çok iyi, çok doğrudur. Çünkü onda bir o- zan özü yoktur. İşte bitiğinde, gül- dürmek için yazılmamış olan par- çaları okuyun; hiç birinde kulağa güzel gelen bir dizi bulunmuyor. Hepsinde “4 - 4. 4 - 3" ölçüsünü, tıkırdısını bir gez bile bozamadan, kullanıyor. İşte en güzel, en iyi söz lerinden biri: “O yaylaya döküle- mez hiç bir bulut gölgesi — Son- suzluğun üst tarafı: işte şirin ülke- si.” Şiir, sonsuzluktan . sonrasını yok mu? Var; ancak onlar da bir Mi tefrika: 77. — Gençlerin hür yetişmelerini doğru bulmayor mısınız? Kat'iyen... hudutlar darlaştı- rılmayân hürriyet kadar, gençler i- çin tehi ne o olabilir? Hayret ettiğinizi görüyorum, — Ve söz açılmışken derhal ilâ- ve etmek isterim ki, sizi yetiştiren bugünkü mekteplerin baştan aşağı değişmesine taraftarım.. — Ne o yüzbaşım... Herkese ü- niforma mı giydirmek niyetindesi- niz? — Sırta giyilecek bir üniforma nihayet bir meslek birliği i tek birliğini veya müşterek bir hay- siyeti ifade ed. gençlerin ka- 5 falarma bir üniforma geçirilmesini — İstiyorum. — Herkesi bir iürmek imkâ- nr olan bir şey.midir' f — Niçin imkânsız olsun? söyler... Belki biraz karanlık, an- cak kişiye çok şeyler duyurabile - Müs Nazmi: Şehap — Hürriyet başka şeydir. efen- dim.. Hayat sahnesinde hür bir mü- <cadele.. Yüzbaşının, sözünü tamamla- masma meydan bırakmadı : — . Evet hür bir mücadele bir başıbozuk mücadelesi... Ben hayat mücadelesine aleyhtar ( değilim. Yalnız bu mücadele (O muntazam, ölçülü ve iyi idareli bir mücadele olmalıdır. Öyle bir mücadele ki, saflardaki en kabiliyetli unsura dahi azami ikişafımı verdirebilsin. — İstanbula son gidişimde üni: forma dışında kalmış gençlerin na- sıl yaşadıklarını, neler'yaptıklarını gördüm. Üniforma içine giren sivil. lerden bir çoğunu zamanla tanımış tım.. Malüm a.. Orduya bir çok ih- tiyat zabitleri geliyor. o Dikkat et- tim. İçlerinde bir harika addedile- cek zekâlar, imrenilecek derecede İ Bilmecemiz hca karşılıklarını yazdığımız keli- türkçe mukabillerini yazarak şek- izin boş hahelerine yerleştirip kesiniz. Ve Milliyet bilmece memurluğuna gönderiniz. Doğru halledenler arasında kura çekiyor ve kazananlara hediyeler veriyoruz. Müddet: Pazartesi günü akşama kadardır. bilmecemiz 1234567891011 Z 8 9 SOLDAN SAĞA : 1 — Belâ, Elem, gam 4, Tabakâ 3, Nota 2. 2— Cet 3, Yama 2. 3 — Tehum ekilecek arsa 5, Kaçmaktan ©- mir 3. 4 — Ber &. meta 2. 5 — Tekdir 4, Sirt 3. 6 — Bir hayvan 7 — Valide 3, Lakerdı 3, Mülliyetin yeni a- h& 8 — Tok değil 2, Abus 4, 9 — Erkek, kahraman 2, Aguş 5, 10 — Notn 2, Küşa, açmaktan 1 — Bird iz 8, Dem3, ki sinden seslenir 3. YUKARDAN AŞAĞI « Aydınlı 3. 5 — Vekâlet & 6 — Trakyüda bir mehir 3, 71 Yaramaz çocuk & 8 — Çift değil 3 Zülf 3 9 — Ser, baş d, Seddnde 5, 107— Kameriye 6, İşte ? M — Beygir 2, Bir Büyük ölçü & cek bir anlatma. Yalnız Fazıl Ah. med Aykaç'ın ölçülü söz diline gi- rince bu gücünü yitiriyor. İstemediği vakit güldürecek “i- mage” lar buluyor: “Birdenbire fırlıyarak batakların selinden, — Birer birer yakaladı timsahları be- linden” sözünün çizdiği yesim: “Ördeklerden bir filo, — Bir'de kazdan amiral” sözlerinin “çizdi- ğinden güzel ve eğlenceli -* mi? (Çarşamba günkü A. Cemal Nadir'in “Tarzan” ımı gör- dünüz mü? Çok güzeldi.) © Güçlü sözler bulduğu oluyor: “Atıl sonsuz dalgalara, hedef sa- na gel! diyor, — Tırman yalçın kayalara, şeref sana gel! diyor — Tavfunlara söz geçiren Ulü mil - let babası, — “Durma ey Türk ço- cuğu sen, gökleri de del!. diyor.” En sondaki “sen gökleri de deldi. yor” parçası yukarıdaki bütün a- tesi soğutuyermiyor mu? R Fazıl Ahmed Aykaç bir yerde: “O saadet denilen şey mızmizların | l ! l | işidir” diyor. Ne kadar doğru söz; İl | ancak şiiri böyle mekanik bir du- uma indirmek | kolaylık aramak | değil midir? Kolaylık da, bu gibi işlerde, gönencin başka bir adıdır. | Nurallak ATAÇ (9) Akşam kitaphanesi, 80 ku - ruş. (Temiz ve güzel basılmış bir | bttiğ.) iyi yetişmiş olanlar yok değil. Fa- kat bunlar, hayata atılır atılmaz öy le yıpranıyorlar ki Yahut öyle yıpranmışlar ki hem acırsınız, hem hayret edersiniz. — Bunun sebebini çok aramağa lüzum yok.. Yaşamak için tek başı- na cemiyetle mücadeleye atılmağa mecbur kalan yardımsız, idareden mahrum zavallı bir gencin gücü ne- ye yetebilir? Ne kadar iyi techiz e- dilmiş olursa olsun, büyük“kalaba- lık onu bir lokmada yutar. — Harp ettiğimiz düşman kadar belki de ondan daha tehlikeli bir takım telâkkiler vardır ki bunları kafalardan söküp atmağa mecbu- ruz. Bugün hayat mücadelesindeki şıarımız nedir? “At köpeği denize, yüzmek öğrensin!,,... değil mi? — Nazmi bey! Ben dört ayağı bağlanarak denize atılmış bir tek köpek bilmiyorum ki boğulmadan ! bir sahile çıkabilmiş bulunsun — Siz, çok bedbaht gençlersiniz. Bir defa mekteplerin kafalarınıza soktuğu telâkkilerden cemiyet fer. sah fersah uzaktadır. Milyonlarca azgın boğayı tek başına istediği gi- bi kullanacak bir Hergül hangi ef- Tayyare piyangosundan bilet a- lıpta daha O kazanmadan istikbal projeleri yapanlar (o çoktur. Ben bunları kınamam. Günün birinde piyango patadak size ( vurursa ve | birdenbire zengin oluverirseniz, afallarsınız. Ne yapacağınızı şaşı- rırsmız. Bir işe girişirsiniz, yarım yamalak olur. İyisimi, insanın kafa- sında yapacağı iş evvelden sağlam olmalı. Bu da parayla değil ya.. ... Bay Ali Hikmet yanında Bayan Nadire ile İstanbulun en lüks otel- lerinden birinin lokantasına girdi- ği zaman kuş gibi hafif görünüyor- du. Kısa kırmızı ceketli, parlak $ı- ra düğmeli bir küçük çocuk kapıyı açtı ve yeni gelenleri yer- lere “ kadar eğilerek (selâm ladr. İkisi ortaya doğru yürüdükleri zaman derhal garson- lar karşıladılar. Ali Hiket ve Nadi. re bir müddet durup, bir masa in- tihap elmek üzere etrafa bakındı- Jar. O zaman bütün diğer masalar da oturanların gözleri kendilerine çevrildi. Her bakış bittabi Nadire- ye doğru istikamet almıstı, Böyle yerlerde nede erkeğin irapta mahalli yoktur. Erkekler kadının vücuduna veya güzelliğine dikkat ederler, kadınlar da tuvaletine! Nadire güzel mi, idi? Muntazam bir çehre, ince hatlar, iri gözler... Fakat çehresinin ölçüsünü bozacak kadar iri değil. Uzunca ve levent bir vücut! Şu kısa tarife göre Na- dire herhalde çirkin sayılmazdı. Erkekler ilk bakışta bütün bu te- ferruatı gördüler. Kadınlara gelin- ce, onların da asıl gözleri Na. nin omuzundaki gümüş tüylü iki tilki derisinden atkıya takılmıştı. Genç kadının elbisesi kat muhteşemdi, herler de yok değildi. Bir yüzük, iki bilezik, inci gerdanlık ve göğ- sünde elektrik ışıkları altında pırıl pırıl yanan bir broş! Fakat bütün bu mücevherler gü- müşi tilkilerin ül yorlardı. Hati lerin hikâyesini Bu gümüş tüylü ülkiler her yer- de bulunmazmış, Rusyanın bazı yerlerinde avlanır ve avcılar bun- ları avlamak için hayatlarını tehli- keye atarlarmış. Hattâ bu iki tilki- yi yakalamak isteyen avcılardan birinin sol ayağı “donmuş. Kızağı | süren köpekler karın içinde kaybol- mus Telefon : sanede vardır? Bir gün gelecek, nes linizden hayata atılanların bugün benim ürkerek düşündüğüm âki- betlerini gözlerinizle göreceksiniz. Nazmi onun uzattığı sigarayı a- larak ; — Sizi pek bedbin görüyorum yüzbaşım... — dedi — fakat bana yat anaforuna kapıp koyuvermel i- dir. Onun bu mücadelesindeki şiiri size ben söylememeliyim. Belki ilk atılışta sersemliyecektir. Sonra ya- vaş yavaş tecrübeleri artacak ve... — Evet... ömrü vefa ederse. Yüzbaşının sesi birdenbire, ateş- lenerek yükseldi | — Arkadaş! — dedi — Kristof | Kolomb Amerikayı o keşfettikten | dört buçuk asır sonra bir başka a- dam çıksa, bana yardım ediniz A- merikayı bir defa da ben keşfetmek | istiyorum dese ne yaparsmız? Kah- kahalarla gülersiniz değil mi? İşte topunuzun vaziyeti budur. — Sizden evvel ( hayata atılan yüzlerce neslin tecrübelerini bir ta- rafa bırakıyorlar, rkanızdan i- tip “haydi bakal iyorlar — uğraşımız! ve siz, bin defa olaşıl mış neticelerden gafil, milyonlarca ar. Ancak köylüler bin belâ ile | Z . : z ya İttihadı Milli Türk Sigorta Şirketi Herik ve hayat üzerine sigorta muameleleri icra eyleriz. Sigortaları halk için müsait şeraiti havidir Merkezi idaresi : Galatada Ünyon Hanında Acentası bulunmayan şehirlerde acenta aranmaktadır. ii 4.4887 kalırsa mektebini bitiren genci si , kaptanın gemi oturttuğu, gemi ba- trdığı sulara pusulasız, haritasız a- TD Yin en mefis ese GGERTH - dekor * Dahi bestekâr (CHU! MARTHA 7— AYASOFYA'da MATİNELER:2 BİR GÜN ALEMDAR SİNEMASI! KALDI! Bu büyük eser bu sene bir daha İstanbul 1 rafadan yösterilmiyei Bitmemiş Senfol eleri - En güzel ve sesi en tatil doyulmaz mevzu - misilsiz HM) İKİ SİNEMA BİRDEN OYNUYOR; ŞEHZADE'd MİLLİ SİNE V2-5 Gece 81/2: a Rİ > Danslar kralı GEORGES RAF Güzellik ve şıklık kraliçesi KAROL LOMB: BOL filminde unutulmaz br de kurtarmışlar, < fakattil- kiler de yakayı kurtaramamış.İşte Nadirenin boynunda o gece böyle muhteşem bir şey vardı. Bunuda metresine hediye eden Ali Hikmet ti Daha bir gün evvel parasızlıktan imanı gevreyen Ali Hikmet, piyan- goya konunca, sırf sevgili Nadi- reciğini memnun etmek için sekiz bin lira vererek bu tilkileri almış- i. Yalnız onlar değil, mücevher- ler, başka tuvaletler, ince iç çama- şırlar, daha bunlardan mada ne he- diyeler, ne hediyeler! İki âşık mükellef bir masaya 0- turdular. Garsonlar ihtişamlarma lâyık hizmet gösteriyorlardı. Bir aralik Nadire dedi ki: — Burası çok sıcak! aki tilkileri çıkardı. İa vestiyere emanet iğer taraftan vestiyer kız koşup gelmişti. Ali Hikmet kür- kü kıza uzattı. Fakat (o bir aralık böyle muazzam bir serveti bir ves- tiyerin eline vermek doğru olamı- yacağını düşündü. Elindeki İeiri i çekti, Vestiyer kız da bir ta- Tian çekiyordu. Kız çektikçe Ali Hikmet te mütekallis parmaklarile kürklere yapışmış, bir türlü vermek istemiyordu. Tam o sırada yanında yatan ka- rısı Cenan uyandı, kocasını güzel rüya âleminden acı hakikat dünya- sına attıran hiddetli bir sesle dedi ki: — Ayol'ne oluyor sana! Demin- denberi gömleğimi ne çekip duru- İ yorsun, Sanki pek sağlam bir şeydi, işte! bak, yırtmışsın işte SEM , © ; «cemali - tilıyorsunuz...yabut atılacaksınız... Bu seyahatinizi kim sigorta ede- bilir? — Hele, önümüzdeki seneler i- çinde... i Nazmi dayanarş'dı, birdenbirei işi, çıkışı olmayan heyecan- | sız bir hayatı ne yapayım? yüzba- | şım affet ama, düşüncelerini tatbik ettirecek bir iktidardan bulunmana pek memnunum... Aaca ba gelecek yılların, geçen yıllardan | da fevkalâde sürprizlerle dolu ola- | caklarına mı kanisiniz? — Evet.. Bilhassa seni pek yıp- ! ratacağına.. i Rahmi amca oyunda mızıkçılık etmişti galiba... Kâğıtları elinden atan kaymakam bağırarak kalktı; | — Yoo enişte bey... Karonun bir- isi üç el evvel bir daha çıkmıştı. Ben bu işe gelemem. | Herkesin başı gürültü gelen tara- | fa dönünce amca bey de ayağa kalk tı: — Gücenme ama.. Sen bu oyunu bilmiyorsun. — Haydi öyle olsun... — Maamafih iyi oldu... Zaten uykum gelmişti. Kalk bakalım Nazmi... - Bunun üzerine erkânıharp yüz- | / di ZUZU; JDSEPHINE BAKERd J0SEPHINE BAKER: ZUZU d ER O' eser yaratmışlardır. DA Bugünkü prog İSTANBUL : j 15 Franarrca ders, 18,30 Bayan i akile orkestra konse, lar. — Sözler, 23: Reklimler. 24: Sözler. — Dana plâkları, İr 523 Kh BÜKREŞ,384m- 13.15Pi ram». 2215: Radyo cazinın berler. 23,251 Kahvehane musikisi, 1196 Kis. FRANKFURT 19,50; Karışık bir saat, 20,48: 21,15: Maine şehir tiyatrorumdan gen Veiber von Vindsor,, isimli li, 231 Haberler. 23,30: Dans. 1 * seri. Kir LELPZIĞ,3özm. 1880: Halı erleri. Zi: Haberler, 21,10: Karış 23; Haberler, spor. — 2320: Di #1 Kir. BERLİN, 3S7 1920: “Çalınan ben adi sikisi. 20,30: Halk şarkıları, 20 haberler. 21,10: Sözler, 21,205 bere, salı koş Cani) 23: ans, 7 545 Khz BUDAPEŞTE, SÜ 1830: Gitar musikisi. J9;10: (Salon musikisi.) 23,401 Oş 05: Haberler va Yarınkı progri ISTANBUL kisi. 20,40: Havayan kitar, daşları. 21,15: Son haberler - Bayan Emine İhsan şan radyo Gaf orkestrası ile birlikte. başısı gence elini uzattı: — Ben yarın cepheye azizim. Belki bir daha #9 sizi de pek yoracaktır. — Gene görüşürüz Nec fendi. : Tekirdağı gencin h ti. Bir gün, hep birlikte Muradlı taraflarındaki gittiler, Sık ve bol yapral” lârın sükütu içinde ji i geçn bir kaç saat | Ni dar tatlı geldi ki, ertesi 5 — Amca... — dedi —” det sizinle beraber 4 sem... ne dersini & İsmetin yeşil gözleri de” layıvermişti. Bunu sezen nım söze karıştı; j — A yavrum, “başımı ber... Ne kadar istersen» * Rahmi amca tabağıns ” dolması almakla meşguldi — Şehap öfkesinden tır ama... Benim evim $€' — O halde,ben ya ie İstanbula gidip esya ve orada nefes almadan nerim.. © — DH m inene ape si mame e

Bu sayıdan diğer sayfalar: