23 Ocak 1935 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4

23 Ocak 1935 tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Radyo Cimnastikle: — Bay Burhan Cahide — Berlinde, Stüdgartta, Kolonyada Viyanada ve daha birçok Avrupa şehirlerinde sabahları 6 da, 6.30 da 7 de, 7.30 da 8 de, 8.30 da radyo- nuzu açarsanız cimnastik dersleri verildiğini işitirsiniz. Yalnız cu - martesileri akşam üstü de 6.20 de cimnastik dersi vardır. Cimnasti- ğin akşamları yapılması akla daha mülâyim gelir. Nitekim dünyanın her tarafında (o mekteplerde fikri yorucu dersler sabahları, elişi ve cimnastik gibi dinlendirici dersler akşamüstü verilir, Evvelki yıl Ber- İin'de iken bu meseleyi salâhiyet sahibi olanlardan tahkik ettim, Ba- na şu cevabı verdiler: Almanya'da her smıftan kadın, erkek olmak üzere milyonlarca in san akşamüstleri saat 7 ile 9 ara- sında cimnastik kulüplerinin sa- lonlarında yarım saat vücutlarını işletip duşlarını aldıktan sonra ev- lerine dönerler. “Meşhur (Dr. Carl Diem) in Jahrbuch der Leibesü - bungen adlı eserinin 71 inci sayı- fasında 1930 statistiklerine göre Almanya dahilinde 12.764 cim - nastik kulübünün 15.880 salonu- na 1.261.016 erkek,239,330 kadın, 199.041 delikanlı, 149.906 genç kız hepsi 1.609.963 kişi devam e- diyormuş.” Bunlardan başka her ne sebeple bu kulüplere devam e- 'demeyenler radyo derslerinden is- tifade ederlermiş. Belki halıra gelir ki saat 7 de işlerinden çıkan Al - manlar cimnastik salonlarında vü- cutlarını işlettikten sonra 8 de, 8.30 da akşam yemeklerini yerler. Ha- yır, bu da böyle olmuyor. Alman- lar akşam yemeğini adeta sudan denecek kadar hafif yerler. Ekse- riya tereyağlı ekmek, sucuk veya biraz soğuk et, yemiş ve bir çay- dan ibaret olan bu yemeği 6.30 ile 7.30 arasında yerler. Cimnastik kulüplerine devam edenler tartirile- rini saat 6 da yiyor ve yedide cim- nastiklerini yapıyorlar. Biz de rad. yomuzda en muvafık vaktı 6.30 bul duk. Çünkü halkımızın çoğu 7.30 ile 8.30 arasında akşam yemeği yi- yor. Bu, bir başlangıçtır. Bizde de vücudu muntazaman işletmek bir itiyat halini alınca yüzlerce cimnas tik kulüpleri açılacaktır. O zaman kulüplere gitmeğe vaktı olmayan- lar için sabah derslerine başlana- bilir. Selim Sırrı TARCAN inka! Belis TEPEBAŞINDA Tri alrosü A YO UN yi) Saat (20) de Insanlık Komedisi 4 Perde NN ALZAN >, BALZAK Fransız Tiyatrosunda Bu akşam saat 20 de DELİ DOLU Yazan : Ekrem Reşit. Besteleyen: Cemal Reşit. 6 Wii tefrika: 81 — O kelepir düşürdüğümüz lâ- ke yatak odası düruor? — Evet... — O meşe yemek masası? — Evet evet.. — Gel gidelim öyle ise... On dakika sonra cüzdanma üç tane elli liralık banknot daha ilâve eden Nazmi bavulu ile valizini al- mış, bir daha dönmemek üzere a- partımanından çıkmıştı. Hiç, mo- bilyeciye ağzını açıp bir kelime bi- le söylememişti. Ne verdise almış- tı. Şüphesiz eşyalar yok pahasına elinden çıkmıştı. Fakat içi bir tüy kadar hafiflemişti. Rahattı, Doğru Galataya indi. Valizleri- ni kapan hamala; — Tekirdağı postasma gidece- giz... — dedi — — Ne dedin beyim? — Doria mı be adam?.. Te- fi postasıma gideceğiz. Aiatürk İstanbulda Istanbulun mutlu konuğu, sa- ğun Atatürk! Tan yeri ağarırken, bağrımıza bir tan yeli gibi estin; göğümüze bir tan yıldızı gibi doğdun! Işıkların ışığı Atatürk; İstan- bullular, seni bağırlarına basmak- la, sevinçlerin sevincini duydü- lar; Senin dilinle: “Türk ulusunun gözbebeği olan İstanbalun,, göz bebeklerine parıltın doldu. İçimizde bulunmanı, aramıza karışmanı, varlığımızın en kutlu günleri olarak kutluluyoruz. Bu yakınlık, gönlümüzü “şen. yakınlık!. o Her ne namaz. Çünkü, bağlanmış gönül. ler, biribirlerinden uzak kalamaz- lar. Böyle olmakla beraber, Seni can evimizde görmek, bize anla- tılamaz bir kıvanç veriyor. Sana dönmiyen yüz; dilerim ki yüz. geri eisin... Senden o özgeye ba- kan göz; göremez (olsun, Sana candan bağlanmıyan yürek, çar- pıntıdan kesilsin. Seni sevmiyen, sevgi ne oldu. ğunu bilmez. Seni o görmiyen, i- nanç, ne olduğunu anlamaz. Yaratan Sensin, toplayan Sen- sin, yürüten Sensin, varacağın ye- re tez varır, başladığın işi tez bi- tirirsin. Sen çıkmadan; yurdda herke- sin eli bir başkasının gırtlağına sarılmıştı. Sen bu elleri, | kendi başının üstüne toplıyarak birleş- tirdin. Benliğimizi Senden öğrendik, gidilecek yolu Senden öğrendik; varılacak ülküyü Senden öğren- dik. Apoletsiz, sırmasız, Cumhur Başkanı. Paşalığı, efen. nişansız liği, beyliği kal- 'Bay,, demeği bile ulus atası?. binbir hakan. lığa değişen sevgili varlık!.. Ey on altı milyonun bir araya gelişinden doğan altın saçlı baş... Sağ ol, İstanbulumuza uğur ge tirdin! Siüdye orkestrası. 22; Stüdyo tango ve can orkestraları, B23 Kb VARŞOVA, 135 m. - keman sonatları .— Konferans. onseri. — Spor, 45: Konferana, 20: Şarkılar. Zi: Plâk. 27: Chopinin eserle — Konferans. (almanca). 22/40: 15: Salon musiki Radyo orkentrüm. — Sözler. 2318 Kopenhaç'tan naklen genel Aprupa konseri, 23: Radyo orkestrası, 23,30: Orkestra birliğile şarkılar, ROMA.NAPOLI; BARI ie musikili piyes, 244 Ta KÖONİGSBERG,281,m 1880: Beşthavenden konser. — Haberler. eler 23481 Dana senesini, 545 Kir. BUDA PE $ TE, 850m. 1830: Çingene orkestrası, 18: Konferanı. Müellifi: Nazmi Şehap Hamal gül, — Tekirdağına vapur işlemiyor ki, gidelim... — Neye? fırtınaya benzer bir şey yok... deniz dümdüz.., — Tahtelbahir var .. Liman. dan emir çıktı. Yeni emir gelesiye kadar Marmarada gemiler işlemi- yecek. Ve... yağlı bir müşteri yakaladı- ğını zannederken ümidinin boşa çıktığını gösteren bir can sıkıntısi- le valizleri yere bıraktı. Nazmi saatine baktı. Beşi geçi- yordu. Edirne postasını da kaçır- mıştı; — Tuuh Allah belâsmı versin! — dedi — Biraz erken davransay- dım Muradlı üzerinden araba ile tanrıg tıngır giderdim. Artık çare- siz yarına kadar sabredeceğiz. Sonra, “acaba üç beş kuruş ko- partabilir miyim?,, gibilerden su- ARŞAMBA, > JKINCIKANUN, 1935 Başka buyruğun var mı? Galip Gökmen kurtuluş sav döneli on beş yılı geçiyor, Savaş onun özünde yer etmiş. Bir kış gecesi yine savaş angısını göğsü kabararak anlatı. yor, herkesi ağzma ( baktırıyordu. Bu akşam yine bir kaç kadeh atmıştı. Şöy- le başladı: Yağız yüzünde ışıklı bir gülümse Yiş belirdi. Küçük gözlerini diri bakış- larla odadakilere çevirdi: Gece yorgun bir uykunun düşle ri içinde uyurken telefon acı, acı inle - di. Doğruldum. — Istasyon... Çöker.. Kimsiniz?... Evet!, Burada: Mülüzm Galip men kardeşin mi? Nerede? | titriyor. dum, Demek A, Gökmen bana uğrama- dan geçmemiş, Öyle ya ele geçen gün müdür? Gözlerimden uyku silindi, Tan ağarırken de sahra © postasından bir tezkere alıyorum. - (Çökerdeyim. Bekliyorum A. Gökmen) sabah talim » lerini, saldirış dersini vermeden ayrıla- mazdım. Neferlerim “rengin uçuk... sesin titrek yüzbaşım,, © diyorlardı. Kara Halili yerime bırakırken: — Türk özüne yaraşan her atılış. ta başma buyruksun!) demiştim. Seyis beygirlerin — kolanlaı çekti, Çöker yoluna, Afyon ordak. Yol yok, © ormanlar sık, ope sarp dağlar, bizi ilerletmi - yorum dedim. Meşin kırbaç alın sağrısında bir kaç el yandı. Uzengiler ipek tüyleri bir kaç ağız yaladı. Dumanlar ardımda direk - leşirken gözden bir gölge gibi silini - yordum. Kolay yu, bir ana © karnında beslenmiş, at kulağı gibi, iki kardeş il yıllık ayrılıktan sonra kavuşacaktı. O- nu askerlik mektebine gittiğim yıl ayak ları çıplak, sokakta oymuyan bir çocuk olarak bırakmıştım. Şimdi 12 yllık orta okulanın (Sul- taninin) son yılım bitirerek dönüyor - du. Kim bilir nasıl bir delikanlı oldu diyordum. Uzunova yolanu bir yıldı. run akışile kayarken karşımda bir göl. ve Göğrü Süel dimi lik e ritli, bir genç mektepli, binmesini pek te beceremediği atın üstünde yalvaran | tatlı bir düşün oylarını, yeri ve göğü bir me bana dönmi ir şimşek dı. Baldan Kardeşim! o Atını üs“ tünde onu yanan bağrıma doya, doya bastım. Yere indik. Bana (| ağlıyarak dert yanıyor; an ağarırken Çökerden çıktım. gani ei seni izliyerek soruyor, ler yüz, kiminden katı bir prn pimler Yalçın ba- yırlarda atımdan düştüm, Bu temmuz güneşinin altında yanıp | kavruldum. İçimde geçmiş günlerin bir düş gibi bulanık, bağrımda özleyen bir ana sev- ——————— 19.56, Amele Tu 20,30: Budapeşte operesın- N nar mepris yatı, 22: Sözler, 21: Haberler. 23,20: Dans. 245 Skeç 833 Kir, BÜKREŞ, 386 m. 1218 Gündüz pll eariyat, 18 Orkesira Yarınkı program ISTANBUL ratma bakan hamala valizleri göt- terdi: Kararsız adımlarla Kadıköy is- kelesine | di yürüdü. Ne- reye gitmeliydi? gidecek hiç bir ye- ri yükte Ancak bir otele gidebilir- Tiksinerek, bu fikri kafasından uzaklaştırdı. Otel, onun için meç- re bir yerdi. Bugüne kadar otelde iç yatmamıştı. Hattâ bir otel oda- sının nasıl bir yer olabileceğini pek kestiremiyordu. “Herhald. mekteplerdeki yatakhanel zer bir yer olacak,, diye düşün. Köprü altındaki dükkânların ö- nüne gelince, hamalı savmak için emanetçi “Sultana,ya uğradı, va- lizleri oraya bıraktı. Sonra, Ada is- kelesine yollandı. Kadıköyden ge- len vapur, yolcularını yeni boşalt- tığı için dubanın üstü çok kalaba- lıktı, Durdu. Eteklerini rüzgârlan- dırarak merdivenlerden çıkan Ka- | dıköy kızlarına anlayan ve tatan gözlerini bir müddet daldırdı. Vapurlardan taşan kalabalıkla- rın garip sihirleri vardır. Faraza, bir Üsküdar vapurundan çıkan ka- labalığın içinde insan, biran gözle- rini kaparsa kendini kapalı çarşı- da zanneder. Öyle bir oğultu duyar gisi gibi yanl: duygular, (Beni dinçlet-! meseydi inan ki abiy yolda kalırdım)... İe sevinç ve sevgi ışıkları parlayan iki kardeş kuru, çatlak top - raklar, sararmış kekikler üzerinde w- zun, uzun bakıştık, konuştuk. ğa gün batarken (giriyor. duk. Zabit arkadaşlarım, (askerlerim) sülerim, genç konuğumu ağırlamak is- | tediler. Gece, köyün çayırlık — alanıma | kuru çam kütüklerinden kocaman bir ateş yanmış, bölüklerin, sülerin hepsi onun kenarına geniş bir halka çevir - emişlerdi. Gök yüzü özleyiş duygulaxn ateşliyen kıvılcımlarla bezenli, çam kü- tüklerinin kızıl alevleri, sülerin yanık | yüzlerini biraz daha yağızlatıyor. Bir | battaniyenin üstünde bu yaşayışa belin- liyerek, bakan konuğumuzla biz de şin kenarmda bir yer almıştık. Yurdun her köşesinden - biriken il | çocukları davullar, & zurnalar, defler, | zeybekler, orta oyunu, örap oyunu, bil | mem daha binbir çeşit eğlenceler bağ- rı özleyiş ateşile yanam süleri de cop- Gökmen imrenerek bakı turmuştu. yor, gülüy: çoşarak ay: vinç ve sevgi duyguları, yatına üs- tünlük © dileklerini, sıcak bir ağızla, | titrek bir sesle, bağıra, bağıra ulaştı” rıyor. Kızıl alevlerin göklere | direklenen parıltıları, alkış ve okay seslerile karı şarak yıldızlara ulaşıyordu. Gece çok geç, kurunda iğreti karyolanın ot min- | deri üstüne yayılan bir tek kartağı ve | bir asker çantasından yastığı, kaputlan | yorganı, konağa ikram (edilmişti. O sarsan top sesleri içinde belinleyerek | yitirdi, Karyolasından sıçradı. Yanında kimseler kalmamıştı. Gece Yunan uçak- ları Afyon üstünden toplu bir saldırış yapmışlar, Türk topçuları hep birden | onu ateşe tutmuşlardı. Dört yatm uça ğı birden bu gece düşürüldü deniyor - du. Telefonlar işliyor, buyruklar birbi - tini peşliyordu. Bu kavılcımın arkası boşa çıkmu.di. Kafamı sarsan bir e- vecenlik içinde A. Gökmene: (Seni ku- | şun kanadile buradan yollamalıyım. Sal dırış başiryor) demiştim. A. Gölemenin bütün © üyeleri ttri- yor, gözlerinden — yalvarıcı ve korkak bakışlar akıyordu. Taşolukla Çöker a- rasındaki uzun ve sarp yolu ili kardeş aklarımızı çatintırcasına alıyorduk. Biri- | miz yatından kaçmak, öbürümüz onu karşı.nmak için eviyorduk. istasyona eriştiğimiz vakit kampa- Onu bir var na üç ağız ası, acı gona güçlükle atabilmiştim. e Ardından ki el mendil sallayamadan, göz yaşla rını iki damla skıtamadan, onu düşüm- de görmüş gibi elimden uçururken, atmın üstüne eğilmiş, geldiğim yoldan ılgar ederek uçuyor, bölüğüme kavuş- mağa can atıyordum. Ovayı berut kokuları sarmış, top sesleri tepelerin ardından boğuk boğuk arımağa başlamıştı. Taşoluk bomboş! Göz yaşlarile Tanrıdan uğur dileyen ak saçlı bir nine: o (Oğul, çabuk ol; iki saat önce şu yana hep birden diz- gin edip uçtular) diyordu. Salihli sert- larından giden yolun kavşağında önü- me çıkan bir köylü kadından sülerin i- Zini almıştım, Çamlıbeli yorgun atımla aşar aşmaz göziçrimde alevler yandı: Bolüğüm Kara Halilin buyruğunda mız: ak lenin yakın aileler vimpüyye: du. Damarlarımdaki kanlar © coşmuş, fışkırmak istiyordu. Haykırdım: — (Verun! vurun! ileri; arslanlar vurun). Dört yıldır yeti; min kulağında genini çaktı. Böli bir askerimin mızrak ve kılıcını yaka- lıyarak saldırışa karışmıştım. Görmeliy- diniz! Türk anaları meler doğururmuş görmeliydiniz. Kılıçlar kol, baş, bacak demiyor, harıl, harıl doğramakta... Mızrakların göğüsten daldırılan uçları sırtlardan belirmekte, atlar kö - püklü kanların içindeki geberikleri çiğ- öyle bir havaya girer. Rumeli tren- lerinin arabalarında nasıl bir çifte harası kokusu varsa, yazın sıcak günlerinde Ada iskelesi nasıl bir at canbazhanesi gibi kokarsa, Ka- dıköy vapurlarının boşalışı da tıp- kı öyle insana büyük © birlâvanta fabrikasının deposuna girmişmiş vehmini verir. Şakrak, civelek, fıkırdak Kadı köy kızlarına bakınca Galibeyi ha- tırladı. Acaba Kadıköye mi gitse i- di. Orada Ismetin kokusu vardı. Bir karar vermeden yürüdü. Bir is- kele memuru bir gazete muvezzi- ile bırlaşıyordu. Aralarından geçti. Ve nasıl olduğunu kendisi de an- lamadan Üsküdar gişesine yanaştı: — Beylerbeyine bir birinci... — Gidip gelme mi? — Hayır... Beylerbeyi... insansız kalmış bir toprağa ya- naşır gibi sessizce yanaşan Ya- pur, düdük öttürmeğe lüzum gör- meden, gene sessiz, sadasız uzakla- şırken, saat altıyı geçiyordu. Çı- kan bir iki yolcuyu boş sokaklar, aç kalmış devağzma giren küçü- cük birer lokma gibi yalayıp yutu- verdiler. Uçlarını beline kıvırdığı latası rında bir hamal semeri gibi du- TARZAN'LARI, ESKİMO: Eşya piyangolarının zengini ve çok sevindi Türkiye İdman Cemiyetleri İttifa Biletler her yerde İ liraya satılıyor” TRADERHORN'LARI GÖLGEDE BIR Müthiş - Muazzam - Esrarlı bir sinema harikası Rejisörü; ARZAN Filmini VAN DYKE ama | Yarın akşamSARAXY sinemasınd JOSEPKİNE BAKER'in pek muvaffakiyetli eseri ZUZU filmini bütün İstanbul halkı görmek iste JOSEPHİNE BAKER : ZUZU filminde Pek nefi' ve b:ş döndürücü şarkılar teganni edecdktif” YARINDAN İTİBAREN İ PE K SİNEMASINDA Misilsiz bir derccede kuvvetli 2 büyük film bird 1-MALEKBİRA KRA Baştan nihayete kadar kahkaha - kahkaha 2. STUDYO EGLENCELER Paramount şirketinin en güzel dansözlerinin yaptığı büyük FİYATLARDA ZAM OLMİYACAKTIR. BU PROGRA HUSUSİ DAVETİYELER MUTEBER DEĞİLDİR Sigortalarınızı Galatada Unyon Hanmda Kâin UNYON SIGORTASINA yaptırınız. Türkiyede bilâfasıla icrayı muamele etmekte olan ÜNYON Kumparyasımna bir kere uğramadan sigorta yaptırmayınız Telefon : TET neyip ezmekte, ne acıkan var, ne yoruz lan, ne duran var, ne dinlenen. Yedi gün peşi peşine gece gündüz böylece varuştuk. Önümüzde bölükler, © ordular eri- yor, gök sırları yırtılıyor, gözlerimiz kan çanağı, o gönlümüz inan kaynağı, kara günlerin kara angılarmı, kızıl kan- ların pıhtılarına o yazıyoruz, Yatından ayıklayıp kurtardığımız büyük, küçük il bakanlar seçiyor, iş başına geçiriyor, kısa kurunlarda yeni törüğü yaratarak ilerliyorduk. Amacımız Akdeniz deyip uçuyor- duk, Nasıl oldu bilmem Kadifekalenin yüksek doruğuna, al göğsünden beyaz bir güneş fışkıran kocaman bir bayrak dikilirken; dokuz yerinden yara alan Kara Halil mabmuzlarını biribirine çar- parak dimdik karşımda doğruldu; se - vinç — ve ni dolu gözlerini gözle « rime mı? diyerek sağ elini şapkasının önüne sert bir vuruşla kaldırmıştı. Gözlerim- deni sıcak yaşlar akarken: — Var. Yaklaş seni ve senin utku- nu sonsuz kurunlarda anacak olan ulu- sumün ağziyle öreyim dedim ve ku- cakladım... Galip Gökmenin gözleri bu sırada ıslanmış, sesi titriyordu. — Dinliyenler dona kalmıştı. AKTOLON ran bir hoca, lâpçınlarını si rüye camie gidiyordu. Saçının ö: güsü topukları döğen bir kız, e- linde boş bir zenbil, sakız çiğneye- rek dar bir sokaktan çıktı. Az öte- de musluğu açık kalmış bir çeşme şarıl şarıl akıyordu. Kaldırım taşları tersine çevril- miş bir döğenin sivri ve keskin ça- kıllarına benzeyen dar ve iğri büğ- rü bir yokuşu yavaş yavaş çıktı. Boyasız tahtası (o zamanla kuru- muş, pervazları kurd yeniklerile dolu bir kapının önünde durdu. Karşıki evin yıkık bahçe duva- rmdan taşan sarmaşık yığınların- dan bir yaprak Okopardı. Sonra gözünü bir budak deliğine uydur- du, baktı, mahallede, uzaktan uza- ğa gelen ve Kur'an okunuşunu an- dıran bir mırıltıdan başka bir ses yoktu. Gözünü delikten ayırmaksızın, kullanıla, kullanıla yağlanmış bir ipi çekti. Kudurmak için'bir par- mak dokunmasını bekliyormuş bir çıngırak uzun uzun çaldı. Ma- amafib şıpıdık: terlikli bir ayağın sesini işitmek için Nazmi yağlı ipi birkaç defa daha çekmeğe mecbur oldu. İnliyen öksüren bir kadın sesi ho merirdandız. — Kim o? hun mu... pim e ma e başka buyruğun var | 4.4888, İş ve İşçi pia Hayat Kaza ve Otomob Milliyet bu sütunda iş ve, yenlere tavassut ediyor. İf! ötiyenler bir mektupla İf, muza müracaat et İş arayanlar Mükemmel Ingilizce ve mu lir Fransızca ve Türkçesi iyi ehven şersitle iş arıyor. Milliyet su “İngilizce, rumuzuna. güalliye Asrın umdesi “ MİLLİYET” ABONE ÜCRETLE Türkiye için L ei evrak geri verilmez— 10 kuruştur. — Gi mztbanya sit işler içim mb racaat edilir. Gazetemiz ilâmlariM liyetini kabul etmez. > Aski seni — Nevlimi mi döndü, Lup itim? Kisi ipe' be daha çıkar! man kapı açıldı. Gazbezi elinde tespihi, kınalı saçlı, kadın, gözlüklerini düzelt ce uzun uzun baktı, Son dişlerini biribirine ç: — Nazmi oğlum.. sen " dedi — vallahi hiç ümit dum. — Sevinmedim deseni * yalan ama... — Ver elini — AL, Berküdar Si Sokak kapısmı p bir taş merdivenden in pakta kaynayan tencere! tıları işitiliyordu. Yaşlı gibi ince tahtalardan Y' sana, börek gibi dağılaci veren bir kapıyı açtı; — Geç!.. külhani seni» Büyücek bir havuzun © ötesine berisine mavi |” < el değerse, iyi kız*' akmış nazarlıklar asılmış bir " e kiye vardı. Sardünya sında duran iskemlelerö, yerleşince nine ellerini di , ven m. iğ e üm

Bu sayıdan diğer sayfalar: