1 Nisan 1932 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

1 Nisan 1932 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Cenaze Dairesi Feryat Ve Figan İçindeydi Cenaze Merasimi Mükemmel Olacaktı NAKLI ZİYA ŞAKİR Her hakkı mahfjuzdur — 277 — Vi Şubat 1918 Pazarbesi Sabahleyin erkenden, Beşiktaş İstikametinden gelen büyük bir istimbot saray rıltımına yanaştı. İstimbottan, Kızlarağası Fahred- din Ağa ile (Mabeyni Humayun )- dan gönderilen heyet çıktı ve mütcakıben de yeni yaptırılmış bir sal çıkarıldı. Bu sal, mustatil şeklinde, üstü açık bir tabuta benziyardu. Heyetin bir. kısmı, muhafızla- rın odasına alındı. - Bir kısını da harem dairesine geçti. Bunlar, cenazeyi hazırlıyacak ve ( İradei padişahi ) ye amade bulundura- " caklardı. Hazırlık başladı. Sal karem dairesine, Abdülhamidin oda ka- pısı önüne getirildi. İçine beyaz zemin üzerine kalın ve san çiz- gili büyük bir yatak çarşafı se- rildi. Abdülhamidin naşı, yatağile sala nakledildi. Uryan vücudu evvelâ bir keten örtü ile ve sonra da koyu renkli, sarı ve yeşil işlemeli kıymettar bir Hint şalile örtüldü. Saat dokuzu çeyrek geçiyor- du. Cenazenin, Topkapı sarayına makline ve orada mutat merasimle teçhiz ve teklifini icra edildikten sonra Sultanmalmut türbesinde Sarayda, herkes birdenbire harekete geldi. Senelerdenberi bu sarayın tenha bir köşesinde, mahpus ve münzevi bir hayat geçiren Abdülhamidi, son menrzi- Hne kadar herkes teşyi etmek istiyordu. Bir bölük asker, sert adım- larla kumları eze eze saray bah- çesine girdi. Saray binasına karşı cephe alarak (Taht kapısı) ından itibaren ileri doğru dizildi. Ha- yatında Abdülhamidi muhafaza eden bu asker, şimdi onun — na- gını selâ,nliyacaktı. Salıkapıya getirildiği zaman evvelâ damat Arif Hikmet Paşa Hle diğer şehzadeler - sarıldılar, kaldırmak istediler. Fakat, Ser- mubafız Rasim Bey, ileri atıldı: — Bu son vazife, bize düşer. Dedi. Orada bulunan muhafız zabitler, salın kollarından tut- tular, Abdülhamidin biruh cese- dini, omuzlarının üstüne kaldır- dılar. Sal, hafif bir temevvüçle yu- karı kalktı. Boğazdan gelen ha- fif bir rüzgârla Abdülhamidin naşı Üstündeki şal dalgalandı. Bu berrak şubat gününün parlak güneşi, naşın —üstündeki — şala aksediyor, altındaki narin cese- din bazı aksamındaki kabartıları bariz bir surette gösteriyordu. Bu küçük ölüm mevkibi, ağır adımlarla taht kapısma doğru ilerlerken kumlar hışırdıyordu. defa olarak rasimei selâmı ifa eden askerler, tüfeklerini boyun- larına asmış, namluların ucu yere çevrilmiş, çehrelerinin hatları te- essürle gerilmiş, Üylece dimdik duruyor.. Önlerinden — geçirilen gel örtülü cesedi, sabit nazarlarla takip ediyorlardı. Cenaze, istimbota yerleştirildi. Şehzadeler, damatlar, ve bazı muhafız zabitler de cenaze İstim- botuna bindi. Artık, Abdülhami- din yorgun vücudunu, ebedi istira- hatgâhıma yerleştirmiye götürü- yorlardı.. İstimbot rıktımdan ay- mhp ta boğazın sakin ve lâcivert sularını yara yara saraydan uzak- laşırken, harem pencerelerinden yükselen feryat ve figan ayuka çıkıyor, işitenleri dilhun ediyordu. * Bu esnada, (Meclisi Meb'usan) içtima e'mişti. Reis Hacı Âdil Bey, celseyi küşat ettikten sonra ayağa kal- kınca — Meclis azaları da kıyam etti ve hepisi de derin bir süküt içinde reisin beyanatım dinlemiye hazırlandı. Hacı Âdil Bey, gözlüğünün camları altında parıldıyan göz- lerini heyet üzerinde gezdirdikten Resminizi Bize Gönderiniz, d GSt SizeTabiatinizi Söyliyelim. MUZAFFER Bey; Zekidir, intizamı sever. Terbiyesi üze- rinde ebevey- ninin tesiri gö- Tül mekte dir. Filt mücadele- den, gürültücü ve kavgacı ok 5 maktan müc- - teniptir. Gözü M süyükte ve bü- yüklüktedir. Menfcat hususunda tok gözlülük gösterir. 89 VİLDAN HANIM; (Fotoğ- rafının dercini istemiyor. ) Kıs- men hüsnile mağrurdur. Mohit ve muhatabı Üzerinde sevgi sa- hasında tesir yapacağına emindir. Etrafımı kendisile meşgul edebi- lir. Çabuk alınır ve müteessir olur, sert — muameleye nadanlığa ve tahakküme tahammül edemez. Orijinal şeyleri sever, — artist- leri takdir ve bazı ahvalde taklit- ten haz duyar, arkadaşları tara- fından umumiyetle sevilir ev işle- rinin kuyudatından sıkılır. Maahaza isterse berşey elinden gelir. Aşk bahsinde hassas ve kıs- kançtır. Sevgi temayüllerini belli etmek istemez, — müstağni ve müşkülpesent davranır, musikiyi sevebilir, selim ve bedil zevklere lâkayt kalmıyabilir. Giydiği şey- leri kendisine yakıştırır. Bu eski bükümdara karıır ;o;ı 1 Bit sonra — Efendile&!... Dedi. Birkaç saniye süküt etti. Bu süküt, söyliyeceği söz- lerin ehemmiyetini ihsas -ediyor- du. Herkes başım önüne eğmiş, dikkatle dinliyordu. Reis, söyle- miye başladı: — Conabı Hak, ömür ve afi- yeti şahaneyi müzdat buyursun.. Hakanı Sabık Abdülhamidi Hanı Sani Hazretleri, dün irtihali dan- beka eylediler. O anda Meclis salonunun sü- kütu içinde, birçok sesler biribi- rine karışarak bir deniz dalgası gibi gürledi: — Allah, rahmet eylesin... Reiş bekledi. Bu ses dalga- sınin, koridorlara taşan velvelesi geçtikten sonra, beyanalına de- vam etti: —Şevketmaap Efendimiz, bira- derlerinin de'bi dirint saltanatı seniye mucibince, hükümdarana mahsus bir alayıvalâ ile cenaze merasiminin icrasımı ferman bu- yurduklarından, Divanı Riyaset, Heyeti Celilenizi temsilen bu merasime iştirak edecektir. Dedi ve celeseye hitam verdi. - Arkası var « Birkaç Fıkra İngıl:z Kıralının Cevabı İngiz kıralı berberini çok se- ver, Bu adam, yalnız kıralın de- ğil, bütün kıral ailesinin berbe- ridir. Bir gün Bükingam Palas Sarayında — bir — balo ip edilir. Berberini çok sevdiği için, etiket kaidelerini —aşan Kıral, berberi de baloya davet eder ve ertesi gün fikrini sorar: — Baloyu nasıl buldun? vetliler, bir parça karışıkça idi. Kıral cevap verir : İhtiyatlı Bir Adam Salamon kumar oynamış ve kaybetmişti. Fakat kaybbettiği para kendisinin değil, ustasının parası idi. Ertesi gün, dükkâna geldiği rzaman ustası hesap sor- du, Salamon ağlaya, ağlaya başma — geleni itiraf — etti. Ustası deli gibi oldu ve sordu: — Başkasının parası ile ku- mar oynanır mı hiç? Salamon büyük bir safiyetle cevap verdi: — Ya kendi paramla oynuya- bilir mi idim? Fotoğraf Tahlil Kuponunu 11 inciSayfamızda bulacaksınız. Saraydan Ayrılırken Harem' l ı Bugünün Romanı ZTT G GERENNNREA Yaran: Z. Şekir İş hayatmdaki maceralarımı | tamamen kaydetmek için işe baş- ladığım ilk gündenberi yazdığım şu defteri de artık kapıyorum. O hayata nihayet verdikten sonra bu deftere ne lüzum var?.. Aylardanberi bütün esrarıma mahrem olan bu deflter, ayni zamanda bütün dertlerimi dinliyen sadık ve ketum bir arkadaştı. Şimdi bu arkadaşa, şu yukarıda- ki satırlarla kalbimin en son hislerini de tevdi — ettikten sonra kapıyorum ve evde bıraka- cağım. Eski çamaşırımın arasıma saklıyorum. Mazinin zulmet ve sefaletine elveda.. Ebediyen elveda... T7 Mart 1029 Artık isyan ediyorum.. Bütün bizi bağlıyan ve esir eden kuv- vetlere, bütün talih ve tevekküle, herşeye ve herşeye karşı İsyan ediyorum.. Nedir bu çektiklerim Yarabbi !. (Hayat, bir cidalden ibaret) miş, Pekâlâ.. Fakat bu cidalin en çetinleri, hep bana mı tesa- düf ediyor. Bunun sonu hiç gel- miyecek mi?... lerim cayır cayır yandığı halde, bir damla göz yaşı bile çıkmıyor. Kalbimin bütün membalarını bir- denbire kurutan bir alev, bütün hislerimle beraber dimağımı da yakıp kavuruyor. Şu dakikada, ( talijve( mukad- derat ) diye zavallı insanlarla eğlenen o büyük kuvvet elime geçse, yalnız isyan etmek - değil, didik didik — didikliyeceğim... Ta- liada, mukadderata da, onları idare eden kuvvete de lânet olsun. * Ne yazacağımı.. — hatta — şu defteri niçin açtığımı bile bilmi- yorum. Hercü ve merç içinde kalan dimağın içinde fikirler ve kelimeler — biribirine — çarpıyor. Biraz sükün — bulmadıkça hbiç bir şey yazamıyacağım. * *Akşam Ne ise.. Amca Beyin ziyaret ve nasihatleri beni biraz teselli etti. Şimdi, gündüzküne nisbeten daha sakin bir baldeyim. Yarının ne olacağını bilmediğim için bari bugün, hayatımın son macerasını şuraya kaydedeyim, * (Tarabya ) daki nikâh zi- yafetinden sonra pansiyonumuza avdet ettiğim zaman, hemen şezlongun üzerine uzanmış ve derin bir: — Oocoh. Çekmiştim. Hayatının bütün ükdeleri - çözülen ve istikbalini bütün parlaklığile gören bir insan gibi.. Bunda da çok baklı idim. Zülbahar gibi bir kocaya ve bu kocanın temin ettiği refaha ka- vuşan genç bir kadın, hayattan daha ne istiyebilir?.. Nitekim, nikâhtan sonra Neclâ bile kulağıma eğilmiş: — Abla. Durdun, durdun turnayı ta gözünden vurdun... Zülbaharla okadar sevişmiş ve anlaşmıştık kiüç gün İstanbula bile inmedi, A ( Dördüncü gün, Zülbahar İs- tanbula - indi. Avdet ederken birçok hediyelerle beraber bir de bavadis getirdi. Yüksek tabakaya mensup bazı ecnebi zevat ile tamşmış, bunlarla bazı kârlı işler görmek ihtimali varmış. Arada, bir samimiyet tesisi etimek için iki gece sonra bun- ları buraya davet edecek ve şöyle hafif tertip bir ziyafet ve- recekmiş... Ben onun bu arzusunu. çok tabil karşıladım. Artık içine karıştığım zengin ve kibar hayatının bu icabatına tâbi olabilmek için kendimi ha- zırladım. Zülbahar, beni tam bir salon kadmı olmak üzere yetiştirmek istiyor, bunun için en evvel (po- ker )i öğrenmiye teşvik ediyerdu. Kâğıt oyunlarından nefret — et- mekle beraber onun hatırı için alâka göslerdim ve bir gün zarfında epeyce şeyler öğrendim. Vereceğimiz ziyafel tertibatile meşguül olunürken Zülbeharm ye- nilecek, içilecek şeylerden ziyade deste deste iskambil kâğıtlarına | ehemmiyet verdiğini görüyordum. Şu satırları yazaraken, göz- | Z. Cimin bu merakına hayret ederken, gelen misafirleri daha hararetli birer pokerci gördükten sonra ona hak verdim. Ziyafet gecesi, zevcim tam sekiz yüz elli beş lira kaybetti. Bu parayı alıp götüren misafirler büyük bir memnuniyet hisseder- lerken — Zülbehann da az çok mütcessir olması lâzimgelmez mi idi?. Hayır. Sekiz yüz elli beş Hra gibi oldukça mühim bir pa- rayı bir iki saat zarfında kaybe- diveren zevcim, bilâkis onlardan daha mesrur ve mümbesitti. * Birinci ziyafeti, - Kırk sekiz saat fasıla ile - ikinci ziyafet ta- kip etti. Zülbeharın bu gece herhalda kazanacağım ümit edi- yordum. Fakat, oyundan sonra hesabını. yapan zevcim, bin dört — k yüz otuz' iki lira kaybettiğini söyledi ve yine hiç teessür gös- termemesile beni hayretlere gark etti. Düşündüm, bu vaziyeti istik- balimiz için çok tehlikeli gördüm. Nekadar zengin olursak - olalım; böyle iki |gecede bir, sekiz yüz elli. Bin dört yüz otuz lira kay- bedirsek neticemizin çok vahim olacağını tahmin ettim. (Poker ) in, zevcimde bir ip- tilâ halini aldığınmı gördğüm için onu bundan vazgeçirmek ihtimali elmadığinı — anlıyordum. Fakat hiç olmazsa itidal dairesinde ve az para ile oynamasını temine karar verdim... Bu karı kendisine tebliğ ettiğim zaman çüldü: — Bilir misin sevğilim, dedi. Dünyada — hastalıkların — içinde (Poker iptilâsı ) kadar - tehlikeli bir illet yoktur... ( İtidal ), diyor- sun, hiç gözü kızan bir oyun- cu bunu tatbike imkân bulabilir mi 7.. Bin beş yüz, iki bin liranın ne ehemmiyeti var. Öyle zaman- lar olur. ki, bir oyuncu bütün servetini, bütün — mevcudiyetini bir anda ortaya sürer.. ve bir tek sözle de bunların bepsini kay- beder. ( Arkası ver ) M d düna di

Bu sayıdan diğer sayfalar: