24 Ağustos 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

24 Ağustos 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Kohrıınık, Iııyın ve ANIN Son Posta'nın tarihi tefrikası Uzun Veli ilâve etti: — Hem bu yolculuk sıkıyor. Kıtlık yurduna zahire ür gibi dosdoğru gidiyoruz. Şöyle sağa sola sapıpı da bir tekne aradığımız yok. Başka türlü yapmamız doğru değildi ama, böyle doğruluk ta hoşa gitmiyor. Değil mi Reis? — Buna mı üzülüyorsun? Elbet Cezayirden gene kırk elli gemi ile açı- hrız. Bu miskince geçen günlerin acısı- ni çıkarırız. * 'Yalnız üç gemi zaptederek gitmeyi miskinlik sayıyorlardı. Sağdan soldan tasdık ettiler: — Öyle olacak... Elbet öyle olacak- tır. Güneş engin ufukta kayboldu ve bir tek kara parçası görünmiyen denizle Bök arasına karanlık dolmağa başla - di. 'Türk kadırgası bütün gece güzel bir Tüzgüâr altında ara sıra ağır ağır kürek çekerek yoluna devam etti. Provadaki mahmuzun ucunda ve direkte bekliyen gözcüler ancak sekiz on adım ilerisini görebiliyorlardı. Denizde yal- niz geminin sivri ve keskin provasının iki tarafından saçılan köpüklerin be - yazlığı sezilebiliyordu. Rüzgârın yel- ken aralarında, iplerde ve cundalarda çıkardığı sesle dalgaların ve denizin sesinden başka gürültü de yoktu. Gemi böyle kocaman bir beşik gibi sallana - sallana giderken insana bir ninni kuruntusunu veren sesleri din - liyerek uyumak Küçük Alinin pek ho- Funa gidiyordu. Zaten yarası da artık szlamıyordu. Hattâ nerdeyse kapana- taktı. — Buna rağmen gözlerini kapamıyor- dü. İlyas Reisle arkadaşlarının da kıç kasarada ve uyanık olduklarının görü- u. Reise daha yakın olmak, onun söz- lerini dinlemek, hattâ onun gözlerile kendi gözlerinin karşılaştığını görmek Arzusu onda yalım yalım yanıyordu. Lâkin ayni zamanda buna cesareti de yoktu. Çünkü kim olduğunun anlaşılma - tından ve gemiden uzaklaştırılmasın- dan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmuyordu. Sabahin ilk ve sisli aydınlığı başlar başlamâz baş direkteki vardiyanın se - &i duyuldu: — Hese..yyy! Yoldaşlar!... Müj - deler olsün, Cezayir göründü. Bik Salkiz' keveltlördoğik, Sörük lar bile sevinmişlerdi. Çünkü onlar da bu şehrin limanında istirahate kavu - Yacaklar, daha iyi yiyecek ve daha bol tu bulacaklardı. Uzun Veli dümenin sapına daya - Barak geminin provasına doğru baktı. Cezayir tam da mahmuzun ucu hi- tasında görünüyordu: — Karanlıkta varaydık gene dos - Himana girecekmişiz. Rotamızı © kadar doğru tutmuşuz. Diyordu. Mansur cevap verdi: —— Elbet öyle olacaktı. Buralarını kanş karış ezberledik artık... Yalan değildi. Karış karış ezberlemişlerdi. Hem de her karışta bir damla kan, e Cezayire varmak için ancak bin ku- hç kadar daha gitmek gerekti. Kırlı Hasan İlyas Reise döndü: — Artık yavaşlasak da olur. Vakit erken... Dedi. idiler, Köpeşteye dayanmişlar, iplere tır - manmışlar, baş kasaranın korkuluk - ları ardından ayaklarının ucuna ba - sarak yükselmişler ve Cezayire bakı - yorlardı. Hattâ gönüllü kürekcilerle forsalar bile hissolunacak derecede hızlanmış- lardı. Çok geçmeden Adakale cenup bur- nunu sancağa almşılardı. Artık sabah aydınlığı biraz çoğal - mıştı ve etrafı iyice görmek mümkün - dü. Türk gemisinin provasında Cezayir tersanesile limanı, onun gerisinde de Divan kapısile Hayreddin beyin kona- ğ görünüyordu. Evler sıkışık bir hal - de kesme taş yığınları gibi yamaca doğ- ru yükseliyor, hisarır. dibine kadar devam ediyordu. Şehrin her tarafını kuşatan kalın duvarlar, kuleler, maz- gallar ve buralardaki toplar bu zaman- da pek heybetli idiler. İlyas Reis baş direğe Cezayir deniz- cilerinin meşbur bayrağını — çekmişti. Bu kırmızı renkteydi ve üstünde kılıç çekmiş olan bir kolla bir kuru kafa res- mi vardı. Genç bir levent baş kasaradan kıç kasaraya doğru koşarak geldi: macera KIZI Numara : 55 — Ne var? — Aydınlı Durmuş selâm topu için emir bekliyor. — Atsınl.. Levent koşarak uzaklaştı. Mansur İlyas Reisin omuzunu tut- tu: — İlyas, oraya bak... Adakaleyi göremiyorum ben... — Ben de göremiyorum. Her halde yanlış yere geldiğimizi söyliyebilecek bir babayiğit yoktur burada... Güvertede herkes birbirine soruyar- du: — Adakale ne olmuş? — Adakale yerinde yok... — Adakaleyi göremiyorum, Adanın cenup burnu - bir çapanın ağzı gibi Cezayire doğru kıvrıktır. O - rada güzel bir iç limanı vardır. Henüz Aydınlı Durmuş ilk topu a- teşlememişti. Sabahın bu ilk ışıklarında ve derin sessizlik içinde birdenbire gittikçe bü- yüyen gürültüler duyuldu. Bunlar, kalabalık bir otdunun da- gılmasını yahut korkudan toplanma -| Bir bomba geldi ve yanında ayakta du- ran arkadaşının yarı vücudunu — götürdü. Kendini toprağa atlığı zaman korkudan ve dehşetten öleceğini sanıyordu. Önü, arka- Bı, Bağı, solu mütemadiyen bir toprak yı - ğamı halinde gökyüzüne doğru uçuyordu. Ölmek, yok olmak, parçalanmak, uçmak... Bütün bunlara rağmen yattığı yerde doğ- ruldu, omuzuna aslı duran torbadan — bir. bomba alarak bütün kuvvetile, karşıdaki siperlere savurdu. Tanklar, gittikçe korkunçlaşan iri dev- ler gibi, büyüyerek yaklaşıyordu. Bir bam- ba daha savurunca, tanklardan birinin al- tındaki toprak havaya uçtu ve korkunç, dev yana doğru devrildi, hareketsiz kaldı. Gözü bir şey görmüyordu. Mütemadi « yen koşuyor, mütemadiyen bağırıyor, mü- temadiyen sağ elini torbasına sokarak ala- bildiğine savuruyordu. Nihayet torbasında bomba bulamayın « ca, silâhım kaptı ve bu defa, ateşin, du - manın en çok yükseldiği tarafa doğru koj- tu. Bir aralık omuzunda bir acı hissederek, durdu ve elini omuzuna yapıştırdı. Avucu mlanınca, gözleri birdenbire büyüdü: Ö -« lüm... Başını gökyüzüne kaldırdı. Hava git - tkçe kararıyordu. Ayaklarında bir yor - günlük bissetti ve silâhima dayanaruk ya- vaş yavaş yere diz çöktü. Başındaki de - mir miğfer bile düşmüştü, Altüst olan top- sını anlatıyordu ve Adakalenin cenup .X birbirine karışan siperler, ötede be - burnundaki tümseklerin ardından İVlr'ıİı yatan askerler arasında, ölümün acı- liyordu. O tarafa bakanlar bir çok ge- mi direklerinin uçlarını gördüler. (Arkası var) Muhammen bedeli 27970 lira olan elektrik tel ve kabloları 21/9/- 936 Pazartesi günü saat 15,30 da kapalı zarf usulile Ankarada İdare binasında satın alınacaktır. Bu işe girmek isteyenlerin 2097, 75 liralık muvakkat teminat ile ka- nunun tayin ettiği vesikaları, resmigazetenin 7/5/936 gün 3297 .N.lıı nushasında intişar etmiş olan talimatname dairesinde alınmış vesika ve tekliflerini ayni gün saat 14,30 a kadar Komisyon Reisliğine ver - meleri lâzımdır. Şartnameler 140 kuruşa Ankara maktadır. * ve Haydarpaşa veznelerinde satıl- «558» * Muhammen bedeli 10,500 lira olan 300 ton hurda dökme 21/9/ g 936 Pazartesi günü saat 15 de kapalı zarf usulile Ankarada İdare bi- nasında satın alınacaktır. Bu işe girmek isteyenlerin 787,50 liralık muvakkat teminat ile ka- nunun tayin ettiği vesikaları, resmi gazetenin 7/5/1936 g. ve 3297 No.lu nushasında intişar etmiş olan talimatname dairesinde alınmış wvesikâ ve tekliflerini aynı gün saat 14 e kadar Komisyon Rcisliğine vermeleri lâzımdır. Şartnameler parasız olarak Ankarada Malzeme Dairesinden, Hay- darpaşada Tesellüm ve Sevk Şefliğinden dağıtılmaktadır. * «55T7n * İsmi muhammen bedelleri aşağıda yazılı malzeme 5/10/1936 Pazartesi günü hizalarında gösterilen saatlarda Ankarada İdare bina- sında ayrı ayrı ve kapalı zarf usulü ile satın alınacaktır. Bu işe girmek istiyenler. lar ile kanunun tayin ettiği vesikaları, hizalarıda gösterilen muvakkat teminat- resmi gazetenin 7/5/1936 tarih ve 3297 numaralı nüshasında intişar etmiş olan talimatname dairesinde alınmış vesika ve teklif mektuplarını aynı gün lâstik malzeme için saat 14-30 ve dinamo kayışları için saat 14-45şe kadar Komisyon Rcisliğine vermeleri lâzımdır. Bu işe ait şartnameler Haydarpaşa Tesellüm ve Sevk Şefliğinde ve Ankara Malzeme dairesinde parasız olarak dağıtılmaktadır. İsmi Muhtelif cins lâstik malzeme. Muhtelif eb'atta 4310 metre bezli kauçuktan mamül vagon dinamo kayışı. — Bana kalırsa' daha hızlı gidelim. |. Yoldaşlar bizi birdenbire limanda bul- tunlar, İlyas Reis kendi fikrini söyledi: — Bunun ikisi de olur. İyisi mi, bil- ümiz gibi yolumuza devam ederiz. P'ılı daoğrusunu söylemek lâzım ge- ç E'! kimsede yavaşlıyacak hal yak. Bi- Tim leventlere baksanıza... — Güvertedeki bütün leventler ayakta ' İmrahor mahallesinde Alipaşa s0- kağında 7 sayılı evin tamamı. (502) Muabmmen — Muvakkat bedeli teminat — Eksiltme Lira Lira saatı 23500 — 1762.50 — 15-30 13116 983.70 15 - 45 —dvaaaaeaemaa —— — ——— Teminatı muhammenesi Lira K. 845 60 Lira K. 63 42 4 Yukarıda mevki ve numarası yazılı vakfa ait ev 750 lirada pazar- lıkla talibi üzerinde olup 27/8/936 perşembe günü saat on beşte ihalesi yapılacağından fazlasile talip olanları Kadıköy Vakıflar Mü - dürlüğüne müracaatları. — (631) sını yeniden duydu. Eli omuzuna yapışmış gibiydi. Parmakları kandan görünmüyor- du. Ağır ağır elini çektiği zaman, kan ye - niden, daha taze, daha kızıl bir renkle ya- rasından fışkırdı. Gözlerinin — karardığını bissedince, silâhinı bıraktı ve bir eli üze - rinde toprağa abanarak uzandı ve gözle - rini kapadı. * Halbuki bir daha gözlerini açamıyaca- ğainı sanıyordu. Göz kapakları — kalkınca gökyüzünde, küçük birer şarapnel halinde uçuşan yıldızları gördü. Gece bütün ses - sizliği ile devam ediyordüu. Cepheler vws - muştu. Âramıra VG uzaklardan, trampet sesi geli - yordu. Bu güzel kızların, ne o, a * ğustos böcekleri ile sızlıyan ıssızlığı, ne de taze öot, yanık toprak kokusu var» di Sağ eli üzerinde uzanmak istedi. Müt - hiş bir acı ile yeniden yattı. Kan omuzun- da büyük bir pıhtı halinde bizikmişti. Bu defa sol eli üstünde doğruldu. Göz- Terini kırpıştırarak ileriye doğru baktı. Bir ses: — Abhbhhhi Sut... diye inliyordu. Ayağa kalkarken, bir bulut arkasına giz. lenen ay, birdenbire sıyrıldı. Yürürken ar- tık bastığı yeri görüyordu. Fakat henüz on adım atmadan ayaklarının altından kör- kunç bir çığlık duydu ve silkindi. Gözleri yalnız, bir şey görebildi: Gök yüzüne doğru dikilmiş bir çift siyah göz. Hayır, bu çığlığı, bu ölü basmamıştı. Sağına dönünce, bir kolu üstüne ka « panmış, kıvranan bir adam gördü. İğildi ve dinledi: Toprağı bile ürperen bir diş gicırtis... Hâki elbisesinden onun, kendi cephe - sinin adanu olduğunu anlamıştı. Yavaşça uzanarak zabitin başımı çevir- di. Gözleri yaş doluydu: — Yaran nereden arkadaş?.. dedi. Zabit, yüzüne bakmadan: — Her yerimden!.. dedi. Hâlâ öleme- dimt.. Uzaktan, düşman cephesinden, boğuk, muttarit, devamlı bir trampet gürültüsü ge- liyordu. İleriden yaralı bir ses: — Ahhhi.. Sul.. Sul.. diye inliyordu. Başını gökyüzüne kaldıran yaralı zabit, dişlerini gocırdatarak: — Sen de... Bizdensin arkadaş... de- di, Elini ceketimin iç cebine sokl!. Orada... Bir cüzdan bulacaksın.. Onu al... Senden istediğim... Bir tek şey... var.. Sağ kalır da payitahta dönersen... Cüzdanda bu - lacağın adrese gidip, .. Yaralı zabit birdenbire: — Ah, ölüyorum. ölüyorum!. diye in- ledi. Sonra sağa doğru dönerken keskin bir çığlık kopardı ve toprağa doğru ka - bir | Yarınki nushamızda : Yo-ho- Çeviren: Faik Bercmen Ölenler ve yaşıyanlar üst dişlerile alt dudağını — parçalarcasınış sardığını, ince bir kanın yüzüne doğru akı — tığını gördü. Gözleri tpkı, manken göze leri gibi donuk ve sübütti. 4 * Hastane koridorlarında durmadan ge 4 — çen sedyeler, ya koğuşlara getiriliyor, yahut ta derin bit sükâüt içinde aşağıya indiriliyordu. İkide birde kopan çığlıklar arasında kaş hn gür sesli doktorun avazları işitiliyorduğ — Haydi, haydil. Asker - bağırmazlı; Susun bel. Gece olunca bütün lâmbalar yandı. Kos guşlar, arasıra işitilen iniltilerle derin, niş hayetsiz bir süküta vardı. Bütün gece, ovada, kolu üstünda öleri genç zabitin cüzdanında bulduğu mektupı lavı okudu. Küçücük, ince bir genç kız e « linden çıkan bu mektuplarda, aşk, ne gük zel, ne güzeldi.. Yarabbi, belki Allah; ber şeyi kötü yarattı, fakat bir tek şey, azk her şeyden güzel, her şeyden üstündü yal., Mektupları bitirince resme yeniden bake tı: Sarı saçları şakaklarına doğru yayılmış, gözlerinin içi gülen, dudaklarının çizgisi İ tek ve aşkla bükülen genç bir kız.. Başını yastığa biraktı ve yarın tabuürci olacağını düşündü. * Payitahtta her şey bıraktığı gibi durua yör.. Cephe ile bu şehir arasında hiç biş benzeyiş yok. Sokaklar gene neşeli insanş larla dolu... Sesler, çığlıklar, kahkahalat hiç değişmemiş.. Kadınar belki de bırak 4 tığından daha çok güzelleşmişler... Tramvaydan inince, elindeki —adrosa bakarak bir sokağa saptı ve bir apartımaz kapısında durdu. Birbiri ardısıra gelen dörl etomobil de onun durduğu kapıda dur « dular. ğ Kadınlı, erkekli bir kafile, büyük bit meçe ile içeriye girdi. Genç adam, elindeki adres ve isimle ik çüncü kata çıkınca şaşındı: Dairenin kapısı ardına kadar açıktı, içe« ride derin bir süküt vardı. Bir şey sorma: dan şaşkın ve perişan — yürüdü. Herkes, — bütüs bu şık erkekler ve güzel kadınlar yal- nız bir şey ile meş « güldüler: — Hepsi karşı köşede ayak« ta duran beyaz el « biseli gelin ile, si « yah elbiseli damada bakıyordu. Beyaj saçlı bir adam, elini kolunu sallıyarak kos nuşuyordu: — Kızımın bahtiyarlığı, belki sizi alâs kadar etmez. Fakat ben o kadar bahtiya« mm ki, kızıma bir koca yerine, güzel bir oyuncak vermişim gibi, sevinç duyuyo « ruml. Etraftan kahkahalar koptu. Bu kısa merasim bitince genç gelin, büs tün iştiyakile, siyah elbiseli adamın koluna girdi ve ağır ağır kapıya doğru yürüdüler, Genç askerin yanından geçerlerken geng kız, sıcak, bayıltıcı bir sesle: — Seni, Yalnız seni... Çok!., diyordu. Genç asker, cebinden resmi çıkararak baktı: O... Tâ kendisi.. Zaten beyaz saçlı adam da ayni ismi söylemişti. Ayaklarına kramp girmiş gibi birden « bire yürüyemedi. Elile kapı pervazına tu- tundu, sonra ağır ağır hareket ederek ko« didoru geçti, kapıdan çıktı, merdivenleri indi ve sokağa düşer gibi, kaldınma atıl « dı, Hava... Hava... Biraz hava... Boğu- lacaktı. İçinde sanki bir insan vardı. Bir insan... Öldürülmüş bir insan... Bütün a- gorlığı ila göğsüne doğru çullanıyor.. İçin- den çıkmak, fırfamak, haykırmak, bağır « mak, inlamek istiyen bir insan... Bu insan cephede kolları arasında ölen xabite mi? Hayır... Kim?... Bu ölen zabit için duyduğu vicdan azabı, nelret, kin va eztırap bir insan ağırlığı halinde mi içine girdi? Hayır., Niçin bu kadar çok kalbi a« «ıyor? Niçin bu kadar çok acı duyuyor?« Caddeye çıkıp ta, bir bahçeye olurdus. Bu zaman birdenbire bu, kendisini boğan iösanın kim olduğunu buldu: — Bahtiyar olmak için ölmek lâzım ge- liyor, dedi. Ben anlamadan, bilmeden buy genç kızı sevmişim... Şimdi beni boğmak istiyen, benden başkası değil!.. Cebinden çıkardığı mektuplarla, o sari no-lo < Jsaçlı genç kızın zesmini hir kibzitle vaktı kül etti. ameliyat odasından sonra — ÜĞ a ae z a l b VK S ü l5

Bu sayıdan diğer sayfalar: