3 Ağustos 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

3 Ağustos 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

nın Hikâyesi ÇİN ASALI | aa Nai Yazan: İbrahim Hoyi — ANWEMllİR “Son Posta,, L ei Y7 'nci aarın sonlarına doğru idi. Seddi Çine bir ok atırı mesafede Ningting şeh- rinde, gayet şişman bir haydud vardı. Bu haydud bütün şehri kasip kavurur, a - hali şerrinden yaka silkerdi. Çifte hör - güçlü göbeği olan ve zeytinyağı ve misk ile han çok üuzun biyıkları ile bu haydud, kendisine ormanlar hâkimi, tat- h ve ani ölüm yaratıcısı Ünvanını ver - mişti. İsmi de Çangdı. Çangin en büyük, en müdhiş emeli Çi- nin en vah yırtıcı ve en zengin hay - dudu, yol keseni olmaklı. Bir arzusu da, 'Taşlar ovasının öbür tarafında oturan hi kadar bile sevmediği, nefret et - tiği düşmanı Tok-Hi'yi bir biçimine ge - tirip boğazlamaktı. Bu Tok-Hi'nin, Ling- 'Tok isminde bir oğlu vardı ki köpoğlu- nun köpoğlusu, misli menendine az rast- Tanır bir okçu idi kâfir... Bir yaz gecesi idi. Çang kendisine çek - tiği mükellel bir köpek kızarttması ve tatlı otlar ziyafetinden sonra, biraz da sı- cağın tesirile ağır ağır nefes alarak, ipek- li bir sedire uzanmıştı. Biraz sonra, güzelliği bütün Çini sar - mış, erkekleri her gördükleri yerde puta çeviren kızı parlak Zümrüdün kendisine doğru geldiğini gördü. Çekik gözlerini biraz daha şehlâlandırarak konuştu. — Gel kızım, ne istersin?. Kız, mırıldanı — Ey yıldızlar hâkimi, ve bu milletin yüklü çocuğun babası, hayırsız kızının dileklerini dinle . — Anlat kızım, Yalnız şunu hatırla ki, gslu itaatli bir çocuk isteği, babasına, a- kan, taze suyun mırıltısı gibi gelir. Zümrüd gözlerini yere dikerek çekine çekine konuştu: — Semavi baba.. Benim bu yüzsüzlüğü- mü, had bilmemezliğimi bağışla, Fakat kalbim kurşun. Hergün aşk uğrunda inliyor, iç çekiyor, geceleri de ağlıyo - rum. Çünkü Tok-Hi'nin oğlu Ling-Tok'un karısı olmak istiyorum. Çang hiddetten kudurdu.- Bir volkan gibi patladı, köpürdü: — Sarı köpekler, cedlerimin mezarını kirletsinler.. Ben mi sarhoşum.. Deli mi oldum, yoksa. Bu acı sözleri hakikaten kı- zim mi söylüyor? Onun sesi mi bu?, — Vermem olur mu? Yasef hafif bir nefes aldı. İfakat ha- nım elini minde - dü; çektiği bir deş fenin en üstünde- ki tek elliliği Ya- hudiye uzattı: —AL, ver üş - tünü.. — Neyin ustu- hu? — Bünün işte. Kırk sekiz lira geriye vereceksin.. bo - zuğum yok, Sabahleyin bir tek liram vardı, ciğerciye bozdurdum, Yasefi hafakanlar boğacaktı. — Şakayi birak be! Vallahi işim var!. Mukâni Viraktim.. yeldim. ? Ver kusurunu., al git. gini opeyim, etma sullanim!. Cezbeye tutulmuş gibi, —küşesinde ağız açmadan duran Gurabi elendiye dündü: — Soylesan a, Kurabiye fendi.. Ku- rabiye paşa!, Senin hanum bana may- faba alıyor. Şimdi bunun serasi mi? Gurabi efendi bir sigara yı sının yüzüne baktı; mizacını, istidadını sezmek, anlamak, ona göre müdahale etmek istiyordu. Ancak, bunu iyice beceremedi; verdiği hükümde yanıldı- Gını farketmiyerek: — Yahu! Sen de amma insafsızlık edi- yorsun, ba! dedi. Buraya Kayunun ha- zinelerini taşıyıp getiren şu mübarek zata-da iki lira verilmez ya? O elliliği veriver işte! Kadın birdenbire ürdü: — Nasıl? Elli lira mı?! Getirdi ise, kenidi kesesinden bağışlamadı ya? Ken- di kısmetimizde varmış, piyonga vur- du. Kismet onün olmuş olsa idi, bilatı bize satmaz, kendine alikoyardı. Ne diye elin yahudisine paramı selsebil edecekmişim? Eli lira ile ben bütün bir tin altına götür -| 1f kari- hasıl oldu. Cang hiddetten kudurdu. | Şimdiye kadar uslu, itaatli olan bir kız masıl olur da, eskiden çok gevşek davra- İman bir babaya böyle bir şey söyliyebi- lir?. Onu böyle kışkırtan hangi şeytan- |d? Parlak Zümrüd cevab verdi: — Dinle beni baba.. Dün akşam sular kararınca leylâk bahçesinin ötelerine ka- dar yürüdüm. Oradan da Havurzlar ova - sınâ gittim. Burada bir büyücünün ku - lübesi var. Büyücünün ismi Tsao.. diyor ki, ona ilhkam gelmiş, ve sen ona bir ya- kut bilezik verecekmişsin, ve ben de sev- diğim Ling-Tok'un karıcı olacakmışım. Çang güçlükle doğruldu ve: — Telâşlanma, bu fena fikirleri aklın- dan çıkar, Gideyim şu büyücü Tsao ile bir konuşayım. Detdi neymiş bakalım?.. dedi. * Çang yanında 6 mızrakçısı ile geldi, büyücünün kapısına dayandı. Tsao üze- tinde kirli bir sarı cübbe, gözlerinde ko- caman siyah gözlükleri ile alacakaranlık- ta oturuyordu. — Beni gidi, fena ruhlu kaya yılanın mel'un Aakrabası... Seni, usta işkence - jeilerime teslim etmeden evvel anlat ba « kalım, kızım parlak Zümrüde, sana bir ikut bilezik vereceğimi, onun da Ling- Bir volkan gtbi patladı Tok karısı olacağını söylemek deliliği ne- zeden geldi?.. Tsaonun sesi kağşayan bir sesti. — Yerler hâkimi, dedi, görünüşe al » danmamalı. Sizin harikulâde güzel kızı- nız, her akşam Taşlar ovasında Ling-Tok ile buluşuyor.. Bunu biliyor ve sizin de bana gel izi bildiğim için onu hu - zürunuza yolladım. Bir aez dolu bir tav- siyem var: Altı mızrakçı hazırlayınız, yarın akşam kızınızı izletiniz. Buluştukları yerde Ling-Tok'u yakalar, ve bu suretle onu büyük bir fidyei necat alıncıva kadar e- sir tutarsınız... Çangın kızgınlığı geçmişti. Keyfinden katıla katıla gülerek: — Büyük amcamın mezarına yemin &- derim ki, bu fikir çok güzel. Sen de hoş konuştun Tsao. Bir dizi yakut hakkındır; artık.. dedi. A Ertesi akşam sülar kararınca Çang ge- ne sedirine uzanarak beklemeğe başladı. Çok geçmeden, mızrakçılardan — birinin yaârasını tula tuta sallanarak — geldiğini gördü. Ş Adam: — Ay ay, diye inledi, Sizi aldattılar. Düşmanınız Tok-Hi'nin otuz mızrakçısı SON ROMANI kat da taş gibi bas - İmma yapınırım. An - İladın mı?. — Zaten Sen bu parayı eline geçirsen çarçür e - deceğine şüphem yök ama, nafile: A - yvucunu yala! Nerede ise, Ya - hudiye inme- - ine - cekti. Gözleri kay - mış,-birdenbire ku » kuyan ağzı sağ lara- fa çarpılıyor gibi ol- Muştu. |.. Odada,üç gört dakikalık bir sükün Ve bu müddet zarfında, na gılsa İfakat hanım insafa geldi. Zahir, Sofada kasketli bir baş, kara yağız bir çehre, beli kuşaklı bir insan göründü STANIN (DEN İZBANK sabahı sant 10 da İzanire varacaktır. günleri kalkan İzmir sür'at postaları tarafından pusuya düşürüldük ve kızını- zı kaçırdılar. Çang ayağa fırladı: hada da iki sarı yılan cü mel'unu üç gün içinde ölmelidir. di - ye kükredi. | * Ve Çang, dört işkencecisi, ile Tsaonun kapısını kesti. — Dışarıya çık, mel'un!. diya baykır- dı. Sana verdiğim yakutlu bileziği getir. Ve sana yapacağım iziyetleri, işkenceleri duymıyasın diye de, o tatlı ölümüna bir an evvel kavuşmak için dua et.. 'Tsao kulübesinden dışarıya çıktı. Ve birden arkasındaki kirli sarı cübbeyi, gö- zünden siyah gözlüyleri çekip çıkardı, Ve Çang şaşkınlıktan aliduğu yerde kala kal- dı. Zira karşısındaki Ling-Tok'tan baş - kası doğildi. “Tok yeşil ipekler giyinmiş idi, sol bileğinde, Çangın verdiği yakut bilezik vardı. Sağ elinde de mücevher kakmalı bir hançer tutuyordu. — Ey yakında kayınbabam olacak olan ve insanların en merhametlisi bulunan insan.. diye söze başladı. Bu oyunu kızı- nız parlak Zümrüdle birlikte hazırladık. Kızınızı kaçırmasını babam Tök-Hiye bildiren benim.. Ve şu dakikada parlak Zümrüd de bu sözleri aynen babama söy- Temektedir. Babam, kığınız için sizden fidyel nocat istiyemez. Çünkü ben burada sizin esiri- niz bulunuyorum. Siz de benim için ba- bamdan bir fidvei necat umamazsınız. Zira kızınız babamın esiridir. O halde, babama bir haber günder, ve yarın akşam beni, altı mızrakçı ile bir- ikte Taşlar ovasına yollıyacağını mızrakçısı üyuşuk nelsinde is« yan eltme, dayalma kudreti bulmuştu. — Senin bu para- da bir metelik hak- kın yok. Biletin pa- tasını ben verdim. Talih benim telihim. Devlet kuşu henim başıma kondu. -Sana ne oluyor, a mende- bur karı? Tarzında — karşılık verdi. Kavğa büyüyoördu. Hattâ bir aralık, me: deni kanün devrinde yaşadığını — unutan Guzabi efendi, karı- sina: — İleri gitme, A. zihninde vaziyeti muhakeme etmiş, ko-| müşterileri selâmlamadan, çıktı, git- yağının bağını çözüveririm, casının mürüvvetini yerinde bulmuştu . Elliliği yere fırlattı. — Haydi, ne ise.. büyüklük bende kalsın! Ben koca sözü dinleyen, itaatli kadınım. Sayemizde sen de çoluk, çocu- ğunla bayram yap., Yasef doğruldu. No olur ne olmaz, belki İfakat hanım gene fikrini değiş- tirir de, üstelik bu da gider diye parayı aldı, cebine koydu. Sonra piyango bile- tini almadığını hatırladı, onu da istedi, kirli cüzdanının arasına yerleştirdi; yıllık erzakımı düzerim, Üstelik, ikisendeliye sendeliye kalktı; bu hayırsız ve haklı |tis Evin içinde kendi kendi'arine kalın- ca, Gurabi efendi ile karıst önce hafif- ten başlıyarak, perdesi git gide yükse- len bir ağız dalaşına tutuştular. İfakat hanım, elli sene mahrumiyet içerisinde geçen bir ömrün bütün zehir ve ihtirasını ortaya dökmek fırsatını bulmuştu. — Paraları beraber pangaya götürlüp yalıracağız.. senedini de bana verecek- sin! diye tutturdu. Lâkin kocası asla oralı değildi: O da birdenbire böyle bir servete konunca, Demeğe kadar vardı. Fakat İlakat hanım: — O eskidendi.. şimdi insana öylei kolay kolay karı boşattırmıyorlar. Ha- fızın oğlu, kadını elile bastı da, öyle i- kene iki buçuk yıldır. mahkemedeler. Herif abukatları döyürmak Iiçin Tabut- cular içerisinde iki dükkânımı birden dstillâl etti. Senin dünyadan — haberin yok, Hele bir boşamağa kalk da, görür sün gününü! Diyerek aklını başına getirdi. Bu esnada, zalen zemboereği iyi tut- mıyan sokak kapısının, dışardan hafif Denizyoll rı işletmesi İzmir ilâve sür'at postası İzmir Fuarı münasebetile 4 Ağustosdan itibaren mevcud postalara ilâ- veton İstanbuldan her perşembe saat 11 de bir vapur kalkacak ve cuma Bu posta dönüşte İzmirdes ayni gün |Ü| saat 16 da kalkacak ve cumartesi saat 16 da İstanbula varacaktır. Bu ilâ- ve postaları İZMİR VAPURU tarafımdan yapılacaktır. İstanbuldan — pazar da badema saat 11 de kalkacaktır. dar hâkimi!., zın fidyei necatı bir miğfer dolusu mü - ğini haber ver.. bi rüdü de, altı mız - at olan bir miğfer do- erle yola salıvermesini söy- rakçı, ve fi lüsü müc le. O zaman müçevherlerimizi cihaz ya- parak, yanımızda 12 mızrakçı olduğu hal- de (Parlak Zümrüd) ümle birlikte, ve babalarımızın da dualarile Yülinin üs - tündeki tepelere gider, orada yerleşirim, Ve böylelikle ben de bir haydudbaşı o - lurum.. Fakat ey, müstakbel kayınbabam Çang, bu toklifimi kabul etmiycook olursan, bu hançerle karnımı deşeceğim. Ve kolunun yeninde bir hançor saklıyan Parlak Züm- rüd de ayni şeyl yapacak. O zaman, ne siz, ne de muhterem babamın, ahali içi- ne çıkmıya yüzünüz olmıyacak. Zira Çin çarşılarında sizinle alay edecekler, ve gözleri size ilişen sarı köpekler de es - niyecekler... * Ertesi akşam Çang sedirine geçti, v uzun kahkahalarla güldü, güldü. Ve uzakta Yuline doğru uzanan taşlık yolda Ling-Tok kolunu sovgilisinin kolu- na sarmış, öna en güzel, en ince aşk şar kılarını söylüyordu. Arkalarında da, 12 mızrakçı içleri mü cevher ile dolu iki miğfer taşıyorlardı... İbrahim Heyi YARINKİ NÜSHAMIZDA: Plâjda bir kaza Yazan: B. Gervaise Tercüme eden: H. Hatib bir tazyik ile ardına kadar dayandığı duyuldu. İfakat hanım: — Gene kimler geldi? Deyip de seğirtmeğe vakit bulama. dan, merdivenlerden paldır küldür bi: ri çıkmıya başladı. Derken, sofada kas ketli bir baş, kara yağız, kayış gibi bir çehre, alaca mintanın üzerine sadoece bir çapraz yelek giymiş, beli kuşaklı bir insan göründü. — Merhaba babalık! Uğurlu kadem- H olsun' Vurmuşsun turnayı gözünden, Sahi mi? diyerek Gurabi efendinin ell- ni öpmeğe koştu. — Oo0, Necmi, evlâdım! Hoş geldin! — Hoş bulduk, bey babacığım! De- mek, kör Salihten yakayı sıyırdın, talih İruşunu kafese koydun, öyle mi? — Eh, ne edelim? Tanrı halimize a- cıdı da, son günlüğü verdi, — Keyfine bak, bey baba. Artık bundan sonra tatlı canını besle, Gez, toz, eğlen.. vüktü biraz geç oldu ama, tabiatin noksanlarını para düzeltir. Görmüyor musun: Beyoğlunda nice kartaloz kokanalar, kocalarının, aftos- larının kasalarındaki papeller sayesin: de, on sekizlik, çiçeği burnunda kızlar gibi geziyorlar. Sen de, eğerleyim aklın varsa, buradan Parisi boylar, kendine bir maymun aşısı yaptırtır, güveylik delikanlıya dönersin.. İfakat hanım dayanamadı, atıldı: — Bir bu eksikti! Öğret, öğret de bu akılları, herifi zir deliye döndür, ba- kayım! — Ne darılıyorsun, hanım anne? Sa- na da bir şebek aşısı yaptırırız; sen de tazelenirsin. Sonra da, her ikinizi ger- değe koruz. Kocakarı bu şakadan hazzetmemiş değildi. Bununla beraber, zevahiri kor Tumak için suratını astı ve kalkıp, içe tiye namaza durmıya gitti. (Arkası var) İ

Bu sayıdan diğer sayfalar: