9 Haziran 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8

9 Haziran 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

k © Sayfı SON POSTA ( ZİRAAT | Ağaç Yetiştirmek Meselesi Bütün fenni icabları bir araya getirmedikçe ağaç dikmeğe kalkışmaktan ise, hiçbir şey yapmamak daha doğru olur. Çünkü ağaç dikmekten| Hürriyetin samimi, coşkun, fedakâr kahramanı; Y maksad, bir emri yerine getirmek değil, gözetilen gayeyi elde edebilmektir) larile ve şiirlerile etrafına azim ve irade saçan büy YAZAN : TARIMMAN Gazetelerin yazdığına göre, Afyon - nin hemen arkasında 1» şimdi gözleri adem ormanı hal karahisar bulunan «Hıdırlık küçük bir b ne gelmiştir. Vaktile tek ağacı rılçıplak, hattâ kaya bulunmıyan bu ç larla okap böyle bir ağaçlık o öluvermesi, insan höyretle ık bir sevinç veriyor. Hayret veriyor: Çünkü o haşin iklim de, o kıraç tepede, o asırlarca otlara bi le yüz vermiyen toprakta (Obugün bi ağ Xx vücud bulmuştur. riyor: Çünkü (tabiatın ve n ye yneti' olan ağaç Afyonkar alıklarına da ma edi'mistir. k, oranın “yalnız yo! etrafındaki 6 çıplak ağaç yetiştirilmesine gi - yuvaffak olunmuştur. şısında bir gö - alâkadarların i himmetlerini takdir ile an- mamak e'de değildir. Gönül arzu eder ki, Afyon Belediyest bu dalma ayni ihtimamla korusun ve git- tikçe daha 'yi hale getirecek tedbirleri de hiç ihmal etmesin! * Benim bu küçük haberi tekrdrlar - ken asıl tebarüz ettirmek istediğim bir başka nokta var: Yıllardanberi ağacı öğer dururuz: A- ğaç tabiatın biricik onimetidir. A şehirlerin vegâne etidir. ğaç şehirlerin miygrı medeniyetidir di- yerek onu hep benimsetmiye çalışma - mızdır. Fakat bütün bu iyi niyetli a - ğizlar, bir defacık olsun ağaç yetiştir. menin de kendine göre bir bilgi işi ol- duğunu söylememişlerdir. Sanılmış - tır ki, adına (fidan) denilen ne *düği belirsiz bir nesneyi rastgele sokuşturu o vermek, ağd; Muharebe zamanları müstesna. O va- kit te, mektublarile maneviyi seltiyor, ümidlerimi canlandırıyordu. Durdu; yüzünü büsbütün Ahmede döndü. Gözlerinin pınarlarında tane - lenen birer damla yaşla: — Beyefendi! dedi. Begun bircan yoldaşı, iyi bir zevce, Allahın, kulları- na en büyük ihsanıdır. Siz ki daima be- kâr yaşamışsınız, onun ne demek ol - duğunu bilemezs'niz. Hayat (o öyle bir bayir ki, bir başına tırmanılamıyor. He- le yak bastıkça, yük ağırlaştıkça, bayır da dikleştikçe daha fena oluyor. Gün geliyor ki, musibetlerin her türlüsüne göğüs gerimiş benim gibi bir asker, ye- se kapılıyor, içeride atılı tabancaların birile kendimi öldürmeyi düşünüyo - bu yö el eserini rum. Sonra, gene karımın hayali göz - bana sitemli kerimin önüne geliyor. hazarlarını çevirmiş, solgun dudaklar: Je, kızımızın varlığını ihtar ediyor sa - nıyorum. O zaman-vazgeçiyorum. Sağ- Jığında kırmadığım, incitmediğim Şe - fikacığımın aziz ruhunu rencide etme- mek için.. Zaten yolu yarıladım; öteye bile geç- tim. Harb meydanlarında, kaç defa, pek yakından gördüğüm, gözgöze gel - diğim ölümün er - geç gene beni ziya- ret etmesini, alıp pek sevgili ve pek muhterem refikamın yanına iletmesini tevekkülle bekliyorum. Fakat, Bütün metanetini yeniden elde et - miş, bakışlar; dimdik olmuştu. Cümle - sini öyle tamamladı: — Fakat, o güne kadar, bu'evin için- de ve dışında, onun hatırasile, yakın - dan uzaktan alâkadar ne varsa, onlara hürmet edecek ve ettireceğim. Bu, be- him bugün için en mukaddes vazifele- rimden biridir! Adamcağızm temiz heyecanı Ahme- de de sirayet etmiş! — Allah rahmet eylesin! dedi. irdenbire tA nerelere git- in eleminde bile bir baş - kalık olduğunu takdir ediyordu. Şu ih- aç)” hattâ a -|9 Bursada gürbüz bir şekilde yetiştirilen kavak ağaçları «in kâfi bir himmettir. Bu yüzden şim diye kadar vurdun bir çok köşelerin - de tekrarlanmış olan «ağaç bayramla- ri» hep birer gösterişten ibaret kalmış ve maalesef göze çarpar bir eser bıra - kamamışlardır. ikilemiyeceği; böyle bir'te - ışmâdan önce, o yerde han gi çeşid ağaçların ne gibi şartlar ve ih- timamlaria tutunabileceği düşünülüp, önceden bir plâna bağlanmadıkça; sar- folunan emeklerin hepsi boşa gitmeğe mahkümdur. Kaldı ki, ağaç yetiştir - mekte teşebbüs kadar sebatın da bü - yük rolü vardır: Ne güzel niyet ve e - ı tiştirmenin bütün icablarını | kanumumuzla dah bugün hepsinin yerinde yeller esiyor. Demek oluyor ki ağaç yetiştirmek; ağaç dikmesini bilmeğe değil, ağaç ye- bilmeğe mütevakkıftır. Ziraatte zorla olan bir şey yoktur. Bütün mesaimiz tabiatın müzaheretini temin ve istihsale müteveccihtir. Bina- enaleyh ağaçlama teşebbüslerinde he - vesimizden ziyade fennin icablarına â- yak uydurmak zarureti vdrdır. Orman teyid edilen bayram ve seferberliklerinde ilk dü - şüncemiz bu olmalıdır. Bütün fenni icabları bir araya getir- medikçs ağaç dikmeğe kdikışmaktan ga, hiç bir şey yapmamak daha doğru olur. Çünkü ağaç dikmekten maksad, bir emri yerine getirmek değil, o em - İrin gözettiği gayeyi elde edebilmek - tir. Bunun çin şu noktaları gözönün » de bulundurmak lâzımdır: 1 — Her çeşid ağaç ber yerdeol- maz: Kurak ve yâzın dirhem -su yüğü| görmiyen bir-şe' yollarına ıhlamur dikmek «biz bunları muvakkaten dik - tik» demekten başka bir şey değildir. Her ağacın kendine göre istekleri bu - Tunduğumu, onun ancak bu isteklere uygun şartlar içinde yaşayabileceğini teemmül etmek gerektir. 2 — Her fidan dikilmeğe elverişli olamaz: Kökü zedelenmiş, günlerce a- çıkta kalmış fidanlar, ileride yeşere - cek birer ağaç yavrusu değil, ancak bir sıra işaret kazığı olabilirler. 3 — Her toprak fidan dikimine mü- said zemin deği Yapısına ve diki - lecek fidanın nev'ine göre bir hazırlık tımarı görmedikçe, orası bir ölü me - kândan başka bir şey değildir ve bağ- doğdu, memlekete birçok vezir, k oğlu idi. All İzamanını av peşinde dolaşarak geçir « mekle büyümeğe başladı. Sonra Sofya- bir sürgün avunda yavrulu bir karaca büyük bir şair ola-İgi rına yaslanan fidanları gelip geçici bir meklerle dikilmiş olup ta, sonradan ih bırakılmış ağaçlıklar tiyar askerin, yal nızlığını ooyalaya - cak, hiç olmazsa, bir ölünün hatırası, geç- miş günlerin hüzün- lü yâdı vardı. İnsan, bazan kendini o de- İrece bedbaht hisse - İder ki, elemi de kıs- İkanır. Şu dakikada Ahmed Ercan, Ra - miz beyin kanayan kalbini kıskanıyor - du. O kalb, kendi kalbi gibi . bomboş değildi. Çarpıntıla - ru, bir yandan mu- âzzez bir ölünün ha- yali, öbür (yandan da ayni (derecede muazzez bir vücu - dün varlığı tanzim ediyordu. Ve Ahmed, ilk defa olarak, boşlu » ğun, kendi benliğini kemirdiğini duy » du. Etrafı hanımellerile, menekşe gülle- rile sarılmış bir kameriyenin içine gir- mişler, dallardan yapılmış iptidai ka - napelerin üstüne oturmuşlardı. Disarıda, bahçe yollarının £ incecik kumlarını çıtırdatan bir ayak sesi ol - du. Neyber hanım kendilerine kahve getiriyordu. Tepsinin içinden filcanı alırken, Ah- medin bakışları genç dulun üzerinde dolaştı. Boyasız çehresinin hatlarndas ki inceliğe ve asalete hayran oldu. Fe- lâketle ümüdsizliğin terbiyetkâr tesir - Yeni misafir kadar bile ağırlı (Devamı 10 uncu sayfada) Onu orada bırakıp, yürüdüler leri onun her çizgisinde, her tavrında kendini belli ediyordu. — Otur bakalım, hanım abla! İşin bitti mi? Ramiz beyin bu davetine, kadın, ica- bet edip otururken cevab verdi: — Bitti, ağabey! Teşekkür ederim. — Bizim kiz nerelerde kaldı? — İrfanı bekliyordur. Motörün bir eksiği varmış da, Kadıköyüne onu al - mağa gidecekti. — Bize neler hazırladınız? İyi şey - ler var mı? Ahmed bey biraderimiz bo- ğazma pek düşkündür; haber vereyim. Ahmed Ercan kendisinin böyle aslı olmıyan bir cepheden tamıttırılmasını protesto etmek maksadile: Edebi Romanımız: 27 KARLI DAĞA GÜNEŞ VURDU Ercümend Ekrem Talu “SON POSTA,, nın Tarih Müsabakası Namık Kemal Hayirân 14 mi muharrir, büyük şair, temiz vatandaş Namık Kemal 1840 ta Tekirdağında metli devlet memuru ve münevver in- işlirmiş temiz, asil bir ailenin aslen Konyalı idi. Na- mık Kemal muntazam bir tahsil gör - memişti. Çocukluğunda, bir #ralık 24- manının en iyi mektebi olan Bezmiâ - lem Valide mektebine devam etmişti. Pek küçük bir yaşta anasını kaybet- miş, kızının öksüzüne büyük bir sevki | Jile bağlanmış olan dedesi ile Karsa git- İmişti. Dedesi Lâtif Paşa Kars m rıfı idi. Namık Kemal, Karsta asar» | ya gittiler. Ordda da, âvare, ba: cılık merakı devam etti. Fakat bir vurdu. Heyecanlı, rak de cıklı sihne pek dokundu. bir dah: almamak Aman, rica €- derim! Yiyecekle a- ış verişi olmıyan biri varsa, o da be - nim.. dedi. — Şaka söyledim, kardeşim. Sizin gi - biler, maneviyatını beslemekten, mad - Jeten o beslenmeğe rakit (o bulamazlar. Nevber hanım kızı « mızda bunumu- kaddirdir. Değil mi, kızım? — Şüphesiz, bey! Bu cevabı, gayet serbest olarak ver - mişti. o Yapmacı riyayı bilmediği m- laşılıyordu. Ahmed bu müşahedesinden memnun oldu; ve gözucile kadını tetkike koyuldu. Yaşı belki otuz vardı. Durgun hali - nin, uğramış olduğu sukutu hayalden riyade fıtri ciddiyetinden ileri geldiği hissolunuyordu. Çok sade. fakat zarif giyinmişti. Tüsor elbisesi yaşile müte- nasibdi. Kesilmemiş saçldtını çok bi - çimli bir tarzda taramış, toplamıştı. Bakışlarında, bir pınarın duruluğu ve ruh dinlendirici berraklığı . vardı. Söz söylerken, bu bakış birdenbire alevle - niyor, parlıyor, sonra gene duruluyor- du. Ahmed onun den, yakm - gındatn, izahı mü I bir haz duymağa M oğmuş olan genç Kemale, bu a-| İhürriyet mücadelesi başlamıştı .İlan Namık Kei ağa -|Y debiyat hayatına atıldı. F milliyet pren: 0 tikir © ansız ie Bütün heyecan ve enerji rendi. On dokuzuncu asrın hürriğ pl lerini alâki ee tak ii ti. Türk gençliğinin ateşli b e Abdülüzizin müstebidane iye »if rle memleksi yen | ei gı, bilhassa gazeti Kemal bu mücadeleye bir Ki gibi karıştı. kaleler neşrett İzevk alıyordu. F larla beraber, hil dı. Koyu bir istibdad devri yahud Silistiren adını taşıyan PİS oynatmaktan ürkmedi. Siyasi müs kye her nevi felâketi göze 8 al Kıbrısa sürgü de çö me : larak # vi. ppi kale: onu konuşturmak fsi bulamıyor, daha doğrusu cesaret yi miyordu. Acemilik etmekten, olmaktan korkuyordu. Maamafihi — Bu taraflarda mı oturuyor” hanımefendi? dive sordu — Caddebostanında, efendim" nda. — Yaz kiş mı? — Evet, elendim. Babam yah, dir de, denizi çok sever. Uzekisi içine hasret çöküyor. a0 — Deniz güzel şeydir. Mans doyum olmaz. Ben de onun çekiyorum, oldutum yerde. — Nerede oturuvorsuruz, 8iZ, gr — Tâ, Anadolunun içerilerinİ ip panlhı köyünde. Mekteb mü a Ben de, deniz kenarında, öğ büyüdüğüm, hep orada ) $ i, nedir? Aksine, orum. Amma, bu b kı ef” , inekle tavuklar. Harman.. Doğrusu. Öke Asıl köy! — Daha iyi ya? yerde yaşamayı çok isterdim. beri, hattâ çocukluğumdan rim, Anadolunun içerilerind€ — gi sahibi olmak emelimdi. Bir Dabi? iy dürü hısımımız vardı: Ali B€ na, masal söyler gibi köyünü # da, geceleri rüyasını görürdü iki yıllık tecrübe; sonrdları, hayatından; şehir ins sonlarına ge bütün nefret ettirdi. Öyle deği ğabe, z Kucağına tetlifsizce sıçrayıP “ar ziş dilenen bir kedi yavrusu” ” ıpakla meşgul Ramiz Bey: Kİ — Evet, kızım! dedi; evet, NE 8 iğimi. Senin: şehirlilerden 8085 ciğim!.. Senin; şehirlilerde! sani hakkın ver Gokj ç Kadının gözleri nemlenmi: ali hieranlar Kiygfi” köşesine hücum etmi$ başladı. Ruhuna nüfuz edebilmek için hayatınm tekmi! e) (Arkasi

Bu sayıdan diğer sayfalar: