1 Ekim 1938 Tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 5

1 Ekim 1938 tarihli Son Telgraf Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

: Caddelere, konmayıp J irile bir yerde buluşacağımız B yahud bir yerin — adresini vereceğimiz zaman, çok de- fa, sıkıntıdan ecel terleri dökeriz. Çünkü, buluşacağımız, adre - sini vereceğimiz evin, kahvanin eükkânın yerini, bir türlü tarif edemeyiz. İstanbulda, meşrutiyetin üâ - nından, yani otuz — senedenberi, sokakların, caddelerin — işimleri belki, otuz kere değişmiştir. Yangınlar, şehrin haritasını de- Biştirmiştir. Ev, dükkân numara- larını, belki kırk kere değişmiş - tir. Yeni yapılır, şehrin haritasımı her gün değiştirmektedir. Bu kadar değişiklik karşısında, insan, şaşırmaz mı? C addelere, sokaklara numa- Ta konmayıp «ad> konması, eski ve yanlış bir usul! Bu eski hş usul, yabancılar bir sun, yerlileri şaşırtıyor. Numâra usülündeki şu temizliğe idci caddede on ikinci so- dokuz ev. buldunuz mu, sokağı , evi de elinizle koymuş gibi bu- lursunuz. Bunun da belki mah - zurları olabilir, fakat her halde, «isimler» le aramak kadar güç ve şaşırtıcı değildir ir semtte, birbirine ben - zeyen iki, hatta üç sokak ismi var, Bir misal söyliye- şu adresi veriyorlar: da ki i sokağında ön dokuz numara ev 1 buluyorsunuz. Kömürcü Abdi sokağı var, fakat sokak kı - sacık yon dokuz numaralı ev yok! E 1 sorup sorüşturüyor. - sunuz. Kömürcü Kasım sokağını buluyorsunuz. Gel ge daki on dokuz numaralı ev, sizin aradığınız ev değil. Tekrar araş- tırma başlayor. Bir kömürcü so- kağı daha: Kömürcü Mehmed, Bu #okakta öon dokuz — numara yok. da mı — yanlışlık , sokakların isimlerin - kaklarda, mahalle sapan taşı nişan lev- 1 boyaları dökük, 1 silik levhaları okumağa aktan; kapılardaki ba - zan iki, bazanı üç tane numara plâ- kalarını da şifre etmeğe uğraşa - Fak dolaşmaktan bıkar, usanır ve Çünkü, halk, k isimlerine, hiç ehemmiyet vermez. Büu, çok eskiden kalma şkanlıktır. tirn » gdeyim. Cadk res verirken, şöyle ko- şuruz Gayet kolây bir yerde... biliyorsun. Tram- HALİKİ zZAFER Viyana Konservatusrnüdi Moşhur Müga,niye MAROTHY SZANT Oj unan Operam tenoru BAKEA ve" Barıton Yunka Nn İştirâkile Novoctni Bahçesinde bakiki zafer Kkazanıyor, TEPEBAŞI - DAİRE s yemokler. Tazo bira , ora - | Mlacaksın... Bak tarif e- | Adres zorluğu sokaklara “Ad,, konması eski ve | yanlış bir usul değilmi? Bu eski ve yanlış usul, yabancılar bir yana dursun, yerlileri şaşırtıyor. Yazan: MAHMUD YESARİ ye dönerek şöyle yüz, yüz elli a- dım kadar yürü... Sağa sap... Sol- da bir çeşme gelir, onu geç... Bü- Yyük tahini boyalı bir ev vardır. dükkânı göreceksin. Onun biti - İ şiğindeki ev değil de bir ev a; I bakkalın solundaki manavın sa- ğına düşen ev. | Hiç mübalâğe etmiyorum. Ben, | Ben, geçenlerde, krokisini de yap-| tığım halde, oturduğum evin ad- resini bir türlü tarif edemedim. Dükkân sağlık veririz | Kalpakçılar — başından gir, Küzulu mağazayı geç, kuleli ma- ğazanın biraz ilerisindeki gemili mağaza... Birçok dükkânların camekân - larındaki resimler, kapı üstle - Londrada pek çok zenginlerin paralarım aldıktan sonra taki - bttan kurtulmak üzere Avrupaya kaçan ve birçok yerleri pasaport- suz gezen Stanley Spironun an- lattıkları dünkü «Son Telgraf» da vardı. Spiro selâmet çaresi ola - rak Danimarkadan Almünyaya | nasıl geçtiğini de şöyle anlatıya Danimarkaya geldikten son Almanyaya gitmek için yine hu- dudu geçerken yaya olarak git- | mek muvafıktı. Padburgda hu - duda vardım. Evvelce de böyle yaya olarak hududları aşmıştım. Fakat bu seferki her zamandan ziyade bana zor gelmişti. Burada birçok kaçakçılık vak'ası olduğu için hudud son derece sıkı bir | muhafaza altında idi. Yalnız be- | nim sığınabileceğim bir tek yer | varsa o da hududdaki büyük or- | mandı. Ormana saklanmıştır Birkaç kere burada çıkarak hu - dudü aşmak için teşebbüs ettim. Fakat her defasında anladım ki bunu aşmak kolay — olmiyacaktı. tekraren ormana dönüyordum. Benim buraya geldiğimdenberi altı gün geçmişti. Açlıktan gibi bir hale gelmişi ip hiç birşey arıyacak, satın alacak hal- aç bir halde kaldıkça bir an € Almanyaya geçebilmek için ça mak kararı ma daha kuvvetleni- yordu. Çok defo hiç beklenmiyen yerde tanınmıyan bazı adamlar | olur ki en zengin bir do: le insana iyilik eder. İş tan zi - e ben de Löyle birisine rasgeldim. Bu armar | ruculuk eden | yolculuk diliyerek yolu gösterdi. | numara rine asılmış göstermelikler, «ad- res> ve sşöhret» işaretleridir. — | Fakat bu işaretlerden biri de- | , «adres> eşöhret» de hapı istediğiniz kadar seniz, talihinize Bi yutar. Artık, arayın; bulabi «Havuz - V. S. gi- «Kadifeli: lu>, «Şişmanın dükkâmı kat bunların «adres> lel yardımları dokunmaz. Yine if edeceksiniz. — Tramvay yolundan yürüme; tramvay yolana muvazi ara cad- deye geç. Soldaki yokuştan — çık 'Tam karşına gelen dükkânın ya- | nındaki şişmanın dükkânından | <Devami 6 inci sahifede) Aylarca takib edilen casus!, Alman polisleri Spiro'nun başındaki takma saçı çıkarınca hepbirden bağırdılar : “İŞTE CASUSU YAKALADIK!, Fakat kulübesine çağırdı. Orada bir hafta kadar kaldım. Ondan sonra yoluma devam edecektim. Fakat herkesin bildiği yoldan de- ğil. Korucu bana gizli bir yol ta- rif etti Buradan kolayca Alman- yaya girebilecektim, Ben koru - cuya biraz para vermek istedim. Fakat kabul etmedi. Bana iyi bir Yürüyerek Alm dum. Fakat yolda türlü türlü dü lerle meşgüldüm. Alman - yaya girmeden evvel 0 zamana kadı tu parça parça ettim. Bu psaport bende et pek zorlaşa - caktı. Ben kendimi bir Alman 0- larak Alman toprağına sokuyor- dum. Üzerimde İn, tunun ne lüzumu vardı? Bu be - nim asıl hüviyetimi meydana ko- yacaktı. Halbuki mi Alman diye gösterecektim nyaya varıyor Fakat Alman olmak Almanya Ev'âdını Sogağa Atan bz_ıng Dün muhakeme edilmeğe başlandı sile mahkemey verilmişti. Dün birinci sulh cezada Mus- nuhakemesine başlanmış Mustafa böyle bir şey yapmadı - | ğını söylemiştir. Şahid olarak da Mustafanın kızı Müzeyyen ve ko- | cası Tahsin dinlendiler. Her ikisi de gece yatmaktalar- ken bir gürültü duyduklarımı kal- evi dolaşınca Alinin bir oda- tafanın dat yatmış bir vaziyette bulduk- | larını söylmişlerdir. Muhakeme | başka şahidlerin celbi için başka bir güne bırakılmıştır. Bir çobanın marifeli Eyüb ismind birine aid olan bir koyun sürüsünü Mezbahaya gö - | türmekte olan Yakub isminde bir Çoban üç koyunu sürüden ayırıp | Necati isminde birine satmış, ço- ban yakalanarak mahkemeye ve- lmiştir. hududundan içeriye girmek için hiç kâfi değildi. Hududdan gi - | ren herkes ve her Alman bu rada casus diye takib ediliyordu. Benim de Alman olmam bir A - vusturyalı casus olmama müni teşkil etmezdi!. Bu sıralarda Al- manlar Avusturyayı zaptetmek i- çin hazırlanıyorlardı. Onun için Avusturyadan bir takım casuslar gelerek Almanların ne yaptık - larını öğrenmek istiyebilirdi. Ben | de böyle bir casus sayılabilirdim. Bu öyle bir zamandır ki kardeş kardeşi takip ediyordu! Beni çok düşündüren diğer bir cihet te para meselesi idi. Üzerimde İn- giliz lirası vardı. Bunu namıma | değiştirerek Alman parası yapa- | bilecektim? Aksi takdirde para- sızlık yüzünden çok zorluk çeke- | cektim. Para değiştirmek mee - buriyeti — yüzünden — uğradıkça zarar büyük oluyordu. Çünkü arada vasıta olanlara da bir hay- li kâr göstermek lâzımdı. için bu iş bana iki misli masrafa mal oluyordu. Sonra pek büyük üzüntüler içinde helecan çeki - | yordum. Crin 'a girmiştim. Kımse n bir şey sorulmaksızın yoluma devam ediyordum. Her | taraf kardır. Karın içinde Ham - | burga doğru gidiyordum. Fakat oraya varmadan evvel trene bin- dim Hamburgta iki gün kaldım. On- dan sonra da başka bir trene bin- dim ki bu beni Hmburgtan ala- | tak ağır ağır Almanyayı dolaştı- racak, Münihe götürecekti, Fa - | Devamı T inel sahifemizde | — Dünkü sayıdan devam Kokteli bir soluk aldı. Anlı teli seriçe «— Birdenbire kalktı, güzel kol- larını boynuma doladı. Çok neş'e- Hi idi, kendisi gemiye kamarot kaydetmemi rica ediyordu. Zaten başka da çare yoktu. Bir kere ge- miye girmişti. Gemi de hareket | etmiş, sahilden pek çok açılmıştı. | «Hemen hemen şimdiki yolu ta- kib ediyor, gece Hessan boğazı ağ- zında bulunuyordu. Yorgunluk « tan adeta bir kütük gibi yatmış kalmıştım. Sabaha karşı nöbet a- miyi sarsan şidtletli bir sa- deme ile uyandım. Terliklerimi giydim Ve pijama ile güverteye çıktım. Karanlıkta Bir yere çarp- tığımıza hükmetmiştim. mi durmuştu. Az uzakta iki yelkenlinin bulunduğunu gördüm. Makine dairesine inmek istedim. rada bir yağcı dışarı — çıktı. aralı masınız?.. Kazan patladı!.. . boğazın en tehlikeli üne doğru yürüdüm, Tel - sizle S. O, F, işaretini vermek, ya- E: tazar nedir, iden, Misır çöllerinde mun- yallar yoktu. Hele asayiş bilinmezdi. Bunun için, kervanlarla yola çıkılırdı. Yalnız yola Ççıkmak bir yere gitmek tehlikeli idi. En cesurlar bile bu- na cesaret edemezlerdi. dip gelmemek muhakkaktı Yöolcu ve eşya nakli; lerle yapılırdı. Deve pek kanaat- kâr, pek dayanıklı bir hayvan- | kları düz ve y ga batmaz. Günde, '€en azı 150 kilo yük taşır. Bu y kün yarısını, yolda içilecek su teşkil ederdi. Bi y cular bazan susuz kalırı O devirde seyahat edenle uklarını — giderdiklerini ceylânın altına yat - ni ağızlarına ala- tıpkı mini mini ar gibi bu sü- emmişler ve hayatları: retle kurtarmışlardır. 5—SON TELGRAF—İ 1ciT Şong -_Gia_ng kurşugları!.— “Güverteye çıkınca Çinli korsatilarla boğuşmaya mecbur kaldım. Kafama inen bir usturpa ber daki imdad. taleb istedim, Bu sır. n bir takım gürültüler gel - neğe başladı. Ne olduğunu anla- mak için ileriye atılı Çarkçı aşı ile karşılaştım. Elinde koca- man bir demir vardı. tuttum. — Ne var? Ne oluyor?... kını eti a baş t — Ne olacak, korsanların bas - kınına uğradık. Kazanı patlattı- lar. Şimdi hakkımızdan gelmek istiyorlar, Bunlarla mücadele et- meli, hayatımızı pahalı satma - hiyız... — Haydi, rovelverlerimizi ala- hm!, Çok geçi... Bunu evvlce dü- şünmeli idin. Fakat, insan bu... düşünemiyor. Şimdi onlar kaptan köprüsüne hâkim bulunuyorlar. «Bu sırada açıkta giden yelken- liler de gemiye borda etmişlerdi. Birçok siyah gölgeler iplere sa- rılarak güverteye çıkıyorlardı. «Gece karanlığında — boğuşma- ya başladık. Ben, gayet kuvvetli Bir Çinli'ile boğaz boğaza gelmiş- n. Arkadan birisi kafama şid- bir usturpa yerleştirdi. Bay- | yere düştüm. Gözlerimi açtığım zaman ken- ESKİ ve YENİ Seyyahat arasındaki enteresan farklar Yıı.naıf İînparalorları. katolunan mesafeyi gös- terir bir âlet taşıyan arabalarla seyahat ederlerdi Susuzluk yüzünden vukua ge- len faciaların geçmek için, son- yollarda Bunlar adi bir şey değildi dinlenmek, ve hatlâ hayvanlara karşı kendilerini korumak, ye - mek ve içmek için buralara iner- lardan | terdi. vanları, dalma diğer — ker- zleri üzerinden yürür- ler, bir limana gelir gibi, Kahire- ye gelirlerdi. Yolda en çok ye dikleri hurma idi. Günde 18, hat- tâ 18 saat yürüdükleri olurdu. BUGÜNKÜ TAKSİLERİN HAYRI| Yunanlılar, en çok gemilerle yahat ederlerdi. Mümkün en ayrılmaz - biraz denizde, mutlaka korsan - fazla kaldı m kilen arabalardan anların te - tâbi idi: 2 laka ar ile sukağa çıkmak v (Devamı 6 ıncı sahifede) Kolundan | Yolcular | ve i baygın bir halde yere serd | kervansaraylar | n 1928 Korsanlar kaçırdıkları genç kızı, teslim bayrağı yerine grandireğe çekmişlerdi Muhafız gemisinin savurduğu gülle gemiye çarptı; gemi de, genç kızda dalgalar arasına gömüldü... buldum. Başım Funa halde ağ - rıyordu. Bin müşkülâtla döğrul - dum. Şefin sesini iştttim. — Hele şükür, kendine geldi. rafımda birkaç gölge vardı. Rüyada gibi mırıldandım: — Baştaki fenari yakınız!.. — Merak etme, fener yanıyor. Sarılardan on ikisini de cansız ya- tırdık. Fakat yelkenlilerden mü - temadiyen geliyorlardı. Nihayet arka güverteye toplandık. Şim - dilik vaziyetimiz iyi. Fakat sabâh olunca bilmem... — Ya ötekiler?.. — Ötekiler mi?.. Bilmiyorum. tayfalardan bir kısmı da baş ta- rafta korsanlarla uğraşıyor. Fa- — kat vaziyetleri çok vahim. Çün « kü bütün güverte yolcularına kar- 'mak mecburiyetindeler. — — k cihetinde bir aydınlık be- lirdi. Şafak söküyordu. Karşıdan, fenerlerini söndürmüş bir gemi - nin bize doğru süratle geldiğini görüyorduk. Yanımıza yaklaşınca: — Geminizin ismi ne?... Diye bağırdılar. Olanca sesimle cevab verdim: : Song - Giant.. — Bizimkinin de Angajante. — sahil muhafaza gemisi... ÇİNLİ KORSANLAR , iplere sarılarak yandaki yelken | lilere atlıyorlar, biran evvel ka - — çıp kurtulmak istiyorlardı. Muhafaza gemisi kaptanı: — Yardıma ihtiyacınız var mı" — Evet, fakat ilk evvel yelken- lilerin kaçmasına meydan verme yiniz. Muhafaza gemisi fayrab etti, — kocaman yelkenlilerin - arkasına — düştü. Bulunduğumuz yerderi çıktık. Elleri, ayakları bağlı ve yerde ya- tan yolcular tayfaların iplerini çöz dük. Güvertede nöbet bekliyen tayfa, kafa tası patlamış, beyni dı- şarı fırlamış, cansız yatıyordu. 'Telsiz — memuru da boğulmuştu. Tayfalardan dört ağır yaralı var- — j | dı. Kamarama gelince ne var, ne yok alınmıştı. Genç kız da kay - — bolmuştu. «Bir top sesi duyuldu. Sahile doğru açan yelkenlileri takib e- den muhafaza gemisi ateş edi - yordu. Dürbünle — bakıyordum. Güllelerden biri yelkenlilerden birinin baş tarafına isabet etti iini ve grandireğin üstünde bir şeyin Ballandığını görür gibi — oldum. Acaba bu ne idi. Dürbü - nün camlarını sildim. Dikkatle bakmıya başladım. Ne gördüm bi- iyor musunuz? Sefiller, kaçır - dıkları genç kızı direğe bağlama- mışlar mı?.. Hiç şüphesiz, bu sa- yede kaçıp kurtulmak istiyorlardı «Şüphesiz, Angajant'ın kuman- danı bunun ne olduğunu farket- medi. Yelkenlinin — durmadığını örünce iki gülle daha savurdu. Yelkenliyi batırdı. İçindekiler denize döküldüler, «Muhafaza gemisi korsanların ezasını vrirken bizim 8. O 8. işa- retini alan iki vapur imdadımıza — etişti. Bizi yedeğe alarak Hong ong'a getirdi. Kazanı tamir et - tirdik, İşte yine yola çıktık. — Bu hâdiseyi dünya gazetel elbette bütün tafsilâtile yazmış lardır. İ ğ , Biz gemiciler mütle. vazı adamlarız. Şöhret değil, yatımızı kazanmak isterir, Za n çok fena. Hayat pek gü htiyatlı davranıyo « ruz. Güverte yolcularını, gördü « — ğünüz gibi demi d ayırıy de sili S0l tara: çük topları söyledi — Korsan gemilerini batırmak için... ğ

Bu sayıdan diğer sayfalar: