23 Ekim 1936 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5

23 Ekim 1936 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

23-10.936 TAN Gündelik gazete | Başmuharriri Ahmet Emin Yalman ESA Tan'ın hedefi: Haberde, fikirde, herşeyde temiz, dürüst, samimi olmak, kariin gazetesi olmaya çalışmaktır. emma Günün Meseleleri ———— Propagandanın tesiri Propagandanın nekadar büyük bir kuvvet olduğunu anlamak için AL manların son zamanlarda kazandık- ları muvaffalıyetlere bir göz atmak kâfidir » Almanya, Fransa - Sovyetler itti-| fakmı bozmak istiyor. Bir seneden - beri bütün propaganda kuvvetini bu nokta üzerinde topladı. Kadyo ile, nu- tuklarla, gazetelerie dünyaya bu itti. fakın garp medeniyeti İçin “hlikeli olduğunu anlatmağa çalıştı , Nihayet ba propaganda eserlerini vermeğe başladı: Belçika, Almanya le Sovyetler arasında bir harp çık - tığı takdirde Fransa ile beraber ken- disinin de harbe sürükleneceğinden korktu. İttifaklardan ayrıldı. Bia ilân etti. Bu, Almanya için bir muvaffalayetti . Almanya Loökarnç devletleri - nin toplanmasını istemiyordu. Bvvelâ Sovyetlerin bu müzakerelere iştirak etmesine muhalefet etti. Sonra da- bi Bel ve yal atl Ahen ia edemiyeceğini söylemekle, bu aya düstü. diğer devletlerin kollek- sistemini yıkmak istiyor- emniyet yerine bir i İleri sürü. tif emniyet du, O kollektif EE nda İle bu kollektif emniyet zihniyetini yıktı. Basta İn- giltere olmak üzere, bütün devletler mntakavi paktlarla yalnız kendi se- Li Profesör Okubo eçenlerde o Japonyanın Türk dili mütehassısı Profesör Okubo, matbaamı- zı ziyaret etti. Yüzündeki ebedi ( tebessümle (derhal yüzleri eritiyor ve insana se- nelerdenberi tanışık olmak hissini veriyordu: Oturduk, konuştuk. Japon profesörü- nün türkçesi opürüzsüzdür. Dilimizi kusursuz konuşu- yor, bütün :nceliklerini kav - Tâmetlerini emniyet altma almak mecburiyetinde kaldılar. Propaganda zamanım en böyük si. Tâhıdır. Topun, tüfeğin, LalkkrNiz pamadığını propaganda, mu! , yele başarıyor. Mun, Alenen he: ten iyi kullanıyorlar . İtalyanın matbuata gizli emirleri Alman ve İtalyan matbuatı, hükü- met direktifi altında çalışırlar. Mat - buat ve nezaretleri her- Eün matbuata neşredilmesi ve edil. memesi lâzmgelen meseleler hakkın. da gizli emirler verirler. Pariste profesör (Karlo Roselli “Grisbazia Le berla,, adında haftalrk antifaşist bir mecmua çıkarır. Bu mecmuada İtalyan hükümetinin mat- bunta verdiği gizli emirler arada sıra- da neşrolünur. Bu hususta bir fikir edinmiş olmak için son gelen nüsha. sında rastgeldiğimiz bu listeden ba- a emirleri alıyoruz: «Stefani ajâns tarafmdan veril. medikçe Romaya geler mühim ya- bancılardan bühsetmeyiniz. “General Graziani'nin Habeşis- tanda faşist selâmı mebburi kıl dığı haberini yazmayınız. “pPransadaki amele hareketinden bahseden güzete kapatılır, “govyet Rusya hakkında malimat megretmeyiniz. . “Nasr Alfisri'nin Avusturya Başvekili Şuşnig le görüştüğünü yenız, bilâkis Aifieri'nin Ve. nedikte bulunduğunu yazınız.,, “fngiltereye ait yalnız haber neş- riyle iktifa ederek mülolsa yazma. yınığı, Alman hükümeti de ii ide günlük direktifler verir. ime - matbuatın hürriyeti. ni bile elinden almış, fikri boğmuş ve gazeteleri kendisine bir vasıta yap - muştar » . Propagandada çok geriyiz Biz propaganda işinde çok geriyiz. Size acıklı bir misaj: Bugünlerde İstanbula gelmiş hir ecnebi dostumuz Yar, Türkiye hakkında bir eser yaz. Mak niaksadiyle buraya gelmiş bulu- muyor, Bu zat bir iki gün ağn sola bâş vurmuş. Kendisine rehberlik e- den, malümat veren, yol gösteren rıyor. Hayret ettik. Erofesör bu hayretin yerinde ol- madığın: anlattı. Dedi ki; — Bizim için Türkçe öğrenmek çök basit şey... Japoncada kelime ser e Türkçede olduğu BAP düşünceleri ayni tarzda ifade sd6- Tiz. Sonra iki lisanda müşterek ke. Jimeler, biribirine benzer — kelime ve tabirler... Bunlara hudut yok- tur. Meselâ iyi, katı filân diye bir İ çok kelime (sayabiliriz). Profesör Okubo, Türkçeyi ken- di kendine Tokyoda öğrenmeye başlamıştır. Memleketimizde nz bir zaman kalmiıştır. Öyle olduğu halde Türkçesini aramızda doğ- muş, senelerdenberi büyümüş a damlar duysa herhalde hayretten dilleri tutulur. Demek ki hüsnüni. yetle çalışılınca Türkçeyi kusur- suz söylemek güç bir şey değil... J apon âlimi Türk diline bu ka- dar alâka ve sevgi gösterin ce biz de kendisinden Japon dili hakkında malümat istedik. Şunla- rı öğrendik: Çin dilinde olduğu gibi kelimeyi bir nevi resim şeklinde çizmek u- sulü, evvelce Japoncada çok iken şimdi eski Çin işaretlerile yazılı kelimeler yüzde beşten azdır. Ja- ponca bugün harflerle yazılıyor. Fakat Japoncayı yazmak için iki yüz harfe ihtiyaç vardır. Meselâ K için bir harf bulunduğu gibi Kâ, Ki, Ku, Ke ve Ko için de ayrı İşs- retler vardır. En garibi bunların her biri başka başkadır. Yani me. selâ Ki işareti K ile ? den terekküp etmiyor. Tamamile ayrı bir işaret- tir. K harfi muhtelif sadasızlarla bir ardya gelince arada hiç bir müşterek cihet bulunmıyan (ayrı ayrı işaretlerle ifade ediliyor. Harflerin böyle iki yüz işaret- ten mürekkep olması elbette bü- yük bir güçlüktür. Filhakika Ja- ponyadaki bilgi iptilâsı bu güçlük ——— nüyok , Bizi tanmak için ayağımıza kadar gelen ve yazacağı eserle bizi garp âlemine bedava tanıtacak olan bir unsuru böyle ihmal edersek, tâ Av - rupaya kadar dalbudak salan bir yropaganda teşkilâtı yapmayı düşür- mek bizim için bir hayal olur . Yalnız bu vak'a, bizim hâlâ, prop kimse olmamış. O da meyus ve mü-| memleketine dönmeği düsü-| meğe kâfidir. gandanm ehemmiyetini ve Tüzumö nu lâyıkiyle anlamadığımız göster * PROFESÖR OKUBO iLE DİKKATE DEGER BİR MÜLAKAT önünde durmuyor. Milyonlar sa. tan gazeteler vardır. Okunacak her risale ve kitabi halk kapışı- yor. Fakat lâtin harfi gibidaha ba- sit bir yol tutulsa elbette okumak daha kolay olacak, umumi bil gi daha fazla ileri gidecektir. Japonlar bunu bildikleri işin W- tin harfine slâka (gösteriyorlar. Fakat bizim gibi cezri bir tedbirle işi koparıp atmak imkânmı bula- miyorlar. YAŞA HALKI TMM OLANIN SMS ettiği bir k ıp mele Japoncanın lâtin harflerle. ması meselesini 'eviriyor, Ortada biribirine zt iki vardır: Lâtin harflerini İn 2u- sulü kullanmak taraftarları. Ve yeniden bir Japon usulü yaratmak taraftarları... Pek çok Japonlar İngilizce bil diği için harfleri İngiliz usulü . ile kullanmak pek çoklarma kolay gö” rünmüştür. Fakat bir çokları da harflere serbestçe tasarruf etmek ve Japon ihtiyacma göre bazı te diller yapmak tarafını tutmuşlar» dır. Neticede İngiliz usulü taraftar- ları tamamile mağlüp (olmuştur. Japonca tıpkı Türkçede yapıldığı gibi, Japon ihtiyaçlarma muvafık bir tarzda yazılacaktır. J apon profesörü bize bütün bu meseleleri anlattıktan sonra sözün mecrası değişti. Japonyada kadnlığın vaziyetinden bahsetme» ye başladık. Profesör Okubo diyor ki: — Biz garp tekniğini aldık. Fa- kat galiba fazla derecede erkek milletiz. Garbin kadın hakkımdaki telâkkileri de Japonyaya geldi; fa* kat hayatın içlerine.kadar sokula” madı. Bir kadın ve erkek sokağa çik- tıkları zaman kim önde, kim ark& da gidecek? Bunu münakaşaya lü- zum var mı? Biri kuvvetli, diğeri zayıf cinse mensup olduğuna göre elbette kuvvetin o mümessili olan erkek önde gider, zayıf cins arkâ- dan gelir. — Yanyana gitseler olmaz mı? — Olmaz. Ancak müsaviler yanyana gider. Biri kuvvetli, diğe- ri zayıf olduğuna göre yanyana Şi” dince kuvvetlinin hakkı kaybolur. — Kuvvetlinin sizde başka © gibi hakları var? — Kadınla erkek sokakta Bİ derken taşmacak bir yük varsa arkadan gelen kadm taşır. Bir ka. pıdan filân geçerken tabii olarsk erkek önde geçer, Hattâ Avrupa- da bazı sefaretlerimizde garbe u- yar görünmek için erkeklerimiz, kadınların önde gitmesine lüzum firka aponlar Diyorlar ki: Biz Erkek Bir illetiz Japon kadınları birçay davetinde gösterince kadınlar: Böyle usul- süz iş olmaz...,, diye isyal, ediyor. lar, 2 z ricek dışarda “çalışıp “eve 4 geldikten sonrs her hak > elbette onundur. Kadin onu kapı- dan istikbal eder. Terliklerin çe- virir. Yıkanırken, elinde havlu, bekicr, Evin erzakmı düşünmek Çarşı ve pazardan tedarik etmek, cve taşımak, pişirmek kadma alt , olan tabii işlerdir. Çarşı pazarda erkek görünmez, İşleri hep kadınlar yapar. Bir ada. mın karısı hasta filân olsa da ken. disi erzak almıya çiksa tikkati celbeder, dedikodular olur, — Demek sizde kılıbık diye bir sınıf erkek yoktur. Japon profesörü güldü. Kat Sevap veremedi. Erkek millet diye Japonları Üste çıkarmak © İstediği ve Japonyada kılıbık yetişmediği. nİ söylemeye meyli olduğu pek belli idi. Fakat hakikati de bütün bütin inkâr edemiyordu. Japon- Yada hiç kılıbık olmadığını söyle. mek; Japonların insan tabiati ha- İ Ez aaa a m 5 —— i Tarihi Dedikodu b Piri a aa Şİ a Bizim yaramazlar “ Padişahım al aslanlarını,, Üçüncü Ahmet zamanda çı büylik bir veba İstanbulu iz tü. Erkekler hep öldü. Erkekler ölün, ce evler mahlül oldu. Evler mahlüj olunca, çoluk, çocuk sokaklara dö - küldü. (Sokaklarda, meydanlarda, mezarlıklarda yatağa başladılar, Veba kırgın akabinde cuma günü geldi, Cuma günü, Üçüncü Ahmet, İ cuma namazına gitmek üzere kır atı. na bindi, Bermutat şal kemerinin içinde altın dividi vardı. Kalemi, maz, batası mükemmeldi. Üçüncü Ahmet öğleye yakın Top. kapı sarayının birinci kapısından çık. tı. Bahıhümayundan cıkmca ne gör. stin?, Üç bin Kasımpaşa kadını Babıhü. mayundan Sultanahmet camline ka - dar iki taraflı dizilmisler; ellerinde ikişer erkek çocuk var... Çocukları hayaya kaldırarak : “. Padişahım al aslanlarmı!.. Pa. dişahım al aslanlarını... deyip bağrı- şıyorlar, çalkanıyorlar. Üçüncü Ahmet beyaz atı üzerinde hiç istifini bozmadı, Sultanahmet ca- misine geldi. Kır atından binek ta- $mdan inince ardı sıra gelen vezir Nevşehirli İbrahim Paşaya sordu: “— Acep ne ola ki?,,, Vezirlazam İbrahim Paşa “.- Padişahını?.. Şehirde büyük bir veba oldu. Kasımpaşa o kalyoncuları hep öldü, Evler mahlül oldu. Çoluk, çocuk meydana döküldü. Kadmla- rm kucaklarında taşıdıkları erkek çocuklar hep kalyoncu oğullarıdır. Senin gemilerinin yarınki yeniçerisi « dir; levendidir., , Ücüncü Ahmet; hiç düşünmedi. ricinde kaldığını, içlerinde tuvvet- u di kadın, zayıf erkek çık- madığını iddia etmek olacaktı: — Her kaidenin istisnası olur. Diye diplomatça bir Cevap ver- di; «. Peki, sizin ökümüş kadınları. hiz yok mu? Japonyada bir kadın. ik hareketi başgöstermiş değil midir? — Elbette var. Fakat ben İstis- nal bir zümreden bahsetmiyorum. Umumi vaziyeti anlatıyorum. | ütlin bu bahis Türkçe ola- rak cereyan etmişti. Japon profesörü arada bir, Türkçe bir kelimeyi bulmakta zahmet çekti. Fakat lâkırdıyı uzatarak, düşünür gibi yaparak, müşkülünü gizleme- ye çalıştı. Bir kaç ecnebi lisan bil- diği halde işin kolayına gitmedi, her şeyi Türkçe söylemekte israr etti, Lisan bilenlerimiz pek sıkıya «gelince Jâkırdı arasına Fransızca filân kelimeler karıştırdıkları hal de iki saatlik konuşmamızda Ja- pon dostumuz Türkçeden obaşka bir lisanda bir tek kelime kullan. — Ben Ras değilim, dedi Ras Prens demektir, Ben sadece bir ku - mandanım, Onunla Cenevrede Karlton oteli » nin küçük bir salonunda karşı kar - #YA oturuyorduk. O kusursuz diki. MİŞ lâcivert elbiseleri içinde geniş omuzlu ince belli dar kalçalı güzel bir delikanlı idi, Yüzünün derisi eğer siyah olmasa idi. Oturuşuna giyinişine konuşuşu- . onun bir Avrupalı oldu Bundan şüphe etmek imkân: yoktu. İnce uzun güzel ellerile gayet az hareket yapıyor ve iyi bir Fransızca ile ağır ağır konuşuyordu: — Cenevreye Milletler Cemiyetin- de Habeş milletinin haklarımı müda faa için geldik. Fakat çök iyi hisse- diyorum ki. milletlerin hakki cemi- GÖRDÜGÜM ŞEYLER Ras Nasibu Derhal kâğıt getirtti. Beyaz üzerine ferman yazdı ; - “Fimabaat vakıf akarat mahldl ol- | dukta evtidin intikal ede... , Beyaz üzerine ferman yazmak ka- İ rihadan trade etmek demektir . 4 Vaka müverrih Öeüdet Ahmet Pa- sadan mesmudur. 1909 büyük kole rası esnasında Bebekte Hekimbası Behçet Efendi yalısında nakil ve hi. kâye etmistir . Abdurrahman Adil EREN ——— madı, Profesör. Okubo, memleketimizi pek sevmiştir. Bizim garp muaşe- ret usullerini âynen almamızı ve bu usullerin yer tuttuğu muhitler- de erkeğin bir takım zahmetleri ü- zerine almasını ve kadmın o faik cins vaziyetinde görünmesini ten. kit etmemiştir; Fakat i di memleketinin hel diği, tenkit projelerini Japon usul- leri ve İtiyatları üzerinde dolaştır- maktan hoşlanmadığı çok helli idi. Profesör Okubo buradan ilk fr. Satta tekrar gelmek kararile ayrı miştir, yetlerde değil cephelerde müdafaa di. Biraz fazla gaz teneffüs etmişim, eğilir... Iri kara gözleri çok dalgındı. Ve bakışları sonsuz bir keder ifade edi- yor gibi idi. Sperit öyle müthiş bir gey ki... . “Ras Nesibu verem hasta kv lığmdan ölmüştür... diye iki satırlık bir hava- Habeş Milletinin mağlübiyetine t4! dis okuduğum zaman talihsiz Habeş içten yanan bir hali vardı, — Ben daima muvaffaktyetle har- bettim dedi. Ve bir emirle cepheyi terkettim. Maamafih iyileşir iyileş- mez yine memleketime döneceğim. Burada hayat bana ce- hennem azabı gibi geliyor. . — Hasta mısınız diye sordum, Ras olmadığını ısrarla söyliyen ku mandan Nasibu birinci defa olarak! milletinin talihsiz kumandanmı dü - şünmedim. Yalnız Bözümün önünde geniş omuzlu, uzun boylu levent gi- bi bir Habeş delikanlramn hayali canlandı. İnce, uzun bir el yâciı , vert kostüm. le örtülü bir göğse sanki tekrar, Ni rar vurdu. Ve ağır, ağır konuşan bir ses: — Isperit öyle müthiş bir şey ki. sözlerine ellerini de iştirak ettirdi | Dedi ve yakın bir istikbalde ineg, n Ve bunlardan birile göğsüne bafif ha | lığı fif vurarak: — Ciğerlerimden muztaribim de - bekliyen müthiş âkibeti düşüne rek dehşetimden titredim, Suat DERVİŞ

Bu sayıdan diğer sayfalar: