30 Kasım 1937 Tarihli Tan Dergisi Sayfa 6

30 Kasım 1937 Tarihli Tan Dergisi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hintli ile Mülâyim mindere çıkıp güreşe tutuştukları sırada İri Kıyım Hintli Pehlivan Mülâyime 26 Dakikada Yenildi Karacabeyli Hayatinin Güreş Öğrenmesi Lâzım (YAZAN: EŞREF ŞEFİK) Hintli Muhammedin ilk güreşini dün Taksim stadında Mülâyime karşı gördük. Yirmi altı dakikada Mülâyime tuş- Ja yenilen Hintli, vaktile iyi bir peh- Yivan olduğunu gösterecek şekilde, ilk İ dakikalar güzel tutuştu. Girişmeleri, kavuşmaları yerinde ve zamanında İ- | di. Fakat on beşinci dakikadan sön- ra hayli ilerlemiş görünen yaşmın te- siri de sırtına yüklenince ayakta du- ramaz öldu. Mahsus bir çift dalarık dinlenmek için alta düştü. Alla düş tüğü dakikadan sonra bir daha aya- ğa kalkmak kısmet değilmiş Mülâyım Üstte Hintliyi daha ziyade yormek © hususunda fazla aceleci davranmadı- ğt halde geçkinleşmiş Hintli kendili- ginden eriyerek kolay yenilecek bir kıvama girdi. Mülâyim de tavma ge- | tirdiği rakibini çevirmekte tereddüt etmedi. Hintli Istanbula ayak bastığı vakit, kendisile yaptığımız mülâkat- İz neşrederken; nekadar pehlivan ol- duğunu ancak birinci güreşinden son- Ta yazabileceğimizi ilâve etmiştim. Bir hükü Hintlinin ilk güreşini dün gördük. © Bugün pehlivanlığı hakkında edindi- ğimiz hükmü şöyle hulâsa edebilece- ğim: Bundan on, hattâ beş sene evvel tutacağı yeri bilen, kolu, bacağı sağ” lam bir güreşçi imiş, Bu seneler bir epey geçkindir. Fazla ola - rak, yol yorgunluğunu dâ henüz üs #lnden tamamile stamamış görünü- yor. Malüm ya, yaşı ilerlemiş insan- © lar yorgunluğu bir genç kadar çabuk stamazlar, Öylelerin beş gece şimen- difer seyahatinden sonra on Böş gece istirahat ve hafif idman haklarıdır. Geçkinliğine bir de yol yorgunluğunu | ilâve edersek, yapabileceği Kadar çü- Teş yaptığını kabul etmemiz icap €- der. Hintlide dünkü halinde yirmi © dakikalık güreş mevcuttu. Onu tü- ketince mesele kalmadı. Hintlinin halini yazdığınız sırada Mülâyimin de hasmının hizli bulundu Zu ilk dakikalar atılgan görünmeyip, © işi denkleştirdikten sonra kozunu paylaşmasını takdir etmeliyiz. Hint- inin ateşi Üzerinde iken altlı, üstlü 0- Yunlara teşebbüs edip güreşi karış” tırsa di, belki tehlikeli bir oyün dü- gerdi. Kendisini bu bakımdan ve ka- zZandığı galibiyetten tebrik ederiz. Hayatinin güreşi Mülüyim — Hintli güreşinden ev- velki güreşi yapan Karacabeyli Ha- yatiye gelince; son zamanım en par- lak istidatlarından görünen Hayatiyi filhakika vücutçe gelişmiş gördük Kolu, budu dolmuş, ensesi yerine gel- miştir. Fakat Allahım verdiği o yağa tesna vücude yakışteak kadar henüz Oyun öğrenememiştir. Telâşlı ve ekseriya dağınık güre- şiyor. Hep güç tarafından çabalıyor. Heyatiyi bastırdıktan sonra köp- rüye gelmesine meydan vermiyen ve on yedi dakikada tuşla galibiyeti te- min eden Sındırgılı Ibrahimi dün stat taki seyirciler gibi biz de takdir ede- riz. Bu iki müsabakadan evvel Pomak Süleymanla Sabri arasındaki müsa- bakada Pomak Süleyman yirmi da- kikalık güreşte sayı hesabile galip i- lân sdmar, Son güreş Mülâyim — Hintli çıktılar, Evvelâ müsabakanın yirmişer dakikalık İKİJ çğyleri ve hakem üstüste düdük çal. devre olacağını ilân ettiler. Halk iti- raz etti. Bir saatlik güreş istedi. Tek- rar pehlivanlarla pazarlık edildi, 1 kinci bir kararla güreşin bir saat ola- cağı seyircilere bildirildi. Düdükle beraber Hintli yan bir gi- rişle Mülâyime güzel kavuştu, Mülğ- yimin bir iki dalmasma çok teknik mukabelelerle meydan vermyordu. Hintli biraz sonra, kesileceğini he- pimizden iyi bildiğinden kuvvetli Si çapraz toparladı. Minderin dışma düş İkisi yanyana dığı halde Hintli Mülüyimi altından bırakmak istemiyordu. Müşkülâtla a- yırdılar, Tekrar ayakta başlıyan gü- reş on sekiz dakika öylece devam et- ti. Hintli yorgunluğunu dinlendirmek ayni zamanda kapabilirse bastırmak maksadile Mülâyime bir çift paça dal dı. Fakat Mülâyim iyi karşılıyarak Hirtliyi altma aldı. Yirmi yedinci da- kikada kanıra kanıra yendi. Macar B Biri Ankarada, biri Istanbulda ol- mak Üzere iki maç yapacak olan Ma- carlar, dün sabahki konvansiyonel i- le gelmişlerdir. Kafile 14 oyuncu ve 3 idareci olmak üzere 17 kişidir. Istas- yonda kafile reisi ve Macar federas- yonu tek seçicisi Ditz bir muharriri. mize şu beyanatta bulunmuştur: “. Buraya gelmeden Romanyada iki maç yaptık. Galip gelen takımı - mız Macar B milli takımıdır. Roman. ya B milli takımı ile yaptığımız maçı 3 —0 kazandık. Fakat şunu da söy- Byeyim ki, Romenlerin esas milli ta-| kımı da bize çıkan takımdan pek fark u değildir. İkinci maçı hemen ertesi günü Ce- nubi Romanya mubteliti ile yaptık ve onu da 2—1 kazandık, Macar B milli takımmı bu sefer Jikte üçüncü vazi- yette giden Febüs takımını esas tu- tarak yaptım. Zaten şimdi Avrupada milli takımlar hep bu şekilde teşkil edilmektedir. Bununla beraber bu - raya gelen bu takımda esas Macar milli takımdan 4 oyuncu vardır Çikoş kaleci, Fekete sol müdafi, Rök ağ açık, Beki sağ muavin veya $ol açık. Bundan başka diğer 10 oyuncumu- zun sekizi de mühtelif zamanlarda Milli Takımı Dün Buraya Geldi, Akşam Ankaraya Gitti Peralılar Beşiktaşı 3-0 Yendi İstanbulspor da Galip Beşiktaş Halkevi spor komitesi ta- rafından cümhuriyet bayramı müna- sebetile tertip edilen turnuva maçla- rina dün Şeref stadında Şazi Tezca- nın hakemliği altında başlandı. Wk müsabakayı İstanbulspor ile Şişli yap tılar. Şişli takımmda izmirli Vahap oynuyordu. Canlı ve enerjik bir oyun | çıkaran Istanbulsporlular ilk devre-| de 2, ikinci devrede 1 sayı yaparak maçt 3—0 kazandılar. Ikinci karşılaşma Pera ile Beşiktaş arasında yapıldı. Nisbeten genç © yunculardan teşkil edilen Beşiktaşlı ler Peranm hâkim oyunu karşısında muvaffak olamadılar ve maç 3-0 Pe. ranm galibiyetile nihayetlendi. Pa zar günl Istanbulspor ile Pera ara- sında final müsabakası yapılacaktır. — ——— a beynelmilel olmuş oyunculardır... Macar oyuncuları dün akşam An- karaya gitmişlerdir. 30-10. HiKÂYE ökotkof'un evinde akşam ye- meği yiyorlardı, Lokotkof silesi, karı, koca ve bir çocuktan ibaretti. Bu sırada sofraya köfte getirdiler.. Köfteler Lokotkof'un pek hoşuna gitti. Memnuniyetin- den karısmın sırtını okşıyarak: — Aferin Manoçka, dedi, köfte- İ, ler çok güzel olmuş. Eline sağlık... Tokotkxof'un karısı Mariya Alek- sandrovna gülümsemekle iktifa et- ti. Lokotkof büyük bir iştiha ile köfteleri yiyordu. Bu esnada oğlu Bobka dikkatsizlikle babasını ko- Tuna çarptı, Kocaman bir köfte ça- taldan kurtularak yerlere yuvar- landı. Mariya Aleksandrovna: — Zarar yok, dedi, bu da kedi- nin kısmeti!.. — İyi hatırıma getirdin yahul. Bizim kedi nerede? Bobka acele acele babasına ce- vap verdi; — Akşam üstü avluğa idim; 0- nu orada gördüm. Damı üzerinde Oturuyor durmadan esniyordu. Av- Yudâki çocuklardan birinin söyledi- ğine nazaran şimdi onlarm kızgın” hk zamanı imiş... Baba, kızgınlık zamanı ne demek?, M>: Lokotkof karısiyle ba- kıştıktan sonra oğluna çi” kışmıya başladı: — Lüzumlu Jüzumsuz herşeyi öğrenmek istersin! Böyle saçma sa pan sualler soracağına dersine ça- lışsan daha iyi edersin!., Baksana hesaptan “zayif, m var. — Bana bağırıyorsa benim ne kabahatim var?, — Kim sana bağırıyor?.. mi?. — Hayır baba, kedi değil; hesap öğretmeni Anma İvanna, Lokotkof, oğlunun bu son sözle- rine hiçbir cevap vermedi, Karısı- na dönerek: — Biliyor musun, dedi, bugün hoş bir şey oldu. Daire şefi Kuşats- ki bana farelerden şikâyet etti, o- na bizim kediyi vâdetmiş bulun- dum, O tabii benim bu vadimden pek mütehassis oldu... Şimdi bil-

Kedi Türmesem mi?, Ne dersin?.. Mariya Aleksandrovna hafifçe ça tınarak: — Mademki vadetmişsin, götür- men lâzım, dedi. — Böyle hareket etmekle dal- kavukluk yapmış olmıyacak mi- yım? — Kimse farkma varmazsa O Zâ- man mesele yok, — Ya farkma varırsa ?. — O zaman da bu hareketin bal gibi dalkavukluk olmuş olur. Lokotkof sinirli sinirli söylenmi- ye başadı: — Sanki! şeytan dilimi çekti. An- taştlıyor ki biz hâlâ eski devirden kalma, âmirlerimize o yaranmak ilâh.. gibi âdetlerden bir türlü kur- tulamıyoruz, Mademki vadettik, is- ter istemez götüreceğiz!. Aksi tak- dirde herif, hakkımda kimbilir ne- ler düşünür? ariya Aleksandrovna birden- bire endişe ile kaşlarını çat- tı ve sordu: — Ya onu azlederlerse? — Ne demek “azil, ederlerse? — Basbayağı. Herkesi nasıl az lediyorlarsa öyle,. Hem de gazete” lerle yazmak suretiyle. İşte o zâ- man kedinin ona kimin tarafmdan verildiğini muhakkak (öğrenirler. Bir defa bu, olmıyagörsün.. Senin de yandığm gündür. — Nasil olur” Bir kedi için?. — Tabii bir kedi için. Amirlere faydalı ev hayvanları hediye et- mek tipik dalkavukluk örneğidir. — Demek ki, senin kanıatine gö re âmirlere yalnız sırtlan ve kap- lan hediye edilebilir. — Istersen fil bile hediye et; yal- nız kedi hediye etme! Değğim gi- bi, kedi dalkavukluğun, tabasbusun * kendisidir. Kedinin sırtı bile ok- şanırken tabasbusu ifade eder. Lokotkof, düşünceli bir eda ile: — Onu azledeceklerini ummu- yorum, deği. Herif sapasağlam ye- rinde oturuyor. Granit gibi.. Ne o- lursa olsun kediyi ona vereceğim. Bu bizim için çok iyi olur, Bobka, haydi git te şu kediyi bul getiri, nasiyle babasının konuşma- larmı büyük bir alâka ile takip eden Lokotkof'un oğlu Bob- Garra aş Yazan: Leonid Lenç Çeviren: B. Tok js TP IN ka kıpkırmızı kesilmiş bir helde: — Ben kediyi getirmem, diye ba- gırdı. Kedi benimdir. Onu ben bü- yüttüm. — Bana cevap vermiye utanmı- yor musun, ödepe: — 'Tabil cövap veririm.. Kedi be- nimdir, Ben onu eve getirdiğim za- man şu kadartıktı.. Onu ben bes- ledim, ben büyüttüm, kocaman bir kedi haline getirdim. — Ben sana başka bir kedi bulu- Tum Haydi yavrum git şunu ge- tir. Boboçka, göz yaşlarımı yumruğu ile silerek kediyi getirmiye gittiği zaman Lokotkof, yalancı bir sevinç- le karışma: — Bu kılkuyruktan kurtulacağı» mız için ben biraz da seviniyorum, muzda bu kedi. yüzünden lüzum- suz muhabbet duyguları uyanıyor. Bu konuşmadan yarım saat son- ra Lokotkof sokakta otobtis bek- liyordu. Lokotkof'un elinde, ağzı eski bir mendille dikilmiş bir sepet vardı. Mendilin üstünden tektük hava delikleri görülüyordu. Sepetin içinden acı aci bir mi- yavlama geliyör, orada sinirli si- nirli bir şeyler kımıldıyordu. Lo- kotkof'un kulakları, yanakları ateş gibi yanıyordu. Herhalde o da bu rolünden pek hoşnut görünmüyor. du. okotkof geç vakit evine dön- dü. Suratı asık ve hiddetli idi. Karısı: — Götürdün mü?.. diye sordu. — Evet götürdüm! Yolda iki de- fa ceza verdim Bir defa da otobüse polis çağırdılar.. Otobüsteki helk- tan bir kısmı benim çocuk çaldığı- mi iddia ettiler.. Murdar hayvan küçük bir çocuk gibi sesler çıkarı- yor, acâyip acayip kıpırdıyordu. — Kediyi götürdüğün zaman Kuşatski ne dedi? — Hiçbir şey demedi. Uyuyordu. Kediyi hizmetçiye verdim. Maama- fih kedinin ilk işi koridora pisle- mek oldu. o Lokotkof'un ailesinde beş gün kadar kediden hiç bahsetmediler.. Altıncı günü akşamı ise Lokotkof evine fevkalâde canı sıkılmış bir halde döndü. Karısmı bir köşeye çekerek: — Manoçka, dedi, başıma gelen- leri hiç sorma!.. Öyle canım sikili- yor ki. — Sakın kedi yüzünden olma- sm ?. — Tahmin ettiğin gibi. Kedi yüzlinden, Kedi Kuşatski'ye ve bü- tün ailesine uyuz hastalığı bulaş- tırmış, Herif ps pis kokan bir mer- hem sürünmüş, sargılar içinde do- aşıyor. — Ne felâket!, üşatski bana: K — Hediyen İçin teşekkür ederim, Lokotkof, dedi. Bu lütfunu hiçamutmıyacağım!,, Evet, harfi harfine böyle dedi: “Bu lütfunu hiç unutmıyacağım!,, Felâket Manoçka!. — Peki, kediyi ne yapmış? — Derhal defetmiş! Kuşateki kinci herifin biridir; bunu hiç unut maz!.. Muhakkak acısını çıkarır. . Aradan yirmi gün geçmeden Lo- kotkof'un çalıştığı dairede bazı de- dikodular dönmiye başladı Bu dedi koduların en başmda; siyasi bazı hatalarından, ve ile hayatındaki yolsuzluklardan ötürü Kuşatski'nip özledileceği geliyordu. Lokotkof yelsinden, korkusun- dan yarı cansız bir hade dolaşıyor» du, Nihayet dedikodular tahakkuk etmiye başladı. Bir akşam umumi içtima yapıldr. Hatipler arka arka ya Kuşatski hakkmda bir sürü dik kate değer ve doğru şeyler anlat- mıya başladılar.. Lokotkof, en ar. ka sıralardan birinde oturuyordu. Kulakları, tıpkı kediyi götürdüğü günkü gibi, ateş içinde idi. “Şimdi kediden bahsedecekler, şimdi benim dalkavukluğum me; dana çıkacak!.,, diye kendi kendi. ni kemiriyordu ihayet dayanamadı. O da söz aldı Heyecanından baştan- başa titriyerek kürsüye geldi ve söze başladı: ki hakkında birkaç söz söyeremex istiyorum. Ben şimdi size çok mü- him ve dikkate değer bir vakmdan bsedeceğim.. Bu öyle bir vakıa, öyle bir hakikattir ki kiddetimden şimdi bile tirtir titriyorum. Ku- şatski, herşeyden önce iğrenç bir zorbadır. Evet, evet iğrenç hir 20r- ba, . Amirlik vaziyetinden istifa» de ederek, ailemizin biricik teselli vasıtası olan sevgili kedimizi ceb- ren bizden gasbetti.. Sonra da, bili- nemeğ hangi sebeplerden ötürü, bü kedinin kendisine ve ailesi efradr- na 'uyuz aşıladığı rivayetlerini or- taya attı, Bu, iğrenç bir yalandır. Kedim, ailemizin kırk yıllık kedi- sidir, Sihhatlidir, Kedimin sıhhatli olduğuna dair birçok şahitlerim var... Bütün bunları söyledikten sonra Lokotkof sigara içmek için korido- ra çıktı. çeri döndüğü zaman bitabet kürsüsünde daire memurlarından Ukolof vardı, Ukolof sözlerini şu kelimelerle bitiriyordu: — Evet arkadaşlar, en mühim vazifelerimizden birisi de bu mes Yün delkavukluk illetiyle mücade- ledir... alon Ukolof'un bu sözlerini giddetle alkışladı. Lokotkof ta bu alkışa iştirak etti. Fakat derhal, lüzumsuz bir şey yaptığını hissetti, Umumi vaziyetten de, salonda tu- haf bazı şeyler cereyan ettiğini anladı.. Yavaşça daktilo Veroçka'» nım yanına oturdu. Fakat Veroçka süratle memurun yanımdan uzak- laştı, Oradan kalkarken de Lokot- kof'a öyle bir bakışla baktı ki Lo- kotkof âdeta kendisine bir bıçak sokulduğunu zannetti, O da syağa kalktı muhasip Petr Stepanoviç'in yanma oturdu. Fakat muhasip te ayni tavırla Lokotkof'un yanmdan uzaklaştı. Loköotkof artık kendini bilmez bir hale gelmişti. Yavaşça kalktı, Odanın en tenha bir köşesine gidip oturdu. Etrafma bakındığı zaman Ku- gatski'nin yanma oturmuş olduğu- nu farketti. Salonda umumi bir kahkaha (o koptu. Bu kah - kaha Onu ezmiş, kahretmiş.

Aynı gün çıkan diğer gazeteler