23 Şubat 1939 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9

23 Şubat 1939 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yakın Tarihin En Esrarlı Çehresi: Yerden Yay Gibi Fırladım Solumdaki Hintliyi Bir Tekmeyle Birkaç Adım Öteye Fırlattım ve Sağımdaki Hintlinin T Tabif, hemen biz de takımlarımı- zı toplamış, oradan çekilmiştik. Bo- Yacı köyünde Sait Halim Paşanın akaretlerinde oturan Mısırlı Meh- met Zeki Beyin kanadı altına gizlenip sinmiştik. Takdir edersi- hiz ki, çok da sinirlenmiştik. İstanbul polis müdürlüğü, Da- mat Feridin yalısı, Arnavutköy po- lis merkezi karışmıştı, telâşlan- miştı. Hain Feridin adamları, İti- İâfçıların bileğine güvenen kahrs- Manlafı, taharri memurlarının ko- damanları etrafa dağılıp saçılmış- lar, Sadık Babayı arıyorlardı. Ve tabil görürler, bulurlarsa tuta- caklar, canımızı yakacaklar, kim bilir belki de çıkaracaklardı. İstanbul polis müdürlüğü neza- Tethanesini, polis merkezlerinin bodrumlarını, Sadıklar doldurmuş tu. Beyoğlunda Miralay Ballar ve Maksivel karargâhları da Sadık - lar karargâh olmuştu. Her gün dolup dolup boşalıyordu ve bir tür- Mi aranılan Sadık bulunamıyordu. Başına bir de İttihatçı kelimesi ek- lenen ismim uzamış, İttihatçı Bul gar Sadık olmuştu. Mübalâğa san- mayınız. Yalnız benim ve dostle- ramın değil, bütün ismi Sadık olan- kanların ve dostlarının evleri be- smimış, aranılmış, fakat bulunama- aştım bir türlü. O zaman beni Damat Feridin bışmmdan, işgalcilerin zulmundan Üsküdar taharri dairesi memurle- rından Ahmet Hamdi Efendi kur- tarmıştı. Bu sıkı ve tehlikeli va- Zİyette, beni evinde saklamak su- retile gösterdiği sevgi ve saygının karıığını ödiyem n yürekli ve pek gözlü delikanlıya da, borçim oldüğüm minnet ve şükranlarımı, şuracıkta ödemek isterim, akkıman yapılan ba şiddetli takipler devam ededursun, ben yağmurlu bir gecede, Ahmet Hamdi Efendinin evinden çıkmış, Alemdağı yölunu tutmuştum. Gö- rülmemiş bir hızla, bardaktan bo- Fanırcasına yağan yağmur beni kem gözlerden korumuştu. Bül - bülderesi, Fıstıkağacı, Bağlarbaşı yoluyla Burhaniyeden Tomrukağa- sma çıkmış, Kirazlı suyunun bu - Handuğu sırttan inerek Muhacir köyünü kimseye görünmeden geç- miştir. Buraya kadar bana bir kı- levuz gibi yoldaşlık eden tali de, ansızm hava gibi suratım asmış, yardımını kasmıştı. Hekimbaşı çift- İiği civarında bulunan, İngiliz leri müfrezesinin, iki kişilik bir Hintli devriyesini, başıma musak- Yat etmişti. Tabii, ikisi de silâhlı olan neferler, bir heybe gibi iki yanıma takılmişlardı. Hindin han- gi din ve mezhebinden olduklarını bilemediğim, Tanrının bu esir mah— lâklarından biri, ara sıra eğilip yüzüme bakıyordu. Elile yakam- dan tutup sarsalıyor ve tek keli- mesini bile anlıyamadığım bir çok sözler söyledikten sonra: — Hey sen Müslim baba, diyor- du, nlıyabildiğim yalnız şu dört kelimeden, söyleyiş tavrın- dan Müslüman olup olmadığımı Öğrenmek istediğine hükmediyor- dum ama verilecek cevabi zihnim- den kararlaştıramıyordum bir tür- lü, Başımı önüme eğip, evet mir yoksa kaldırıp hayır mı desem a- caba? diye düşünüyor, ilerliyor - dum. Fakat yanyana ikisini de göz- yordum. On beş, yirmi adım bu e ilerledikten sonra, Söz az. sözleri anlaşılmaz mu- ataplarım birden durdular, bilek- lerimi tuttular, Sağımdaki, gecenin karanlığı içinde büsbütün kararan suratını yüzüme yaklaştırdı. Bir manda malağınkini pek andıran akı çok sürmeli gözlerini gözleri- me dikti. Hiç iyiliğe yorulamıyacak bir tavır ve harharalı bir sesle; 5 'Taharri Ahmet Hamdi Efendi — Heeeey baba sen Nasrani! Dedi ve omuzlarımdan tutup © lanca kuvetile de sarstı, silkti ve beni yüzü koyun yere serdi. Yat- tağım yerde hırslı hırslı yutkunu- yor, kızgın bir deve gibi soluyor- dum. Canın sıkılmıştı artık. Ba- na İslâmlığın mı yoksa Nastanili ğin mi daha menfaatli olacağını kestiremediğim bu tehlikeli vazi- yete nihayet vermek, birer çiroz balığı kadar cılız olduklarım gör- düğüm bu adamlara hadlerini bil- dirmek sırası gelmişti. Yerden yay- üfeğine Yapıştım Sarı Kavak köyünü bastıktan son- ra, ilerlemekten korkup, bulundu- ğum tarafa döndüklerini öğren «- dim. (Turluk) köyüne yakım, mü- nasip bir yerde pusuya girdik Ge- ne doğru. posta pos- ık aralıklarla şima- le doğru ilerliyen çete İle çatıştık. Ne yazık ki, bu salta başların pek azı, yarim sy biçiminde çevrele - mek suretile kurduğumuz kapana r, diğerleri de sağ ve sol a- za düşüyordu. Bu vazi - k bizim için anlardan ge- çen kuvvetlerin seri bir hâreketle sağa ve sola di Wa yandan ateşleri altma a rı ihtimali çok kuvvetliydi. Biz vâziyetimizi değiştirip onlara karşı yan bir cephe ulıncıya kadar epeyce vakit geçirmiştik. Bu müd- det içinde çete bulunduğumuz yerden bir hayli uzaklaşmış bize ancak artçilarile ağırlıkları kal - muşta. Biraz nekesce davranan tallin bu tesadüfünü de kaçırmadık. Se. ri bir hareketle artçıların üzerine atıldık. Koca pehlivan dedikleri Yorgi, durup yenineiye kadar gü- reşmeyi değil, hattâ bir kaç el en- se ile boy ölçüşmeyi bile göze ala- madı. Yarım sast kadar uzaktan yaptığı bir ateş peşrevinden sonra, selâmeti, artçrları ile ağırlıklarım bırakıp kaçmakta buldu. Tabii, geçenin karanlığı bize de takip im- kânını bırakmamıştı. (Devamı var) BULMACA Dünkü bulmacamızın halledilmiş şekli 1234567 Ü BULMACA 86189 10 YUKARDAN AŞAĞI v LDAN SAĞA: 1 — Caddenin küçüğü © Nehrin küçüğü. 3 — Eski bir harp âleti © Sıkıntı g Bir bert, 3 — Bir harf © Yasa © Şart odatı, 4 — Bir isim © Her zaman. 5 — Şahis g Akıl 8 — Yalvarış, rica © Su değil, bu de- dil g Şimali Atrikadadır. 7 — Büyük sonun su © Pir hay- van © bir hart. Erkek, mert Er, erkek g Sanat ASKERLİK İŞLERİ (amaaa) Şubeye Davet Beşiktaş Askerlik Şubesinden 838 yılı haziran yoklamasına gelmiyen topru yedek sübay İbrahim oğlu Abâüi- ki ibap» müracaati ilân ol YENİ NEŞRİYAT : Yaprak Aşı , Bürhan Cahidin geçen yaz İtsiya ve Fransada yaptığı seyahati esnasında yaz- dığı bu yeni tarzdaki aşk ve seyahat ro. manı kitap halinde çıktı. ı bir zenberek gibi ansizm fırla. | dim. Solumdakini, apış arâsına sa- | vurduğum hatırı sayılacak bir tek- me ile bir kaç adım öteye fırlat- tam ve sağımdakinin tüfeğine sa- rıldım. Başlarındaki koca sarıkla» rı, uzun boyları ile etrafa korku salan askerler, kabristanlardaki korkunç mezar taşları kadar ruh- suz, duygusuz şeylermiş meğer. İkisinin de silâhlarını ellerinden al. | mak, önümde tapınır gibi diz çök- türüp yalvarmak hiç de güç ol - mamıştı. Üzerlerinde bulduğum ve tüfeklerinden (çıkardığım ellişer mermi ile düdüklerini aldım. Tü - feklerini fırlattım, attım. Uzun sa-| rıklarını, bağıramıyacak gibi yüz“ lerine doladım, sardım ve bacakla” rımm bütün kuvvetini harcıyarak | oradan uzaklaştım. (Gabaha karşı Maretlıya ulaş- mış, arkadaşlarıma kavuş- muştum. Beni özliyen yoldaşlar bi- rer birer boynuma sarılmışlar, et- rafımı sarmışlardı. Ben onlara, on- lar bana ayrı geçen günlerin acı, tatlı hatıralarını anlatmış, saatler- ce gülüp ağlaşmıştık. Şilenin bazı soysuzları da nan- körlüğü ele almışlar, kudurmuş gi- bi İslâm Köylerine salmıya başla- mışlardı. Şilelilerin Koca Pehli - van diye şişirdikleri, işgalcilerin de yedirip içirdikleri Yorgi adlı ve azılı bir çorarın peşine takılan bir kuduz sürüsünün, Şile ile Hiciz arasında, Beldibi mevkiinde, Şile askerlik şubesinde yüzbaşı Hayri Beyi parçalayıp öldürdükten son- ra, Gebze taraflarındaki İslâm köy lerini yağmıya ve yakmıya gittik- | leri haberini almıştım. Asker ka- çaklarından Kızılcaköylü Rıza peh- livan ve Bozakçı Murat adında iki sütsüz kancığın da bu sürüye katıl- dığını öğrenmiştim. O civarlarda bulunan Yavuz Fehmi ve Dayı Mesut gibi aslanların bu kuduz sürüsünü önleyip birer birer kafa- larını ezeceklerine şüphem yoktu. Fakat her türlü ters ihtimalleri dü- şünerek dolaştığım Şile ile Değir- mençayırı arasındaki mıntakadan ayrıldım, (Turluk) taraflarına u- zandım. olda rastladığım İslâm köy- lülerden, Şileli Yorgi çe- tesinin, Şile ile Gebze arasında “YEMEKTEN SONRA Mide bozuk olunca, onu yorma- dan çabuk ve kolay hazmedilecek, dokunmıyacak yemekleri bilerek, yalnız onlardan yemek ve yemek vakitlerini İntizama koymak ye- tşmez. Yemekten sonra ne yapa- cağını bilmek te midesi bozuk ©- lan için ehemmiyetlidir. Yemekten sonra hareket mi, yoksa İstirahat mi iyi olduğu öte- denberi münakaşalı bir meseledir. Hareketi sevenler, yemekten son- ra sokağa yahut kırlara gitmese- ler bile, oda İçinde bir aşağı bir yukarı dolaşırlar. Böyle yaparken dolaşmağı sevmiyenlerin içini sik- tıkları vakit te “İnsan midesile ol- duğu kadar bacaklarile de hazme- der” diye bir de vecize ilâve €- derler. Hareketten az hoşlananlar da yemekten sonra bir kanapede, hiç olmazsa, bir koltukta oturdukları vakit, aksini yapmak lâzim oldu- ğunu İddia edenlere karşi: — Bakınız, hayvanlardan ibret almız. Onlar yemekten sonra kiv- rılıp yatıyorlar. Demek ki yemek- ten sonra tabli vaziyet istirahat etmektir... Diye onlar da başka bir vecize savururlar, Bu iki iddiadan hangi- sinin doğru olduğu simdiye kadar halledilememiştir. En doğrusunu İsterseniz, midesi sağlam adam 0- tursa da hazmeder, gezse de. Vüktâ midesi bozuk olanlar ars- sında da yemekten sonra dolaştık- ları halde rahat edenler vardır. Fakat onlarm da mide borukluğu sinirlerinin bozuk olmasından ile- ri geldiği gibi, zaten böyle ye- imekten sonra dolaşarak hazmet- mekle midelerinin büsbütün düzel- diğini gören olmamıştır. Midesi bozuk olanların en çoğu- na yemekten sonra İstirahat etmek lâzımdır. Öğle yemeğinden sonra da, akşam yemeğinden sonra da bir kanape üzerinde uzun otura» rak, yarım saat, üç çeyrek saat, tatlr şeyler düşünerek dinlenmek». Zaten, bir rivayete göre, yemekten sonra İyi huylu olur, 0- nun İçin yemekten sonra tatlı şey- ler düşünmek te kolaylaşır. Fakat böyle tatir tatir düşüne rek istirahat ederken uyku gelir- 807. Bu da gene münakaşalı ikinel bir meseledir, Uyumalı mı, yoksa uykuya mukavemet mi etmeli? Ki- misi uyursa rahat eder, ferahlık duyarak, neşeli bir halde uyanır. Kimisi de yemekten sonra uyu- yunca baş ağrısı ile, bulantı i uyanır, Şu halde bu ikinci mese- leyi herkes kendi duygusuna göre halledecektir. Uyku rahatsizlik veriyorsa mukavemet edersiniz. Rahatsızlık vermiyorsa, onun adı zaten şekerleme olur, her yemek- ten sonra şekerlemeye devam e dersiniz. Ancak, yemekten sonra şekerle- menin de üç şartı vardır. Birincisi, kısa olması. Yemekten sonra wy- ku bir çeyrek saatten, yirmi daki- kadan ziyade olunca ona artık şekerleme denilemez... İkincisi yemekten sonra gelen şekerleme- nin yemekten önce bir fki kadeh a- peretifle, yahut yemek arasında şarap veya bira İle hiç münasebeti olmamasıdır. Midesi bozuk olan- lardan bazıları alkol hazmettirir- miş diye onu görünüşte bir mide ilâcı olarak kullanırlar. Alkolün hazma faydası olacağının aslı ol- madığı gibi, ondan sonra gelen uykuya . yemekten sonra da olsa - şekerleme değil, sızmak derler, Bizim burada sözümüz gerçekten şekerleme üzerinedir. - Yemekten sonra uyumanın Üçüncü şartı da, hazım esnasında mideyi üşümek- ten korumak için mide üzerini - en iyisi - bir fanile ile örtmeki Mide bozuk olunca, sadece vii- cut İstirahati değil, fikir rahatlığı da lüzamludur, Hattâ fikrin rahat olması mide bozukluğuna sebep ne olursa olsun tedavinin temeli- dir. Neşeyle yenilen yemek İnsana dokunmadığı gibi, hayatta nese ol- mayınca, bozuk mide de düzele- mez, Musikiden neşe buluyorsa- nız yemekten sonra biraz radyo dinlemek pek kolay olur. Fakat nesesizliğe sebep, herke- Sin hayatında hergün önüne çikan bin hir halden bir veya birkacr ise * vakit en iyi çare bir müddet için muhiti değiştirmektir. Kırlık, gü- zel havalı ve bilhassa güzel man- zaralı bir yere, birkaç hafta için, çekildikten * sonra, dönüşlerinde, HIK , .000400000240008 AYE Mr. Morency'nin Köpeği 1000150 Yazan : splanade otelinde oturmak- ta olan Mister Möreney'- nin Pritz adlı ufacık tefecik bir köpeği vardır. Mister Moreney ya köpeği yahut karısını tabanca İle vurmayı aklına iyice kurmuştu. Asıl işin tuhafı köpeği ilkönce Mister Morency istemişti. Fakat De zaman istemişti? Kıt parasiyle masrafını kısaca yorganına göre biçtiği zaman istemişti. O gün bu- güne kadarsa geliri almış yürü- müştü. Karısına bir köpek almasını ilk söylediği zaman karısı “Ben köpek mi alayım. Köpekle ne ya payım ki. İki elimle evi temiz tutamıyorum. Bir de başıma dört ayaklı bir baş belâsı mı sarayım? Mutlaka çamurda! yağmurda 0 - kağa çıkar, temiz olarak ne ki - lim ne taban bırakır. Vazgeç böy le sevdadan!,, demişti. Yumuşak sesli Mister Morency “A karıcığım ben sabah işe gidip ta geç vakit dönüyorum. Sen Tan rının günü, evde yapayalnız ka- hyorsun. Hiç olmazsa yanında canlı bir şey bulunsa — pe bile yim, meselâ bir köpek, seni mec- buren yalnız bırakmaktan gam yemezdim o kadar,,, diye cevap veriyordu. “Köpek,, deyince. fa » kat, Mister Morency iriyarı, tuttu- ğunu koparır bir hayvan tasav vur ediyordu. Pazar günleri kö - pekle sokağa çıkacağınıt kuvvetli köpeğin, zinciri tartacağını düşü - nüyordu. Her neyse Mister Moreney al « lem etti kallem etti, esas itibarile karısını bir köpek edinmeğe kan- dırdı. Ne var ki, ksdın küçücük bir diz köpeği istiyordu. Kadının köpek diye istediği dört ayaklı yupyumuşak bir yumaktı. Mister Moreney'nin o tahayyül ettiği, dişi keser, çenesi ısırır, gö- zü kızar, ağzı iri iri havlar, hay- vandı. Mister Moreney “A karıcığım öyle sünepe mıymıntı piç kurusu köpeği neyliyeceksin, sana köpek tavsiye etmekten maksadım, hem yalnız kaldıkça yanında bir ziruh bulunması, hem de tehlikede ka- hrsan seni müdafaa (edecek, bir hayvanın olmasıydı. Vazgeç o ecir cubur Alman köpeklerinden, hiç olmazsa bir Labrador köpeği alalım,, dedi. Ve Labrador köpe- ğinin tüyünü, boyunu Oposunu anlattı. Kadın olmaz (diyordu. Herif bu sefer işi bir çoban köpe- ğine döktü. Kadın yine razı olmadı. Adam öyleyse bir Sen Bernar köpeği ol- sun dedi. Ve bu son çeşit köpeği tarif ederken bayağı heyecana ka- pıldı. Ağzı kızıştı. Köpeği alabil- diğine methetti. Ama olmadı da olmadı. İş döndü dolaştı ve sözün kısa- sı, küçük bir Pomeranlan köpeği alınmasi kararında karar kıldındı. Köpek satın alındı. & Aradan bir iki sene geçti. Para kazanıldı. Ve artık Mister Moreney işten vazgeçerek edindi- ğİ paralarla deniz kenarında bir otelde ikamete koyuldu. Arasıra karısına karşı isyan ediyor, man bu köpeği yordu. Fakat karısından o kadar ateşli bir mukabele görüyordu ki, bu itirazlarından vazgeçti. Her gün Misis Morency, otelin salonunda, hem de elâlemin kar- şısında, küçük Fritz'e oyunlar yap tırır. Bir parmağını kaldırır. “Sal. ta dur bakalım!,, derdi Hemen kö. | pek iki ard ayağının üzerine di- kilirdi. Misis Morency de “Hele RK. “az | defedelim!,, di - | E. Bates görüyor musunuz ne kadar meri- fetli bir küp , dermişçesine, etrafına gururla (göz gezdirirdi. Bazan hav bir bisküv seyredenle, cak?,, derdi. Zavallı Mister Mo - reney, ah şu köpeği Bakınız nasıl kapa- bir otobüs müdür, tramvay mıdır, çiğnese de bunun derdinden kurtulsam diye düşünürdü. Çünkü alessabah kö- peği dışarı çıkartıp İşetmek, kar- ni bozulduğu zaman köpeğe şırın- ga yapmak hep Mister ey'ye düşüyordu. Moren » İşte bir akşam, o pis köpekten çektikleri Mister-Morency'nin he- yatına tak dedi. Aman bu köpek - ler beşeriyete ne © baş belâsıydı. Her tarafta, her yerde, ekser in- sanların köpekleri vardı. Yüz bin lerce, milyonlarca köpekler, inek ve keçi gibi sağılam ri yenmezdi. Bu cenabet neye yarardı ki. Böyle düşüne düşüne Mister Doreney deniz kıyısındaki rıhtı - mi tutturmuş düpedüz yürüyordu. Maksadı ta uzakta tenha bir yer bulup, orada cebindeki (o küçük nig taba siyle köp bora. rivermekte. Böylece yürürken kö- peklerini gezdirmekten gelmiş bir sürü insanlara rastlıyordu. Onla- rın yedekte götürdükleri köpekler, büyücekti bari, bu kendi elindeki gibi bücür değil. Yürüye yürüye Mister Morency rıhtımın bittiği yere vardı, artık 15812 deniz kıyısına varmıştı. Dört tarafına bakındı. Hiç kimsecikler yoktu. Fırsat bu fırsattı. Sağ eli- le cebindeki ti çıkardı. Sol eliyle köpeği tasmasından tut- tu. Yere bastı. Köpek yüzünü Miş- ter Doreney'ye çevirmiş bakıyor ve hiç ses çıkarmıyordu. Tabancasının tetiğini çekmez - den evvel Mister Doreney bir son sefer, köpeğin gözlerine bakayır dedi. İki ziruhun gözleri birbirine bâkakaldılar. Bir saniye bile fazla değil; Mister Morency kö - peğin gözlerinde kendi U suratım gördü.Hep ezilen, hep çiğnenen, mi nimini, boş, yalnız ve bedbaht bir şeyin aksini gördü. Tabancayı ateş etmeden gerisin geriye cebine at- tu. İl SATILIK man Müfrez Araslar Kalamış deniz kıyısında, Mü racaat: Kızıltoprak, Rüstiye 80 kak 47 No. da Miço delâletile ncayı 4» Ür. Suphi Şenses ox Idraryollam hastahıkları mütehamen Beyoğlu Yıldız sinemasi karşın Lek ler avarıman, Fakirlere mevae Tel, 43924 NEVROZ Baş, Diş, Nezle, Grip, Romatizma Nevralji, Kırıklık ve bütün ağrılarınızi derhal keser. MARA İcobında günde 3 kaşe alınabilir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: