15 Mayıs 1939 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9

15 Mayıs 1939 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

15-5-909 TİZ e İman ar Tefrika No. 45 di ileri LEMAN Müzakereler Çıkmaza Girmişti Ali Kemal, İdare Heyetinden Karar Alınmadıkça izlere Ariza Yazılıp Verilmesine Taraftar Değildi x* EE # Kl . ing — Ben, demişti. Bir şey teklif etmek istiyorum. Bu müracaatin muhakkak olarak bir ariza ile ya- Pılması farz değil ya a efendim. Ali Kemal Beyin idare heyeti ile görüştükten sonra, fırka kâtibi u- mumisi sıfatiyle siyasi mümessil- liği ziyareti, ve bu zeminde İda- rei kelâm etmesi de istenilen neti» ceyl pek âlâ temin edebilir. Al Kemâlin yü- zünü güldürmüş ve fskat Agopya- nın hiç te hoşuna gitmemişti, Der- hal itiraz etmişti. Bu şekilde m Facastin istenilen tesiri yapsmıy Cağını ispat sadedinde uzun söz- ler söylemiş ve sonunda da: — Çok müteessitim. Demişti, Sizin ve memleketinizin iyiliği için çalışan insanların ve bilbassa size hakiki ve çok samimi bir d ile bağlanmış olan Kapi tin bu kadarcık ehemmiyetsiz bir arzusunun yapılamaması bilmem nasıl karşılanır. Emin olunuz, bu- nun gecikmesi İngliz â. da çok acı bir tesir uyandıracak» tır. O zamana kadar köşede oturan, müzakere mevzuunun leh veya a- leyhinde söze okarışmıyan Sait Molla da bu esnada rdan kırmış, yerin- de kalkıp oturmuştu, Ve: — Söze kârışmıyayım dedim, fa- kat yine duramadım İşte. Ali Ke- mal Beyefendinin bu tereddüğünü Ve bu dolaşık sözlerini bir yaban- tı görse, ve İşitse, «muhakkak ki, vizli . hir İttihat ve Terakki taraftarı olduğu zehabıni hasıl eder. Son ofurka içtlmaında tekrar ve katiyetle söylenmişti. Badema fırkada şahsi tesirlere meydan verilmiyeceği temin edil. Mişti. Şimdi, koskoca bir milletin selâmeti, siyasi bir fırkanın men- fast karşısında relsin istifa etme- si ihtimali ileri sürülüyor. Bilmem Yanlış mı düşünüyor ve söylüyo- Tum. Kastim Ali Kemal Beyefen- diyi muahaze ve tenkit etmek de Bildir. Fırkada hüküm süren ve hariçte aleyhimize çok fena tesir- Ter uyandırmağa sebep olacağı ta- bü bulunan zihniyet ve kanaati anlatmak istiyorum. Bence, bu İşin ne uzun uzun düşünülmesine Ve ne de yersiz ve yakışıksız te- Teddüt ve endişelerle gecikti Mesine lüzum yoktur. Çünkü, bE taz daha vakit geçirilir ise, Nuri Paşa Hazretlerinin istifaları ile Sarsılacağı zannolunan fırkanın, İttihatçı dostlarımızm himmetli elleri ile başımıza yıkılacağına biç te şüphe etmemeliyiz. Darıl- #asınlar amma, Ali Kemal İeye- İcrdinin, umumi kâtip olduktan Sonra, dimağını, tıpkı bir ahtapot Bibi, vükelâ zihniyeti sardı. Çok Sekirgen bir tavır aldılar. Tevierinin ait Mollanın bu sözlerinden dolayı hasıl olan boşnutlu Bunu, arsız arsız sırıtmak süretİy Bösteren Mösyö Agopyan, elle “ şirpmak suretiyle alkışla: “olaya dönmüş. Ve: — Bravo Sait Molla, «Demiş, ayni mevzu üzerinde yü- ;öerek Ali Kemal ve Âdili mua- #2ey& yeltenmişti. Müzakere, ar- har, vünakaşa şeklini alacak bir 1, Ali Kemal de uzun os söylemiş, esasa hiç bir iti “> olmadığını ve fakat, idare he- Yeti ile görüşüp anlaşmadan böy- “ ir ariza yazmakta mazur ol- Te ileri sürmüş ve müzake çellami çıkmaza sokmuştu buki, günün akşamı, bu vE ağ de damat Feridin salonun- ii go ayca hatlolunmuştu. Musta- öleli Zeynelâbidin, Vasfi ve 7 safa Asım hocalar, kulluğu » lez ndıkları efendilerinin bu Meri Yapmakta hiç bir beis gör- 'mislerdi, “men kararı verivermişlerdi. Nafiz Beyin arkadaşlarından Şeytan Mahmut Ertesi gün de istediği arizayı gön- dermekle kapiten (Benet) in Os- manlı dostluğu için çarpan gönül- cüğünü hoşedivermişlerdi. Müttefikler de, hürriyet ve iti- lâf fırkası pilan ve hain Vahdettin tar da teyit lunan bu mü ütlen kabı etmişler ve o hafta içinde, getir tikleri askeri kıtalarla, Fransızlar Zeytinburunun ve kale deki kışlaları, İngilizler Kadıköy ve Mods taraflarını, İtalyanlar da Üsküdarı hafif tertip ve sessizce işgal edivermişlerdi. Şuracıkta şu ciheti de kayıt ve lâveye lüzum görürüz ki, yapılan bu-başı örtülü filli işgale, hiç te Sarıyerde faali- yete geçen bir avuç mücahidin ha- reketleri sebep olmuş değildir. Müttefikler, bu teşebbüsten bir hafta sonra, İstanbula gelecek o- lan işgal kuvvetleri başkumanda- ni General (Franşe Despere) yi selimlamak ve İstanbulda bulun- duğu müddetçe muhafaza etmek | için esasen birer miktar asker ge- tirimek kararini vermiş bulunu - yorlardi. icin- erkl Doryan'da verilen ma- hut ziyafetle Ariştidi paşa ve Azaryan efendi bazı âyan âzaları üzerinde yaptıkları tesir nihayet semeresini vermişti. Hür- riyet ve itilâf fırkası, İkinci dülhamidin son başmabeyi Nuri paşanın riyasetinde teşekkül etmişti. Fırka birinci ve ikinci relsleriyle umumi kâtibinden mü- teşekkil bir heyetin 1334 yılı ikin. cikânununun yirmi dokuzuncu gü- nü, Vahdettin tarafından huzura kabul ile fevkalâde bir iltifatı se- niyyeye mazhar edildiği de işitik mişti. Bu şayin, teşekkülleri o sıralara tesadüf eden “Selâmeti umumiye,, ve “Sosyal demokrat, fırkaları Te- islerinde de, huzuru şahaneye ks- bül edilmek arzusunu uyandırmış- ti, Selâmeti umumiye fırkası reisi ve eski Amasya mebusu İsmail Hakkı paşa, âradan Şerif Yahya Adnan ve umumi kâtip Ferit pa- şalarla ve “Sosyal demokrat, fir kası reisi doktor Hasan Rıza bey de reis vekili Halit paşa ile sara- ya koşmuşlardı. Fakat, ne yazık ki, düşmanlara bile ardına kadar açık bulundurulan saray kapısı - nın kendilerine karşı Kapalı oldu- ğunu anlamışlardı. o Vahdettin, memleketteki mevcudiyetlerini bi- le fazla gördüğü ve haltâ teşek» küllerinden ürktüğü bu fırkalara mensup heyetlerin, arzedecekle- ri tezimatı kabul etmemiş, saray kapılarını yüzlerine kapattırıvor- mişti. Hâdise çok gariptir. Huzura ka- bullerinden bir gün evvel, hürri - yet ve itilâf fırkası, teşekkülünü ve bir heyetin arz tazimat için mubeyini hümay'una geleceğini bir tezkereyle başmabeyinci Lütfi Si- İ mavi beye bildirmiş ve keyfiyetin padişahtan istizanı ile sâdır ola- cak iradeli seniyyenin kendilerine tebliğini istemişti Lütfi Simavi bey, bu dileği Va ken, bir sırasını gı — Müsaadel hümayunlarına İş- tinatla arzediyorum efendimiz. Ye- niden ihya olunan hürriyet ve iti- lâfın bugünkü vaziyeti — mebu- san meclisi feshedilmiş bulundu- «ğu cihetle — fırkadan ziyade a- bir cemiyet mesabesinde- miş vet telâde dir. Her ne namla olursa olsun,da- | hili nizamnamesini kükümete tak- dimle herkes birer cemiyet teşkil edebilir ve bu cemiyetler de, bür- riyet ve itilâfa lütfen bahş buyu- rulan bu şerefe nalliyet | istirha- mında bulunabilirler. Bu vesiley- le, mebusan meclisinin münakit bulunduğu zamanda bile mebu - sandan mürekkep hakiki frkala. rın makamı hükümdari ile mü- naşebetleri © olamıyacağını nazarı dikkati şehriyarilerine © arzetmek isterim. /Devamı var) * Bir izah: 5 - #80 tarihli nüshamıvda çiz da (C.) Biyin konağında Esasen K da bulunduğu ve İ ekini ifa etmekte olduğu bizim de malümumuzdur. Bu ciheti (38- rihi lüzumlu görüyoruz, »dettine arzeder. | 02222222323333333332523532323232372332322222322222> HiKAYE İYEN Yazan: Halikarnas Balıkçısı >2233222333X8 DÖ 0222222222333 zmir Orta mektebine gitmek Üzere, o göce rapura bin- di. On on bir çağlarında idi. Yo- lu açık olsun da ertesi sene sağ sa- lim eve dönsün diye, çocuk sokak kapısından çıkınca annesi, sokağa su atmıştı. Babası tan arttırarak Meh - mede bir ik çalışmıştı. Fakut ne birincide ikinelde bir boş yatak vardı. Ço- cuk güvertede gidecekti. zaten ve- purun #mbarı ve güvertesi mek- tep çocuklarile dolmuştu. Mehmede bâbası "paranı iç ce- binde sakla, sakın çaldırma,, de- Vapurun güvertesinde elin- kumahya sepetile, xen- dihe kalabalık arasında y çalışan çocuğa, adamın biri çarptı. Kumanya sepeti denize düştü. Meh- met yemek için cebindeki paraya güvendi. Fakat baş tarafta, bir ha- Tarın üzerinde, geceleyin uzana - cak kadar bir yer bulunca, cebini yokladı. Cebindeki parasının ça- Jındığını anladı. Tan yeri o sıra ağarmağa koyuldu. Yepyeni bir gün doğuyordu. Vapurda hırıldıyor, sesler, emirler v ne cuk o anin uyanış ve hareki neşesile, neşelendi. İçinden nım ne olur? Iki gün sönra İzmir- deyim, Dişimi sıkar, açlığa iki gün- ceğiz düyanrteririm” diye düşün- dü. Hararm üzerine çıktı. Kamars- lar, pijamalar giyinmiş bir çek tüccar ve memurla ıskarça doluy- du. Tüccarlar biribirlerile. “kaça aldın? Kaça sattın? Kaç para'kâ- tin?" diye ARSLAN KAFESİNİN İÇİNDE... Rivayete göre, eski Osmanlı padişahlarından o Abdülaziz Bey- lerbeyi sarayma getirttiği arslan- ları, sevdiği pasalara gösterdikten sonra, onlara en hüyük iltifat ol- mak üzere demir kafesin kapısını ne girmek İnsan İçin en büy saret olmakla beraber, bu derece- de cesareti o zamanın dan hiçbirinin gösterdiğini kaydetmemistir. Uyanık iken - arslan terbiyecilerinden haşka « hiç kimsenin arslan kafesine gir- miyeceği şüphesizdir. Fakat insan rüyasında kendisi- ni arslan kafesinin İçinde gi se?.. Bir insanm uykusunda göre“ bileceği korkulu rüyalarım en deh- setlisi budur. Dört minareyi hirbi- rinin üzerinde, kendisini de dör- dünün üzerinde gören adamın rü- yası bunun yanında pek ehemmi- yetsiz kalır. Bereket versin ki bu korkulu rüyanın misalleri pek te çok değildir. Simdive kadar işiti- len yalnız bir tanedir. Onun da neticesi ne olduğu merak etmeğe değmez. Cünkü hu rüyayı gören pek sinirli hir adam olduğundan çaresini de kendi kendine huk muş, gene rilyasında cebinden mendilini cıkararak arslanlara hi- rer birer koklatmış, arslanlar ko- kunun güzelliğinden bayıldıkları için hastaya dokunmamıslar, o da rahat rahat uyanmış. Bu kadar korkulu rüyanın msenin uy- kusuna girmesi istenilmez. Sarlece rüyanın korkusundan değil, aklın irk olmadığına delâlet ettiği icin... Akıl bozukluğuna. ka has- tahıklar da korkulu ri tünele sebep olurlar. Midesi” bozuk olan- larm uykuda korkulu rüya göl düklerini herkes bilir. İnsan cok- ca vemek viyin te hazmetmeden yatınca, uykuda üzerine basılıyor mus gibi, sıkıntılı rüya görmesine ihtimal çoktur... Barsakları bozuk olanlarda daha korkulu olur. Rüyada türlü türlü çirkin ha; vanlar - en ziyade yılan - görmek i alkolik olmanın meshur alâmeti dir. Fakat bu türlü türlü rü; biç alkol kullanmadıkları halde a- tesli bir hastalığa, meselâ kara hummaya. grip hastalığına, zatür- ree hastalığına tutulanlar da gö- rürler. Nefes yolu hastalıklarında da korkulu rüyalar haylice İnsan göğsünün üzerime van oturmuş, tazyik ediyormuş bi görür. Burun delikleri herhan- | gi bir sebepten trkalı olunca kor- kulu rüya gelir, Fakat korkulu aların en mü- himleri kalbi veya damarları bo- zuk olanların gördükleridir. Bas- ka hastalıklardan, meselâ mide bozukluğundan, atesli hastalıktan gelen korkulu rüyalar pek az de- vam ederler, Nefes yolu hastalık- larında wzun zaman devam etme seler bile rüya pek korkulu. pek sıkıntılı olur, mverdedilir. Yürek ve damar hastalıklarında korkulu rü- ya urun zaman devam etmekle he- raher nek te korkume olmadığın- dan ehemmiyet verilmez. Halk ki en zivada işe yarıyacak olanlar bunlardır. İnsan rüyasmda az se kıntılı fakat üstüste gelen devam- hı rüya gördüğü vakit yüreğini ve damarlarını muayene ettirmekte İhmal ötmemelidir. Yüreğin yor- gunluğu gündüz binhir tirlü mes- guliyet içinde kendini belli etmez de gece rüvada biraz nefes dari ği, sikmti ile mevdana cikar. Bö le. yürekten yahut damarlardan gelen korkulu rüyayı ayırdetmek için İvi bir alâmet bunlerm pek kı- sa olmasıdır: Korkulu riya nek az sürer, insan sıkıntı ile vatağmda oturmağa meci Çocukların korkulu rüya gör- mesi de, hekimlik bakımından, pek ehemmiyetlidir. Bazı cocukla- rin hüstalğı daha mevdana etk. madan korkulu rüyalarla başlar. Gece uykusundan sıerıyerak, ağ- hıyarak uyanan cocuğa dikkat et- mek, alesini almalı muhafaza et- mek ihtiyatlı hir hareket olur. Büvücek, mektehe giden cocu- tun uykuda hiç rüya görmemesi. nin de mânası vardır. Zihni fazla yorulmuş çocuk uykusunda hiç rüva görmez. Onun icin arada s1- rada cocukların rüyalarımı sormak ta fikir sağlığmın okentrolli için Tüzemluder, ş oldu? Maaş n Bay Mehmet i kazanç ver- gisi kanunu muçibince vergi yüzde kaç inecek”? di şuyorlardı. Dr desini ısıtıyor- du. Her tarafını hoş bir hal sarı- yordu. Sanki bütün zövd söylüyordu. Çocuk bükün bir in; ile istikbale inanıyordu. Iştikbalin getireceği saadetleri, bakışlarını takmış olduğu şu mavilerde uçan yumuşak bulut parçası kadar va- #h görüyordu. Günler, aylar, se- neler, nâşe ve Ümltten birbiri ardı yayılıy Çocuğa — dünyayı cennet ediyorlardı. Mehmedin gön- lünden emeller ve sevgiler taşıyor- du. Çocuk bilmiyordu neden, fakat insan olduğu (çi 1 insanla. va karşı derin bir du. Mehmet o sabah öteki çocuk - larla konuştu. Karnı çok a tı. Oteki çocuklar yı çin ekmeklerini önlerine serdiler, Ekmekleri görüne medin ağ- Zi sulandı, İmrendi, Yutkundu. Bu haline canı sıkıldı. Vapurun tâ ba- şına gitti. Heybelerine ve torbala- rina yan gelmiş yolcular şerkılar çi Mehmet provarin küpeştesine başını koydu. Gemi provasının denizleri | fışıldatarak nasıl yardığına dalakaldı. Dalga- lar üzerindeki, güneş çakıntıları, vapurun hızından, muvazi ışık şe- ritleri halinde, hep arkaya kaçı - yorlardı. Mehmet orada uyuya kal- dığı yerde, uyanmcu vakit ikindi idi. Çocuk yine hatarın döndü, üzerine PE m e Çocuğun tam üstünde yukardaki birinci mevki güvertenin parmâk- lığına yaşlıca bir kadın ve bir er. kek yaslarımışlardı Akşam çayını içiyorlardı. Kadın elindeki reçelli ekmekten parçalar koparıp, vapu- mi başında uçmakta olan martılara atıyordu. Martılar ba- zan, lokma suya düşmezden evvel, havada kapıyorlardı. Adam kadı- N Şu zavallı . Eukat püfür pü- sözleri dudak; lardan alp uzaklara uçuruyordu. Kadının attığı ekmek parçasının birinden, bir damla reçel Mehme- Gin yaslanmış olduğu küpeştenin üzerine düştü. Çocuk yutkundu. Fakat dudaklarını reçel damlasına yanaştıramadı. Etrnfına bakındı. Bötün vapur sanki göz kesilmiş ve ona baka kalmıştı. Bir iki srat son- ra, güneş batıp ta sular kararınca, çocuk, üzerine baca kurumları ye- pışmış olan reçel damlasını yaladı. Kraiir çöktü, Yolcuların konuşmaları dindi. Köşe, bucakta rüzgârdan mahfuz kuytu. GC ACC GECE EŞ AÇ larda, uyurken birbirlerinin omu- zuna ve göğsüne yaslanmış olan insanların solükleri duyuluyordu. Mehmet direk ucunda renk renk ışık iğneleri yıldırayan Venüse ba- kıyordu, Bir aralık insan şeklinde kara gölgel iş bulundukla- rı, harar, küfe ve sandıkların ara- sından belirdiler. Bir #iskos oldu. Uyuduğunu sandıkları çocuğun ü- Ilandılar. Çocuk bağırma- ğa savaştı. Çoc kıracağı- nı anlaymen onu rinden denize it r fışıltı oldu. Kaptan köprüsü sin diye sesi çın bir cevap veren olmadı. Gemide de gayri ta- bii bir gürültü ve bir hal yoktu. Vapur hızile yoluna devam ediyordu. w - adın, bir gece evvel çocüğu Mehimedin yanıbaşında uyu- makta olduğunu hatırlıyordu da bir türlü göz yamamıyordu. Bir sralık kocası, “Merak edecek bir şey yok. Komanyasıli tam, cebinde parası da var. Hem vapur, bizim- ki gibi çocuklarla dolu. Izmire Bay Süleymana telgraf çektim. Çocuğu cak” dedi çocuğu göresi gelmişti, gidip karşı Kadının Içinde ser bir özleyiş vardı. Tâ neden sonro kadını uyku yendi. Rü; başladı. Ay ışığı ie ış yalnız ve yo) yordu. Bir vapurun kırmızı kırmı- 7 parıldayan ışıkları ufka doğru vzaklaşıyordu. Bomboş denizin or- tasında küçücük bir gölge, belki de bir insan yavrusu, başını üstün- de tutmağa çabalıyordu. Gatipsi garipsi ağlamakta olduğu uzaktan uzağa farkodiliyordu. Ay ışığı ile denizin nüselles bir gölge çıktı. De- nizl yarıyor, ve ardında ay ışığın- dan bir iz bırakıyordu. Artık ka- dın denizdeki küçük gölgezin bir çocuk olduğunu &o a görmeğe dayan, yapa- | bir deniz görü- © karaltı fiskesi ara: yüzüne Cani se çebiliyordu. O koca müselles göl 46 çocuğun etrafında geniş bir ka- vis yapıyordu. Çocuğun arkasına doğru yüzüyordu. Ay ışığı o müsel- les gölgeye çarpınca bir burun, ay kadın sivri nda soğuk soğuk bakan hain bir göz, çocuğun bo- sli daha büyük bir layan iki sıra görüyordu. K şir gibi oluyordu. Ç. zin o koca cahavarını görü çocuğa k deni. ce ürk. tü. Bağırdı. Canavar suları şapır. şapır öttürerek çocu iyor. du. Iki çene çocuğu kıstı ki, çocuk müthiş çırpırışlarla batıyordu. Kadının kulağında “An. nef” diye müthiş oir yavarış çın- ladı, Sonra süküt: De n bacaklarını n yüzünde k.yine yapayalnız ay yatağının çarşaflarını parça parça yırtarcasına firlarken, “Mehmet!” diya acı bir çığlık salla dı. Fakat yer yüzünde, Mehmedin Yüzünü bir daha gören olmadı.

Bu sayıdan diğer sayfalar: