27 Mayıs 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

27 Mayıs 1937 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Şimendifer hattı inşası büyük hızla devam ediyor Nafıa Vekili B. Ali Çetinkaya bu hususta mühim izahat verdi Memleketin en mühim demiryolla- rından biri olan Sıvas - Erzurum battının inşaatına büyük bir faaliyet le devin edilmektedir. Bu hattın Sıvas - Çetinkaya kısmı işletmeye açılmıştı. Şimdi Çetinkayadan itiba- Ten yol inşaatı haylı ilerlemiştir. 'Nafıa vekili B. Ali Çetinkaya Sıvas- Erzurum hattı ve diğer demirylları inşaatı hakkında şu beyanatis bu- İunmuştur: — Şimdi bütün faaliyetimizi Sıvas- Erzurum hattı üzerinde teksif etmiş bulunuyoruz. Bu yola bu sene 12 mil- yon lira sarfedilecektir. Hattın ilk kısmını açtık. Çetinkayadan Divrikiye kadar takriben 70 kilometrelik bir me- #afeyi de bu sene eylüle kadar bitir- miş olacağız. Gene bu mali sene için- de Ilçe kadar varacağız. Gelecek se- ne eylülünde bu hat Erzincana ulaşa- caktır. Sıvas - Erzurum hattı 1939 senesi eylülünde ikmal edilecek ve işletmeye açılacaktır. * Çetinkayadan Malatyaya kadar olan kısım bitmiştir. Demir ferşile meşguluz. Bu haziranın ikinci haftasında tamamen bitecek veaçılma törenini yapacağız. Bununla Ankara - Sıvas - Malatya- Diyarbekir hattının İstanbul tara- fından, alınmak suretile 200 kilomet- Telik bir mesafe kazanmış olacağız. Bu 200 kilometrenin kazanılmış ol- ması gerek askeri gerek iktisadi cihet- — bizim için menfaat temin edecek- Nafın Vekili B. Ali Çetinkaya Başlamış olan hatlarımızdan iki kı- sım vardır: Birisi Afyon - Antalya hattının Burdurdan Antalyaya kadar olan kısmı, diğeri de Zonguldaktan Ereğliye kadar olan kısımdır. Bu hat- lar için bu sene bütçemize para koy- madık. Fakat bu, bu sene yapmıya- cağız manasına gelmesin. Bunun için bir para tedarik edilerek devam et mek birinci emelimizdir. Her halde bu sene bu iki hatta da başlıyacağız. Mühim olan diğer bir te- şebbüsümüz de Diyarıbekir - Musul hatıdır. Bu hat hududa kadr 300 kilo- metredir, İki hükümet anlaşmışlar. Biz Cizereye doğru inşaata başladığı- muz vakıt onlar da Iraktan başlıya- caklardır. Bu hat bizim için çok fay- dalı olacaktır. Bu sene etüde başlıya- cağız. Bunun için de lâzım gelen teş- kilâtı yaptık.» El sonra Çatalağzından Zon- guldağa kadar tünelli ve sarp kısım da yapılacaktır. Eylül ayında bunu da açacağız. Divriki ve Zonguldak hattı da Cumhuriyet bayramına kadar ye- tişecektir. Karamanda bereketli yağmurlar Kardan *“(Hüsusiy — 15 gürden- beri Karaman ovası ve çifçisi yağan yağmurlardan çok memnun olup bay- ram yapmaktadır, Aldığım haberle- re göre bütün mülhakatta feyizli yağmurlar düşmektedir. Şehir ve ci- yarında yağış vaziyeti çok iyi olup daha da yağacağı hava vaziyetinden anlaşılmaktadır. Bu yağmurlar mın- takamızı bu yıl kuraklık tehlikesine karşı korumuş ve bütün endişeleri bertaraf etmiştir. Pancar ekim sahalarında tedkikler Uşak (Akşam) — Şeker fabrikaları pancar ekim sahalarında tedkikler yapmak üzere Almanyadan gelen profesörler Alpullu, Turhal, Eskişe- hir fabikalarındaki tedkiklerini biti- rerek buraya gelmişler ve bura pan- car yetiştiren mıntakaları da gezmiş- lerdir. Ortadan kaybolan bir kız aranıyor 11 yaşında bir kızın tegayyüp ettiği ve kaçırılmış olması ihtimali mevcud olduğu şeklinde zabıtaya bir müraca- at vaki olmuştur, Seher ismindeki bu kız Aksarayda B. Ziyanın evinden tegayyüb etmiştir. Seher; Amasyanın Sofular mahal- lesinde Nazmiye isminde bir kadının kızıdır. Evlâdlık olarak alınmıştır. Aksaray polis merkezinin Ahmediye mevkiine yapılan müracaat, diğer bü- tün polis merkezlerine de bildirilmiş- tir. Çalınmış eşya satan iki kadın yakalandı Çalınmış eşyayı satan Aliye ve Sa- niye adlarında iki kadın yakalanmış- tır. Bunların bu eşyayı kimlerden al- dıkları araştırılıyor. Escd Mahmud Karakurd SON GECEL.. Tefrika No. 49 Mağrur bir kartal gibi, sabahın kızil — Ateş!.. Işıklarını gümüş renkli kanadlarında — Guuuuv.., parlatarak, tam bulundukları yere — Teş!.. doğru geliyor... Yüzbaşının o sırada — Guuuuuvvv!., Guuuvv!.. Guuuv!, büyük bir soğukkanlılıkla, dudakla” nm hareket ettiğini görüyoruz... — Dikkat!... N Boğuk bir ses, aksi sada gibi derhal cevab veriyor... Yer, gök biribirine karışıyor... Tay- yareler birdenbire çil yavrusu gibi da- gılıyorlar... Bütün gökyüzü, patlıyan humbaraların dumanları ile dolu... Gözümüzü açarak vaziyeti tetkik et- — Dikkati... meğe vakit bulamıyoruz... Birdenbi- , — Seksen üç derece şimali şarki!... | re tepemizde eski bir binanın yıkılışı — Seksen üç derece şimali şarki!... | gibi bir gürültü kopuyor... «Ne olu- Derhal üstü çalılarla örtülü büyük | yor, ne var?» demeğe zaman yokl, bir tayyare topunun, dev gibi boşluğa | Kuyruğunda iskelet kafası taşıyan Açılmış geniş ağzı, havaya doğru kal- | mahud teyyare, bir duman yığınının kıyor... Yüzbaşı, hemen dürbünü | arasından sıyrılarak üzerimize dikii- elinden atarak topun başına geçiyor... | miştiri.. Ne vakit geldi, niçin geldi, Gözü derecelerin üzerinde, Şöyle bir iki düğmeye basarak, bu koca ölüm #letini mihveri Üzerinde bir çocuk oyuncağı gibi öne, arkaya, sağa sola aldıktan sonra tam hedefi buluyor... ve nasıl geldi?.. Düşünemiyoruz bile!, — Yüzbaşım; tem tepemizde, aman!.. 7 Biran... Müthiş bir infilâk oluyor... Arzın âyaklarımızın altinda yıkılır Biran... Yüzbaşının gırtlağından | gibi sarsıldığını hissediyoruz. Kağa- boğuk bir sesin fırladığını duyuyo- | lar, siyah bir duman yığını arasında ruz... havaya uçmaktadır... Bir dakika, —Ateşi,, Gözlerimizi henüz açmağa vakit bu- İ — Guy... a e eğ km Kumbaracı yokuşu cinayetinin muhakemesine başlandı Abdullah iple boğmaktan suçlu olanlar bundan haberleri olmadıgını söylüyorlar cesi Beyoğlunda kumbâracı yokuşun- da ekmekçi dükkânında (Abdullah adında birini iple boğarak öldürmek- ten suçlu Erzincanın Kuruçay kaza- sından 1333 doğumlu Bekir oğlu Ömer ile arkadaşı 1824 doğumlu Aziz oğlu Bekirin muhakemelerine dün e ceza mahkemesinde başlanmış- Semte mar an. kon hüviyetleri tesbit edil dikten sonra sorgu hâkimliği karar- namesi okunmuştur. Karansrmede evvelce Ömerin kardeşi Helili öldür- düğünden ve suçlulardan Bekiri de öldürmek istediğinden dolayı kendi- sinden intikam simak maksadile Ö- merle Bekirin birleşerek Abdullahı Ömerin ekmekçi dükkânma götür- dükleri ve orada rakı içirip mukavo- met edemiyecek bir hale getirildikten sonra boğazına bir ip takarak boğmak suretile taammüden öldürdükleri ge- Tek kendi itirafları ve gerekse dinle- nen şehidlerin ifadelerile sabit oldu- ğundan ikisinin de Türk ceza kanu- nunun 64 üncü maddesi delâletile 450 inci maddenin dördüncü bendine gö- re muhakemeleri yapılmak üzere mah- kemeye sevkedildikleri kaydediliyor- du. Bu maddenin delâlet ettiği ceza idamdır, Evrak okunduktan sonra suçlular- dan Ömerin isticvabıma başlanmıştır. Ömer vakayı şöyle anlatmıştır: — Ben dört seneden beri Kum- baracı yokuşunda ekmekçilik yapıyor- dum. Bir gün Abdullah bana gelerek | para istedi. Kendisini tanımıyordum. Fakat sabıkalı olduğunu iştiyordum. Kendisinden korkarak iki lira verdim. Birkaç gün sonra tekrar gelerek on lira istedi. Bunu da verdim, Üçüncü defa gelişinde elli lira istedi. Vermez- sem beni öldüreceğini söyledi. Kork- tum. Zorlukla otuz lira tedarik ede- Tek verdim. Bundan bir hafla sonra da Recep adında birini bana göndererek beş lira istemiş, Param olmadığı için veremedim. Bir akşam arkadaşım Eckirle bera- ber dükkânımı kapadık, içeride rakı içiyorduk. Birdenbire kepenk açıldı, Abdullah girdi. Rakı istedi. Beraber içtik. Tekrar rakı aldım. Biraz içtik- ten sonra sarhoş olmuştuk. O sırada Bekir masanın kenarında o sızmıştı. Abdullah bir aralık ayağa kalkarak bana: «İstediğim beş lirayı niçin gön- dermedin?; diye üzerime atıldı. On- dan sonra ne olduğunu bilmiyorum. Dükkânda çamaşır kurutmak Üze- Te dalma bir ip bulunurdu. Fakat ben Abdullahın boğazına ip geçirme- dim. O gün de ip tezgâhın üzerinde duruyordu. Her halde boğuşurken Ab- . Arkasından bir, bir daha!., Yalnız kısa, tek bir feryad duyuyo- Tuz... — Ah vuruldum!.. Yüzbaşı kanlar içinde yere yuvar» Janiyor... oluyor.. ... Yarım saat sonra... Bir telefon mu- haveresi... — Alo.. alol., danlığı mı? — Evet, alay kumandanlığı!.. — Söylediklerimi not edin!. — Ediyorum. — Yedinci tayyare dali topçu ta- buru üçüncü bölük kumandanı yüz- başı Faruk bey ağır surette yaralandı, tabur doktoru, ilk tedavisini yaparak derhal İbrall merkez askeri hasta- nesine kaldırılmasına lüzum göster- di... İşitiyor musunuz?. Orası alay kuman- — Evet evet, söyleyin!.. — Hay hay şimdi slay kümandani- na bildiririm!.. en yaza. dullah ipi benim boğazıma geçirmek istedi, fakat ben daha kuvvetli oldu- Kum için ip kendi boğazına takılmış olacaktır, Ben bunun farkında deği- Mim. Etraftan imdad istesem de kim- se gelmezdi. Suçlu Ömerin sorgu hâkiminde ver- diği ifade okundu. Kendisi bu ifade- de kavga arasında Bekirle beraber ipi Abdullahın boynuna taktıklarını, fa- kat hangisi taktığını bilmediğini söy- liyerek Bekirle beraber sarhoşluk ne- ticesinde Abdullahı öldürdüklerini iti- raf ediyordu. Ömer buna Kk: — Ben Bekirle değil, Abdullahla beraber boğuşlum. Bekir bir şeye ka- krışmadı. Evvelki ifademi yanlış an- lamış ve yanlış yazmışlar. Vakadan sonra da ben kaçmadım. Sarhoşluk- Ja ne yaptığımı bilmiyerek bir arka- daşımır yanına gitmiştim. Beni orf da yakaladılar. Kardeşim o Halili dg Abdullâhın öldürdüğünü bilmiyo. rum, Bundan sonra diğer suçlu Bekirin sorgusu yapılmıştır. Bekir vakadaki alâkasını inkâr ederek şunları söyle- miştir; — Benim Abdullah ile hiç bir alâkam yoktur. Tesadüfen Ömerin dükkânı- na gitmiştim. Ömer kepengi kapatı- yordu. Beni dükkâna aldı, beraber ra- kı içmeğe başladık. Biraz sonra ke- penk açıldı ve Abdullah girdi. Bera- ber rakı içmeğe başladık. Sonra ben sızmışım, Ne olduğunu bilmiyorum. Bir gürültü duyuyordum amma, gö- zümü açıp bakamıyordum. Bir aralık ij gürültü fazlalaşmıştı. Zorlukla yerim- den kalktım. Bekçi geldi. Sonra biz Örnerle beraber - dükkândan çıktık. Sonra beni nereye götürdüklerini bil- miyorum. Sabehleyin kalktığım Za man kendimi Karakolda ellerim bağlı olarak buldum. Ömer ve Abdullah be- nim hemşerimdirler. “Üçümüzde bir köylüyüz. Fakat ben köyden çıkalı yirmi sene oldu. Ona karşı hiç bir ga- rTazım da yoktur. Gelmiyen şahidlerin çağırılması için muhakeme başka güne bırakılmıştır. Ödemişte çocuk bahçesi açıldı Ödemiş (Akşam): — Kazamız ço- cuk esirgeme kurumu çok zengin ve 1600 metre murabbaı bir sahada yep- yeni ve modem çocuk bahçesinin açılma resmini yapmıştır, Çok güzel ve fennin son şekline göre yapılan ve ortasında havuz bu- lunan bu çocuk bahçesi Ödemişin büyük bir ihtiyacını amıştır, Kazamızda çok iyi ve büyük bir he- vesle çalışan çocuk esirgeme kuru- munu bu muvaffakıyetinden dolayı tebrik ederiz. KADIN KöŞES! Kilitli bilezik Altın zincir bileziğe &ltın kilit ve anahtar takmak ve üç inciden küpe modadır, Yeni Sovyet büyük elçisi Sovyet Rusyanın yeni büyük elçisi B, Karsky'nin bir resmini dercediyo- ruz. Elyevm Moskovada bulunan ye- ni büyük elçi yakında hareket edecek ve Ankaraya gidecektir. Tarih konuşmaları (Baş tarafı 5 inci sahifede) meydanına indirilirdi. Oradan paşa- nun süslü katırlarına yükletilip meh- terheane ve kös sadelarile tuğlar ve bayraklar açarak alay Misir paşasi- nın önünden geçirilirdi. Mısır hazine- si alayını seyretmek için gelen halkı Mısır sokakları almazdı. Halk alay geçerken: — İnşallah bisselâmel Diye sevinç içinde dua ederlerdi. Mısır hazinesi şevk şadi içinde çöl yollarını tuten hazine âskeri ortasın- da Asilanei saadete doğru mrehale merhale ilerilerdi. Bayram mevacibinde, Mısır darp- hanesinde kesilen bu paralar dağıtı- ıp ta İstanbul piyasasına çıktığı za- man, ziyuf, kızıl, kırkık ve meyhane akçesi almaktan ciğerleri yanan esnar, fın yüzleri biraz güler, yüreklerine su serpilirdi, Ahmed Refik Pen- oluyor. Cerelerde hüzünlü pırıltılar titremek- tedir... Koğuşların açık kalan kapı: tekerlek altında kalmış ke- ibi bi ık, ezik ses- ibiri üzeri- ne istif edilmiş bir sürü yalak.. ve ya- taklarda, camdan gözlerini tavana dikmiş sarı renkli, yuvarlak kafelı bir takım insan hayalleri... Koridorlardan korkarak, ürpererek, titriyerek yürüyoruz... İşte sessiz ve loş bir köşe... Beyaz önlükler giymiş, kolları sıvalı üç adam, heyecanlı heyecanlı konuşuyorlar... Bunların üçü de doktor olacak... Sırt- larını duvarlara dayamışlar, gittikçe artan bir se ve hararetle bir meseleyi münakaşa ediyorlar... Kulak misafi- ri oluyoruz. İçlerinden, şakaklarına kır düşmüş, uzun boylusu kati ve sert bir sesle: — Muhakkak kesilmelidir bu ayak diyor!.. Eğer biraz daha geciktirecek olursak hastayı kaybedebiliriz... Kan- gren İlerliyor... Hattâ yarına bırak. mamalı bu işi!.. amm en kiymetli bir zabit!., Şişman, toparlak yüzlüsü iz sarsarak cevap veriyor... — Ben sizin fikrinizde değilim, Biz bu yarayı muhtelif yerlerinden aças rak işletebiliriz!.. Yaptığımız müda- haleler esasen beklenilen neticeyi ver» miş bulunuyor... Hattâ ben henüz kangrenin yeni başlamakta olduğuna kaniim!.. Ayak daha hissini bile kay- betmiş değildir. Üçüncüsü ilâve ediy: — Ben de böyle düşünüyorum. Eğer şansımız yardım ederse biz bü ayağı kesmeden kurtarabiliriz. Şakaklarına kır düşmüş, uzun boy» lusu ısrar etmektedir, — Arkadaşlar, tehlikeli bir işe giri“ şiyoruz... Bu yüzbaşı ordunun en kıy« metli zabitlerinden birisi... Tıbda işi şansa bırakmanın ne kadar doğru olup olmuıyacağını biran düşünmenis #i rica ederim. dl — Peki ama niçin #cele edelim?.' Eğer bu ayak kangren olacaksa bunu iki, hattâ üç gün sonrada kesebili. riz... Ameliyatı şimdi de yapsak, üç gün sonra da yapsak alacağımız neti- ce ayni değil mi?.. Binaenaleyh scelg etmeğ esebep yok... Bir iki gün bekli- keseriz!.. sakat kalmış; iki üç parmağı işli r... Şimdi bir de ayağını keserseli' wvur edin nihayet genç bir adam bu!.. Maamafih gene siz bilirsiniz!,. Şakaklarına kar düşmüş, uzun beye Yu olanı, başını sallıyor. ü * (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: