13 Kasım 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9

13 Kasım 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

187: i 1938 Yazan: SÜLEYMAN KÂNİ İRTEM Sultan Mahmud cemaat içinde bi- risinin kamet etmesini ferman etti. Namaz kılındıktan sonra Silâhtar ağa- ya: — Müezzinler dayak yer mi? Diye sordu. Silâhtar ağa padişahın reyini sevap gördü! Bu sual ve cevabı duyan müezzin- ler havf ve haşyetle her biri bir tarafa kaçtılar, Yalnız Çilengiroğlu o Çavuş Ahmed ağa çeneleri kitlenerek, dizle- rinin bağı çözülerek olduğu yerde kal. | dı. Tabanlarına birkaç değnek yedi! Padişah dayağı yalnız Çilengiroğ- Yunun yediğini işitince: — Buna olsa, olsa müezzin başılık mukabil olur! diyerek onu müezzin başı nasbetti, Kerametin semeresi! 'H. 1225 de Galatasarayından Hâs kilere nakleden ve dervişlik davasile bayağı aklını oynatan Aziz baba (Hır- kai şerif) odasında Sultan Mahmu- dun düşmanlarına gâlib gelmesi için duaya ve zikre meşgul oluyordu. Bu mecnunun mutekidieri halini padişaha medhedip - bitiremiyorlardı. Nihayet herifi ağalara imam tayin et tirdiler. Dervişin ayranı kabardı. (Kutbu- âzam ve gavsı muazzam benden bâş- kası değildir!) demeğe başladı. Ende- run ukalâsı da: — Hütın yüzünde tasarruf bunda ' Diyerek heririn veliyullah olduğuna iman ettiler! Gösterdiği kerametlerin semeresini bu suretle ancak kendisi müşahede etmiş oldu! Hak ve istiğna Salâhaddini Eyübi haçlı seferleri es- nasında nereye giderse hıristiyan Arap ulemasından İbnil Mutrani yanından ayırmazdı. Salâhaddin seferde daima kırmızı bir çadırda yatar, kalkardı. Bir defa tıpkı kendi çadırının rengin- de başka bir çadır daha dikildiğini gö- rür; bu cürete fena halde kızar ve bu çadırın kime aid olduğunu sorar: — İbni Mutrana! Cevabını verirler. Salâhaddin nef- sini zapt ile: — İlim ona bu hakkı veriyor! Der ve çadırın kalmasına müsaade eder. İkinci Sultan Mahmud Yeniçerili. ğin ilgasından evvel bir gün Rumelihi. sarından geçerken Bektaşı şeyhi Bü- yük Mahmud babayı görür. Müsahibi Said elendi ile babaya 50 altın gönde- rir. Mahmud baba hazır cevap ve nâ- tık bir pir idi. — Ayağımızı uzaltığımız şeye eli- mizi uzatamayız! Diyerek parayı kabul etmez. Said efendi bu red karşısında kızacağına emin olduğu padişahın yanına düşün- celi, düşünceli avdet ve babanın pa- rayı almadığını biraz çekinerek arze- der. Sultan Mahmud: — Ne dedi de almadı? Diye sorar. Sald efendi iptida söyle- mek istemezse de israr üzerine baba- nın sözünü tekrar eder. Sultan Mah- mud: — Âzamet yakışır herife! Ben de zaten onu tecrübe için yapmıştım! der. Bu tecrübenin kendisinde bıraktığı iyi intiba Sultan Mahmudun (Vakai hayriye)den sonra Büyük Mahmud babayı (Bergiye) nefyeylemesine mâni olmamıştır! (1). Adalet neye bağlı? İkinci Mahmud elbiseyi değiştirir. ken cübbe sarık yerine istanbulin ile fes ikamesini münasip görüyordu. Ulemadan Keçecizade İzzet Molla ule- manın kıyafetini muhafaza kaydı ve endişesile: — Halkın nazarında şeriat ve ada- Jeti temsil eden sarıktır! dedi. Bu söz ulema kıyafeti ile sarığın bir asır daha yaşamasını badi olduj Cübbenin altında tutulan kitap! Sarığın ucuna bağlanan adalet! İşte uzun sözlere ihtiyâç bırakmı- yan bir timsal! İki tasvirden biri! İkinci Sultan Mahmud sahaflar şey- hizade vakanüvis Band efendiyi İran büyük elçiliğine tayin eylemişti. Esad SARAY ve BABIÂLİNİN İÇ YÜZÜ — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur Tefrika No. 237 Mahmud babanın, padişahın ihsanına cevabı: “Ayağımızı uzattığımız şeye elimizi uzatamayız,, namına tertip ile takdir ve teveccühü. nü celbeylemiş olan (Ceridel nüfus) başkâtibi Kemal efendiyi -Sald beyin babası Kemal paşa- tercümanlıkla ya- nma Kemal efendi ile Esad efendi Tah. randa fena halde bozuştular. Esad efendinin inhasile Kemal efendi azlo- Tundu; İstanbula döndü. Bu bozuşma- nın sebebi Esad efendinin İran şahi hakkında gösterdiği bir hürmetsizlik İ olmuş, Kemal efendi bu sebeple sefa- | rethaneyi terkederek ayrı bir eve çık- | mişta. ! İstanbula gelince Mülkiye Nazırı Pertev paşa Kerhal efendiyi sadaret mektubi kalemine memur etmiş, İs- tanbula gelen İrün şehzadeleri ve el- çileri ile yapılan mükâlemede istihdara eylemişti. Bir gün ikinci Sultan Mahmud Ke. mal efendiyi yanına çağırttı. Esad efendi ile münazaalarının Sebebini sordu. Kemal efendi de anlattı: — İlim ve fazlına diyecek olmıyan Esad efendi İranlıların nüktedanlığı- nı ve zekâlarını bilmemek gibi bir az humk ve cehil gösterdi. Gayetle büyük bir lâtuf olmak üzere tarafı hümayu- nunuzdan kndisine tasviri hümayun ihsan buyurulmuştu. Bu fevkalâde ihsanı şahanelerine mukabil şah dahi kendisine tasvrini verdi. Kulunuz se- farethanede yok iken tasviri hümayu-| nu kabul salonunun duvarına, şahın | tasvirini de mukabilindeki duvara ta- | lik ettirmiş. Bu suret pek münasib idi. Ancak tasviri hümayunun altına; Şahı devran bana tasviri hümayun verdi mısraını ve şahın tasvirinin altına da: Şahı İran dahi bir sureti meymun verdi. mısraı talik yazı ile yazdırmış. Sefarete avdetimde bunu görünce şaşırdım. Sefaretten dışarıya fırladım; bir daha ayak basmadım. Kendisi Kemal efendi sözünü bitirince Sul- tan Mahmud derhal Esad efendinin azlini ve Kemal efendinin İren elçili- ğine tayinini irade etti, Kemal efendi teşekkürle huzurdan çıktı. Şahın tas- viri Esad efendi için hiç de meymun olmadı! Dipsiz kese! İkinci Sultan Mahmud Mısır valisi İ ar, Aka, 4 — isin, Kavi 8 — Mehmed Ali paşanın Vehabi mesele- sinde ettiği hizmetlerden memnun kaldığı için kendisine hattı hümayun ile kılıç ve kürk ihsan etmiş, bunla- rı götürmeğe Kahvecibaşısı ve mabe- yincisi Mustafa Kâni beyi memur ey- lemişti. (H. 1234). Enderun peşkir ağalarından Meh- med ağanın oğlu olan Kâni bey En- derunda tahsil ve terbiye görerek ted- ricen mabeyinciliğe kadar yükselmiş- ti. Hüner ehli, müstakim bir zat idi; sülüs ve nesih hatlarında hayli ma. hirdi; yanda üstadı meşhur hattat İsmail Zühtü efendi idi. Mabeyinci Mustafa Kâni beyin deb- debesi, dâratı mükemmeldi; ancak eli pek açık olduğu için boğazına ka- dar borca dalmıştı. tarafından nezdine, böyle kında o da fevkalâde ikramda bulun- mağı muvafık görmüş ve ona iki bin keseden ziyade inamda bulunmuş idi, Fakat Kâni bey bu parayı daha İs. sız gitmiş ise İstanbula öyle cebi boş dönmüş idi! Kâni beyin eline geçen paradan borçlarına birşey vermeği dü. şünmemesi Sultan Mahmudun güza- bını celbetti. Yirmi beş gün mâbeyin. cisine hiç iltifat etmedi. (Arkası var) (1) Büyük Mahmud Baba nefiden »la- kından sonra H. 1277 de vefat etmiş, Rumelihisarında Bektaşi tekkesi önünde babalar yanında defnedilmiştir. (2) Sald beyin bir mektubu; Evkaf ne- zaretinin tarihçei teşkili Eski arab harflerile meymun kelimesi, maymen di- de aha AKŞAM BULMAÇAMIZ Soldan sağa : 1 — Bir idare sistemi, 2 — Ezmekten emir - Büyük balıkçı kayığı. 3 — İk defa - Bir sayı. 4 — Bir vahşi hayvan - Heyeti vekile, 5 — Sarhoş - Habeş generali, 6 — Başına «Ke gelire sert olur - Rüzgâr. Tembellik, .. Yedirme « Aded. | 9 — Bir vekilin soyadı - AY. 10 — Beyan edalı - Güzel sanatlar okulu. Yukardan aşağı : 1 — Vücudün küçük delikleri - Beyaz. 2 — Zahmet - Büyük. 3 — Yavaş sesle konuşma. 4 — Gök gürültüsü - Eski bir Türk beyi, 5 — Posta tatar - Çırak. 6 — Temizlik - Menfi edatı. 7. — 'Tersi bir notadır - Haliçle bir semt, 8 — Kuru - Bir cins kumaş 9 — İnliti - Meşhur. 10 — Gemi tabyası - Boş. Geçen bulmacamızın halli Soldan safa: 1 — Pisipisine, 2 — Esasen. 3 — Eliida- kika, 4 — Ba, Mi, 5 — İda, Şilte, 8 — Sirkat, İrs, 7 — İk, Ah, Me, 8 — Av, Petek, 9 — Akim, Bani, 10 — Ayal, Tamir, Yukarıdan aşağı : 1 — Plebisit, 2 — Ladik, Ay,3 — Bel, Padişah, &—ima,j, 7 — Sek, Mesa, 8 İni, Tam, $ — Ermeni, 10 — Elân, Sekir. Posta ittihsdına dahil olmıyan ecnebi memleketler: Seneliği 3600, altı aylığı 1900, üç aylığı 1000 kuruştur. Adres tebdili için yirmi beş Kuruşluk pul göndermek lâzımdır. Ramazan 20 — Kasım 6 B. İmaak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı E 1209 149 704 943 1200 134 Va. 508 6431188 1438 1653 1827)) İdarehane: Babılli civarı Acımusluk sokak No. 13 İZMİR ve mülhakatı için AKŞAM gâze- tesinin tevzi yeri münhasıran İz- mirde İkinci Beyler sokak 52 nu- marada Hamdi Bekir Gürsoylar mağazasıdır. * AKŞAM MATBAASI Rotatif makinelerinde resimli ve renkli gazete ve mecmuaları, baskı ade- di yüksek risale, kitab ve her nevi matbuaları en. temiz şekilde en ehven seraitle basar. * Devamlı işler için hususi şerait tesbit edilir. Fazla tafsilât için matbaa idaresine müracaat. Telefon: 20497 KÜÇÜK İLÂN okuyucularımız arasında EN SERİ, EN EMİN EN UCUZ vasıtadır, Alım satım, kira işlerin. de iş ve işçi bulmak için istifade ediniz! * Tarihi Yazan: İskender F, Serteli DİŞİ KORSAN Deniz Romanı 'Tefrika No. 174 Hayatta nihayet bir arkadaş buldum: Şarap! Onunla baş başa kalınca bütün ıztıraplarımı unutuyorum — Ben, yalnız değilim arkadaş! Vpn ıztıraplarım, düşüncelerim — Onlar, benim de ârkadaşlarım- dır. Fakat, ben o arkadaşlardan usân- dım artık. Şimdi benim candan bir arkadaşım var: İçki. Aryüs ayağa kalktı.. Nasirin yanr- na gitli: — Haydı gel, seni de bu arkadaşım- la tanıştırayım. -— Zahmet etme, onunla ben de ta- nışıyorum, Görmüyor musun önüm- de kadehi? -O halde neden içmiyorsun? Gözlerin hâlâ parıldıyor. Hiç içme- miş gibi görünüyorsun! Nasir testiyi aldı, Aryüsün bardağı- nı da doldurdu. — Haydi beraber içelim, asilzadem! Aryüs içerken kendi kendine mırıl- dandı: # — İnsan, ancak insanlığile öğüne- bilir. Asalet. boş şey. Birbirimize | verdiğimiz kuru ünvanlarla kendimi. zi aldatıyoruz. Ben, memleketimde i bir şövaiye idim. Arabların ciine esir düştüm, forsalar arasına atıldım. Şim- di de bir esirim. Oturdular, Nasir sordu: — İmparatorun esiri misin? — Hayır. Aşkın esiriyim. — Bir kadına âşıksın demek?... — Evet. — Sevgilin Bizansta değil mi? — Burada. İkimiz de şu mavi kub- benin altında yaşıyoruz, — Birleşemiyor musunuz? — Hayır, Birbirimizi seviyoruz. Fa- kat, arada büyük bir engel var. — Ben senin yerinde olsam, arada- ki engeli derhal ortadan kaldırırım. — Ortadan kolay kolay kalkacak bir adam değil, — Kim olursa olsun, bu yolda gi- derken, yapılacak ilk iş: Aradaki en- gelleri yıkmaktır. — İrade sahibi bir adama benzi- yorsun! Ben, senin gibi konuşan in- sanlarla arkadaşlık yapmaktan çok hoşlanırım. Adın ne? — Petro. — Nerelisin? — Kefulonyalı. — Kefslonyah olduğun kKonuş- mandan belli. Sert, inatçı bir deniz- cisin demek... Çoktanberi buradamı- sm? — Muhasaradan bir kaç gün önce adalardan gelmiştim. Arablar Bi- zansı birdenbire sarınca, ben de bür | rada mahsur kaldım. — Gemini nereye çektin? — Haliçte bırakmıştım. — O halde o gemiden hayır yok. Arablar almıştır onu. — Şüphe yok. Yepyeni bir tekne idi. Ben de onların yerinde olsaydım, sahibsiz bir tekneye derhal el uza- | tırdım. — Derdini şimdi anladım! Kaybet- tiğin gemiyi düşünüyorsun, değil mi? — Hayır. Onu çoktan unttum. Gü- nün birinde Akdenize çıkarsam, na- sıl olsa bir küçük yelkenli daha te- darik edebilirim. — Parasızmısın? — Param da var. Fakat, gene mustaribim. Kalbimdeki sinciri bir türlü atamadım. Aryüs gülmeğe başladı: — Anlıyorum... Sen de benim gi- bisin! Sen de benim gibi bir esirsin! — Onu çok seviyordum. Bir ay- danberi izini kaybettim. — Surların içindedir, merak etmel — Bulamıyorum. — Kuş olsa da uçsa, gene ineceği yer burasıdır. Arada bir engel var mu? — Niçin sordun? ,— Varsa, neden yıkıp geçmedin üstünden diyecektim? — Onu şehrin başka bir semtine kaçırdılar sanıyorum, Engel varsa bile, ben tânımıyorum. Melik bin Nasir bunları Iâf olsun diye söylüyordu. Maksadı Aryüsle ie ilerletmek ve sık sık konuş- mM e Yl AA e ei ma zemini hazırlamaktı. Aryüs: — Meybahelerde senin gibi kafa- ma uygun bir arkadaş bulacağımı sanmıyordum, dedi, şimdiye kadar nerede içiyordun? a Başka - bir semtin meyhanesin- .— Bundan sonta buradan ayni. mıyacağına söz ver bakayım... — Burası çok hoşuma gitti. Bun- dan sonra kafamı burada dumanlı: yacağım, esilzadem! — Çok âlâ. Fakat, şu ösilzadeliği “bırak artık. İkimiz de yabancı eiler- deyiz... Ve ikimiz de birer kadının esirleriyiz, Bu esaretten - başbaşa ve elele verip - kurtulmanın yollarını aramalıyız. Melik bin Nasir kadehleri doldur. du: — Ben, kurtulmak için bir tek yol buldum. —- Nedir o? > ei Aryüs göğsünü şişirerek nefes aldı; — İçelim öyleyse... Melik bin Nasir, Aryüsle dostluğu ilerlettikçe kendisine ısınıyordu, Ar- yüs imparatora atıp tutuyordu. Na- sir, bu kadar dertli ve bilhassa inr- paratora düşman olan bir adamı acaba kolayca öldürebilecek miydi? Ertesi gece tekrar buluşmak üzere meyhaneden ayrıldılar, Bir tabutun arkasından giderken... Melik bin Nasir ertesi gün şehri dolaşmağa başladı. Panteon cadde- sinden geçerken bir kalabalıkla kar- şılaştı. Yolda bir cenaze gidiyordu. Tabutun önünde sıralanmış çocuk- lar hazin seslerile vatan şarkıları okuyoralrdı.. Bu şarkıyı Bizanslılar ancak vatan uğrunda ölen bir kah- ramanın tabutunu götürürken okur- iardı. Kalabalıktan yolu yarıp geç- mek kabil değildi. Nasir, meşhur bir adamın öldüğü: nü anlamıştı, Kalabahğa (sokuldu. lere: — Ölen kimdir? Diye sormak istedi, Fakat, bu bir ihtiyatsızık olacaktı. Dilini tuttu, sustu, Etrafa kulak verdi: — Ona imparator bir kaç kere, surlardan başını uzalımamasını sÖy- lemiş, Arablârın ne kadar nişancı bir millet olduğunu kendi de pek âlâ bi- Tirdi. i -— Romahos Portasta vurulmuş, değil mi? — Evt.. Hem de tam alnından. — Melün ok... Saplanacak yeri bulamamış ta zavallının alnmı del miş, — İmparator bugün matem için Yanındaki dedir. Ordunun en değerli zabitini bu kadar kolay kâybedeceğini aklın » dan bile göçirmezdi. — Otuz beş yaşlarında imiş. — İki de çocuğu vardı. — Karısı çıldırmış diyorlar... — Ben de kadın olsaydım, çıldırır. dım. — Ne kadar yakışıklı, sevimli bir gençti. Caddeleri dolduran kalabalık, ha- zin bir matem havası içinde yavaş yavaş tabutun peşinden Ayasotyaya doğru ilerliyordu. Melik bin Nasir, tabutun içinde gi- den ölünün bir Arab okiyle can ver- diğini öğrenmişti. Ölen kahraman, imparatorun çok sevdiği ve çok gü- vendiği bir zabiti. O gün Ayasofya kilisesinde büyük âyin yapılacaktı. İmparatorun da kiliseye geleceği söy leniyordu. ç Nasir bu tesadüften çok memnun- du. Bu vesile ile imparatoruda ya- kından görmüş olacaktı. Caddeler genişledikçe kalabalık ar» tıyordu. Sokağa bakan evlerin pencereles rinden tabutun üstüne demet demet, kucak kucak çiçekler atılıyordu. (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: