12 Kasım 1939 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9

12 Kasım 1939 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Üç kişiydiler; Mihrümah teyze, Melâbat ve avukat Rüştü Dener. y Vefik bir yemek yemişlerdi; beyaz jaket- kahya, e DİYEN bir uşak gümüş tepsi içinde iz koltukla, dülmüş, Otu- im rına gömülmüş, © Melihat; — Konyak içer misiniz? - diye sordu. — Mersi, p< Baki bir Pransiz konyağıdır.. Kavım- dlşini göstermem. ; ek için elile buruşuk du- daklarını örttü: — Bu evde ne var ki bakıyetüssüyu? ol- Mâsn?.. Melâhat kaşlarını çattı, Muzisine dair big İslmih yapılmasını istemiyordu. Hassas tey- X bunu sezerek hicyi ve mizahı kendi mef- sine çevirdi: — Fakat doğru... İnsafsız ölün biri varsa kuzenim değil, mukadderat... Bizi bu halo soktu, Ve birdenbire fıkırdıyarak, kıkırdıyarak, €ski muharipliğinden kalan bütün cilvele- rini takınarak: — Rüştü bey... Azizim, dostum, güzelim, Şekerim, kaymağım!... - dedi, - Benim ha- Mmden ibret al... Hayatının kaşı bustırmadan #vvel evlen... Al şu kadını... Hem senbu bekârlıktan kurtul. hem de Mielâhat- tik selâmete erişsin.. Birbirinize denksi- hiz, upatıpsınız... Er sahibesi olan Aislâhat, kontrbüfenin kaya dönük vaziyetini muhafaza ederek kızıl saçlarını bir slev dumanı gibi yana saçıp başını bışımin çevirdi: — Teyze!... Ricta ederim... «Bu mevzuu üçma'» diye kaç kere tenbih ettim... İste- miyooor... İşte istemiyor. Zorla gelin gü- Vey olacak değiliz ya... tiğim «musallat kadın. rolünü oynamak ktemiyorum... Kes bu likirdiyi... Teyze, dudaklarına pat pat vererek: — Peki, peki, peki... Tıss.. - dedi. Rüştü ise. avukatlığının bi #ini takınarak tek gözlüğünü düzeltti, Se- &ini tatlaştırarak: — Melühatçiğim!-dedi-Niçin beni mahçup vaziyete sokuyorsunuz?... Bizi ne kadar öev- diğimi bilirsiniz... «İstememek» ne kelime... Biz, arru edilmiyecek bir kadın mısınız? Benim korktuğum «İzdivacın altın zinc! ri» dir.. Kırk beşine kadar böyle yaşadım... Böyle ölmek istiyorum. Teyze, yine sğmni tutamadı: — Fransa bir darbımesei vardır, biü- Miyor musunuz? «Bekârlar, kraJ gibi yaşar- dar, köpek gfbi ölürler... şahane Gmür sürüyorsunuz... Fakat ökibetinizin ne Belalet olacağı ne malüm?... Kontrbüfenin önünde Melihat asabi zetle terter tapiniyordu. Iki mizafirinin de mu- bavereyi bu zemine sürüklemelerini pro- testo etti. — Allah rızası için bu bahsi kesin... Arzusunun sumimi olduğu belliydi. Tey- ze de, Rüştü de sustular. Biran derin bir #üküt oldu. Yalnız genç kadının billür ka- dehleri bibirine çarpmasından hasıl olan Sesler işitiliyordu. Avukat başka bir şey söylemiş olmak için: — Konağınızın mobilyeleri cidden hari- ka, Melihatşiğim! - dedi, - Bühassa şu Dü- Te takımına bayılıyorum... - Evet... Siyle pur!... On sekizinci asır yaman « Büyük babam sefirken al- Teyse >— Bir âdet vardır: «Beğendim» deyince «Buyrun!» derler... ,, Böyle bir hediye verilemiyeceği için Me- lühat sustu. Kızardı, bozardı; teyzesinin bi- Tefrika No. 126 v 12 Teşrinisani 1939 D AKŞAM ba yz Sahife ribirini takib eden münasebetsizliklerine içerledi ve o akşam artık tatsız, tuzsuz geçti, Rüştü ikametgühi olan klübe gitmek tz- re ayrıldıktan sonra ev sahibesi. Mihrüme- b'a, hiddetli hiddetli bakarak: — Beğendin mi söylediğin #özleri?... Öteki mutad cerbezesile: — Beğendim elbet... — Bırak Allahını seversen... — Vallâhi: Ciddi söylüyurum: Beğen- dim... Beni mutlaka almalı. — Almıyor işte... — Sen bu büfe takımını ver. — Çıldırdın mı? Zaten müfliş vaziyetis- yim... «Bunları bir gün satarak azıcık iki yakamı bir araya getiririmie diye düşünü- yorum... Aklını oynatmışsın... — Ellikis.. Aklım tamsmile yerinde. Balıklara alıklar aym şekilde oltaya gelir. Yemi tek... At... ve bak..: Bak nasil yaka- dıyacak bal kabak! ... Ertesi sabah, avukat Rüştü, öğleye doğru uykudan uyandı, ipek pijamasının yenle- rinden kıllı kollarmı fışkırla fışkırta ge- rindi. Zile basıp klübün garsonunu çağırdı: — Kahvaltım... Gezetelerim... Pasam.. Mallar geldi. Ne malları? Biya.. — Nasıl eşya? — Sizin pasam... Mobilye.. — Ahmak musın -Panayot?... Kırk yıldır şarada oturup duruyorum... Bavullarımdan başka eşyam var mı?.. Mobilyeyi ne yapa- cağım?... Burada her şey var... — Amma sizin, pasam.. Geldi. Azada — Ba; olacak... İtiraz... 'Tekid... İtiraz... Tekliğ... Niha- yet dün geceki büfe ve konirbüfeyi görün- ee, Rüştü meseleyi anladı. «— Yahu... Ben bunları ne yapayım?.. Atsam atamam, satsam salamam..» diye kendi kendini yiyordu. Melihat, gönderdiği mektupta göyle va- myordu: «Fer şeyimi reddettimiz; şayed bunları da geri çevirirseniz dünyanın en bedbaht ka- dını olasağım.. Dedelerimden kalma en kıymetli eşyamı size vererek bağlılığımın derecesini gösteriyorum...» Rüştü çarınaçar klüpten ayrılıp bir apur- taman tutmak mecburiyetinde Kaldı, Hem de stil büfelerin sığabileceği koskocaman bir daire... E, tabii, bu iki parçayla olmaz 2... Ona göre halılar, salon takımları, avizeler. tablolar satın almak mecburiyetinde kaldı... “Teyze, bu yerleşmeyi kıs kıs gülerek urak- tan uzağa takib ediyor; yeğenini çimdikli- yerek: — Göreceksin, kız, göreceksin du. - Dediğim gibi olacak... Het ea evde yalnız başına ne yapsın?... Çatlar, patlar vallahi... Senin şimdi yapacağın has- ta olmasını beklemek. — No münasebet? — Derhal yatağının baş ucuna geçersin... Bonsuz bir şefkat gösterirsin. Aynı könirbüfeye, Melâlıat heyecanla yaklaştı. Yine konyak şişesini çıkarıyordu. Kileri ütriyordu. Antika gümüş mangalda ketentohumu ihpası hazırlıyan teyze: — Ne 0? - diye sordu. — Ah, teyzeciğim... — Ne var, kız? — «<Elenelim..» dedi.. Vallahi kendili- Binden söyledi. Bân ıhlamuruna konyak koyacağım... Sen de lâpayı çabuk harırla... Ver götüreyim... — Gördün mü?.. Hemen derhal nikâh kıydır. Sıcağı s:cağıra.. Ve sonra övünerek: — Demez miyim ben «Eski muharibim!» diye... Hedefe tam isabet ettirdim... -— Allah Tazı olsun... Mavi odayı da sana hazırladım... Hep yanımda olurursun... Sen- den daha çok, KEM an m (YA - Nü) SEVİLEN KADIN Şayed söylediğiniz gibi hakikaten Babamsanız Renzayı benim hatıram Olarak seversiniz. Bedbaht kızmaz duyduğunuz şefkatin bir kısmını Ok sun ona hasrediniz. Sizden bellibaşı ricam Dudur. Diriğ etmezsiniz. Zira birinci ve 80- uncu ötleğimdir. Biribirimizi asla göremiyeceğiz. Verdiğim kararın cebebini anlarsı- niz. Öyle yaralar vardır Ki zamanla İyileşmezler, giltikçe azarlar. Berim- Ki de öyle, Annem, beni affedecek kadar âsil Yüreklidir. Ruhum onun affmı hissa- derek müsterih olacaktır. Ben, ha- Yeltan kaçmak suretile ıztırabdan da kaçıyor, kurtulüyorum. Bu mektubu aldığınız saman beni | görmek üzere morga gelebilirsiniz. Allâha ısmarladık, beyefendi. Ba- NR «Allaha ısmarladık, babacı- İM!» diyemiyorum. Ne yapayım? Bü- tür hayat imtidadınca söylemediğim. bir sözü birdenbire nasıl berimsiyebi- Birim? Sakın siz de benden nefret eğ- mMeyiniz : | l Nakleden : (Wâ - Nü) Size azab vereceğimi tahmin edi. yorum ve bundan dolayı beni ajjet. menizi diliyorum. Mahvolan gençli- Gime acıyınız. Süzi Ve altında, şöyle bir not göze çarp- maktaydı: Zavallı Rosso'cuğu size emanet ede- rim, O bizim sefaletlerimizi, skıntıla- rımızı azalmak için çok çabaladı, Hakikatte azşey yapabildi. Fakat onun gibi fıkara bir adamdan gelen yardımın zerresi genginlerin avuç avuç ihsanlarından daha kıymetlidir. İkinci mektup hemşiresine hitaben- di. Şöyle başlıyordu: Renzacığım, Senden ayrılmak istemezdim. Fa- kat seni hür ve müreffeh bıraktığım için yarı yarıya bahtiyarım, Verdiğim karardan dolayı evvelâ hüzün duya- caksın, Lâkin iyice düşünürsen, s0n- ra, yapacak başka şeyim kalmadığına Iki soyguncu Eski itiraflarına ve şahidle- rin ifadelerine rağmen cü- rümlerini inkâr ediyorlar Lâleli, Beyamd, Çadırcılar, Fatih, Yenika- pi ve Samatya civarında birçok evleri, dük- kânları ve camileri soymaklan mazmun 17 yaşlarında İbrahimle arkadaşı 25 yaşların- da Kimilin muhâkemelerine dün asliye dördüncü ceza mattkemesinde bakılmıştır. Maznunların ikisi de suçlarını inkâr €9- mişler, kendilerine iftira edildiğini ileri sürmüşlerdir. Şahid olarak dinlenen polis ikinel şube komiser muavinlerinden B. Pahri şunları anlatmşıtar: — Bbrszlar yakalandıktan sonra İbrahi- &vini soyduğu gibi ev sahibini de kolundan yaraladığını söyledi. Polislerle beraber ken- disini alıp hırsızlık yaptığı yerlere götür- dük ve soydukları ev ve dükküzleri bize gösterdi. Bu evlerin sahiplerinden bir kıs- mı da hirsizi teşhis ettiler. Maznunlar bu ifadeyi reddederek: — Bize iftira ediyorlar. Bizi mahallelerde gezdirdiler, siz buraların! soydunuz wu” dediler. Biz de korkumuzdan, evet, dedik. Dediler. Yine bunların soyınağa kalkış» takları Samatyada Etyemez camti müezzini B. Mustafa da vakayı Şöyle anlattı: — Sabah saat dokuz buçukta camlin bah- çesine çıkmıştım, Arka tarafta pencerenin içinde hırsızlardan İbrahimi gördüm. Ya- nina sokulup, sen burada ne arıyorsun? des yince birdenbire elindeki keseri başıma fırlatşı, Hemen geriye çekildim, hırsız da duvardan atlayıp kaçtı. Birafı araştırdığını zaman caminin iki kapısının kırılmış, iç Kapının da demirleri parçalanmış olduğunu gördüm, Hırsızlar bu kapının kilidini kıra- madıkları için camii soymağa vakit bula. mamışlar. Diğer şehidler de hırsızların muhtelif va kalarını anlattılar. İki maznun bu Ifade- lerin hepsini de reddettiler. Gelmiyen $â hidlerin #hzaren celpleri için muhakeme başka güne bırakıldı. Posta Wiihadna dahil olmıyan ecnebi memleketler: Seneliği 3600, alta aylığı 1900, &ç aylığı 1000 kuruştur. 1654 188 İdarehane: Babıl civarı Acımusluk sokak No. 13 642 1158 1437 KÜÇÜK İLAN okuyucularımız Arasında EN SERİ, EN EMİN EN UCUZ vasıtadır, Alım satım, kira işlerin. de iş ve işçi bulmak için istifade ediniz! Vaziyetimi uzun uzadıya wütalda ettim. Eğer babamla annem sana bağla- #urlarsu, seni benim yerime sevsinler, Allaha ısmarladık, Rerzaf Yalnız senden ayrılmak bana ağır geliyor... Sen, benim Zavallı hayatı- min yegâne sadık ve samimi ârkada- p... Seni tekrar göremiyeceğim. Bu esefi, kabrimde de hissedeceğim.. Seni tekrar tekrar öper, bağrıma basarım. Senin Süzin Sokağa çıktı, Bir taksi durdurdu. — Rum kilisesine... Günlük kokulu, 10ş biradan içeri girdi. Çocukluğundanberi ibadet et- tiği şekilde Allahla konuştu. Gözlerinden yaşlar akarak, kuca- ğında çocuk İsayı tutan Meryemin tasviri önünde diz çöktü: — Şimdiye kadar size Lapındım, sizi sevdim, sizin dininizi hakiki din bil dim... - dedi, - Fakat başımdan geçen vakaları öğrenmiş olacaksınız... Beni affediniz... Buradan çıkarak babala- runın ve annelerimin mabedine gide- LEYLÂ ie MECNUN Tefrika: No. 116 Yazan: İskender Fahreddin Hatice Abdullahın ölmünü seyretmek için zindana inmişti, bu sırada sarayın etrafını saran akıncılar içeriye girmişlerdi Hatice bu kararı verdiği saattenberi uyu- yamıyordu. Sevdiği bir erkeği aslanların ağunda parçalatmak kolay bir iş değildi. Buna ta- bammül edebilmek işin insan sinirinin de- Diye söyleniyor ve hiddetinden ateş püs- kürüyordu. O, bir yıl önce kendisine binayeti sabit olan bir başka erkeği de aslanların ağzına atıp parçalatmıştı. Fakat o erkek, Abdullah kadar sat ve temiz yürekli değildi. Haticeyi aldatmak suretile saraydaki ceriyelerle de gönül eğlendirmiş, fakat nihayet * yakayı ele vererek zindana atılmıştı. Hatice, sır- tandaki elbiseye nasil tasarruf ediyorsa, va- racağı erkeğin de o elbise gibi kendi malı olmasını isteyen bir kadındı. Halioe biraz sonra sarayın zemin katına inerek cellâdı bulacak ve ona şeyhin emir- lerini söyliyecekti. Bundan sonra Abdulla höceresinden çıkartarak aslanların ağzına attıracak, zavallı delikanlının vahşi hay- vanlar pençesinde nazil can verdiğin! sey- redecekti. Bir Arap bilginin dediği gibi, Hatice de: — Sevgilisinden intikam almak caşkal tatmin etmek demektir. Diyordu. O zaten çok merhametsiz bir ka- dındı, Dünyada yalnız kendini düşünür, kendi zevki uğrunda yüzlerce savallırın ölümünden ufak bir teessür bile duymazdı. Gene o saatte Mehdinin sarayında uya- nik olanlardan biri daha vardı: Abdullalı. Gözleri söndürtlen bu suçsuz ve temiz yürekli delikanlıya o sabah son saatlerini yaşadığını söylemişlerdi. Cellâd: — Ölümün yaklaştı delikanlı! Demiş ve kapının önünde dikilmiği, Abdullahın içinde o gün sebebi meçhul bir sevinç vardı: — Acaba öleceğim için mi seviniyorum?! Diyor ve her zamanki gibi gözlerinden kanlı yaşlar akmıyordu. Bugün idam edileceksin.. etlerin lokma 1ok ma parçalanacak. Asi r akşamdanberi açtır. Seni onların ağzına - biraz sonra - yem diye atacağız. Bu haber seni Ürkütme- di mi? Ölüm, gerçekten seni korkutmuyor mu? Abdullah, kollarını çıplak göğsünün üs- tünde biribirine kavuşturmuş, ayakta duru- yordu; — Ölüm mü dedin, Himo? O, beni bu san- suz ıztıraplardan kurtaracak. İnsan, böyle bir kurtarıcıdan korkar mı hiç? Kurtulacağın için mi seviniyorsun? Evet, Kurtulacağım.. bu dünyada be- ni kendisinden ayırdıkları sevgilime öbür dünyada kavuşacağımdan eminim, Cellhd sakalını kaşıyarak güldü Sevgilin de senin arkandan gelecek mi sanıyorsun... ? - Eveet. O, benim öldüğümü duyar duymar arkamdan koşup gelecektir. Onü bekliyeceğim. — Boşuna bekliyoceksin! Arkandan gelir amma,. belki saçları kırlaştıktarı ve bel iki büklüm olduktan sonra, — Sen Emineyi tanımazsın, Himo! O, s8- nin gördüğün Kadınların hiç birine benze- MEZ, — Haydi canım.. gövezeliği birak, Kadın- | ar yalnız adlartle biribirinden ayrılır. Hep- si de şehvet ve ihtirastan doğan ve biribiri- ne benziyen mahlüklardır. Ben, şimdiye ka- Gar ondan fazla kadın aldım. Birin! öbürün. Şâyed bu sizce kabahatse, mukadde- ratın sevkeltiği yolu düşünerek kusu- rumu bağışlayın... Ağladı. Kapıda düran ihtiyar bir papastan mum aldı, Mukaddes tas- virlerin önünde yaktı. Son defa olarak 1stavroz çıkaracaktı. Tereddüd etti. İhtiyar papas, onun bu halini gö- rüp kapıdan çıktığı sırnda üzerine mai mukaddes serpti. Süzi irkildi. İtiraz edecekti. Fakat edemedi. İhtiyar papas ona doğru haç çıkarırken tüyleri diken diken oldu. Kaçarcasına kiliseden çıkı. Taksinin şoförü: — Nereye, küçtük hanım? - diye s0- runca kendine gelerek: — Camiye... - emrini verdi. — Hangi camiye? — Bilmem... —1... — Hengisine istersen... ot i dö zi diği semtlerden, sokaklardan geçli... Dört minareli, koskoca bir mabed önünde durdu. Şoför: — Seyyah olacaksınız, malmazel... « dedi. - Bizim camilerimizin en gü- xeli budur. Müslümanların nasıl iba- det ettiklerini göreceksiniz... Şimdi — Ben de müslümanım. den farklı göremedim. Hepsi bir kalıp için- de yaratalmıştı... Hiç birine güvenemedim. En sadık olanı gece yatağımda beni vur- mak istedi. Abdullah, şeyhin cellâdından bunlardan başka no bekliyebilirdi? On kadınla yaşa- Muş, yarısının kafalarını kendi elile kopar- mış olan bir cellâd elbette bundan başka birşey düşünemez ve bundan başka türlü. sinü göremezdi, Cellâd kendi kendine hamurdanıyordu: — Hatice de nerde kaldı ya? Bugün de © kadar çok işim var ki. şeyhin kölelerin- den birini şehir dışında bir ağaç dalına 251p gebertecoğim. Lâkin bizim şeyh de ne 'u- haf adam. Kölesini neden bir ağaç dalın- da idam ettiriyor aende?... Bugünkü işlerim bu kadar mi ya... Öğle namazında camiye gidip imamın dü kafasını uçuracağım. Hsm de cemaat secdeye vardığı sırada. Herkesin başı secdede.. ims“un kalkmasın: bekliys. cekler, Şu bizim Ş. hn Mehdi hakikaten va- man adam vesselâm. İmam, cemaatı kendi aleyhine teşvik ediyor diye, bâna, onun 9a- Şanı uçurmamı emretti, Demek ki, bugün üç kişinin ölümüne şahid olacağım. Abdulla soğuk kanlıığını muhafaza edis —— Kendi Kendine konuşan cellâda sor» — Ba üç kişinin içinde ben de var mı- vücudunü aç aslanlar parçalıyacak, — Şimdiye kadar kiam ettiğin Kimseleğ arasında ölümden kurtulma var midir? — Ölüm mahktümlarından hiç birini, gök: den bir #l uzanıp kurtarmadı. Ölümü şirm- diye kadar kim yenebilmiş ki, bunu bana 80» rüyorsun? Kuyu kimin için kazıldı.. kim düştü? Hatice,( Abdullahın ölümünü seyretmek Üzere zindana inmişti. Bu sirada sarayın etrafını iyice sarmış olan şeyh Saldin ni- kerleri: — Haticeyi isteriz, ve onun başını istesin, başlamışlardı. Diye bağrışmağa Demek ki, asiler herşeyden önce Hati-e. nin başını istiyorlar, onun vücudünü otla: dan kaldırmağa çalışıyorlardı. Hatice bu sseleri duyunca şaşırdı: — Şeyh Mehdi bireik gözdesini, kardes şinin adamlarına teslim edemez. Diyerek zindündan yukarıya çıktı. Meh- di gözlerini açınca, kardeşini karşısında bulmuştu. Mehdi acaba korkulu bir rüya mi görü yordu? Gözlerini uğuşturarak sordu: — Sen kimsin? — Kardeşini tanımadın m1?! Aradan bi- ribirimiz! unutacak kadar zaman geçmedi sanıyorum, Şeyh Sald saraya baskın yaparak kapıda" ki nöbetçiler! yere sermiş ve saraydan içe. riye girmeğe muvaffak olmuştu. Mehdi derin bir şaşkınlık içinde bocalie yordu. Ne istiyorsun.. Yatak odama kadar nasıl girebildin? — Onu sonra anlarsın! Şimdi isteditim şey sadece; Haticenin başıdır. İki kardeş konuşa dursunlar. Hatice vaziyeti anlayınca collâda yak- aştı: Asileri püskürtmek için vahşi hayvan- ları serbes birakmak lâzım. Şeyh Sal adamları saruyın içine kadar girdler, Hay» di, çabuk oil Diye bağırdı. Cellâd tereddüd ediyordu: — Hayvanları serbes bırakırsak, şeyh de, biz de.. hepimiz tehlikeye düşeriz, sittir (Arkası var) — Ne diyorsunuz? — Sahi söylüyorum. — Halinizden anlıyamadım... Affe- dersiniz... Diliniz de yabancıya ça- lıyor... Dansözün gözleri yaşardı. Göstermemek için koşarak, Süley- maniyenin kapısından girdi. Yatsı namazında o gün cemaat pek azdı. Önde ancak dört beş saf teşkil ediyor. lardı. Süzi, ömründe ilk defa olarak ata- larının mabedinde bulunuyardu. Bu güzel mimari, bu loşluk, bu sü- tunlar, kubbeler, kaibine öyle bir huşu verdi ki, ruh coşkunluğunun bu derecesini, en büyük ve güzel kilise- lerde, paskalye günlerinde bile duy- mamışlı. Okunan bu güzel... Dua?... Dua mıydı?... Kur'an mıydı”... Neydi bu?... Anlıyamıyordu. Eli gayri ihtiyari alnıns doğru yük- seldi. Eski bir iliyadın sevkile ıstav- Toz çıkaracaktı. ,«— Ne yapıyorum... Aman ne gü. nah işliyecektim...> diye düşündü. Sonra, hislerinin bu âni tahavvü- Tüne kendi de şaştı; demin mum yak- tığı tesvir aklına gelerek: «— Babalarımın ve annelerimin meâbedi bu... Ben de onlarla berabe- rim... Beni affedin Meryem ve İss .» diye tekrarladı, (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: