30 Mayıs 1940 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

30 Mayıs 1940 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

HER AKŞAM BİR HİKÂYE Ahmeda derlerdi ile tabün taba; Onun yüzüne bakan- kendilerini alamaz- Yüzü çirkin olduğu kadar komikti, 4 münnasebelsz, alay eder Yakabını takmıştı. Lâ- Jardı r ından son dereçe men çi nkü 0 A pek çok kimseler gii e rağmen güzel oldu benim gelip köndisin! «Ahmed geldie de; e bir tavırla b ilâve ederâi Lütfen «Gü Ahmed ol el Akimede de uğümu anlamaz da... sözüüü işit nl iadım» diye düşür hayretler i arlardı er dullar iabilecek e derece b u dünyada t â.» diye Daşlı- p gönderdim, Bunu oküyun- & çileden çıkmış, her yerde fellik fellik i arıyormuş. Bana ilk rasgeldiği yerde çantasmaki kü tabancayı çıkaracak ateş edecekmiş. Onun sü üzerine arkadaşları 80- rarlardı: — Niçin? Etraftan vah hemen cev; Bir çiçekle ba- har olmaz... ının sonuna ka- ona bağlı kala, rdan benim çe Kimi ölümle tehdi den başıma Ne yaparsınız. ınhır..» Meşhur sözdür... in bu âşıkane hi- Çüni tsi #u yolunda rkada pek meşhurdu Fakat ra da yazık- p tutuşuyor- onlara karşı ne kadar ve allı e ki onu şimdiye kadar hiç ir kadınin beraber sokaktan Lâkin bir gün fevkalâde bir hadise oldu. r ağustos günü idi. Öğle- odamızda oturmuş odanın kapı" sı hızla açıldı. İçeriye telâş içinde bik girdi. Şöyle etrafına bakındık- nedin. masasına yaklaştı: - Sen parlak sözlerinle ka- Idatıp onları bedbaht etmeği bie mi sanıyorsun?.. Zavallı a sum Jaleye çektirdiklerin Bir an odada hepi hayret dal aşmıştık. Kimse ağzını aça: en ziyade hayrete düşen Ahmeddi. *den sonra kendisini topladı. Bize: Ben size bu kadınlar başıma bir b İşti Artık o gü hadime- ği de ihmal etmiyordu adaşlarile konuşurke müdür üç gün Ne günü ; Hatırlarım.. o Hani âşkı. yüzünden bana tokat atan dının geldiği gün.. Evet evet Bu tokat hadisesind en âdet evvel bana , haftalarca etrafındakilere: Şu kadınlardan gözünüzün önünde bana nasl icat attı. Ne 0? Arkadaşını bedbaht Ne yapalım efendim?... diyordu. ki erkenden ıç kadın girdi. Hepi- idik. Ahmed bir tokat ne ayni gi içinde ikin genç kadın bu # nezakı onun masasına mede r büyük bis yaklaştı, Ah- 8 karşı son derece mahcubum efen- dim... dedi, bir yanlışlık yüzünden büyük bir hata işledim. Bir arkadaşının sevgi- Msi zannı ile göçen sefer size bir tokat vurmak terbiyesizliğinde bulundum. Hal- buki arkadaşımın sevgilisi siz değil, aşağı kattaki başka bir Ahmed beymiş.. Hal- buki sizin bu gibi işlerle meşgul olamıya- cak derecede yaşlı başlı olduğunuzu an- lamalı idim dağil mi?.. Rica ederim beni aftodink 1d fena halde kızmıştı, genç kadına; — Pekl efendim, peki... dedi, rica ederim arık bu messiadan, bu yanlışiıktan bah- setmeyiniz. » Hikmet Feridun Es Bu gece nöbetçi eczaneler Beyoğlun muntakasında merkezde: (Kanzuk), (Güneş), Taksimde: (Ni- had), Şişlide: (Pertev), Galatada: (Yi. şopula), Kasımpaşada: (Turan), Has- köyde: (Hasköy), Eminönü mıntakasın da merkezde: (Beşir Kemal), Küçükpar| zarda: (Bensasou), Alemdarda: (Esad) Kumkapıda (Süreyya), Fatih mıntaka- sında Şehremininde: (Nâzım), Şehza- debaşında: (Ismajl Hakkı), Katagüm- rükta: (Suad), Fenerde: (Vitali, Sa- matyada: (Teofilos), Aksarayda: ( hem Perter), Beşiktaşta: (Nall Halle), y (Büyük), (Yeldeğirmeni), Üsküdarda: (İttihad), Büyükadada Heybelide: (Halk), Sariyorda; Eyüpte: (Arif) eczane (Ortaköy, Arnavutköy va Bebek ec. #aneleri her gece nöbetçidirler.) Tuzak içinde Tuzak Tefrika No, 171 — Aman efendi: hayır İnkâr etmeyin... - Maamafih, gü- sizin tarafınızdan sevik mek için ne lâzımsa hepsini yapaca- gım. — Bu da benim en büyük arzum- dur. - Size yaplığım fenalığı unuttu ğunuzu, beni affettiğinizi anladığım gün saadete kavuşacağım. — Estağfirullah... Affetmek hak- msa affettim Haydi yavrum, benim. le | açık ık konuştun. — Ne söylemem! istiyorsunuz... — Istanbuldan uzaktayız... O fena günleri hatulatacak hiç bir iz, alâmet yok... Zaman ilerliyo". Siz, kendini- | 3i üzen hatıralardanda uzaklası- niz... — Ah... Mi — Zaman | — İnşali r şeyi siler... 7 içinde ahvali isbütün değişir... Fena | İstikbalden | Nakleden : (Vâ « Nâj korkmanıza hiç bir sebep yoktar... Mukadderatınıj emniyettedir... Çok zenginsiniz... Ne isterseniz yapabilir. siniz!... Bu, ne büyük tesellidir... Yavaş yavaş yürüyorlardı. Kaptan durdu. — Çocuğum... - dedi, - Benim si- zinle ne kadar alâkadar olduğumu bilmelisiniz... Bu da mazinin tamiri içindir. Ve devamla; — Aileniz malüâm değildi. Yüksek mevkideki insanların nazarında mev- cud bile değildiniz. Ben de vaktile bir cürüm işlemiştim. Size karşı. Vicda- nem, bu yük altında eziliyordu. Sizden aile saadetini koparıp almıştım, Size onu İade ettim. Bundan sonra kanun nazarında evlâdınısınız.. Kalbimde de öyle olmanızı istiyorum... Soyadı. nız artık Korsanoğludur.. Hemşire olarak benimsediğiniz yavrucağı iste- diğiniz gibi siyanet edebilirsiniz... An- Beniz ve ben, bütün arzularınızı yeri- ne getireceğiz... Genç kız, cevab veremiyordu. Bir çayırda yürüyorlardı. Şermin, dizlerinin bağı çözülmüş İstanbul atletizm bayramı Müsabakalar bü pazar Fenerbahçe stadında yapılıyor Her sene muntazam bir program al tında muayyen tarihlerde icra edilen İs- tanbul atletizm bayramıtın finalleri bu pazar günü Fenerbahçe stadda yapıla” caktır. Geçen hafta iki yüzden fazla « letin iştirakile Bebekteki Amerikan kol- leji sahasında seçmeleri yapılan bu mü- sabakaların finaline 120 atlet kalmıştır. Bu seferki müsabakalarda bu 120 atlet- ten maada Ankara, İzmit, Afyon ve Bur- sahin en kıymetli atletleri de iştirak ede- cek ve karşılaşmalar bu yüzden çok nlâ- kalı olacaktır. Yarışlara saat 14,30 da başlanacaktır Çukurbostan sahasi yapılıyor Karağümrükteki Çukurbostan sahası- nin beden terbiyesi İstanbul bölgesi ta- rafından satın alınarak ufak kıtada bir spor sahası dürmiş Bu sahadaki bostan ve evlerin istim- lâk muamelesi nihayet bulmuş ve yapı- lacak tadın plânları ikmal edilmiştir. Sahanın inşasına yakında başlanacaktır. Kasımpaşa ve Beyoğluspor güreşçileri karşılaşıyor Uzun müddettenberi İstanbul güreş şampiyonluğunu muhafaza eden . müte- rimizden Kasımpaşalılar, Bey- laşma yaparak önümüz- günü akşamı her iki k arasında hususü bir müs sabaka a karar vermişlerdir. İçlerinde İstanbul ve Türkiye birinci- leri bulunan Kasımpaşa güreş takımı bu karşılaşma için “muntazaman (hazırlan- maktadır. Müsabaka cumartesi akşamı saat 21 de Beyoğlundaki Fransız tiyat- rosunda yapılacaktır. Milli küme maçları Milli küme maçlarına bu hafta İzmir ve şehrimizde devam edilecektir. İzmir- de Altınordu ile Altay oynayacak ve Ankara klüpleri şehrimize gelerek Vefa ve Beşiktaş klüplerile karşılaşacaktır. Müsabakalar cumartesi günü Taksim sta dında, pazar günü Şeref stadında yapı- EE > ANKARA RADYOSU 30 Dlayıs Perşembe İ 1230 Program ve haberler, 1250 Türk müziği, 14 Alafcanga plâk, 18 Program, 18,05 Alafranga plâk, 1830 Caz orkestrası, Türk müziği, 19,45 Haberler, 20 Türk i, 20,30 Konuşma, 20,45 Türk müziği Sıhhi konuşma, 2130 Radyo orkey- , 22.10 Alafranga plâk, 2230 Ajans ve borsa, haberleri, 2259 Alafranga plâk. Tahran radyosunun neşriyatı Tahran radyosu kısa dalga 10,87 - 30,99 - 409 metre üzerinde her gün Türkiye aaati- le 11.30 - 18.15 - 1930 Farisi, 1145 Arapça, 12 Türkçe, 1215 Rusça, 1945 Franmsea, | 2030 İngilizce, 20,45 Almanca neşriyat yap- makladı ——— 4 İstanbul müddelumumiliğin; bulda bulunduğu anlaşılan Urta ce: emen memuriyet haline ifrağ edileceğini i, kaplanın önünde diz çöktü, Erke! yerden kaldırdı. Al; sıcak bir buse kondurdu. — Ha; » Böyle şeyleri bırak... Yü. rü, cicim... Birlikte, kaleye doğru yü Tüdüler, Bürhan, tatlı bir sesle konuşuyordu. Genç kızı teselliye uğraşıyordu. Bu mağrur ruhun gizli yaralarını tedavi ediyordu, Maziye dair hiç bir telmihte bulunmuyordu - Dünya zannedildiği gibi değildir. Her ailenin ne türlü esrarı vardır... Gamlı insanlardan çoğunun yüzümde neşeden bir maske buluhur. İyilik yapmak, hayatta en büyük mazhari- yetimizdir. Elverir ki iyiliği yapabile- lim... Ragıptan bahsetti: — Çok şerefli bir adamdır. yordu. Muhitinde hasıl ettiği iyi intibay, fakirlere yardımlarını anlatıyordu. Genç kız, gözlerini yumdu. Hayır, aşkı düşünmüyordu. Fakat kendi için saadetin orada, o erkekte olduğunu hissediyordu. Bu namuskâr, bu kibar erkek... Fakat böyle bir rüya hakikat olabi. | Wir miydi?... Masinin yükü altında | eziliyondu... Kendisine «Şermin Kor- sanoğlu> demişler... Bu tanımmış ai- lenin evlâdı olmuş... Ne kıymeti yar- nina - di 'Tefrika No. 77 Zühre, Kasımın sözlerinden memnundu. Belliydi ki Kısım ona bunları rüşvet olarak veriyordu Kasım iherakırdan çıklımıcaktı. Bu müj- | külünü halletmeden duramazdı. O akşamı, | saraya varınca, Gıyasin konuşmağa bağ- Vadi — Bugünlerde neşe iz yerinde. Yüzü- feni bir cariye satın almış- sınız diyorlar! Gıyas, Zührenin yüzünü hiç kimseye gös- termemişti. Fakat o, çok sevdiği Azrâyı bi- le Kasıma göstermiş ve ondan kıskanma- maştı, Evet, dedi, Semerkanda yeni gelen bir | esir tacirinde, aldım. Çok hoşuma gi- diyor... Hem güzel, hem uysal, bem akıllı kız, — O halde size Azrüyı aratmıyacak? - Ben de böyle umuyorum. Azrâyı ne ka- dar sevdiğimi bilirsin, Kasım! Yeryüzünde onun gibi sevimli bir kadın yoktur sanır- dım... Zühre onun yerini çabuk tuttu - Onun Kadar 1 mi bari? Bunu ben gim... Sen gör“ düğün 2 ünü verirsin rans Kasım gene tereddüde d cihanı çok tanıyordu. ayatta herşey olabilir, Biştirabi, Fakat, hiç bi mazdı. Haibuki, şehzade $ onu çok Uy- sal görmüştü. Kasım, kendi kendine: Eğer ben yanılıniyorum, bu işle oyun var. Nürucihsn' hil bir ihân, Kası sergllisiydi. Diyordu prens Saad O, Buhara sara- Muhakkak ki, almıştı. i bir adamdı. Bu bileyi tah- ük çekmedi. Gene bir başka ak- Şam, Kasım köşkünde ol dinin adamla ademiz Kasım saraya gitti. Gıyas, le başbaşa oturmuştu. Od de iki sazande Tar çalıyordu. Yerde sofra u. Zühre çök süşlüydü. Şehzade» n dibinde oturuyordu. Sofrada bizçok taze yemi va nefis yemekler vardi. İçki oda- Birden fakat Artık 1. Nü- | . Gi ya şehzadeye bolli prenş Kasimın da şüphe: rucihanla karşı karşıya ol eddin — Yeni gözden dedi, sen ins mahir bir adams kalım... den sana iz nı bulmakta 1 | Haydi, fikrini söyle ba- Zührenin bir caxibelidir, Prona- Kasım. kendini" güptutayordu Evet şehr: > gökten yeni ok sönük kalırdı. Ni kusur bulamadın. Tanrı unu küsursuz ya» | ratmış. Gıyaseddin göğsünü şişirerek gülün Öyleyse içelim. b, bir ricam var, pre : Züh- iç kimseye hahseiz 7 Azrli yaksa götümü yıldırdı. Bun nan birisi, babama: «Oğlun gene bir Arap i cariyesine vuruldu, Dizginlerini onun. eli- bederim diye korkuyoru: — İyi ama zı 1d. Züh; günden, belli Xi, kten bir Arap kı- ç e Arap diyemez. Yü- bakışlarından, o konuşmasından öz Türkt ğunu söylüyor, Öz Türk Taciklerden olsa gerektir. a Konuşur onların hepsi Türk- iki kapısından dokuzmu- . Kaybettiklerini böylelikle büla- bilir miydi?... Dünyanm bütün altın- ki fabialan Eğer başkaları | unutsa da o feci günler biran bile ya- | dından çi Vaktilç işlediği bir hatayı nefsine karşı tamir edebilmek için Şermini ailesi içine kabul eden bu erkek onu samimi surette benimsiyebilecek miy- di?... Attedebilecek miydi?... Sinirleri bozulmuştu. Hattâ bu gü- | zel ve sakin tabiatın ortasında bile ruhi sükünu avdet edemiyordu. Uzun uzun iç geçirdi Mevzuu değiştirmek iç — Belkıs hanım nasıl? - diye sordu. — Yarın Halide Vildan hanımefendi ziyaretimize gelecek... Misafirimiz ola. cak... Belkısa dair havadisler onda- dır... Sorarsınız... Kaplana mütebessim bir nazarla baktı. Tebessümü bir güneş işığı gibi güzeldi. — Sizden bir ricam var, — Buyrun. | — Bizim büyüdüğümüz yerleri gör- | mek istiyorum. Kaptanın vücudünde bir raşe his- seti. — Niçin canım... Kötü hatıralar... / — Onların uzak olduğunu söylemi. | yor mıydınız?... ! Yazan; İSKENDER FAHREDDİN ve fedakâr olurlar. lere Ihanet etmezler. — Zühre henüz benden bir iyilik görme- di. Onun sadakat ve tedakârlığına şahld ol madım. Bunu zaman göslerecek. Fokat, gözlerinden, onun çok zeki bir kadın oldu- Bunu seziyorum, Fazla geki insanlar biribi- rine sadık kalmayı İizumsuz yarlar. Onu Tanrı sahibine bağı bakışlı hir kadınla da ömür üçtür. Büyük babanız Belek* şahın sözünü w mu? «Bin tane Aptal dostun olacağına, bir tane çeytan düşmanın olsun!» demiş. Çok doğrudur.. Bir şe — her zaman mü siniz. lara lâf salmak kolay bir iş değildi Prens Kasım bu sözleri söylerk, nün ucu ile Nürucihanı tedkik satımı da kaçtrmiyordu , Kasımın — söelerinder du, Belliydi ki, Kasım ona bunları k veriyordu. Karşılığın gördükleri kimse- iin yeri fırsat, arıyı Rözdesile du. Dünyanın en güzel memleketi.. Prens Kasi rişti ki, oradan ayrılmak iyor, hat aman- 2» uzlaş- bile düşünüyordu. Buhara cidden güzel bir mem na par mahay- ok zengindi. Kış mevsi- çinde sü etrafı bağ Halk en çok pirinç, pamuk ri, Mosir, arpa, buğday Henreti de memlekete büyük servet bıra- « AFER iraz ve şeftali pek Bilhassa üzümü ile karun ve u orada olduğu kadar hiç bir yerde derece nefis ve lezzetli olmazdı. Etraf- ta ormandan kayak ağaçları kesilip keres- yapılır, dut ağuçlarının yapral- en ziyade ipek böceği beslemek için Dembe tabir olunan koyun- n ve keçiler ği geri kat- r yapılırdı. Buharanın kıvırcık den yapılmış kalpakları da pek meşhurdu. Merkepleri ve atları büyük ve kuvvetli idi. Kiraftaki ormanda vahşi hay- vanları hemen yok gibiydi. Kurd, tilki, ayı gibi hayvanlara bile nadiren razlanırdı. Irmak boylarında geyik, karaca ve ceylin sürülerine sik 'sık tesadüt edilirdi. Bir kolu Buharanın içinden geçen Züref- şan nehri, Rusyanın Hokand dağlarından ir ve Semerkandin üstünden geçerdi. O tarihte Buharada yüz elit bine yakın nü- tusu vardı. Ehalisini Tacikler, Özbekler ve Yahudiler teşkili ederdi. Buhara halkının onda biri Yahud idi. Taciklerin mezhebi i olup, İrani olmayı kabul etmezlerdi. arın çehreleri gesiş, vücudleri mu zam ve bilhassa kadınları çok güzel olur- du. Tacikler çalışkan olmakin beraber, t- carette hileye saptıkları için, Özbekler ve Türkmenlerie — geçine bilhassn, Türkmenler nazarında pek hakir görülür- du. Buharada bir miktar İranide vardı; ıd Alâeddinin ıdan İranilerden esir alınıp Memleketin ticaretine hâkimdi. Bunlardan başka aşiretler de vardı. B tier! derlerdi. Bunlar etlileri (Teke) Türkmen- nalarında esalet görülürdü; köndileri merdane ahlâk ve evsafla tanın- yse niçin ricamı reddetmeli. — Reddetmiyorum, . An e kaygumuz var. O da s2adetinizdir. Fakat o ye hüzü, andırıcı bir muhittir. — Fakat ne zarar var... Gidelim Kaptan, genç kızın kâh garib, kâh feci fikirler beslediğini fark, ri için bu ziyaretin de sebebini merak edi- yordu. Mezarlığı ziyareti, hemşiresinâ savması, öğle yaklaşması... Ve niha- yet şimdiki teklifi... Karısı yavaş yavaş, fakat emin bir şekilde kendini topluyordu. Bürhana karşı muhabbeti gün geçtikçe artıyor” du. Zira kaptan sözünü tutmuş, müş- külât içinde araştırmalar yapıp evlâ- dını bulmuş ve kendine iade etmişti, Bürhan da anneyi kazanmak için ki- zını beninasiyondu. Bunları düşünerek binaya yaklaştı lar. Hidayetin pencereden kendilerini seyrettiğini gördüler, Şermin, babalığının kolunu tutarak? — Ricamı kabul ediyorsunuz. — Tabii... Siz ne istersiniz de ben «Olmaz!» derim. — Ne zâman gideceğiz? Kaplan, parmaklarile hesap etti: — Sekiz gün sonra... — Metsi,.. (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: