18 Temmuz 1940 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6

18 Temmuz 1940 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Rüştü odaya girince karısının köpeği Bobiyi, biraz evvel kendisinin açık bir raktığı şeker kutusunun başında gördü. Pis boğaz hayvan kutudaki şekerleri çi- tır çıtır yiyordu. Rüştü fenr halde kızmıştır — Hoşt hınzır hayvan... Aç gözlü, pis boğaz... diye bağırdı. Bobi Rüştüye hain hain ak şeker kutusunun ya- sından uzakla Bu sırada Rüştünün karsı içeri gir mişti. Nermin kocasının Bobiye bağırdı- İni işitmişti — Rica ederim Rüştü, dedi, Bobinin izzeti nefsi ile oynama, Bobinin izzeti nef; 8 zamandan beri karısının dilinden eksik olmıyan bu cümle Rüştüyü fena halde kızdırıyordu: — Canım, dedi, bu da lâf mı?.. Bo- binin izzeti nefsi ne demek... Köpeğin izzeti nefsi olur mu? Nermin kocasına hemen cevap verdi: — Bobinin izzeti nefsi yok mu?.. A- caba yeryüzünde onun kadar hassas, onun kadar içli, onun kadar izzeti nefisli hayvan var emdir?.. Rüştü karısının bu sözlerine mukabe- ie etmedi. Hakikaten Bobi acaip bir hayvandı. Kendisine bağrılıp çağııldığı zaman danlır, bir köşeye çekilir, kimse- ye sokulmaz, efendilerine karşı muhab- bet göstermezdi. İşte evin içinde onun ( cizzeti nefisli hayvan» olara tarılmasının sebebi de bu idi. Boti bilhassa kendisine sık sık bağıran Rüştüye ikide bir küser, kafa Bebi Rüştüye dargın olduğu za- İa gayet garip tarzda hareket i. Bugünlerde, Rüştü evde bulun- madığı zaman hayvan gayet neşeli bir tavırla odadan odaya dolaşır, hanımına | yaltaklıklar eder. Mutfaktaki kediyi ko- valardı, Kapı çelınp da Rüştü eve geldiği za- man Bobi hemen suratım asar, bir kö- şeye çekilir, neşesiz, hareketsiz dururdu. Zaten Bobi Rüştüyü kapı çalışından ta- sardı, Bazar Rüştü hayvanın böyle kafa tu- tuşuna sinirlenir karısına: — Yahu bu hayvan evde âdeta beni istiskal ediyor, suratını amp karşıma ge- siyor. Adeta pis murdarın beni evde is- temiyor gib: bir hali var. Bir köşede oturan bi Rüştünün yüksek sesle konuşması üzerine yattığı yerden aksi oksi hırlsmağa başlardı. O zaman Nermin kocasına: — Tabii... derdi, zavallının izzeti nef- si ile oynar musın? Geçen gün misafirle- rin yanında onun arkasına doğru bir tekme salladın. Zavallı Bobicik bu hâdi- seyi unutur mu hiç?.. Hayvanın kırdığın izzeti nefsini tamir etmelisin... Bobinin izzeti nefsinin tamiri de öyle kolay ve ucuza çıkan bir iş değildi. Ona hiç değilse birkaç akşam üstüste şeker getirmek icap ederdi. Sonra onu ikide bir okşamak, mümkün olduğu kadar şi- martmak lâzımdı. Lâkin ne olursa olsun Rüştü bu hay- vanın evdeki hâkimiyetine fena halde tutuluyordu. Çünkü karısı Bobinin izzeti nefsi me- selesinden kaç kere kendisine çatmıştı. Bu yüzden kaç defa Rüştünün izzeti nefsini kırmıştı. Rüştü şu Bobiden — mümkün ola — mükemmel bir intikam alacaktı, Fakat bu fırsatı bulamıyordu. Sonra genç adam karısını pek severdi. Nerminin yüzün den Bobinin nazını, kahrini, suratını çe- kiyordu. Lâkin onun asl yandığı, tutulduğu şey şu hayvanın cakam idi. Rüştü ona pek kızınca: «Vay maka kıtmır vay... Sen kim iz- zeti nefis kim?.. Şimdi insanlarda bile bu izzeli nefis denilen şey azaldız diye söyleniyordu. Nihayet bir gün Rüştüyü pek mem- nun eden bir hâdise oldu. O gün ev bineahınç dolu idi. Misafir- lerin çoğunu şık, zarif, hatta biraz züp- Bobinin izzeti nefsi pece, güzel kadınlarla Bunların kocaları teşkil ediyordu. Misafirlerden O giyinişi herkesin pek hoşuna giden Leman, o günü gayet şık ve şimdiye kadar kimse- nin elinde görülmemiş bir şekilde yapı" lan bir çift eldiven takmıştı. Arkadaşlar n bu eldiveni pek beğenmişlerdi. Ayrı ayn kumaşlardan yapılan bu eldiven elden ele dolaşıyor. Herkesin takdirini topluyordu. Leman: — Bu eldivenleri harpten evvel bir arkadaşım bana Avrupadan göndermiş- 8... dedi Misafirlerden biri: — Şimdi bunun bir eşini bulmak ih- Bmal ki imkânsızdır. cevabini verdi. Bundan sonra başka bir meseleye dair konuşmağa başladılar, Eldivenleri unut” muşlardı. Nihayet Leman artık evine gitmek üzere ayağa kalktı, Yanındaki divanın üzerine bıraktığı eldivenleri almak için elini uzattı, Fakat bir çığlık kopardı. Arkadaşları sordular: — Ne var? Ne oldu? Leman yüzünü verdi: — Ne olacak? Bobi... Şey... Eldiven- lerin üstünü kirletmiş.. Hem de nasıl? Nermin yerlerin dibine geçmişti. Bul- sa Bobiyi parça parça edecekti. Misafirler gittikten sonra sinir içinde söylenmeğe — Pis hayvan... Hınzır... Beni mah- de toplanan hınçla diş! — Aman yavaş söyle Nermin... dedi, Bobi duymasın... Malâm hayvanın izze- ti nefsi vardır. Nermin: — Yere batsın onun dedi. Genç kadın bir daha da Bobinin izze- ti nefsinden filân bahsetmedi. Hikmet Feridun Es izzeti nefsil... 18 Temmuz perşembe öğle ve akşam 1230: Program, 1233: Müzik, 1250: Ha- berler, 13,05: Türküler, 13.20: Müzik (plâk), 12,05: Müzik (plhk), 13,30: Caz orkastras, 19,0: Şarkılar, 1945; Haberler, 30: Fami heyeti, 2030: Konuşma, 20,45: Dinleyici di- lekleri, 21: Sıhhat saati, 21,15: Keman 0- 10, 21,30: Radyo gazetesi, 2230: Ajans ve birga haberleri, 22,445: Casband (plâk). 19 Temmuz cuma sabahı 120: Program, 733: Salon orkestrası (plâk), 8: Haberler, 3,10: Ev kadını, 820: Havayen orkestrası (plâk). Bu gece nöbetçi eczaneler Beyoğlu mıntakasında: Merkezde (Kanzuk), (Güneş), Taksimde (Ni- had), Şişlide (Pertev), Galatada (Yi- te (Arif), Fenerde (Emilyadla), San yada (Rıdvan), Aksarayda (Ziya Nu- ri), Eminönü mıntakasında: Merkez- de (Beşir Kmal), Küçükpazarda (Ben- sasdn0 , pida (Asador), diğer mıntakalarda: Kadıköyde (Halk), (Osman Hulüsi), Üsküdarda (Ahmediye), Beşiktaşta (Vidin), Sarıyerde (Osman), Büyüka“ dada (Halik), Heybellde (Tanaş), Ryüpte (Arif) eczaneleri, (Ortaköy, Arnavutköy, Bebek ceza- neleri her gece nöbetçidirler.) Eminönü As, $. BŞK. sinden Yedek istihkâm yüzbaşı (330 - C 5) kayık No.lu Hamza Remzi oğlu 1309 doğumlu Raşit Ökçün kısa bir zamanda şubeye mü- racaatı ilân olunur, '... Şubemize 0/1436 sayıda kayıtlı emekli 8.cı sınıf tüfekçi (327 - 18) Süleyman oğ- la Recep Aytaçlının çok acele şubemize müracaatı. Esrarlı Yüzük AŞK ve MACERA ROMANI Tefrika No. 41 Nakleden: (VA - Nü) «— Sözlerimi sonuna kadar dinleyi- Onun için yalnız şöyle söyledi: nizi» demek istiyordu. Devam etti: — Gayet vazıh bir sözü zaptettim. İzdivacımıza razı olmadan evvel beni imtihana tabi tutacağınızı söylemiştiniz. Hayrini , kendinden uzaklaşıyor... Belki de soğu- yacak.. Nasıl yapsın da onu yatıştırsın?... Hakikatı söylemek, süküttan daha iyi değil miydi? Şayed oğluna herşeyi öğreter... Her | in Fakat nasıl? Nasıl şöyle diyebilirdi: « — Kızını almak istediğin erkek ba- ban, Yahut da babanın katılıdır.» , bu hakikati söyliyerek evlâdi- Bin. yüreğini parçalayamazdı. — İşte şunu yapmanı istiyorum... Se e e e ME şunu Öğren: «bir işi bar şarabilip başaramamana bağlı... ZE ayas bk ill — Evet... — Burada lâboratuvarımda başladı- ğım işleri yüz üstü mü bırakacağım? Ni- şanlımı mı bırakacağım?.. Ve daha zayif bir sesle: — Üstekk senden de ayrılmak... - diye ilâve etti, Her cümlede, oğlunun itimadının biraz daha azaldığını hissediyordu. — Eve Hayriciğim... Kıymetli çocu- Zum... Bu fedakârlığın ne kadar büyük olursa olsun, onu göze almalısın... Se- bebini ve neticesini düşünmeden bu ar- zumu yerine getirmelisin... Sırf buna buruşturarak cevap İ ve yavaş yolla gçtneleri temin edilmiştir. Kürek yarışları bu hafta başlıyor Müsabakalar Büyükdere, Yenimahalle arasındaki sahilde yapılacak Mevsimin İlk resm! kürek yarışı bu pazar Büyükdere önündeki sahilde yapılacaktır. Şimdiye kadar Yenikapıda yapılmakta olan bu müsabakalar sahilden çok uzak olduğu cihetle, halkımızın alâkasını celbedeme- mekte ve klüp fıtaları yarış sahasını se3- #is, sadasız katederken ancak mahdud klüpçüler tarafından takip edilmekte idi. Bu mahzuru takdir eden İstanbul Su spot- ları ajanlığı, halkın kolaylıkla gürebilece- Bi bir mahalde yarışları yaparak eskiden büyük bir alâka gören kürek sporunu tak- rar canlandırmak Üzere bu seneki kürek yarışlarını Büyükdere ile Yenimahalle ârü- sındaki sahilde yapmağa karar vermiştir. Bu cümleden olarak mevsimin Uk kürek teşvik yarışı bu patır Büyükdere önün- de yapılacaktır. Saat 13 te baştıyacak olan yarışların intizam altında geçmesi için Şir- keti Hayriye ile yapılan bir unlaşma üze- rina vâpurların yarış sahasının açığından Müsabakalar - müptediler, kıdemliler ve bayanlar olmak üzere üç sınıf kürekçi ara“ sında, yapılacaktır. Müptedi ve kıdemli ya- rışları neticesinde umumi puanı fazla olan klübe Ajanlık tarafından bir kupa verlie- cektir. Vilâyetimizin ilk gençlik klübü Çatalcada kuruldu Beden terbiyesi İstanbul bölgesi am- başkanı B, Feridun Dirimtekin dün ya- nında spor servis şefi Kemal Halim ve izcilik ajanı Samih Nafiz olduğu halde Çatalcaya giderek gençlik klüpleri hak- kında tetkikatta bulunmuştur. Bu tetkik esnasında Çatalca kayma- kamı B. Hikmet Arar ile temas edilmiş ve kaza, nahiye ve köylerin istişare he- yetleri tain olunarak kurulacak genç- lik klüp ve grupları hakkında izahat ve- rilmiştir, Merkezde bir gençlik klübü ile nahiye ve köyivrde gençlik grupları teşkiline ka” rar verilerek şehrimizde ilk gençlik klü- bü Çatalca kazasında kurulmuştur. Ayni heyet bugün de Silivri kazasına giderek tetkiklerde bulunacak, klüp ve grup teşkilâtları hakkında alâkadarlarla temasa geçecektir. Kürek yarışlarının tebliği İstanbul su sporları ajanlığından: 1 — Bölgemiz kürek teşvik yarışlar rının birincisi 21/7/940 tarihinde Yeni mahalle - Büyükdere arasındaki sahilde 2000 metre üzerinden yapılacaktır. 7 — Yarışlara team saat 13 de başla” nacağından müayyen #aâtte çıkış yerin- de bulunmak mecburidir. 3 — Hakemler: Rıza Sueri, Kâmil Etem, Bekir Macur, Dalyancı, Nedim Ulbatır, Hikmet Üstündağ. Nu- ri Bosut, Bedri, Saha komiseri: İbenhüm Kelle, Sofya 17 — Sovyet futbolcularının Bulgaristandı. maç yapmaları tekerrür etmiştir. Sovyetlere ilk (karşılaşma, Sovyet «Dinamo» futbol takımı ile Sof- yanın <Slavya» takımı arasında ayın 28 inde yapılacaktır. İkinci maç da, Solfyanın mubtelit ta kımı ile Dinamo arasında bir ağustosta olacaktır. Afyonda Gedik Ahmed paşa camisi şanın Afyonda 500 yıl evvel inşa ettirdiği muazzam cami son zamanlarda hayli ha- rabiye yüz tutmuştu. Cümhuriyet hükü- metinin millt âbidelerimizin güzel muha- fazasına verdiği ehemmiyet neticesi ©v- kafça bü cami 50 bin lra sarfile baştan aşağı tamir edilmiştir. senden istediğim için... gözü bağlı olarak itaat et... eciğim... — Bu söz, seni, herşeye rağmen şa ptıyor.. 4 — Aklımı alıyor... başımdan Fakat ibi: Masumeye söylediğim gil karşı bissiya- tumda hiç bir değişiklik yok... Aman kuzum 'Tefrika No, 20 — Olamam, Çünkü o, benden kuvvetii- dir. Üstelik, onun bıçağı var. Benim bir ça- kım bile yok, — İyi amma, ben size bir fenalık yapma» dım kt. Onun da bana bakışlarından hiç şüphelenmiyorum. Siz çok iyi insanlarsınız! Herhalde beni denemek için söylüyorsun bu lâfları... Eğer beni, zannettiğin kadar sp- tal ve kuvvetsiz görüyorsan aldanıyorsun! Hele arkadaşın gelsin de size üç sual sora- yım... Bakalım bana cevap veredilecek mi- siniz? Çobanın arkadaşı, elindeki bakraçla, ku- lâbenin önüne geldi: — Bu gece hava çok sıcak, çocuklar! İn- san soyunmadan yatarsa terliyecek, Öteki çoban, Garibin yüzüne baktı. Haydud, garibi s#oymağa karar vermiş gi- bi görünüyordu. Garib, bir ağaca dayandı: — Ağalar! Size üç sualim var; Bunların Çobanlar gülüşerek, peki, dediler... Garib birinci sualini sordu: — Insan suda, ve balık karada yaşar mı? Çobanlar hayretle biribirlerine bakıştılar. Birlal güldü: — Ayol, bunu sormağa lüzum var mi? Besbelli ki, insan suda boğulur ve balık ka- raya düşünce yaşamar, derhal ölür. Garib ya yüzüme baktı — Ben şimdi size, ne cahil ve birşey bil- meyen insanlar olduğunuzu İsbat edeceğim! Dikkat edin şimdi sözlerime: Karada bir havuz yaptırırız.. Ve denizden, yahud göl“ den istediğimiz kadar balık getirip bu ha- vüza alarır.. Balıklar ölmez, denizde yüz- düğü gibi yüzer, Ürer ve yaşarlar, — Ya insanlar?.. — Acele otmeyir.! Şimdi! onun da covabı- ,ni veröceğim! Geniş bir kayık yaparız... İçi- yük göllerde bir yakadan öteki yakaya; ne- hirlerde bir sahilden öteki sahile geçeriz. Bu suretie, büyük küçük bir çok kayıklar içinde günlerço, haftalarca kalabiliriz. Die- Ie - Fırat kıyılarındaki göçebe kabilelerin birçoğu böyle kayıklar Içinde ve suda yaşa- mıyorlar mı? Çobanlar, Garibin dizinin dibine sokul- dular: — Ver elini öpelim, Aşık! Sözlerin çok doğrudur. Biz bunları düşünemedik. Sen, bizi masettin. Ha'bukl, biz seni — lik gö- rüşe — Aptal bir gezgin sanarak, su İle, yiyecek iş avlamak istemiştik. Bundan sonra — sende bu akl varken — sana çi- râk olmağa razıyız Haydi, bize yol gös- $er. kazanç yolu göster. o yoldan gidip, ekmeğimizi çıkaralım. Âşık Garib: in bire emdi Haydadlar: — Bekârir, dediler, Allahtan başka kim- semiz yok. Şehirde Iş bulamadık. Burada yol kesicilikle yaşıyoruz. — Bu, çok kötü ve tehlikeli bir kazanç yoludur, ağalar! Yarın sabah benimle be- raber geliniz. İstanbula gidelim, Her birt- niz birer kuvvetli yiğitlersiniz. Barbaros, Akdenizde sefere çıkacakmış. sizin gibi yiğitleri topluyorlar. Oraya varır varmaz, gemilere girer, enginlere açılır, her biriniş birer kahraman olursunuz! Çobanlar, Âşık Garibin teklifini kabul İKİNCİ KISIM Barbaros nereye gidecek? Barbaros norye gidecekti? Donanma neden hazırlanıyordu? İatanbulda, bunu herkes merak ediyof- du. 2 ji — Bu hatırayı Basra körfezinin bir ta- safında, temin bir yere» bırakmış... | ş i i İ'E erimi Bil air AŞIK GARIP Yazan: İSKENDER FAHREDDİN halde midir? Yoksa, donanmanın başına tanınmış relslerden biri'mi geçcerk? Bunları bilen yoktu. Hiç kimse bu s0- rulara doğru ve isabetli cevaplar veremi yordu. Yalnız şura belliydi ki, Preveze mu- zafleriyetinden sonra, aradan epeyce 24 mun geçtiği halde, Venedikliler bu mağ- Jübiyetin acısını unulumamıştardı. Kanuni Süle; nan çıkmasını ve bası sahilleri vurmasını emretmişti. İşte, hazırlanan donanma, bu maksadla Akdenize çıkacaktı, Yoksa devleti deniz- den veya karıdan tehdid eden en ufak bie tehlike bile yoktu. Bu, sadece bir gösteriş, bir nümayiş seferi olacak ve korsanlara ya- taklık eden bazı adalara baskınlar yapıla- rak, bu korsanların yakalanmasına çalışı- lacaktı, * Âşık Garib, kendisine yolda arkadaşlık yapan Ik! çöbanla borabor, uzun ve yörucü bir yolculuktan sonra İstanbula Garib, Ayasofya civarındaki okahveler- giderek bir gemiye girmiş, fakat Sakar Ahmed adlı öteki arkadaşı denizeliikten hoşlanmamakla beraber, biraz da aylak gezmeğe alışmış bir adam olduğundan, de- hizden #iyade karada kalmayı tercih et- mişti. Sakar Ahmed, Âşık Garibin sırtından geçinmek ve onun kazancına ortak olmak niyetinde idi, Garib, bunu yolda anlamış, fakat, iklal birden üzerine çullarnmasınlar diye süküt etmişti. Âşığ, Garib akşamları kahvehanede saz çalarak müşteri çekiyor ve kahve sahibini memnun etmeğe çalışı yordu. Sakar Ahmed bir gün, Âşık Gari- bin İstanbalda çok para kazanabileceğini düşünrek: — Gel, dedi, seninle beraber, iyi bir harda oda tutalım. birlikte oturalım. — Ayrı otursak daha iyi olmaz mı, Ah- wed? Dostluk uzaktan daha iy'dir, derler. — İyi amma, o zaman sık sık birbirimizi göremeyiz. — Sık sık birbirimizi görmemize lüzum var un? Sakar Ahmedin kaşları çatıldı: — Senin bana her zaman ihtiyacin var- dır! Burası Istanbul. senin para kazandı- Bını görürlerse, çabuk soyarlar. Para sa“ hibi olamazsın! Ahmedin maksadı, Âşık Garibi soyup savuşmaktı. O da Inânmışla ki, Garih, sa- sila ve sözile Istanbulda çok para kaza- nacıktı. Aşık Garib: — Ben, kahve peykesind rahat yatıyo rum, dedi, han köşelerinde sürünemem, Yabancılara paramı kaptıracax radar da aptal ve korkak değilim. Sen başının ça- resine bak. Benim biricik sazım var. bü“ tün güvenim ve bütün şermaysm odur. Sense bileklerine güvenen, bıçağına daya- nan bir kabadayısın! İstediğin yerde dö- güşür, güreşir, para kazanırsın! Benim gi- bi budala, sersem ve âşık değilsin! Haydi, artık benim yakamı bırak, Ahmedi Ahmed, Garibin 'bu sözlerina fena hal- de içerledi amma, belli etmemek İstedi: — Peki, Garipelğim, dedi, ben gidiyo- rum, Seni örldikçe kahveye gelirim, görü- şürüz. Sen de sakın beni unutma, e mi? — Keşki sen de, arkadaşım gibi, Barba- Tosun donanmasına gidip, bir baltaya sap olsaydın.. daha iyi olurdu, Sakar Alımed hiddetle kahveden çıkıp gitti, Âşık Garib üş gündür, yol arkadaş olan AAhmedin yüzünü görmüyordu. * Zeynel usta, Garibin Ayasofyada çalış- tığı kahve sahibinin adiydı. Zeynel çok aç gözlü bir adamdı. Garib geldiği gün- denberi dükkânın müşterileri artmıştı Böyle olduğu halde, Zeynel, Âşık Garibe pek az para verir ve başka bir dükkina gitmemesi için kendisini her gün tehöld ederdi. Zeynel usta, Garibe şunları söy- lerdi: — İstanbulun en meşhur bslâlı külhan» beyleri benim adamlarımdır. Bana hader vermeden buradan çıkıp gidersen, izini ça- buk bulur Ve snna rahat vermem. sazı başına göçirtir ve geni sokak aokak #ürün- dürürüm, Âşık Garib, Zeynel ustadan çok çekini- yordu: (Arkası var) bana göstermektir. —Lâkin nasl delil bu?... Yazılı bir vesika mı? — Hayır, Galibe sustu, Sonra biran düşünüp kararin verdi; — Bir yüzük! - dedi, — Yüzük mü? — Evet, — Nerede bulunuyor bu yürük? «Emin bir yerdep dediniz. — Bu »ör, diğer sözlerle birleşti; göz“ İerimin önünde müthiş bir vaziyet can — Nasıl variyet?... O «emin yer» — Öyle sanıyorum ki bir mezar, Hayrinin gözleri açıldı, Annesine hayretle, dehşetle baktı, Kadın; — Tahmin edersin... - dedi. - Yüzük, sahibi ile beraber o mezara gömülmüf olacak... Şimdiki Raif bey de o mezar” daki adam nam ve hesabma safalı bir hayat sürüyor. — Ne yüzüğü imiş bu? (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: