13 Kasım 1937 Tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 4

13 Kasım 1937 tarihli Anadolu Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Zulkadrıye hâkiminin oglunu kebab ettiler. Bu- nu müteakıb pişmiş etini yediler. Odunlar çıtırdıyor, ateş (ı zeleniyör, ilk evel - şişe geçiril- miş olan çocuk artık kızarmış bir kuzu kebabı halini alıyordu. Yenisi de merasim'e ve kah- kahalar arasında ayni şekilde ateşe uzalılırken — babaları gör- müştü. Fakat ne yapabilrdi? Son bir hamle, sön haykarış bir saniye sonra gözleri dönmüş, ağızları pis bir şarap salyasile sulanmış bir sürü sarhoş onu da yakaladılar. Bir nefer bağırdı: — Kazığa geçirelim! — Hay, hay.. Yaşasın Şah, kahrolsun Zülkadriye hâkimi.. Facianın sön kisimi cereyan ediyordu. Onu dâ artiık gözyaş- ları, feryadlar arasında kazığa geçirmişlerdi. Bu biçare, kömür haline gelmiş odunların üstüne uzatılırken son — nelesini — veri: yordu. Neferler bir halka teşkil etmişler, eğleniyorlardı. Şarap kâseleri elden ele dolaşıyor, şaha dua, düşmana İânetler ediliyordu. Bu kızıl ve kanlı içki âleminden beş dakika sonra bir sarhoşun şu teklif duyuldu: — Karnı acıkan yok mu? — Hepimizin de aç... — Kebablar tam renginde, hazırlanın bakalım. Bir kahkaha tufanı yükseldi. Bu he yaman, ne nefis (!) bu« luştu?. — Yaşasın şahl. Büu kebablar ateşten indirildi, palalar sıyrildi;. vahşi - bir sav- letle üç vücud iri lokmalara ay- tıldı ve gırtlaklarla mideler fa- aliyete geçti.. Ordugâh efradı insan eti yiyordu. Tarihin kor: kunç bir cilvesi olarak Zülkad- riye hâkiminin oğlu ile torunları Şii neferlerinin midelerine git- mişti. Bu bir tarihi hakikattir.(*) Şah İsmail: — Tekmill. Haberini alınca ne güldü, ne de cevap verdi. Sedirine boylu böyunca uzandı ve gözlerini ka- padı. Muzalfer olmuştu. Fakat... * .. Şahin ve âsketinin bu — hare- keti çarçabuk şüyu bulmuştu. Ankara hududunda tetikte silâh gibi duran kumandan Yahya pâşa bemen İstanbula haber gönderdi; — Zülkadriye hâkimi kaçtı. Oğlu ve torunları yakalahdılar, ateşte kebab edildiler. Bir em- riniz vâr mı? Ayni hâberi Trâbzot valisi Yavuz Selim de işitmişti. Şeh: zade yerinden heladı: — Ne vahşet?. Idam etmek bir haktır, mâzür görülebilir. Fakât böyle hunhârda bir hare- ket islâmiyete yakışır mı? — Şah İsmail şark vilâyetle- rinde Şitlik propagardası yapı- ANADOLU Ka e Haydar Rüşdü ÖKTEM Unt meşriyat ve yazk üşleri müdü- Fit Hamdi Nürhet ÇANÇAR — İDAREHANESİ İzmir İkinci Böylet sökük €. Halk Partizi binme içinde Telgraf: İzmir — ANADOLU Telefoni 2776 « BPösta kutusu: d05 Aböne şeralti Yıllığı 1400, al aylığı BO0, âş aylığı 600 karuştur Yabanea — memlaketler için — senelik aböne ücreti 27 liradır ANADOLU MATBAASINDA — BASILMIŞTIR ——ar 01040 Yavuz bağırdı: Vahşet! —.. 1.—— Bu hareket islâm- lığa yakışır mı? Yazan: M. Ayhan e 'te yor, Kendi taraltarlarının İrana geçmeleri için zemin hazırlıyor. Padişah Beyazıd Yahya pâa- şaya ileri, geri hç bir hareket emri vermedi. Gerçi o da bu hâdiseden sinirlenmiş ve dudaklarını nefretle bükerek: — Bit devlet sahibine yakış- maz, bu adam çok ileriye gidiyor! Demişti. Fakat işte bununla iktifa etti. Beri tarafta şehzade Yavuz Selim ise Trabzon bududundan şahi ükesine hücüm — için seri bir hazırlık yapıyordu. Şah İsmail, elde ettiği zaferi geniş bir istlâ ile neticelendir. meğe kalkmıştı. Nasıl olsa etra- fında bulünan beylik ve hüküm- darlıkların kendisine kolay, ko- lay mukavemet edemiyeceklerini biliyordu. Şahın bu yeni hare- keti, maksadınin sadece bir in- tikam olmadığını artık aç ğa çi karmıştı. İsmail Safevi İran ve civarın- da ilk defa ecdadının intikamı- malmak için kalkışmıştı. Fakat elde ettiği müvaffakıyet — yavaş, yavaş başka bir gayeye, bütün şiller ve bütün Anadoluyu şamil büyük bir hükümet kurmak, Ös- manlı devletini devirmek emeli- ne kadar götürmüştü. Fakat bu hâreketler barbarca, çok insaf sızcâ bir yoldân başlamıştı. Ya- vuz Selim ve padişah, — onun maksadını onlamışlardı. Tatbik ettiği tehdid ve ölüm siyasetini bile meşru bir infikam ve din perdesi arkasında saklıyan Şah, er, geç Ösmanlı bükümeti ile de çarpışacaktı. Şah İsmail; Akkoyunlu hükü- Metini devirdiği tarihtenberi zu- lüm yapıyordu. Şahin tahta geç- tiği Tebriz şehrinde de bin lerce İslâm alimi feci bir şe- kilde öldürülmüşlerdi. Hiddetini yenemiyen Şah, onları da öldür- dükten sonra — cesedlerini ateş yığınlarının — üstüne — fırlatmıştı. Bu ileri şahâiyetlerin kâffesi Sün- hi idiler. Hatta şahin tahta geçmesi mü- nâsebetile Beyazıd kendısini teb- rik için bir elçi gördermişti. Bu elçi Tebriz şehrine girdiği vakit hayretten dona kalmıştı. Burada âdeta büyük bir mezbaha kü- rulmuştu. Şahın askerleri Akko- yanlu, Karakoyunlu - kabilelerin: den ve şahın diğer düşmanla- rından topladıkları sörülerle in- ganları bağlıyor, diri, diri ateşe fırlatıyorlardı. Yani, şahın Zül- kadriye hâkiminin oğluna ve to- runlâarına yapmış olduğu işkence onun yeni bir âdeti değildi. Ni- tekimi şah © havaliyi çiğneyib geçtikten sonra da zulmüne ni* hayet vermemişti. — Sonu var — () “Tacüttevarih,, ile Çolak zade Sadeddin, Ahmed Rasimin Osmanı tarihleri ve “Hâaberi sahih,, den alınmıştır. Lütfi pa: şanın' İ Oımınî.ıı yak- nız h oğlunun esaretinden diğerlerinin şehadetinden bahseder, esirle- rin ateşte kebab edilip yen Idiği, yukarıdaki tarihlerde yazılıdır. n bir I Sağlık bahisleri | Kabızlık ve kabizlıkla savaş Yazan: Dr. M. Şevki UĞUR Bir çok hâstalıklarda mühim roller oynuyan — kabızlık yekna- zarda pek basit bir rahatsızlık addediliyor. Halbuki kabızlık in- nanların hayatını, sağlığını ke- miren müthiş bir zehir gibidir. Bir taraftan barsakl yârâlar açılmasına ve bu yaralardan gi- ren mikroplarla hayatı tehdid eden — hastalıkların doğmasına sebep olur. İdrar yolları hâsta- lıkları, müzmin apandisit kara: ciğer vazfesinde bozukluklar, kanser gibi vücudde ölüm ka- sırgaları koparan — hastalıklara yol açar. Kabızlık bununla du kâalmaz; barsaktaki maddenin fazla kal. masi dolayısile barsaktan emi- len zebirler vücudde büyük reaksiyonlar husule getirir. Bil. hassa kan damarlarının bozul- masına, kalbin yorulmasına se- beb olduğu gibi, âsabi eülmle- #inin iğtidâa. temessül, ıtrah ve aparelerinde hastalıklar tevlid eder, Hayatın nazım addettiği- miz iç ifraz güddelerinin vazife- sini tağyir eder ve hastalandırır. Kâbizlik; dimağ üzerinde yap. tığı müthiş tesirlerle baş ağn- ları, baş dönmeleri ve ruhi bo- zukluklar gibi insanı sarsan ve yıpratan marazi hallerin vukuuna en büyük bir sebep teşkil eder. Bununla beraber İnsanin zevk ve şelarelini altüst eder, işti- hasızlık getirir, yorgunluk verir. Kabizlik; insanin vaktinden evel ihtiyarlamas nda en mühim ve büyük bir taktör sayılabilir. — Sonu var — Cinayet davası Cumaovası nasiyesinde Değir- menci Abdullahı öldürmekle maz- nun Halil İbrahimiü mühakeme- sine dün şehrim z Ağırceza mâh- kemesinde devam edilmiştir. Bu celsede maktul veresesinin vekili, hâdisede müdafâa vaziyeti bu- lunmadığını söylemiş, cinayetin iddia edildiği gibi Halil İbrabi- min tütün tarlası içinde değil, bu tarlaya G00 metre uzakta ika olunduğunu söylemiş ve bu yerde keşif yapılmasını, hâdise şâhitlerinin de orada bulundu- rularak — ifadelerine — müracaat olunmasını istemiştir. Mahkemece *masraf iki tarafa ait olmak üzere- keşfin yapılmasına karar verilmiştir. |, Sinemalarda ı Bügün: Tayyaröde: Hacı Mutat Elhamrada: Bufalobil Lâled B. Çetin-Denizaltı Ejderi- Türkçe sötlü Alibaba Karşıyaka Sümerde: Tatlı belâ Bir yobazın marifetleri!. z eZ Z Unatkan. şahidir ifadesi Sayadını, marasını ve evinin nü.- nihayet Karşıyakalı Bn. Pembenin hasiseyi unutuvermiş.! evini soymuş.. Bn. Pembe, ben bu adamdan zaten $şüphe ediyordum, diyor.. Dün Sulhteza mâühkemele:in- de görülen davalardan enteresın bulduğumuz bir hâdisenin du- ruşma safbasını yazıyoruz: Kadri oğlu Cemal adında bir kündüra hoyacısı, yıllardanberi Karşıyakada mahâlle aralarında dolaşıyor ve kendisi tığı için, herkes te buna itimad ediyor. Hatta mahalleli arasında bu boyacı lehinde: — Allah için, namuslu adaml Diyenler de bulunuyor. Fakat kazın ayağı hiç te öyle değilmiş. Ba. Pembe, oğlu ile birlikte evden çıktığı zaman, bermütad boyacı ile karşılaşmış, fakat bo- yacının vaziyetini pek beğenme- mekle beraber komşusuna - git- miştir. Bayan Pembenin oğlu, acıktığı için validesindenevin anahtarını istemiş ve kapıyı açtığı zaman, boyacı Cemalin çevik bir vazi- yetle İç kapıdan bahçeye ve bahçeden de sokağa görmüştür. Bayan Pembe de eve gelmiş ve evinin iğneden ipliğe kadar 1 görmüştür. Evvelâ ünden yüz lira kiy- metinde elmasi, mekik bir yüzük, nakit paralar, İş bankası kum: barasının kirilmak süretile için- deki mevcüdlerin yerinde yeller estiğini görüncr hayretten donâa- kaçtığını | | Hırsız Cemal; konsol içindeki irları, sandıklardaki bütün ri odanin — içine tepe gibi yığmış, fakat bunlardan hiç bir şey almadığı veya almağa vakıt ştır. Şu hale Mmaksadı, nakit ve mücevherat aramak ve almak fikrine matuftur. Dün mahkemeye gelen Bayan âdiseyi şu suretle an- eşyi geldiğitn zaman şaşınp kalmıştım.. Zaten halinden tâvrından pek de emin değildim.. İşin tubafı, ben zabı: taya hâber verip de memurların evde tahkikat yaptıkları sırada bu herifin kapımızın karşısındaki bir ecnebi Madamın evinin önüne gelmesi ve: — Vah, vah, vah.. Ne yazık. Hay kör olası,, Kim yaptıysa Allahından bulsunl.. Diye kismen alay, kısmen de bu hâdisede a'â*adar olmadığını gösteren bir rol oynamasıdır. Hulâsa; suçlu Cemalin itimat İhissi vererek perde altında yeme- diği nane kalmamıştır.. Dün Bayan Pembenin ön bir yaşındaki oğlu dinlenmiş ve hâ- diseyi oldüğü gibi anlatmıştır.. Suçlu Cemalin şiddetle aran- mâsıhâ ve zorla mahkemeye ge- tirilmesine ve şahitlerin celple- rine karar verilmiştir. bu adamın Bogazlıyanlı Mevlüd bir kaç kulübe soymuş Bir dükkânda leşhi-r e(lilPııî&ilinı, tam dokuz kişi tarafından alınıp, satılmış! Dün ikinci Sulhceza mahke- mesinde yılan hikâyesine benzi- yen mühim bir hırsızlık davası- mn durüşması yapılmıştır. İlk önce haber verelim ki, bu vak'a- nın kahramanı, sayısız — sabıkalı Boğazlıyanlı Fettah oğlu Mev- lüddür. Okunan kâğıdlardan öğrendi. ğimize göre suçlu Mevlüd, butr dan bir müddet evel Mersinli taraflarında dolaşarak gözüne kestirdiği bir Bağ kulesinin içine girmiş kıymetli bir çok eşyalar aşırdıktan sonra çekilıb gitmiş. Bundan sonra Mevlüdü Bor- nova ve Bayraklı taraflarında görüyoruz; buralarda da Ali, Ahmed ve Süleymanın kulele- rine girerek kilim, seccade ve elbiseler aşırmıştır. Hane ve kule sahipleri vazis yetten haberdar oldukça hâdis seyi zabıtaya bildirmişler, Mev« lüd aranımış ise de bulunama: mıştır. Aradan epey müddet geçtikten sonra, mağdurlardan Ali oğlu Ahmed; bir gün yeni bitpazarındatı — geçerken, — çalı- nan eşyalarından bir kilimin, silâhçı Hilminin — dükkânında feşbir edilmekte olduğunu gör« müş ve B. Hilmiye nereden aldığını sorduğu zaman müsbet bir cevab alamamış. Fakat B. Ahmed zabıta memurlarına me- seleyi anlatıp eabıta da -hâdi- Sseye el atınca silâhçı Hilmi de: — Ben bu kilimi - Şarkışlalı Ahniedden aldım! detmiştir.. Bu suretle ipin ucu bulundu- ğuünü zannetmek bir az safdıllık olacaktır. Çünkü Şarkışlalı Ah. med de bulunduğu zâman, bu kilimi Sıvaslı Ahmedden, Ah- med yakalandığı zaman da, Kar- şıyakada Velid adında bir adam- dan aldıklarını söylemişler lir. Velid bulunmadığı — için işin esasını anlamak yani kilimi ça- lan adamı buülmak zorlaşmiştir. Aradan gene bir müddet geç- miş, Velid bulunarak kilimi ne- reden aldığı sorulmuş, bu da Tepecikte Kel Sakiden aldığını söylemiş, bu adam da buluna- Dün ikinci Sulhes: Sulhesza mahke- ı bir. döv- sırasın” mesinde cereyan eden me davasının dürüş: dâ Mmahkeme hüzüruna celb kü ' $ü”ak yaşmda bir. şak hâkim Nâci Erel sordu: —Soyadınız? Şahid Bâyan Fatma soyadının | ne olduğunu unutmuş olacak ki, tevap veremedi. Ve koridöra çıkarak, orada bekli hemşitesinden soy ne öldüğünu öğrendi ve tekrar sa- löna girerek: — Yengeç! Dedi. Hâkim: — Yengeç mi, dahâ münasib bir soyadı bulamadınız mı? « Bu yengeç, sizin bildiği- niz dört ayaklı yengeçlerden de- ğildir! — Ya aedir? — Hani yende geç. Daha doğrusu mağlüb et de geç de* mektir. — Onu herkes zör anlar? Evinizin tumarâsı? 12 12 mi? — Hâye, 102 Sen soyadını. ve oturdü” ğun evin namarasını hatırlıyamı”| yorsun, ya altı ay evel vukubur an bir hâdiseyi nasıl hatırlıyar caksın? — Biz madikl. Bundan sonra şabidler'n şehi detine müracaat edildi. Baya! Fatma hangi gün hçelerin! giltiğini de unuduverdi ve adedi malümat beyan etti. Bir kenâ! galüleli: ğ | Bir mamur mankemede | < Hüseyin Hilmii böyle — şeylere - alış, Memuriyet vazilesini sulisti det mazbun Nalia eski fen memuru - B. tmuhakemes ne dün şehrimiz AĞ ceza mahkemesinde devâm edi Şahit sifatile — dinleni B. Abdulli miştir. Naha mübhendisi — Ben, B. Hiseyin Hilali bağ ve bahçesinde çalişmadil Hüseyin Riza adinda biri b mazhimün âleybinde şahitlik mekliğim teklifinde bulurdu, W kabul etmedim Süleyman adında bir şahit $ memişti, onun celbi için mi keme bâşkâ bir güne biraki Halkevi kşe 1 1 — Kayıtları Halkevi fitdan yaplan mMmandolin rak kilimi Boğazlıyanlı Mevlüd- den aldığını ifade etmiştir. Zâbıta Mevlüdü de yakalamış ve isticvap ettiği zaman, bülbül gibi her şeyi itiraf etmiştir. İşte bundan sonra tahkikat başlamış- tır. Bu hâdisenin esas — suçlusu Boğazlıyanlı Mevlüd, silâhçı Ah- med Hilmi ve İbrahim — oğlu Mevlüddür. Dün bu yılan hikâyesine ben- ziyen davanın duruşmasına baş- landı. Suçlulardan — Mevlüdün bir başka hâdiseden dolayı ce- zaevinde bulunduğu — anlaşıldı- gindan,; celb ve sorgu yapılmak üzere duruşmanın başka bir gü- ne taliki kararlaştırıldı. | Nöbetçi eczahaneler I Bu gece Başdurakta Sıhhat, Karanti- nada Eşref, Kemerde Kamer, Eşrefpaşada Eşrefpaşa — oczaha- neleri nöbetçi eczahanelerdir. lâarı, pazar günü saat İ0 derslere — başlıyacaktır. Kİ olanların gelmeleri, 2 — Bugün saat 15 de kevi Temsil komitesinin halt toplantısı vardır. Müğlâ Muğla Halkevi tarafında rılmakta olan “Muğla, met' f 4, sının 8 inci sayısı intişar eti t Rumi - 1353 Tlktoşrin 31 Teşrinisani 13 Cumartes TT » Akşamı ÖŞ R bir b Yatsı — FÜĞ A, TEĞA "ei Tansak, haj | dıu l—ı 4 Fzan 1451 İÖğle — 104 1ı, İkindi 9443 14,37

Bu sayıdan diğer sayfalar: