1 Temmuz 1935 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5

1 Temmuz 1935 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yazan: KADIRCAN KAFLI Neden bu kızı sevdim ve onun ardına düştüm de bu haller başıma geldi? Bin GüA ZINDANDA?... Hüsmen ancak on on beş iri yarı askerin kolları — arasında ve sımsıkı bağlı olarak buraya a * tılmıştı. Yiğit Türk akıncısı kor- kunç bir rüya görüyor gibiydi. Ba- şina bu halin geleceğini o zamana | kadar rüyasında bile görmüş de - gildi. Bütün savaş ve akınlarında © kadar dikkatli ve okadar tedbirli idi ki esir olmasına imkân )0““'W Fakat bu sefer güzel Beatrisin | aşkı onun gözlerini karartmıştı. Onun kaçırıldığı yere doğru $7 ” gin gibi ve bu işin sonu nereye varacağmı düşünmeksizin koşmuş | tane tu. İşte bu dnşünceıiıliii"î" ck t sr olarak da buraya, bu YAYT - ranlık izbeye atılmışli. Dört tarafı nemli Ve kalın du - tenişti- Yalnız tava -| varlarla çevrilmişti. — ir köşesindeki küçük ve kalın | nın bir köşesil 5 e bi kı demirli pegasreden cilz bir ışık | geliyordu. | Kapı da demirdendi. Dışarı çı- kılmasına imkân yoktu. Zaten.bur raya getirilirken, kapıdan sonrra da bir iki koridor geçldiğini, bu koridorlarımn köşelerinde duracak | olar herhanği bir adamın Hüsme- nin kacmaması için bol bol yete - ceğini anlamıştı. Buradan çıkmak?... Nereden çıkacab'ı?. Bir türlü kendi kendine sordu - ğu bu sorgunün karşılığını vere - miyordu. Fakat buna rağmen her- | halde çıkmalıydı. Yoksa zavallı | Beatris ne olurdu? ÖOnun kadar sevgili olan Kızıl Kadırgadan u - zak yaşıyamazdı ki... Kızıl Kadırganın yüksek kasa - | rasında ayakta durduğu, ©sen rüz- &ârla bağrını şişirerek yen! zafer- lere koştuğu günleri hatırlıyor, Yüreği sızlıyordu. Fakat her şeye rağmen: — Neden bu kızı sevdim ve © -| nun ardına düştüm de bu haller başrma geldi? Diye kendisini azarlıyordu. Bostrlii © kadar çok ve o kadar candan $€VİYordu, Kaybolan hürriyetine ve S man elinde O'âN sevgilisine kavu - şabilmesi için Pu zindandan B a ması gerekti. Zâten oturacak bir | yeri'bile yoktu. Tatü manasile bir | mezar gibiydi. Saaller böyle geç - t Fernando birdenbire Hüsmen Rıi.i hnı l“mğn k.rı' vem;' ul. malı ki oraya atıldığından birkaç sat SONra iri yazı jbr gârdyan gel. m"î kb’?d'ki taştan kl“'P!niı.' üstüre bir ot minder atmışti. Sıo:r: ?& Hüsmenin yarım ya - ;ı'.,. ı;f'î' bir — italyanca ile 'Snştir — Marki j ğ h""lleri size bir esir eza- | kuvvette olinadıkları | isi büsbütün kızdı il, kon K d'îkrh-; :' Sözüyle bakıyor, Ye- B “Mİz ve güzel olacak - tır. Biraz sonra yatağınızı daha zel bir şekle sokmak için lâzım- gelen şeyleri getireceğim. Kaçmak ;zyı bize bir fenalık yapmak gibi hırıkellzıde bulunmamanızı rica ediyoruz. — Marki hazretleri düşüncele Sİ rini şimdi değiştirmiş — oluyorlar. | Sabahtanberi ne uğrayan ne de so- | ran vardı? Acaba bunun *E!)eb'ı gü: nedir? Gardiyan buna cevap vermedi | we biraz sonra yemek getireceğini | söyliyerek gitti. Dışarı çıkmak için kapıyı ara - ladığı zaman Hüsmen — dışarıya baktı ve zindandan daha karanlık olan kozidorun ucunda yalın kılıç iki askerin karşılıklı bekledikleri- ni gördü. Kapı, korkunç bir gıcırtı ile ka- pandı ve gardiyan uzaklaştı. Tam bu sırada derinden derine top sesleri duyulmağa başladı. — | Bu seslere arkebüzlerin, biri -| birile savaşan askerlerin gürültü - leri de karıştı, Hüsmen bu sesleri daha iyi din Üvevilmek için kalbinin çarpıntı - sını bastırıyor, kulağını duvarlara dayıyordu. En sonra zindan kapı - sına dayadığı zaman Türk askeri- nin savaş seslerini sezer gibi oldu. Kafasınm içi aydınlandı. Gözleri parladı. Kesik bir sesle ve büyük bir se- vinçle şu sözleri mırıldandı: — Bizimkiler... Bizimkiler gel- diler. Zaten başkası olmazdı. ki.. 0 sırada İspanyollara karşı düşman- Irk gösteren biricik devlet Fransa idi. Fransızlar ise başlı — başına Sarlkenin kalelerine — saldıracak k için Türk donanmasının yardımını — dilen .| mişlerdi. Piyale Beyin Mesina tarafların- da olduğunu ve buralara da akın - lar yapacağını bilivordu. Herhal - de o, gelmiş olmalıydı. Türk top'larınım Masllak uzağa duymakla cesareti yüz kat artmıştı. Kaçmak ve kurlul?n'.k için uğraşmanın tam zamanı idi. İ Demek ki Fernando her ihtima- le kar$şı Hüsmeni hq. hftmığı b r vermişti. n korktuğu anlaşı - gürültüsünü nun için kara Fernandonu lıyordu. Her ihtimale karşı Hüsmen Re- ymaktan çeki - niyordu. Dışarda savaş g artarak devam edi!f"d“_* Ti ağüe Genç adam zindanım için " :: b yukart dolaşıyor, ikide bir Ya - pıyı, duvarları, tepedeki mini min! pencereyi gözden geçiriyordu. Bu halile kafese — atılmış olan genç ve atılgan bir aslanı andırı » yordu. Aradan çok geçmedi. Kapı yavaş yavaş aralandı. ürltüsü gittikçe cansız gibi yere Ve gardiyan göründü. — Kapıyı tekrar kapadı. Elinde tahtadan yapılmış küçük | bir tepsi, içinde de beyaz ekmek - le üstü kapalı bir bakır tabak var- dı. Hüsmene yemek getirdiği besbel li idi. | Hüsmen kenara çekildi. Köşeye sindi ve çömeldi. Başını ellerinin arasına alarak son ümitlerini de kaybetmiş olan bir adam halini al- dı. | Gardiyan ona göz attı . Kendi kendine şöyle düşündü: — Bu, Türkler hep böyle olu- yorlar. Savaş alanında önlerine ge- çilmiyor fakat esir olunca da bir kuzuyu andırıyorlar... Halbuki bu kanaat yüzlerce mi- salden alınmış değildi. Gardiyan - ondan önce birkaç defa Türx e - sirlerinin biribirine zincirlenerek götürüldüğünü, hiçbirinin inatçı - lık etmediğini gördüğü için böyle düşünüyordu. Bilmiyordu ki her Türk, en uslu ve bitkin göründüğü — sırada bile içten içe köpüren, — fırlıyacak yer arıryan bir volkan — gibidir. Hattâ ©, ©n az canlı göründükten sonra dır ki en büyük coşkunluğu yapar. Gardiyan tepsiyi ot minderin bir kenarımma koydu. Hüsmen başını kaldırdı. Ne elinde, ne de odanın içinde şöyle topuz gibi — kullanılacak bir şey vardı. Doğruldu. Ne zamandanberi ekmek bekli- yen aç bir adam halini takındı. Gözlerini parlattı. Yemeğe doğru koştu. dü. Fakat Türk akıncısının deli gibi koştuğunu görünce, duruldu. Hüsmen ekmeği kaptı. Koca - man bir lokma kopardı. — Ağzına attı. Bir daha kopardı, onu da ye - di. Gardiyan böyle görünüşlere a - lışkındı. Geri döndü ve kapıya yürüdü. Kapı aralandı. Tam bu sırada Hüsmen Reis bir kaplan hrziyle gardiyanın o - muzundan tutarak geriye çekmiş, ensesine korkunç bir yumruk at- mıştı. | Gardiyan en küçük bir seş bile doğru | hemşiresi deniz vasıtasile tanışmış Gardiyan şüphe ile geriye dön- | | k>*mlarıydı. çıkaramadı. Kocaman bir çuval gibi Hüsme- | nin üstüne yıkıldı. Hüsmen onu ça- bucak kenara cekti. Kapının hiza. | sına düşen ve diğer yerlerden da- ha karanlık olan köşeye sürükle - di. Gardiyan titriyordu. Ayılacak gibiydi. Hüsmen bu sefer anun şa- kağına da eskisinden daha kor - kunç bir yumruk atınca adamcağız düştü. (Devamı var) Bir A şkın Hikâyesi çöteereeşerene serekeeLesERD LA ereseeaal e rLenAe Y P — Nakleden: Pa İ îHılke Süreyya |e Ve, yattaklanarak, eğildi: — Eğer buna kat'iyetle inanmı- Herhalde, kalbimde nasıl bir neşe olduğunu yorsan yüzüme bak. buradan göreceksin... Ah, benim sevgili dakikaları hayatımda unutmıya - cağım.. Kollarını âşıkımın boynuna sar. mıştı... Tatlı sözlerle onun başını döndürüyordu.. Bütün vücudun dan kadınlık ve parfüm kokuları çıkıyor, delikanlının ne diyeceğini şaşırtıyordu. Rauf, gizli doğum — evinden çıktıktan sonra, yürümeğe başla . dı. İri iri adımlar atryordu. Kendisinde muzaffer bir ku - mandan hali vardı. İstikbal... İstikbal onundu... Böyle tevehhüm ediyordu! O sırada, oradan bir taksi ge çiyordu. Delikanlı, eliyle “dur!,, İşareti yaptı. Otomobile atladı. Şoföre: — Çek... Emrini verdi. Beyoğluna gelmişti. — Taksiyi durdurdu. Tesadüft olarak yürü- meğe başladı. Orada, bir çalgılı kahve dikkatini celbetmişti. — “Yeni açılmış galiba... Na -| sıl yer aceba?...,, diye düşündü. İşi yoktu.. Zaten gününü ne su.- retle geçireceğini bilemiyordu. Biran, tereddüt etti. Adnancığım!... Ben, bu Içlerinden biri: — Haydi, delilikler yapalım.. — diye, yerinde zıp zıp zıplamağa başladı. — Bizim de zaten niyetimiz ».. Kolkola girdiler... Yürümeğe başladılar. Rauf, kavalyesiz olan kolunu Aliyeye vermişti. Doğrusu can sıkıntısiyle geçeceğini tahmin ettiği bugün zarfında, kendine ar. kadaşlar bulduğu için pek mem. nundu. | — Şimdi, herakılları estiği dükkâ. na giriyorlar, kiminde bir dondur. ma yiyor, kiminde bir bira içiyor. lardı. Bu pisboğazlık öyle bir derece - ye vardı ki, bir. müddet sonra, kendilerini pek bilemez hale gel. diler. Kahkahaları atıyorlar, bu sefer geçenleri durdurp kendileri. ne baktırıyorlardı. | — Galip: — Şimdi ne yapacağız? — diye sordu. — Şurada caz çalıyor.. Haydi | girelim... Dansetmek — istiyorum.. Bak, ne güzel yeni bir bar... — Buranın iyi bir şey olacağını mı tahmin ediyorsun? — diye, diğer bir kadın yüz buruşturarak sordu: — Niçin fena yer - olsun... Ben geçenlerde geldim, vallahi pekâlâ '_ idi.. Zaten daha iyi bir yere git « meği tavsiye ettiğin de yok.. — Evet, doğru... — Haydi, gidelim mi?.. Yoksa, gene bir otomobile atlayıp Maslak Boğaziçine doğru mu sarkayım?.. Yahut Adaya mı gideyim?..,, Böyle düşünmekte iken kula - ğının yanında tatlı bir ses çınladı. — Ay, siz misiniz, Rauf Bey.. Bu saatte hovardalığa galiba... geldiniz Rauf, döndü. Çalgılı kahveden çıkan bir grup adamla karşılaştı. İki erkek, üç kadın... Erkeklerle, bir müddet — evvel tı. Bunlar, taşralı zengin ailelerin çocuklarıydı. İstanbula arada sı - rada kaçamak yaparlar, avuç do - lusu para dökerler, — eğlenirler. sonra, gene işleri güçleri başına dönerlerdi. İçlerinden birinin adı Etem, ö- tekininki Galipti. Kadınlara gelince, bunlar, bar Rauf, muhtelif fırsatlarla üçü- nü de tanımıştı. Galip: — Akşamcılığa şimdiden baş - hıyacaksınız galiba? — diye alay- la sordu. Rauf, ayni suretle cevap verdi: | — İnsan işe biran evvel başla - malı... Aliye ismindeki kadınlardan bi- ri: — Haydi öyleyse şuraya atu - ralım da bir şey içelim... — Haydi... — Garsan... Garson. derhal belirdi — Viski... Kadeh'er, kadehleri takip etti. Şimdi artık, altı kişilik grupun içinde tam manasile bir neşe hü - küm yordu. Kadınlar, eğlen. mek, gülmek, oynamak arzusunu| gösteriyorlardı. / yolundan şöyle ' RAGĞASTANIN: OĞLU Ve Borjiya Ragastanın oğlu formaları; ile Borjiya formalarını cildlet- 12 — Temmuz — 1935 tarihi: İ : ! Hirmek isteyen okuyucularımı: İ $ : j $ ne kadar (Vakit Kütüphanesi) ne birer numara almak suretiy le bırakmalıdır. Cild için on kuruş ücret öd. ceklerdir. İMdarcacaeELSÖNNTEĞELüNELESEN DA NEEDAĞĞEAĞE SETEESASSESS| HABER AKŞAM POSTASI İDARE EVİ Istanbul Ankara Caddesi Telgraf âdresi: İSTANBUL S B HABER Teleton Yazı 23812 idare: 24370 Benelik 6 aylık 23 aylık * aylık Sahibi ve Neşriyat Müdürü: Hasan Rasim Us Basıldığı yer (VAKIT) matbaası ea Slİr. bisüm 3a A'Byl'eyıö,.ı.î_'" | — Gireyim mi, “girmiyeyim| Bizi seven arkamdan gel: ü İ

Bu sayıdan diğer sayfalar: