30 Aralık 1929 Tarihli Hayat Dergisi Sayfa 16

30 Aralık 1929 tarihli Hayat Dergisi Sayfa 16
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

1 Ni | ! Ni | İ | : salgı kk Gm me mer im nas ruhun ebediliği oldu, Fakat bu şüpheyi nasıl bir muhakemeye istinat ettirdiğimi hatırlayamıyorum. Onsekiz yaşıma kadar Allaha inanma- ğa devam ettim. Çünkü ilk—illet first cause prensipi bana ret ve cerholun- ması imkânsız gibi görünüyordu. 18 yaşında Mill'in kendi yazdığı tercümei halini okuduğum zaman bu prensipin de hatalı olduğunu anladım. O zamandan sonra hır stiyanlığın bütün naslarını ve ahkâmını terkettim ve dini bir akideye bağlı olduğum z8- manlır dan daha ziyade mesut oldu- gumu hayretle gö düm. İşte bu saf- haya eriştikten hemen biraz sonra da ülfünuna girdim. Orada beni alâka dar eden meseleleri münakaşa edebi- leceğim insanlara ılk defa olarak tesa- düf ettim. Derülfünunda felseizye ça- lıştım, ve Mac Tagartın tesiri altında Hegel felsefesine inandim. Bu safha da üç sene kadar devam etti, ve |. E. Moore ile bir münakaşa netice- sinde nihayete erdi. Cambridge da- ike çıktıktın sonra bir kaç «manımı ittiratsız tetebbülere rin İki kış Berlinde iktısadiyata çalıştım. 1896 senesinde Amerikanın John Hopkins ve Brinmoore daiül- fünunlarında hendesei resmiye üzerine ders verdim. Epiyce bir zaman vak- timi Floransa'da güzel sanatlar erbabı ile geçirdim. Bu sırada 19 uncu asrın sonlarında sanat ilahları sddolunan Patter ve Flaubert gibi büyüklerin eserlerini okudum. Nihayet memle- kette yerleştim. Ön bir yaşından beri emelim olan riyaziyatın prensipleri üzerine en esaslı eserimi yazmak için artik çalışacaktım, Bu emeli edindiğim o küçük ya” şımda hayatımın insanı Karars sevk- eden kati tecrübelerinden biri vaki oldu. Benden yedi yaş büyük olan kardeşim bana hendesei musattaha okutmak istedi. Çok sevindim, çünkü Euklidisin her şeyi isbat ettiğini işit mıştim. Bu hendesede Euk'idisin mü- tearifelerle başladıdığını görü'ce ha- yalimin nakadar kırıl ığını anlatamam. Kardaşim ilk mütearifeyi ban okudu- zaman Onu kabul etmek için hiç bir sebep görmediğimi soyledim. O bana o halde dersde devam ede- miyeceğimizi anlattı. 1 Öğrenmeye çok hevesli olduğum için hu müt ariteleri musaksaten kabul ettim, Fakat ilim elde etmex mümkün o'duğuna dair imanım büyüx bir dar- baya uğramışti. Yakıni ilim elde etmek emeli «B yaşıma kadar bütün mesaime h kim oldu: Riyaziyatın ilim gibi te- lekki edim:ğe en çok değeri var gibi görünüyordu. İşte bundan dolayı riya- ziyatın prensiplerini tetkike koyuldum. 38 yaşında hisettim ki mutlak yakına eriş ekten çok uzak olmakla beraber bu sahede yapabileceğim her şeyi yap- mıştım, Mesaimin saf neticesi şimdiye kadar hiç şüpheye maruz o mayan hesap ilminden şüphelenmek oldu. Ben o zamandan beri halâ kailim ki takip ettiğim usul elde edilebilecek bilgiye insanı en çok yaklaştırıyordu. Fakat o bilgi de İlk nazarda göründüğü gibi yakıni değil belki daha ziyade ihtimali bir marifet idi. İşte bundan dolayı ha- vatım ikiye. bölündü. Kendimi daha ziyade mücerreda ta hasretmekte faide görmiyordum. Arzu ettiğim neticeye vasıl olamadan elimden gelen her şeyi yapmış idim, ruhi ahvalim Faustin kendisine Mephisto'nun ilk göründüğü andeki ruhi ahvalini andırıyordu. yal nız Mephisto bana bir köpek şeklinde değil, umumi harp şeklinde göründü. Doktor Whitehead ile beraber riyazi- yar prensipleri hakkındaki eserimi bi- tirdikten sonra üç senektereddüt için- de geçirdim. Cambridge darülünundan ders veriyordum. Sıri inertie — atalet kuvveti ile halâ riyazimantık ile meş- gul oluyordum. Fakat gayrı şuuri ola- rak başka bir nevi meşgale arayordum. Nihavet harp gelmişti, en küçük birtereddütün, bir şüphenin gölgesi bile olmaksızın ne yapacağımı kati» yetle biliyordum. Harp esnasında sul- hperver me-aiye kendimi verdiğim za- man kadar hiç bu kadar kalp semi- minden ve bu kadar tereddüt-üz ça lışmış değildim. Birinci defa olarak bütün hüviyyetimi saran bir iş bulmuş- twm. Mücerredat sahasındaki evvelki mrsaim insanı aldkalarımı tatmin ede- memiş idi. Bu alâkalarımı kadınların siyasi rey hakkına ve ticaret serbesi- tsine dair siyasi nutuklar ve yazılarım ile vakit vakit, izhar ederdim. 18 inci asın ve 19 ncu asrın ik zamanlarının çocuklukta bana nüfus eden aristokrat ESİR HAYAT, 16. siyasi ananesi bana umum! ye milli işlerde iniyaki bir mesuliyet hissi telkin etmişi. Henüz o zaman bir tarzda tatmin edilmiş olan kuvvetli bir babal k insiyaki, Avrupa delikan- lılanının büyüklerinin adi ihtıraslarını tatmin için aldadılark harp meydan- lar nda ölüme sevkedildiklerini görünce bende müthiş bir infisi uyandırdı. Fikri namuskârlığım muhasım millet- lerin, haroi mazur göstermek için icat ettikleri «satir ve efsanelere inanmayı benim için imkânsız kılıyordu. Filha- hakika bu esatiri kabul eden mütefek- kirler ya kendisini sürü ile bir hisset- mek hazzına kendi vazifelerini feda ediyorlar ve yahut bazan da, sirt kor- kudan bu yola gidiyorlardı. Bu bana ok adi ve müstekreh gözüktü. Eğer mütefekkirin cemiyet içinde bir rolü varsa O da iktıraza teşvikler karşısında serin ve bitaraf bir hüküm vermekitr Mamafih anladım ki mütefekkirlerin bir çoğu kuvvei müfekkirenin ancak sakin zamanlarda İaidesine inarmışlar- dır. Bilhassa harbın ilk aslarında hal- kın hissiyatı bende keskin ve 'akat pek acı bir ilmi alâka uyandırdı. Gör düm ki harbe iştirak eimeyip memle- ke te kalanların bir çoğu ilk zaman- larda. harbten zevk duydular, Bu hal bana bu günkü usul ile terbiye edilen insan tabiatinde nakadar çok kin ve nefret ve nakadar az insanı mahabbet olduğunu anlatı. Gene gördüm ki tasaauf, çaışmak ve halka hizmet ar- zusu birbirinı imha işinde raha büyük bir mkyasta kuvvet alarak felaketin derecesini ,—büyütüyor. Ve İşte o vakir Avru medeniyetinin ofena bula- cagından slim. Filhakika eğer harp bir sene daha devam etseydi, bu korktuğum yan gelebilirdi. uncu asri eden emni: yet ve asayiş hissi a harp es- nasında mahvoldu. Fakat ben ev:l- den beri taziz ettiğim mefküreleriti şayanı arzu olduğuna inanmaktan bir an hali kalmadım. Genç neslin ge rasında yes, alâka-izlik ve herşey a istihfaf ve emniyet sizlik ii ett. Fakat ben hiç bir zamau teme- men meyus olmadım. Binaensleyh dünya işlerini daha eyi bir safhaya götüre ek yolun beşeiyete açık ol- duğuna daima inandım, Mes" ul Müdürü Faruk “Nafiz | İ | k

Bu sayıdan diğer sayfalar: