26 Kasım 1936 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 5

26 Kasım 1936 tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Mo, Zi01 r Âldanışın Masalı 7 BöGaagp App (yananı VI) 0 UMUM ZA Melek, herkesi peşinde sürükliyen yetişkin bir filizdi. Bakışlarile tntuşturmadığı gönül, ayartmadığı er kalmamıştı. Dolgun gövdesi ve gülden göğsü fil- dişi bir heykel kadar inceydi. Hele gözleri; bitimin- den ışık taşan, reuk kaynaşan o iki yeşil şebnem bü- tün yürekleri tutuşturmağa yetiyordu. Her genç kız gibi oda, şununla bununla gönül eğlendiriyordu. Ta- nıdığı erkekleri avucu içine alabildiği gün kendisini yeryüzünün en mutlu kadını sanacaktı. Fakat, işin asıl tuhafı şuydu ki, Melek, pençesini geçirdiği her delikanlıyı bir kukla kılığına sokduktan sonra ondan bıkıyor ve başka bir kılıbık sevgili araramak kaygu- suna düşüyordu. Şimdiye kadar karşısına zorlu bir erkek çıkmamıştı. Zamanının modasına uyan bu ekin saçlı güzelin aldattığı gençlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu, Artık her er ondan korkmıya, alaylarından gekinmiye başlamıştı. Tanıdıkları arasında - kendisi- nin herkesle alay etmek üzere yaratıldığı - düşüncesi okadar kökleğtiği çok zaman Melek, ipini çekip is- tediği gibi oynatacak kukla bulamadı. Yeni eşdost edinmek üzere öteye beriye başvuruyordu. Gene bir gün, eskiden kandırıp oyalandırdığı Sa- dinin, düğününe çağrılmıştı. Eğlentide koyu renk elbiselerile, parlak apuletlerile en çok görünen su- baylardı. Kimisi yeni yaptırdığı çizmelerini mahmuz- larına varıncıya kadar takmış, kimisi kapıdan ilk gi- rişte iyi bir iz bırakmak düşüncesile içi al pelerinini giyinmişti. Sadinin oturmakta olduğu ev, eski bir mevlevi tek- kesiydi. Tekkenin sâmane denilen ve devrişlerin dön- düğü salonda şimdi bir caz çoşmuş, çiftler ortada alabildiğine dönmiye başlamıştı. Bütün genç kızların içinde yeşil robile göze çarpan Melek, okadar sik dansa kaldırılıyordu ki, bir dakika olsun dinlenmesine meydan verilmiyordu. Onun kör- pe bir filiz gibi bükülüşü salona bir bahar güzelliği veriyordu. Kornaz Melek, bu gece kendisine kimse- nin kur yapmasına meydan vermemek için yeşillere bürünmüştü. Fakat delikanlılar, buna dayanamadılar, Birer birer şanslarını denemeğe kalkıştılar. İlk ken- dine güvenen Hakkı oldu, Hakkı birkaç danstan sonra, kızın kendisine iyice alıştığını sanarak ufak tefek sözler atmıya başladı. Kısa karşılıklar aldığını görünce, büsbütün şımardı. Karşılıkların kısalığıbı kızın sıkıl- ganlığına vererek kadınların en zayıf noktası olan medh işini büyük bir ustalıkla başarmak istedi. He- mence gözlerinden pek yanaşamadı. Bir vals dönü- şünü yaarken: — Kıvırcık kirpikleriniz nekadar uzunt.. Diye fısıldadı. Onun utanıp başını başka yana çevireceğini sanarak yeni bir söze hazırlandı. Fakat, lâkırdısı yarım kaldı, Melek, alaylı bir söyleyişle : — Amau çok bakmayın... hepsi yere düşer... iğ- retidirler, Deyivermişti, Hakkı, neye uğradığını şaşırmıştı. Ve Bütün gece süren eğlentide Meleği dansa o son İV Dur mal kaldırışı olmuştu, Genç adamın şenliğinin biraz azal- dığını gören damat işin farkına varmıştı. Öteki arke- daşlarının da alaya kurban gitmemesi için önüne gelene Meleğin karakterini kısaca anlatmıştı. Bu tenbihleri uzağa düştüğü için işitemiyen Doğan, düğündeki bir- kaç kişi yerine şansını denedi. Kız, ötekilere nispet yapmak için gene güler yüz gösteriyordu. Öyle jest- ler yapıyordu ki, Meleki, eskidenberi tanıyanlar bile gözlerine inanamaz olmuşlardı. Kız, sözlerinde gen- cin adını kullanmıştı. Doğan, Bayanın sokulganlı- ğına karşı büsbütün soak kaplılık göstermek istemişti. Onların kırk yıllık tanış gibi konuşup gülüşmeleri bazı erkeklerin ve bu arada subayların kızgın, bâ- yanların ise kıskanç kulaklarından kaçmıyordu..... Eğ- lenti sonunda ilerilerken birbirile buluşmayı sözleştiler. Fakat o sirada, kızın ona karşı gösterdiği sevgi" den fazlaca yüz bulan Dağan, nerede buluşacaklarını anlamayı unutmuştu. Neden sonra aklı başıns geldi. Öteye beriye başvurdu. Meleğl her tanıyan, gencin yüzüne gülüyor: «Zavallı Doğan, kız, seninle alay etmiş» diyordu, Genç erkek, bir türlü ümidini kese- miyor, bulursam konuşup gevişirim.... sanıyordu. Herkesin gölge bir saçakaltı aradığı sıcak yaz günlerinden biriydi. Arada bir deli deli esen rüzgârın yollardan kaldırdığı toz bulutunun içinde ilerilyen insanlar, dört yandan geçenleri görebilmek işin göz açamıyorlardı. Üsküdar vapur iskelesinin bunaltıcı kalabalığında sarışın bir erkek genç ve yorulmamış gözlerile kişeye bakıyordu. Melek, elindeki bileti dön- dürerek bekleme yerine doğru yürürken, ardı sıra bir gölgenin geldiğini sezmişti. Dönüp dönüp bakış» larla gölge sahibini süzdü ve bir kıyıya oturdu. Za- vallı genç, kendisini tanıtmak düşünceslle karşısına dikilmiş boyuus, yüzüne bakıyor, içten gelmiyen gü- lümsemeler yapıyordu. Vapura bindikleri zaman da onu göz önünden kaçırmamağa çok uğraştı ve her nasılsa yanına oturdu. Vapur Kızkulesini geçiyordu. Duygulu er, epidenberi yaptığı jestlerin boşa çıktığını görünce, yüreği çarparak şunları söyledi : — Beni tavımadınız mı Kızın kulağı dibinde Setin sözlere sanki ona değilmiş gibi öner aldırmadı, Arka arkaya birkaç kere tekrarladıktan sonra başını döndürdü. Şaşkın şaşkın gence bakarak: — Bana mı söylüyorsunuz? Dedi. Yakışıklı Bay, kekeliyerek : — Evet Bayan. Melek, küçük dudaklarını büktü. Gözlerindeki ışıklar birden solmuştu, Yakışmıyan bir yalancılıkla: — Bir yanlışlık olacak, sizi daha ilk olarak yö- rüyorum. Diye kesip atmıştı. Yakın kaânapelerde oturan yolcular Doğana bakıp bakıp gülüyorlardı, Boğaz su- larına benziyen iki yüzlü güzel, kulağının dibinde — Devamı ginci sayıftada — M. Hulüsi Dosdoğru

Bu sayıdan diğer sayfalar: