9 Ekim 1934 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10

9 Ekim 1934 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 10
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

10 Süşfe Muharriri: A. R. Bir Deniz No.: 59 Gezintisi !.. Antuvan Yemiyor, İçmiyor, Yatmıyor, Uyumuyor, Deli, Divane Gibi Dolaşıyordu.. Yedikule Surları Dibinde Bir İspanyol Şarkısı (Mon Pelye) Peskopos Plisyenin küçük salonunda uşak Pol, ma- sanın Üstündekl mumları yakar- ken, arkasını kapıya dayıyarak ayakta duran Antuvan, ıstırapla sordu : — Ne yapacağız, Mösyö Kont?, Kale kapıları kapanmak Üzere.. Efendim, daha hâlâ meydanda yok.. Bu yabancı memlekette, nereye gidebilir?. Bu zamana ka- dar, nerede vakit geçirir?. Bâ- husus kale kapıları da kapandık- tan sonra.. Kont Franj Pani, endişeli bir sesle cevap verdi : — Görüyorsunuz kl Antuvan, ben de sizin kadar merak içinde- yim. Hakkınız var. Şimdiye - ka- dar avdet etmesi lâzımgelirdi. — Norelere gideceğini size söylemedi mi? Yandaki odada akşam duası- ni bitirdikten sonra salona giren Peskopes cevap verdi: — Sabahleyin benimle veda ederken bir deniz gezintisli yap- mak istediğinden bahsetmişti. Bu sözleri derin bir süküt takibetti. Herkes, muztarip ve düşünceliydi. Aradan dakikalar geçti. — Acaba, gidip onu maz mıyız?.. Antuvanın bu suali, birkaç saniye cevapsız kaldı. Sonra Pes- kopos başını salladı: — Nerede arayacağıa?.. Eğer bu tarafa geçmiş olsaydı, şimdiye kadar gelirdi. Demek ki İstanbul tarafında kaldı. Bu saatten sonra da Istanbul tarafına geçmek müm- kün değil. Çünkü kale kapılari kapandı. Diye mırıldandı. — Fakat.. O, bugece gelmez- ve,. Ben dell olurum, Bu sözleri söylerken odadan çıkan Antuvanın gözlerinde iki damla yaş parladı. * araya Üç gün, üç gece süren tahki- kat neticesinde, ayrı ayrı menba- lardan şu malümatı almışlardı: (Şövalye, bir deniz gezintisi yapmak için Sirkeci iskelesinden bir kayığa binmiş.. Sarayburnunu geçmiş.. Orada tehlike karşısında kalan bir kayığın kayıkçısı ile ihtiyar bir yolcusunu kurtarmak için emsalsiz bir fedakârlık göster- miş... (Bu kahramanlığını her nasılsa padişah görmüş.. Onu huzuruna çağırtmış... Sonra.. Ne olmuşsa, olmuş.. Sarayda — bir mücadele kopmuş.. Şövalye, alkanlar içinde saraydan çıkarılarak bir arabaya konulmuş.. Yedikuleye gönderile- rek hapsolunmuş. | Şövalye Yedikule sindanla- rındadır. (Onu görmek.. Ve, görüşmek imkânı muhaldir.)| Avuçlar dolusu paralar dökü- lerek toplanan şu malümat, vazi- yetin ne kadar vahim olduğunu gösteriyordu.. Eğer — Şövalye, alelâde bir. adam olsaydı şuna buna rüşvetler verilerek, ricalar edilerek belki — kolayca kurta- rılacaktı. — Fakat, — şövalyenin şahsını ve hüviyetini — saklamak mecburiyeti vardı. — Bilhassa kendisi, her ne olursa olsun şah- sının Üüstüne nazarıdikkati celbe- decek bir harekette bulunmama- larını arkadaşlarına sıki sıkıya tenbih etmişti. Şimdi onun bu tenbihi hilâfma hareket etmek, belki de başına daha büyük bir felâket getirebilirdi. * Antuvan, yemiyor.. İçmiyor.. | yatmıyor.. uyumuyor.. daracık bir odanın içinde, deli gibi gezini- yordu. Artık Istanbulda vazifesi hitam bulan ve ayni zamanda, Sultan Süleymanın yazdığı cevapnameyl bir an evvel Parise yetiştirmeye mecbur olan Kont Franj Pani, derha! yola çıkmak zaruüreti kar- şısında kaldığıni söylüyordu. Mon Pelye Peskoposu Pilisye, ise : — Benim de — buradaki - işim bitti. Hem vaktile kıralımın tevdi ettiği vazifeyi ifa ettim. Hem de Şark — hiristiyanlarının - fikirlerini lüzümu derecesinde Fransaya ve Fransa — kıralına raptedebildim. burada daha kalırsam, belki de nazarıdikkati — celbeder.. temin ettiğim — muvaffakiyeti sektedar eylerim. Mutlaka beraberce avdet etmeliyiz, Mösyö Kont... Diyordu. Bu müzakereleri sessiz sedasız dinlemekle iktifa edea Antuvan nihayet dayanamadı. Bir. bomba gibi patladı: — Sizl de.. — kıralınızı da şey- tan alsın... Efendimi bu halde bırakıp ta nereye gideceksiniz?... Soruyorum size, o buraya niçin geldi?.. Efendinizi, felâketten kur- tarmak için değil mi?... Hele o kurtulmadan yola çık- mıya teşebbüs edin.. Doksan do- kuz şeytanın boynuzları üzerine yemin ediyorum ki, bineceğiniz atların işkembelerini deler, sizi de sokaklarda sürüklerim. Diye bağırdı., Antuvan haklı - olduğu - için onuün bu sözlerine ne kont ve ne de peskopos itirazda bulunamadı. Müzakere, gece yarısına kadar devam etti. Ertesi günü kont Franj Paninin hareketine, Pesko- posun da — İstanbulda — kalarak Şövalyeyi kurtarmak için Antuva- na yardım etmesina karar verildi. * Galatada, Arapcamisinin kay- yumlarından İbrahim isminde bir adam vardı. İbrahim, — küçük yaşındanberi, caminin avlusundaki harap bir eve yerleşmiş, ecnebi- lerle de münasebet tesis etmişti. Zeki bir adam olduğu İçin epey- ce İlsan öğrenmişti. Arasıra, yeni gelen yabancılara tercümanlık ya- par, Frenk tüccarlarının ufak te- fek işlerine yarardı. Bir iki defa Peskopos ta İbrahimle görüşmüş.. Ona bazı ehemmiyetsiz işler gör- dürmüştü. O tarihte hiçbir ecnebi Türk- lerin işine karışmıya cesaret ede- mediği için, peskopos ta Şövab- yenin — kurtarılması meselesinde ortaya çıkmıya cür'et göstereme- miş; bu işte İbrahimi kullanmıya karar vermişti. ÇArkamı var) -SON POSTA Bu Da Dı'ışunulur Mü? âX'E Avrupalı — Affedersiniz, g.ll- neş başıma geçecekl. — Lütfen şapkamı başıma koyarmısınız ?— vreeerermessen erekereree e ee e ranea Kontenjan Ve Milletler Cemiyeti Cenenevreden yazılıyor : Mil- letler Cemiyeti ik- l:):k"ı:::':l:n tısadi lnııyıı son a içtimalarında Fran- fesirleri | sız murahhası M. Lamurönün tetkikatını dinlemiştir. Bu zat, kontenjan ve takas İşle- rinin her memlekette geçici bir iktısat siyaseti olduğunu işaret ettikten sonra- Fransanın kat'i bir taahhüt karşisında tedricen bu usüle nihayet vermiye hazır bu- lunduğunu söylemiştir; ancak muh- telif memleketler tarafından dam- ping ve para düşüşü hakkında böyle bir taahhüdün verilmesine imkân görmediğini de ilâve et- miştir. Damping korkusu ve paraların sabit kalmayışı beynelmilel piya- salardaki fiatların istikrar kes- betmesine mâni olan en büyük iki meseledir. Dünya buhranının kalkması ise bu iki fena âmilin ortadan kaldırılması ile kabil olacaktır. Şu halde bugün için en İyi sistem hususi anlaşmalarla ticaret bilânçolarını denk bir hale sok- maktır. Bu münasebetle Fransız murahhas heyeti Milletler Cemi- yeti ikinci komisyonuna bu me- seleyi havale ederek İki memleket arasında yapılan bu anlaşma esaslarının tetkik olunmasını ve muhtelif memleketlerin bunlardan lstifade edebilmeleri Imkânlarının hazırlanmasını istemiştir. Diğer — taraftan — alâkadar mahafil — karşılıklı takas — iş- lerinin yegâne mahzurunu teş- kil eden muvazenenin zaman ile vücut bulması keyfiyetini de bertaraf etmek için bu ticaret anlaşmalarının iki taraflı olmaktan ziyade birçok taraflı olması İşinin görüşülmesine taraftardır. Bunla- rın fikrine göre birçok memle- ketlerin Iştirakile — yapılacak bir ticaret anlaşması ciro yolile Itha- Ihracat müvazenelerinin sür'atle elde edilmesine yarıyacak ve böylelikle buhrandan evvelki ticaret İşlerine varmak için atıla- cak ilk adımı teşkil edecektir. BEBEKTE Asansör ve sıcak suyu havi mobil- yalı ve mobilyamz kiralık — apartıs manlar vardır. Beöbekte — Aralanlı Konak. Telefon: 36 - 86 Birinci teşrin 9 — HİKÂYE Bu Sütunda Hergün Yazan: Firdevs İsmatl İNTİKAM Bir zamanlar Aksarayda kar- şılıklı İki kahve vardı. Şimdi ka- pılarında “Kiralık,, yaftası yapı- şık duran bu kahveler o zaman | ikisi de iyi işlediği için aralarında rekabet yoktu. * Yağmurlu, fırtınalı bir Mart akşamı idi. Cemal usta gözlerin- den uyku akarak bir köğeye bü- zülmüş, kahvede son kalan dört müşterinin de bir an evvel git- mesine dua ediyordu. Cemal usta o akşam kahve- sini mutattan İki saat evvel ka- padı. Yakın olan evine koşarak gitti Tam anahtarla kapıyı aça- cağı esnada içerden bir gürültü, telâşla dolaşan| birinin ayak ses- lerini işitti. O, hırsızdan kork- mazdı. Zaten hırsız gelip te Ce- mal ustanın fakir evinden ne ala- caktı? Eğer hırsız olsaydı gir- dikten sonra kapıyı kilitlemezdi ya. Vakit kaybetmek istemedi. Hızla kapıyı açınca merdiven <ayağına bırakılmış idare lâmba- sının solgun ışığında Mehmet us- tanin duvara dayanmış hareketsiz vücudunu gördü. Mehmet usta öbür kahvenin sahibi idi. Cemal usta, Mehmet ustaya yaklaştı onun solgun — yüzünü gözlerile yemek ister gibi tâ burnunun dibine geldi, bir kelime söyleme- den Iki parmağile — yakasından yakaladı, merdivenden fırlattı, tekrar kapıyı kapattı. Parmakla- rını pantalonunda temizledi. Doğ- ru yatağının olduğu odaya gitti, soyundu, yattı. Karısı yanına geldiği zaman boğazına sarılma- mak için kendini güç <zaptetti. Uyumiya çok çalıştı. Uyuyamadı. Sabahın ilk horoz seslerine kadar karısının — hıçkırıklarını — dinledi. Sabahlayın kalkarken karısına: — Bugünden itibaren kahvede bana yardım edeceksin. Ben yal- nız çok yoruluyorum, dedi. Cemal usta karısının güzelliğinden İstifa- de edeceğine emindi. Zaten çir- kinlik, alacağı intikama vasıta olamazdı ki, O gün Cemal usta ile evden çıkan karısı dükkânın bir köşe- sindeki kasa başına oturdu. Güzel- Hiğile kahveyi birden aydınlatan | İ Son Posta | sinin önünde dolaşırken Cemal | ustanın kahvesinde boş bir masa | bu kadının kırmızı elbisesi sokak- tan geçenlerin — nazarıdikkatini celbediyordu. Akşam üÜstü Mehmet usta e- leri cebinde şaşkın şaşkın kahve- kalmamıştı. Mehmet ustanın da bütün müşterileri güzel kadının | elinden bir fincan kahve içmek havesile Cemal ustanın kahvesine koşmuşlardı. Bir gün bu kahveye sarışın uzun boylu Aksaray kül- hanbaylerinin en şıkı, “fiyakalı Akif,, geldi. Artık Fiyakalı Akif de bu kahvenin müdavimi olmuştu. Yalnız Cemal usta onda, karısına karşı herkesten fazla bir alâka seziyordu. Bu külhanbeyi karısına | en yakın masalarda birine otu- | rur, gözünü Aayırmadan bakarcı. Gittikçe keskinleşen bu — ba- kışlar kadını şaşırtır, biraz ol- sun o gözlerden — kurtulmak için kahvenin dışına çıktığı za- man günden — güne karşıki kahvenin sahibi Mehmet ustayı çukurlaşmış - gözlerile pek çirkin buldu. Cemal usta, güzel karısı sayesinde kahveye celbet- | tiği müşterilerle Mehmet ustadan zayıflıyan | Antikam — alıyordu. Ne çıkarlı Karısını kim isterse sevsin, kimt İsterse baksın. Onun — için eskl namuslu karısı ölmüştü. Bir akşam geç vakit Cemal usta — kahvesinin — önüne çıktk Mehmet usta da başı önünde iskemlede — pinekliyordu. Iki a) evvel aynı yolda ilerliyen dost iken, şimdi büsbütün değlşr mişler, — birbirlerinden — intikat almak için fırsat gözleyen düş: man kesilmişlerdi. Akifi karısının yanından şirken gördü. Kızdı, onü - koli dan yakaladı: — Akif Efendi, bana Karşıki kahve açık oldukça bü kadın bana lâzım. Onu vaktinden evvel buradan alacak - ol karışmam ha. Ne korkuyı Bu ter ne? Evet kabahatlısın. Mi terih ol azizim. Senin için hiçbir kin ve garez beslemiyorum. Yal: nız bu kadın, yani karım birat daha yanımda kalsın. Böylece*üç ay geçti. Bir gün üç kişi Mehmet ustanın kahvesine girdiler. Bir çeyrek saat Gsonrâ dükkânı kapadılar, mühürlediler Cemal usta, Mehmet — usti inmeli bir adam gibi —hi adımda — dinlenerek — kapattıği kuhvesinden ayrılışını katıla, katıla gülerek seyretti. O akşam Cemal usta bütüs müşteriler gittikten sonra yanınaâ Akifi çağırdı. Karısını gösterereki — Bana lüzumu yok! dedi. İşte bazan güzel kadınlarla evlem” mek böyle gözel neticeler verdi. Artırk nereye İsterseniz gidiniz. Acı bir kahkaha daha fırlattı. Cebinden bir sürü anahtar daha çıkardı. Hayretten, korkudan ha* reketsiz duran — karısının kolun” dan yakaladı, dükkândan sürük* ler gibi çıkardı, dükkânını kapadı. Kilitledikten sonra döndü şapkar sını çıkardı ve karısını son olarak selâmlayip ayrıldı. Cemal usta aklınca böylelikle karısından da, onun sevgilisi Meh: met ustadan da intikam almıf oluyordu. görerenemensesı Beki Zabtiye, Çatalçeşme sokağı, 25 İSTANBUL n Gazetemizde — çıkan — yaz ve resimlerin bütün baklari mahfuz ve gazetemize aittir ABONE FIATLARI indir. Adres Abone bedeli değiştiran kurüştur. — Göolen evrak geri veritmez. Hânlardan mes'uliyet alınmaz: Ce ketuy 10 k gP m)?ıl.iı:vııpıl::mdıı eee .20 B SUeexosesr Poss v“arrer w4

Bu sayıdan diğer sayfalar: