24 Şubat 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8

24 Şubat 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Şubat Ha SON POSTA rği;_ğ—;iünü Nasıl Almalı? Dünyanın en büyük mütefekkirleri Bir İngiliz gazetesi dünyanın en mış mütefekkirlerine müracaat *derek harbin önünü almak için ne Yapmak lâzım geldiğini sormuştar —| Bunlardan bir kasmenı dün — nak.| —aı. ik.. Bu gün de geri kalanların | 'alcalarını neşrederek bu bahsi temamlıyoruz: HAVELOK ELLİS s"'?doiiı' #ilosof ve psikolojist M :——. bir sulh mümkündür. Yeter Lı sanlar, bunu istesinler. İnsana ya- _“olıı hayvanlar arasında mücadele Küulıu. İlk insanların - tarihinde R harp ettiklerini gösteren bir iz yok- tnsanlık tekâmülünün — bir Harp, Nıwıidir. » Harp, bir zamanlar, içtimai disiplin '.Nıl ü sağlamlamak için belki & Nı iydı. Fakat bugün, insanların ço- N:üıe zararlı ve tehlikeli olmuştur. kql":lrptı muzaffer olanlar da öz- N emniyete kavuşamıyorlar. Bu BER e eli başlı Küeriğri birlikte Vazifemizdir. ERNEST DİMNET “nioiıınul san'atı» muharriri *th_h""k günlerde sürekli KÇ " bahsetmeğe imkân var mı? El- .q;-. Ancak hislerine yenilen, di- Ti hayatlarına hâkim olmayan N""—. bu günün karışıklıkları kar- A bedbin olabilirler. Bunun için K K melek olamazlar, kıskançlık- hç Miraslar boğulamaz!» Veya sdik- hş_"“d-ı mukavemet edilemiyecek Aziyet aldılar, Demokrasiler gevşe- Mi Eevşiyor, araziyi nüfusa göre ’c.f"*-ıı mümkün değilv der dürur- h kitdikleri kadar dırlanıp dursunlar, Ü insanların çoğu, insanların gü- 5_ *i, fikir mütetebbileri,, sulha ina- N’ıı." bu âlemşumul hakikatın VAS tahakkuk edeceğini biliyor. A “Pllacak iş, fenne veya dine ina- K.__'*ılır nasıl yavaş yavaş çoğaldı- bu 'ıı___ İnancı taşıyanların da — çoğal- Dün temin etmektir. &ı_:ş.u; bir vakit bu günkü ka- K piMbin Tüzumsuzluğunu bissetme- N l , Bu kanaate yaraşan ba- her şeye asıl değerini vermek lr.» OSWALD SPENGLER Alman filosofu Kt'_:—ııu.ı temelleştirmenin Tadim- k olmadığına, ancak dünya tarihi x.——-. verebilirler. Terih bümek; NG oldukları ve olacakları gibi tan q"'-—aııh..uw—. —._:NN._-—&'-' A . düşündükleri çareleri anlatıyorlar T OSWALD SPENGLER la insanlar arasında da, hayat, savaştır. İnsanlar arasında fertler, sınıflar, millet - ler, devletler rasında mücadeleler vardır. Yalnız mücadelenin şekilleri değişir ve ti- cari, içtimai, siyasi veya axkeri olur. Mü- cadele, kudret, kasanç veya hak kazan - mak için vukubulur. Bütün vastalar kul - lanılır da maksadı temin edilmezse insan lar da nihayet silâha sarılırlar. Buğgün yalnız beyaz insanlar — sulhten renklilet böyle bir şeyden bahsetmiyor « alümetidir. Kuvvetli milletler böyle bir şe- yi düşünmezler. Çünkü sulhcu olmak mu- kadderata boyun eğmek ve hayatın ma - nasına uygun olmıyan bir vaziyet almak demektir. İnsanların inkişafı devam ettikçe harp olacaktır. Bununla berabar sulh bir ülkü ve harp bir hakikat olarak kalacaktır. Be- yazlar hüküm sürmek istemiyorlarsa daha başka renkli insanlar hüküm sürerler. LİN YU T'ANG «Memleketim ve milletim» adlı eserin Çinli muharriri Bugün Avrupada sulhün temelleşmesi - ne karşı gelen sebepler şunlardır: 1 — Avrupalılar alış veriş ettikçe bey - melmilel oluyorlar. Fakat düşünüş ve du- düşünür, yarı hisseder hayvan vaziyetidir. Beşeri hâdiselere insan aklı değil, korku, mefret, intikam gibi hayvani hisler hâkim. Avrupa diktatörlerin - hâkimiyeti altında yaşadıkça muhakkak ki harp çıkar. 3 — Bütün arsıulusal konferanslar aka- mete uğruyor. Çünkü murahhaslar yalmız milletlerini temsil ediyor ve bütün Avru - panın müşterek menfaatlerini temsil eden bir kimse yok, 4 — Faşistlik harp vadi ile yaşıyor ve #özünü tutmak mecburiyetindedir. Buna karşı sulhün temelleşmesi için her şeyden önce mütefekkirlerin — siyasi a - damların üzerindeki nüfurunu sağlamlamak ve iyi Avrupalıları, fena Avrupalılara kar- # kuvvetlendirmek lâzımdır. MAHATMA GANDİ Hint milli lideri Temelli sulha inanmamak, insanın ilâhi tabiatinden şüphe etmektir. Şimdiye ka - dar bu yolda vukubulan teşebbüslerin mu-, vaffakiyetsizliğe uğramasının sebebi, bu iş için çalışanların samimi olmamalarıdır. Bu eksiklik henüz anlaşılmamış bulunuyor. İnsanlığın büyük liderleri bütün tahrip yasıtalarını — işletmemek için karar verir - lerse temelli sulh toessüs eder. Fakat bunu yapmak için büyük devletlerin imparator- luk sevdalarından vaz geçmeleri lâzımdır. Bu da ancak büyük devletlerin — rekabeti bırakarak ihtiyaçları çoğaltmayı — bertaraf etmelerile mümkündür. Yer yüzünde İsanın salh peygamberi ol- duğuna inanan milletlerin hayat âleminde ona kat'iyyen inanmadıklarını gösterme - :ılııci faciaların en büyüklerinden bi- Benim bilgime ve tecrübeme göre in » sanlığın en esaslı faziletleri insanların en !ışlih-dıi..ı_.ui.oı.u._._.._ içinde biri başkalarına örnek olursa baş - kaları da onun gibi harekete koşarlar. Ve :.mde'ııııllıı_ııliıım-'.a.g. eeei Yeni Neşriyat: Radyo Programı — 7 nti nüshası Türkiyede alman bütün Avrupa istasyon- larının programlarile çıkmaştır. Radyo gerçekleştirmez. Hayvanlar - |lar. İnsanların sulbcu olmaları bir tereddi | kuyuculara tavsiye edilir. ". Sayta 7 Paris kibar âlemini altüst Geçenlerde Parisin kibar muhitini| velveleye veren garip bir hâdise ol- muştur. Yüksek aileden bir genç kız milyonlar sahibi bir adamiın karısı ol- mamak için, babasına ve milyoner ni- şanlısına eşine az tesadüf edilir bir o- yun oynamıştır. Hâdisenin tafsilâtı şu- dur: Eski Fransız asılzadelerinden Zare bir müddet evvel bozulan işleri vüzün- den mali sıkıntıya düşmüş, 21 — yaşla- rında genç ve güzel kızı Otil için zen- gin bir damat aramağa başlamıştır. İş- te bu sıralarda tesadüf karşısına Rene Peltibon isminde debhşetli çirkin, fakat | © nisbette de zengin bir adam - çıkar-| |mıştır. Çirkin milyoner Otili gördük- ten sonra bu aile ile temaslarını arttır- |mış, nihayet, bir gün Zareye kızıyla izdivaç fikrini — bildirmiştir. Eski zengin asil hayatın icap ettiydi debdebeli yaşayışa devam edebilmek i-: çin avucu içine düşen bu fırsatı kuçır- mamış, derhal muvafik cevap vermiş, kızının da bu teklifi reddetmeyeceğini temin etmiştir. Fakat baba, bu teklifi genç kızına bildirdiği zaman Otil hir- İçın bir ifade ile: — «Ben sevmediğim bir adamla ev- lenemem!» demiş, babasının bütün 1s- rarlarına, göz yaşlarıyla cevap vermiş, | yalvarmış, yakarmış, fakat onu bir tür- lü kandıramamıştır. Kızına - parasızlı- ğından bahis açan Zare vaziyetlerinini gün geçtikçe kötüleştiğini anlattıktan sonra: — Kat'i kararım budur. Mutlaka Rene ile evleneceksin!. demiş ve ağ- layan, hıçkıran kıziıniı yanından kov- muüuştur. Genç kız müthiş bir yeis içinde ni-! hayet bu teklife boyun eğmiş ve bir kaç gün sonra da çirkin milyonerle ni- şanlanmıştır. | Milyoner Rene Peltibon güzel ni-| şanlısını çılgınca sevmeğe, fakat buna | mukabil Otil de ondan bucak bucak kaçmağa başlamıştır. Rene onu bir | müddet tiyatrolara, süvarelere götüre- rek avutmak istemiş, fakat her gittiği yerde üzerine saplanan gözlerin ken- disine acıyan bakışlarla — baktıklarını gören Otil hastalık behanesiyle gece- leri, evden çıkamayacağını söylemiş- tir. Bu arada genç kızın otomobiline binerek babasının eskiden sahip oldu- |ğu ve sonradan sattığı Pasos civarın- daki malikâneye de gittiği görülmüş- | 'hiı' 'Geııç kızın bu malikânede en çok meşgul olduğu — insan, malikânenin | genç ve gürbüz Normandiyah bahçıva- | nıdır. Gün geçtikçe gezintilerini arttı- ran Otil genç Normandiyalı ile daha | İ | — Adın ne? — Hamper Bogos. — Babanın adı? — Aster Kiragos. — Kaç yaşındasın?. — 85. - Doğru söyliyeceğine yemin edet misin?, Elini kaldırdı. Önündeki parmaklı - ian üzerine muhteşem bir patırtı ile vur- du. — Vallâhi. — Öyle değil. Yemin ederim, de. O, bu sessiz şekli beğenmemişti. U - zun beyaz bıyıklarının örtüğü çenesini oynattı. Yüzünü buruşturdu: — Haydi öyle olmun. — Öyle olsun olmaz. Yemin ederim, de, Başını salladı: — Ne de bir şey beğenmez adam - sın yahu, Hâkimler gülüştüler. — Söyle bakayım. — AL Yemin ederim. — Şimdi anlat ne oldu?. sem bakmışım bir maraza çıkarırlar. — Ben bitişik dükkânda öturuyor idi eden bir hâdise Bir genç kız,__ ğirkiıi bir mily;merle evlenmemek için babasına, eşine az tesadüf edilir bir oyun oynadı Matmazel Otü sık görüşmeğe, ona karşı fazla sempa- ti göstermeğe başlamıştır. Ba'siralarda genç kızın bastahk'be: hanesiyle uzattığı nikâh ta kat'i olarak kararlaştırılmıştır. * Geoçen ayın ön dördüüde Zarenin konağında nöbet bekleyen bekçi saba- ha karşı yatak odaları tarafından bazı ayak sesleri duymuş ve hızla fırlaya- rak madmazel Otil'in odası önüne ge- lince boylu boslu ve hırsıza hiç benze- meyen bir delikanlı ile karşılaşmıştır. ki erkek tam biribirleri üzerine saldı- racakları sırada oda kapısı açılmış ve madmazel: — Ona ilişme, geri çekil!. diye ba- garmıştır. Gürültüyü işiten Mösyö Zare de koşmuş, “eski — bahçıvanını - tanıyınca küplere binmiş, ağzına geleni söyleme- ge başlamıştır. Bu arada telefonla po- Tisi de çağırmıştır. Fakat genç Nore mandiyalı soğuk kanlılıkla: — Ben hırsız değilim. Kötü bir maksadla da buraya gelmedim. Beni ça igıran Madmazel Otil'dir ve bana — şu puslayı göndermiştir. demiş ve bir kâ- at uzatmıştır. Bu kâğıtta madmazelin el yazısıyla şu satırlar vardır: Sevgilim, Sizi bu gece muayyen saatte mut- laka beklerim. Geliniz, kimseden kork- mayınız.» Polis yaptığı tahkikatta bu hâdise« nin Otil tarafından, sırf çirkin milyos nerle evlenmekten kurtulmak için ter- tip edilmiş olduğunu tespit etmiş ve bahçıvanı serbest bırakmıştır. Şimdi Oul gazetecilere, «babaların kızlarıni birer oyuncak gibi satmaları zamani geçmiştir» demektedir. | Hayatta Gördüklerimiz Kocamayan gönül Bi Genç müddeimmumi tabiri anlama mıştı galiba. Sordu: — Ne çıkarırlar?. — Maraza anlamazsın). — Peki, peki devam et Dur acele etme, arkamızdan atlı kovalıyor?, — Hayır amma sen anlat bitsin. #Namussuz herif, dünyayi do « Tandırmışsın, sıra bana geldir demiş ine., Hâkim sordu: — Sen dükkânm içinde miydin?. — Yok dışında. — Peki basıl işittin? — Neden işitmiyeyim? — Bu yasta insanın kulağı pek işit mez de. e O, iyice kızmışlı: — Ben işiltiyorum. Sen işitmiyorsun. Bak benden ihtiyarsın. Hâkim güldü: — Sen genç misin?. — Ne lâf edersin?. Daha 18 yaşın « gda kız alacağım. Bütün salondakiler güldü. O, ömü. zunu Silkerek ilâve etti: —— Ben alayım da, siz görün. Muarzez FAİK

Bu sayıdan diğer sayfalar: