29 Şubat 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

29 Şubat 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

v"ılvı: Cerhart Ellert — 106 — & Genç İrnak atından atladı ve avu- | z'- karabı atındaki üzenginin altin” | “'tutu, Selâm verdi: || — «Tanyü, elim nasıl ayağının al- :'ı B yonan irüdemi da anrin ahi? 'YUyYOrUM.») | tAııila. oğlunun bu sözlerini işitme- Ş Kral, genç Irnak'ın kendisini kar- B Srl übellak “otluüe “madan bulmağa çalıştı. Fakat bula- di Nihayet dedi ki: iMmemiştim.» h İmak başını kaklırıp babasına bak- — «Sana vekâlet eden Dengezik'in İyle yola çıktım.» dedi. Kral mülâyim bir tavırla: —x #«Atına bin!, dedi. İrnak hayvanı- Payınca Attilâ: | — «Beni karşılamağa çıkmanı sana ğa mahsus olan odunları atlıyarak kralın yanından gitmeğe nız hatırası kalır.» dedi, 29/2/936 Çeviren: “Arif Cemil lüm, yine istediğini seçmiş Kraliçe Kerkayı da kucağına almıştı Attilâ içeri girdiği zaman ateşin &- nünde ısınan cüce Zerkon — yerinden fırladı ve kralın dizlerine sarıldı. Kral 'ılnpıııın eşiği üzerinde durdu ve açık kapıdan içeriye doğru esen sert ve so- ğuk tüzgârın meş'aleleri söndürmek ü- zere olduğuna ehemmiyet — vermedi. holun her tarafını araştırdı. Arkasından İrnak ta içeriye girdi. Demir halkalardan birinden bir meş'a- le çıkardı ve rahiplerin, ölüleri yakma- ateşleme- den yaptıkları gibi, o meş'aleyi 1'vıışımııl etrafında dolaştırdıktan sonra — titrek bir sesle: — «Tanyü, Kraliçe Kerka — öldü.» dedi. Attilâ kısık bir sesle: — #«Çiçekler de solar ve onların yal- Hün âdetlerine riayet ederek böyle v T e SON POSTA üneühete S d ——— ——er TARİHTEN| IKRALAR, Şair Haşmet ve üçüncü Mustafa Haşmetin yeni şöhret almıya başladığı zamanlardı. Lâtifelerinin bazısını — duyan üçüncü Mustafa şairi görmek” istedi. Bu arzusunu, bir gün, Sadrazam Ragıp Pa - şaya söyledi. Ragıp Paşa: — Efendimiz; — Haşmet — hakikaten zatı — şahanelerine nedim — olmiya lâ - yık — bir — bendenizdir. Fakat — pek arsız, çok aç gözlüdür. Korkarım ki vereceğiniz. ihsana kanmıyarak — daha ziyadesini ele geçirmek için küstahane tas- dista kalkışmak suretile efendimizi bibu- zur eder. Hatta bir kaç kere kendisini biz- zat takdim etmeyi düşünmüş iken bu mü- lâhazaya binaen cesaret edemedim. Ma - demki arzu buyuruluyor, takdim edeyim, amma kulunuz da efendimizden — istirham ederim ki aslâ bir şey ihsan buyurmayı - niz.r dedi, padişahtan da #Peki öyle ol- sunv cevabiıni aldı. Sadrâzam akşam Haşmeti yanıma ça - Badı; * — Haşmet, dedi, padişah seni benden istedi. fakat bir hali vardır. Kendisi ihsan etmedikçe bir şey istenilirse pek ziyade «Lüksemburgu parkı geniş, bol ağaçlı, ormanı ândıran bir yerdir. Orada akşam- |ları Parisin her sınıf halkı dolaşır, hava a- hr. İşimden yorgun çıkmış, biraz dinlenmek üzere bu parka girmiştim. Kenar bir ka - nepede oturuyor; dallarda cıvıldaşan kuş- ların akşam konserini dinliyordum. — Bol gölgeli çınar ağaçları altında yaşlı ihti - yarlar pipolarını tüttürerek çene yarışı e- diyorlar; çimenler arasındaki dar yollar- dan kolkola girmiş genç çiftler parkın kuy- tu köşelerinde kayboluyorlardı. Ben böyle etrafa bakınmakla oyalanır- ken yirmi adım ötemde birdenbire — bir genç adam belirdi. Bana doğru koşarak geldi. Soluk soluğa: — Üç gündür seni avrıyorum.. dedi. — Niçin, ne var Danni? diye sordum. Bu genç erkek, Danni; benim en eski bir mektep arkadaşımdı. Zeki ve — çalışkandı. Genç yaşta hayata atılarak ateşli bir öğ - tetmen olmuş; Ülküsünü küçük zekâların yükselişine bağlamıştı. Zaten ferağat sa - hibi idi. Onda hayatla doğrudan doğruya çarpışmaktan ürken bir sakınış vardı.. Fakat zavallı Dannil, Sevdiği ve bağlan- ÂYE Fransızcadan YÜZÜNE TÜKÜRÜLEN ADAM du. Karşılık verdim: — Yamlıyorsun Danni. Kuruntu ediyor- sun.. Yüz güzelliği nedir? Hele bir erkek içini. Hem sen çirkin değilsin ki.. Bir in- sana lâzım olacak güzellik içtedir Danni. İç güzelliği, bil ki; dışı da aydınlatır. Sen wehme kapılmışsın, kendi kendine çirkin « lik telkin ediyor, diğer insanların tabil ve maksatsız hareketlerini — üzerine alıyor « sun.. Vaz geç bu kuruntudan Danni!.. Sen iradesi kuvvetli bir erkeksin. Kendini boş- boşuna üzme. İyi şeyler düşün. Muhay « yelende güzel hayaller yaşat.. Tabiate güe Tümsiyerek bak.. Hem hayat böyle şeylerle değişilmez Danni. Yaşamak — yaşamaktır. |Etrafına şöyle göz gezdir. Her taraf çimen, çiçek ve güzel kokularla dolu. Kuşlar bize #hayat tatlıdır. diye cıvıldıyorlar. Bahar |bütün sevimliliğile bizi kendine çekmeğe çalışıyor. Böyle bir cennet bırakılır mı> Haydi Danni, gel, seninle biraz dolaşalım. Hem deminki sözlerinin de şaka olduğunu bana söyle..» Yaşamak gerçekten tatlıdır. Hayat in « sanları kendine o kadar bağlayıcı bir şeye dir ki en urnutsuzları bile iki söz tatlı bir i* «Yalnız değil misin?» diye sor- | bir cevap vermek mecburiyetinde kal- mıştı. — «Biz yirmi kişiyiz, Dengezik ta-| — Fakat Irnak gördü ki Attilâ, bunla- K— gönderildik. Eski Roma kale-'rı söylerken zihnen başka şeylerle meş- bekliyoruz, bir sante kadar oraya | guldü. ş olacağız, Tanyü. Dengezik orada| — Kral, hâlâ hol içinde bir şey arıyor- )'ıv..y. geldik. Seni Rarşılamak için beklememizi emretti; iki gün ev- & çıktım; bugün mutlaka geleceği- İssediyordum. » Burgonyalı İldeko n şaka tarzında sorduğu — bu NNi Irnak ciddi telâkki ederek: ŞRE İi İtte bana öyle geldi. Heme sabah- © avluda kendisine - rastgeldiğim R_.'İmıyılı İldeko da bana ayni şeyi Eîh Irmak, bugün Kral Attilâ ge- » dedi. Şe « myalı İldeko mu? Bur- Boyalı mı?» S «Evet, Tanyü.» — «O da sizinle beraber mi?» X «Evet, Tanyü.» — #«Niçin?» — «Beraber gelmek istedi.» ti Aklına gelen düşünceleri defet- çalışarak başka bir sual hazırladı: Ç «Niçin Dengezik tarafından bu- gönderildiniz?» diye sordu. Nl'hll resmi bir tavır takınarak ce- Verdi: k* «Tanyü, sana söyliyeceğim şey- 4, Pe at üzerinde anlatılabilecek, ne qümindc dinlenebilecek - sözler- A Hünlerin Üç Âdeti Mâı sözlerin ne manâ ifade ettiğini İ l biliyordu. Bir Hün prensi üç ı NİN üzerinde dinlemezdi: Babası- ölüm haberini, halefinin ölüm ha- ' ve halefini doğuran ananın ö- İKt haberini, ölen Ellak mıydı? Yoksa | “a miydi? Hün âdetini bozmamak için Attilâ İ tu soramazdı. Onun için başka bir .şll giderek vaziyeti anlamağa ça- S «Ordu steplere vasıl oldu mu?» «Ben buraya hareket ettiğim gün ": #Geleceğimi rüyanda mı gör-|le hatırına gelmiyordu. » yar, rüyada görmedim, Tan- dü; bir türlü gün doğamıyordu. Güne- |$in çıktığına delâlet edebilecek en kü- İş — «Niçin...» Kral burada — sözünü ! muş gibi bakmıyordu. Sonra ocağa ilerliyerek ateşin önünde oturdu. Zer- kon da yanında diz çöktü. Cüce yal- nız sahibinin yanında oturmakla ka- naat ediyordu. Bir iltifat beklemek bi- * Kral Çağırabilir Gök, alçak kar bulutlarıyla örtülüy- çük bir ışık bile yoktu. Burgonyalı İl- deko titreyerek yatağından kalktı; sa- İyet Dangezik Köndisine arabatşın Kakiz bildiği kadar minderler ve pöstekiler vermemiş olsaydı, soğuktan ne kadar muztarip olacaktı!. Kadın yavaşça kapının kil, rak merdiven başına çıktı. Kral emretmedikçe onun huzuruna çıkılamıyacağını uzum esaret hayatın- da öğrenmişti. Onun için, — Attilânın | geldiğini haber alır almaz, gidip oda- | sına kapanmıştı. — «Fakat diyordu, kral beni çağır- tabilir.» Hiç olmazsa Zerkon, yahut Imak kralın geldiğini kendisine haber — ver- mezler miydi? Şüphesiz, kralı gören- ler, her şeyi unuttukları gibi İldekoyu da hatırdan çıkarmışlardı. | İldeko yavaş yavaş merdivenlerden indi. Ocakta odunların — çıtırdayarak yandığını duydu; rastgeleceği bir uşak- la İrnak'a bir haber göndermek istedi. Ocağın Ateşi Evet, ocağın önünde birisi oturu- yordu; ocağa odun atan bu adam uşak Kaylak değil miydi? Yavaşça onu ça-| ğgirdi. | Çağrılan ayağa kalktı ve “drluıyn. doğru yürüdü. Fakat Burgonyalı ka- dın onun kendisine doğru geldiğini -| aça- | çöm aklr Bilbln, ven arszmn. Şeyit'ür san verilmiyecek olursa istersin. Öyle bir şeye mahal kalmamak için şimdiden pa- dişahtan hiçbir şey istemiyeceğine yemin etmelisin.» Haşmet de yemin etti. Ertesi gün Ragıp Paşa Heşmeti saraya gönderdi. Huzura çıktı. Pek çok meclis | ârâlıklar etti. Padişah ziyadesile mahzuz oldu. Üç gün sarayda alıkoydu. Gitmesine izin verilince tekrar huzura çıktı, veda et- tikten sonra, ihsan üm',d'ıle bir parça duür- du ize de, bir şey çıkmayınca zahir dışa- nda verecekler diye huzurdan çıktı. Dışar- da du kendisine ihsan veren almadı. Belki Darüssade ağası marifetile verilir hülya - sile ağanın odasına girdi. «Efendim, avde- time Tuhsat buyuruldu - gidiyorumı - diye ağanın eteğini öpüp karşısında durdu. On- dan da «Peki, Allah selâmet versin! Mem- Hun olduk» cevabından başka bir şey ala- madı. Oradan Baş mabeyinciye, başkâtibe baş haznedara da başvurdu. Bu ziyaretler, el, etek öpüşler de hepsi boşa gitti. «İhti- maldir ki Bâbı bümayandan çıkacağım sırada verilmesi emrolunmuştür» diyerek son bir ümit ile akağaların odasına girdi. «Ben gidiyorum» diye her birile ayr ayrı vedalaştı. Burada da ümidinin boşa çıktı- Şanı anlayınca hemen gerisi geriye döndü, *«Niye döndün?» diye soruldu. Tektar hu- zura girmek istediğini söyledi. Padişahtan izin alındı. Tekrar buzura çıkavıldı. Üçün- izin cü Mustafa bunu görünce uHayrola? Ni- çin geldin? » diye sordu. Haşmet yer öp- tükten sonra dedi ki: — Efendimiz! Ragıp Paşa kulunuz, be- ni buraya gönderirken sakın — padişahtan bir şey isteme diye tenbih ettikten başka yemin de verdirdi. Onun için kulunuz bir şey istemedim. Tarafı şahanenizden bir şey çıkmayınca acaba, Efendimize de mi yemin ettirdi diye merak ettim de anlamıya gel- | dim. Padişah bu zarifane cerrarlığa — kahku- halarla gülerek Haşmete umduğundan fazla ihsanda bulundu. MEHMET ZEKİ Bir muallim kayboldu Kartalda Paşaköy ilk mektep baş emelle avutur, Yaşamaktan kolay kolay vaz geçilemez.. K Yan yana yürümeğe başladık.. Danni hasta idi, arasıra sinirlerine sırnaşan sar'a- İpiç sey söylemiyor. Fakat sözlerim tesirini ya benzer bir rahatsızlığı vardı. Bu yüz -| 5 4.rdi İçinde hayatla ölüm arasında çar- den iki yıl önce tekaüt edilmiş, genç yaşta| pışmalar var. Gözlerinde ümit panltıları dığı mesleğinden pek az bir zaman içi de ayrılmak felâketine uğramıştı. Çünkü nuttu. Çünkü ocağın önünde pösteki- Muallimi Nurettin on beş günden beri lere sarılı olduğu halde yatan başka bi- ortadan kaybolmuştur. Nurettin — evli risini gördü, Renksiz, soluk bir beniz ve dört çocuk sahibi bir adamdır. Ev- çalışmaktan kalmıştı. Onu aylardanberi görmemiştim. Ne ya- piyor, nasil yaşıyor; şimdi beni niçin an- yordu. Sorumuma cevap verdi: — Öleceğim, yahut memleket dışına ka- çacağım. Sen benim en eski tanıdığımsın. Vasiyetnamemi sana bırakacağım. — Ölmek mi?. Çildirdin mi sen Dan- nit — Hayır dostum!. Aklım başımda. Bir Tuh krizine de uğramadım. Sana açıkça an- Tatayım ! Ölmek veya kaçmak benim için artık bir ödevdir. İçinde yaşadığım sosyete böy- he istiyor. Ve hattâ bunu bana emrediyor.. Biliyorsun; ben daha küçükten çirkin bi- riydim. Y e bakanlar alay ederlerdi. Buna, büyüdüğüm zaman uğradığım hasta- hk bir kaç çirkinlik daha kattı. Yüzüne ba- kılmaz bir adam oldum. Benden nelret e- diyorlar dostum! Tanıyan, tanımıyan ben- den kaçıyor; bana bakmağa tahammül e- demiyor. Yüzüme tükürüyorlar dostuml!. Yüzü- me gözleri ilişen altı yaşında yumurcaklar bile iğrenerek yere tükürüyorlar. Düşün dostum.. Ben yaşayışımla insan- ları, cemiyeti tahatsız- ediyorum. Onun için: .. Acı acı gülüşlerle sözünü bitirdi. Danninin yüzüne baktım. Acaba dedi- ği şeyler doğru muydu? Onun yüzü ger - çekten çirkindi. Hele hastalığı yüzünün de- risinde çok fena izler bırakmıştı. Kırmızı çehresi mora yakın bir renge girmiş; buru- şuklaşan derisi üzerinde top, top sarı e- keler kabarmıştı. Bu karma karışık, ber - bat yüzde donuklaşan gözler de anlam ve önemini kaybetmiş gibiydiler. Fakat kendisine: — Evet çirkinsin Dannil. diyemezdim #abi .. Hem o, fazla vesveseye kapılıyor - seziliyor. Yaşamak isteği üzüntülerini bas- tıracak.. Danni bir şey — söylemiş olmak için: — İyi şeyler anlatıyorsun dostum, di « yor. Bunlar yalan da olsa güzel ve tatlı. Evet yaşamak iyi şey. Fakat benim için de öyle mi acaba?. Dolaşıyoruz. Onu şuradan, buradan konuş turuyorum. Danniyi kandırdım gibi. Fena düşünceleri unuttu ve unutacak sanıyorum. Dudakları arasında oynak bir hava minl- danıyor. Konuşurken kahkahalar savunu- yor.. Yavaş yavaş parkın kapısına gelmiştik. Biz dışarı çıkarken kapı önünde içeriye gi- ren iki kadınla karşılaştık. İki sokak ka » dinile.. İkisi de içmişlerdi. Ağızları şarap kokuyordu. Sallana sallana yürüyor; pel tek, peltek konuşuyorlardı. Beni tanıdılar mı? Yoksa her erkek gibi tanışmak mı ise tediler nedir; söz attılar ve bizi ayak üstüne de bekleterek konuşmağa başladılar. Dan- ni yanı başımda duruyor; konuşmamıza karışmıyordu. Bir an; iki kadının gözleri masılsa Danniye ilişti. Danninin gözleri de onların bakışlarile — karşılaşmış — bulundu. Hain kadınların ikisinin de yüzleri buruş- tu. Baktıklarına pişman olarak bakışlarına çevirdiler. Ve sanki sözleşmişler gibi ikisi de ayni sevki tabil ile başlarını yere eğe- rek tükürdüler. Danniye bakmaktan kendimi alamadım. Bir an şaşırır, duralar gibi oldu. Yüzü büse tün başka şekil ve renklere girdi. Mos « mor kesilmiş; korkunç — bir hal almıştı. Kendisini bu müşkül vaziyetten kurtar « mak için elimi koluna doğru uzatırken, bir- den fırladı. Ve parkın akşam işıklarile moe yaran sık ağaçlıklı kuytu karanlıklarına da- hp gütti. Gidiş o gidiş!. Onu bir daha göremedim. Ve anladım ki, artık hiç, hiç göremiyecek ğim, Emlâk ve Eytam Bankası İdare Meclisinden : Esas ni 79 uncu maddesine göre hissedarlar umumi heye. ateşin alevleriyle aydınlandı: Kral Attilâ! İldeko olduğu yerde kaldı. Ellerini 'Nk.,'" ziyade kimi yere vurmaktan mantosunun içine sakladı, ne ileriye, y Sür? O istediği gibi seçer. Hiç bir ne de geriye gidebildi. Acaba kral ken- tormaz, kraliçe Kerka hiç bir şey. wdiıini görmüş müydü? Tamınaş mıy- * dı? Kerka'nın Ölümünden Sonra Nt*kl Roma kalesinin holünde bir a- tğADıyordu. Yarı yıkık bir halde olan k tlelâcele tamir edilmişti. Kıamen Bönyalı kadının rahat seyahat e- N, l a bi karşılamık için ipekli kumaslar 2-3-36 pazarlesi günü saat khçy:_:ıd:îmıîn alınmıştı. Yere| 13 tem itibaren Beyoğlunda İstiklâl cad - t&ı ve ayı postlari,serili; kralın ül-| desinde-246 Na. hu dükkünda birinci acık S0fra takımı masa üzerinde dürü: |arttırma tureti e satılacağından taliplile, » 4 u. Demir halkalara takılı mq*ale-_l (4 Ellakla beraber payitahta — vasıl l İN L ki Kialiçe Kerka ölmüğtü. (Arkası var) İstanbul 2 ci İora Memu ığundan! Mahcuz ve paraya çevrilmesine karar : |verilen 45 metre siyah, yeşil, mavi renkte i için, kısmen de, gerj dönen | n ayni gün ve saatte mahmllinde: memu,. (20532) Tüna müracaatlârı AA olunuz! Bsadki, hamlı ve asabi bir adam bulunduğu ve hattâ bir müddet Bakırköy akıl hasta- nesinde tedavi edildiği için gaybubeti endişe uyandırmıştır. Gaybubetinin ıaikıile aralarında olan geçimsizlik yü- İzünden ileri geldiği de tahmin edil - |mektedir. Zabıta Nurettini aramakta- dır. Kızılay Kongresi Kızılay Eminönü kazası idare heyetin - den: Kızılay Eminönü kazasının senelik u » mumi meclisi bugün saat 14 de İstanbulda 4 cü Vakıf,. Hanında ticaret odası salonun- da toplanacaktır. ; Çevre dahilinde cemiyete kayıtlı üyelerin ti alelâde olarak 30 Mart 1936 pazartesi günü saat on birde Ankarada Ban- kamız Merkezinde toplanacağından hissedarlarımızın mezkür tarihte top « lantıda bulunmalarını dileriz. Yine nizamnamemiz hükümlerine göre, kendi namlarına - veyahut baş « kalarına vekâleten en az yirmi hissesi olan hissedarlarımızın bu toplantıya iştirâkleri ve vekâleten bulunacak olanların kendilerinin de hissedar bulun- maları gerektir. Buna hakkı olanların toplantı gününden en az beş gün önce hisse senet« lerini Merkez veya Şubelerimize makbuz karşılığında vererek giriş kartı a. maları ve başkalarına vekâlet vermek istiyen hissedarlarımızın da birer ör « neklerini Bankamızdan alacakları vekâletnameyi doldurarak yine bes gün önce giriş kartile birlikte merkezimize vermiş bulunmaları gerektir. (315) Müzakere olunacak işler: 1 — İdare Meclisi raporu. 2 — Mürakipler raporu. a 3 — Bilânço ve kür ve zarar hesabının tasdiki ve İdare Meclisinin ibrasi, 4 — Mürakiplerin intihabı. '5 — Mürakiplerin ücretlerinin 'Ai

Bu sayıdan diğer sayfalar: