16 Mayıs 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

16 Mayıs 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ARSA KAZARKEN A daşlardan biri bir gâzetede okuduğu havadisi tekrarladı: , — Yenipostanenin arkasında bir arsa varmış. Bu arsada bir ardiye yapacaklar- mış, toprağı kazmaya başlamışlar. Top- rak biraz kazılınca yerden billâr gibi bir su fışkırmış. Biraz daha kazmışlar; orta- ya bir memba çıkmış. Şimdi o membâ- dan gürül gürül su akıyormuş. Suyu tah- YI ettirmişler. mükemmelmiş. Bir başka arkadaş söze karıştı: — Bunu bir gazete mi yazdı? — Evet! — Fena etti. — Neye? — Yenipostane arkasında hanı, hama- mi, oteli, dükkânı olanların hepsi ümide kapılacaklar. — Ne çıkar? — Ne çikürı var mı? Hanlarını, ha- mamlarını, otellerini, dükkânlarıni yık- tırıp memba aramaya kalkacaklardır da.. Bir başka arkadaş ta sordu: — Bari rağbet görüyor mu imiş? — Nasıl bir rağbet? — Yani dolmayı; helvayı sepete dol- duranlar Çamlıcaya, Taşdelene, Çırçıra bi Yenipostane arkasına da gidi- yorlar mı? Aklıma bir fıkra geldi: — Dinleyin, dedim, size bir fıkra an- latacağım! Anlattım: «Adamın biri bir gön bahçesinin bir köşesini kazıyormuş. Birkaç kazma vu- Tunca, parça parça taş kömürler görmüş. Bahçemde kömür madeni buldum, diye sevinmiş. Bir çuval dolusu kömür çıkar- mış. Evine taşımış.. biraz zaman geçmiş, bitişik komşu kapısmı çalmış: — Komşu, demiş, bu yaptığın nedir, bis zim kömürlüğe bahçenden bir yol dçmış, bizim kömürleri aşırıyormuşsun, Öteki boynunu bükmüş: — Eyvah, demiş, ben de bahçemde kö- mür madeni keşfettim, diye sevinmiş- tim» Arkadaşlar sordular: — Bu fıkra ile bizim konuştuğumuz meselenin ne alâkası var?. « Alâkası şu, dedim, Yenipostane ar- kasındaki arsayı kazarlarken oradan ge- çen bir terkos suyu borusunu patlatmış olmasınlar... - İsmet Hulüsi | Bunları biliyor mu idiniz? | ii P m Bir ağaç, bir yılanı boğabilir mi? Amerikada İlli - “noise eyaletinde, bir ağaç kütüğü - nün bir yılanı boğ duğu hayretle gö - rülmüştür. Büyük bir ağacı kesen bir oduncu topraktan *«3ö> kadem de - rinliğindeki kökü çıkarmış ve kenarında, bir yılan ölüsünü bulmuştur. Kökde bir kuş bulunduğu, yılanın kuşu yutarak vücudünün şiştiği ve bu suret- Je dışarıya çıkamadığı, ve öldüğü tah - Zürafe ses çıkarır mı? Bazı müşahid - lerin © iddiasma © göre, zürâfe asla ses çıkarmaz. Zi » Ta hançeresi yok » ri tur. Diğer müte - mi hassıslar ise, ak - sini (osöylemekte, hayvanın gâyet zayıf bir hançereye ma- lik olduğunu, Adeta pek yakında bulun- mak şartile, melemeye benzer bir ses du- yulabileceği kanastindedirler * min olunmaktadır, * Amerikada yıldırım çarpması ile ölen insanlar Son on sene i - çinde, Amerika - da yıldırım çarp- ması neticesi ö len insanların nis- beti milyonda üç; tür. Fakat Ame - rikanın yeni Mek sika, Arizona, Jor jiya, Misisipi mın takalarında O bu nisbet milyonda ona yükselmektedir. “Sol, sağ,, tabiri nereden çıktı? Siyasada (s01) luk, mevcud olan nizam- larda cezri değişiklikler istiyen bir ina- nış mefhumudur. (Sağ )lar ise daha zi- yade (muhafazakâr) zihniyeti ifade eder. Muhalif partilere verilen türlü türlü #- simler, ilk defa olarak 1791 de Fransa konvansiyonunda meydana çıkmıştır. O zamanlar meşrutiyet partisi reisinin sağ tarafında, demokratlar da sol tarafında o- tururlardı. Bir at nalı şeklinde bulunan parlâmento binalarında bu şekil daha hâlâ muhafaza edilmektedir. GONÜLİŞLER Kocayı aldatmak - Meselesi... — Eski yazılarınızın birinde oku- muştum: «Ben erkek olsaydım, karım beni aldatsaydı onu asla affetmezdim> demiştiniz. Fakat şimdi beni dinle- yiniz, sonra kendinizi benim yeri- me koyarak bir defa daha düşünü- yüz.» Yukarıda okuduğunuz satırları bir kadın okuyucumun mektubundan bemen hemen aynen âlıyorum. Hi- kâyesini burada tekrar etmiyeceğim. Feci bir sergüzeşttir. İçinde tokat ta dahil olmak şartile bir kadının ta- bammül edemiyeceği bülün mua- melelerin muhtelif onümuünelerini görebilirsiniz. Fakat ben bu mektu- bu okuduktan sonra kadma kocası- a1 aldatmak hakkını demiyeyim, dü- güncesini gene vermiyorum. Eğer bana bu mektubu yâzan ka- dın genç ve çocuksuz olsaydı kendi- tire kocasından ayrılarak hayatın yeni baştan kurmaya çalışmasını tavsiyede tereddüd etmezdim. Evle- nen kız yeni tesis edilen bir şirkette müsavi hak ve vazife ile yer alan bir şerik halindedir, ne esir olur, ne de hizmetçi. Hakkımı aramak, guru- runu ve haysiyetini korumak vazife- sidir. Beklediği tahakkuk etmezse şirketi bozabilir, fakat şirketine iha- net edemez. Fenaliğa fenalıkla mu- kabele hiçbir zaman kaide olma- mıştır. Fakat bu genç kız bir, hele müte- addid çocuk annesi olduktan sonra rol değişir. Artık arkadaşına iltimas eden hatalarını görmemezlikten ge - len bir ortak”vaziyetindedir. Kendi- bi kadından ziyade anne vaziyetin- dedir ve kocasını aldatabilmek dü- Şüncesi zihninden bile geçmemeli- dir. Sürünecek çamur dün kendisi- ni lekelerdi. Bugün çocuklarının ü- zerinde kalır. — Fakat bu vaziyet tahammül e- 'dilemez, demeyiniz. Çocukları için tahammül edilemiyecek vaziyet gö- ren kadın anne değildir. * Bay İbrahime: Bayan N. sizinle lâtife etmiştir. Size karşı ayni hisle mütehassis ol- masaydı yapacağı şey sadece süküt etmekten ibaret olurdu. SON POSTA Kadın Köşesi Genç, şık, güzel... Lâciverd bukletten örülmüş bu takımı isterseniz kendiniz ö- rebilirsiniz. Örgüsü: Baştan başa jerse, yani düz örgüdür. (Bir sıra ters - bir sira yüz). Yalnız kol kenarlarile yaka pirinç iğne örülmüştür. (Bir ters - bir yüz. Her sırada bir evvelki ters ilmikler yüz, yüz ilmikler tes örülür.) Bluzu lâciverd » beyaz çizgilidir. Fötrden çiçekler NN <> Hava açılır âçılmaz elbisenize parlak ve şen bir süs ilâve etmek ihtiyacı ken - diliğinden doğar. Çiçek, bunların en şık ve en ucuzlarındandır. Şu gördüğünüz demet evde yapılmak üzere seçilmiş bir modeldir, Beyaz, turuncu, yeşil ufak fötr parça- larından yapılmıştır. Beyaz fötrden mar- gritler, turuncudan ortaları, yeşilden yap- raklarla saplar yapılacaktır. Saplar üçer üçer sarılmış incecik fötr şeridlerden ibarettir. Hepsi hazırlanınca ufak bir mukavva dalrenin üstüne birer dikişle « resimde gördüğünüz şekilde - tutturu - lur. Mukavvaya da bir çengelli iğne ge- çirilir. Bu demet yeşil, beyaz, lâciverd, siyah elbiselerin üstünde çok güzel gö - rünür. Görüyorsunuz ki yapılması âdeta bir eğlencedir. Bir muallimin umumi harb hatıraları Askeri muayenemiz Yazan : Muallim Nihad >) e Seferberlik davulu, en genç doğumlu-! lardan başlıyarak yavaş yavaş derecesi- ni yükselimeğe başladı. Bir akşam yatsı ezanı sıralarında çıkan davul: «305 tevel- Wüdlüler!> deyince kendi kendime: — Hım.. dedim. Sıra bize yaklaştı. Al- lah encamını hayreyliye! Benim tevellüd tarihim nüfus tezke- remde 301 diye mukayyeddir: Tevellüdüm denirse de gerçi üçyüz bir İşin aslını da rahmetli annem bilir Her ne hal ise. ufak yollu bir düşünce beni sarmıya başladı. O zamanki harbi- ye nezaretinin seferberlikteki ilk mu- kârreratında 303 tevellüde kadar olan tâli ve âli tahsil görmüşler ihtiyat zabiti oluyorlar, daha eski tevellüdlüler buz gi- bi nefer ediliyorlardı, Şu halde biz hizme- te nefer olarak alınacaktık. Ne suretle i- tihakımız olursa olsun, hayatta çok bece- riksiz olan rahmetli karım, iki ufak yav- rü ile kendini ve evini çeviremiyecekti. Ne yapalım? El ile gelen düğün bayram! Bu vatan hizmetinden kaçınmak olmazdı ya! Fakat ben miyoptum. Gözlüksüz beş adım ilerisini seçemezdim. Şu halde si- Yâhlı asker olmama imkân görmüyor- dum. Birkaç akşam sonra 302 ye kadar çağı- rıldı. Eh, artık nöbet bize gelmişti. Şim- diden tedarikli bulunmak lâzım gelirdi. Dersim olmadığı günlerde Üsküdarda Ahmediyede ufak bir dükkânda ud imal eden eski mekteb arkadaşım Aziz merhu- mun dükkânına gider, vekit geçirirdim. Aziz de benim gibi 301 tevellüdlü idi. O- nun miyopluğu bir rökor addedilebilirdi. Tam 12 idi. Aşağı, yukarı yarı kör de- mekti, hattâ bu sebeble polislikten ma- Yülen tekaüd edilmişti, ne ise o gün de dükkânına gittim. Oda beni bekliyormuş: — E! Hoca! Nöbet bize geldi. Beni al- miyacaklarına eminim. Fakat muayene için gelip gideceğiz. Dükkânı kapamıya mecbür kalacağız. Sen de muayene İsti- yecek misin? — Tabii! dedim. Ben gözlüksüz, beş a- dım ilerisini görmem. Muharebede çıt de- yip kırıldı mı ben bizim taraf diye soluğu düşman siperlerinde alırım. — Çağırılmca ahzi askere beraber gi- dip istida verelim, Muayeneye de bera- ber gideriz. — Hay hay! dedim. Birkaç saat müsahabeden sonra ayrıl- dık. Filhakika iki akşam sonra da bekci baba bizi çağırdı. Hemen Azize gittim. İs- tldaları düzdük! Ahzı askere dayandık. Aman Allah; o ne mahşeri bir yerdi. is saat itilip, kakıldıktan sonra reisin hi ruha varabilip kâğıdlarımızı havale etti dik, Her ikimizi de Haydarpaşa askö hastanesine havale etmişlerdi. Ertesi sabahleyin beraber gitmeyi kararlaştıiS rak ayrıldık. O gece epeyce sıkıntılı uyku uyudum. Yarımı ne olacağını şünüyordum. Ertesi sabah sekiz buçukta Haydarpoğ? hastanesine ulaştık. Kalem odasına k& larımızı yaptırdıktan sonra göz müteböğ” sısının kapısına geldik. Kalem odası elimize birer numara verdiler, Üsküdi ahzi askerinden kollarımız künyemiz Y# nılı birer sicim ile bağlanıp mühürle” mişti. Kalabalığa katıldık. İstanbulun #€ kadar ahzı asker şubesi varsa buralar! göz maltliyetini iddia edenlerin hepsi VE raya havale edilmişti. Koridor, m lah tâbirine uygundu. Şöyle bir araş” ma yapalım, dedik, Daha bizim numa lara sıra gelmiye çok zaman ii Çar nâçar bir duvar dibine çömelip biref sigara yaktık. Saat on İkiye kadar bunala bekledik. Meğer bu üzülme, s7 ma ilk günün yadırgaması imiş. Daha böyle kaç günler o koridorda çömeli 12 den sonra muayene son buluyor, # kalanlar numaralarını en emin yerle! saklıyarak yarın sabah gelmek üzere rılıyorlardı. Biz de ayrıldık. Doğruca küdara mı dönecektik? Aziz dedi ki: — Hocal Ben çok acıktım! Şu rıhtöf bir avcı Yorgi var. Hem meyhane, Jokantadır. Oraya gidelim. Bir iki 185 parlatır, birer de pilâki yeriz, olur biter Muvafakat ettim, Çünkü mekteb, düşüncesi yoktu. Muayenenin develi müddetince mezundum. Avcı Yorgiy© dık. Oh, ne âlâ! Denize karşı kutu gb» tertemiz bir dükkân! Yorgi de görü? geçirmiş bir adam. Hangi müşteriye sl muamele edileceğini pekâlâ bUlYO. Üçer tane içtik. Birer de çukur tepeli bolca konmuş pilâki yedikten sonra küdar yolunu tuttuk. O zamanlar xn vay filân yoktu. Tabanvay vardı. w gün gene geldik, bekledik. Nöbet ii laşmadı, gene avcı Yorgiye gittik. BU tam bir hafta devam etti. Nihayet b yene nöbeti geldi. Aziz numarasi evvelâ girdi, biraz sonra da ben Besi : Mütehassıs, rahmetli Abdi bey idi. pr karanlık odada sıkıca bir muayene ğ sü ae v ten sonra: — (Miyop) unuz 3.3, binaenaleyh lı askersiniz. Başkasına söylemen sen münevver bir adam olduğun İŞİN (Devamı 11 inci sayfada)

Bu sayıdan diğer sayfalar: