22 Şubat 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

22 Şubat 1939 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Uludağda Üç Gün mezmizon m Önümüz sıra giden İlyas Sınal karlar üzerine şu cümleyi yazmıştı: “Aç bir kurdizi!,,... Bu cümleyi okuduktan biraz sonra Bayan Nemide İpşir bize doğru koşarak: “Kurd geliyor, kaçınız.. Kaçınız!,, diye bağırmıya başlamaz mı? ANLATAN: NUSRET SAFA COŞKUN ETE Kayakevinde sabah kahvaltısı ve kayar dönüşü ıslak eşya sobada kurutuluyor. —S— İlyas Sınalın: — Allaha ısmarladık! Demesile gözden kaybolması bir olmuş- tu, Usta kayakçı iki değnek darbesile karlar üzerinde bizim dokuzuncu işlet - me banliyö irenlerine muadil bir sürat temin ederek bizden uzaklaşmıştı. Biz, ağır ağır fıstıki makam, Et vapuruna taş çıkartacak bir beta: rafı seyrede ede ilerliyoruz. Her kaviz dönüşte, önümüzde! bir tablonun perdesi açılıyor, dik yamaç- lardan çam ormanlarını, rüzgârla fingir- deşen ağaçları sıska dallarının elikini - sinden dökülen karlar seyrediyoruz.| En arkada benim. ciğerlerimi tertemiz hava ile dolduraraz, tablatin bu hariku- ide güzelliğini, bembeyaz duvağa bü - bir gelin kadar cazib dağı güz * lerimle kücaklıyarak yürüyorum. Yolun sağ tarafında iri tabanlı bir ta- kım izler var. Nazarı dikkatimi celbetti, Sormağa hazırlanıyordum, arkadaşlar - dan biri: — Buradan bir ayı geçmiş! 'Dedi Bir diğeri: — Hayır, bu kurd izldir! "Teşhisini koydu. Endişeli nazarlarla rehberimizin yüzüne baktım. Hiç bir korku bulutu yüzünü sarmış değildi — Kat'iyyen ayı veya kurd çıktığı va- ki değildir, şimdiye kadar, dedi. geç » miş olabilir. lâkin karşımıza çıkmaz. Ayıların ve kurdların turistle; dağı mahcub etmemk için k bu nezakete hayrar, fakat itiraf edeyim. da çarpıntılı, sanki hı a bir kurd ve ayı saklı imiş gibi, et- rafı kollıya kollıya ve bilhassa arka - daşlardan geri kalmamağa çalışarak kar- giden Bayan Nemide dikkatli dikkatli bir şeye (bakı Yaklaştık.. önümüz sıra giden İlyas Sınal karlar üzerine şu cümleyi o yazmıştı «Aç bir kurd izi!» Üçümüz de bayanı bakıyorduk. O, belki de bizi korkutmamak için, lâ- kayd vaziyetini hiç bozmamıştı: — Bay İlyas bize şaka yapıyor! Diye gülümsüyordu. Şaka, belki. fakat iz hâlâ bizimle bera- ber yolun sağ tarafını takib ediyor. Allahın bildiğini kuldan ne saklıya « yım. bir metreyi aşan kar üzerindeyiz. Bir akşam evvel de müthiş bir tipi var. dı, Pekâlâ kurd aç kalabilir ve yola ine- bilir; korktum. İstanbuldan kalkıp, gelip te kurdiara yem olmak hiç te hoş şey değil! Kendimizi bir yokladık. Dördümüzde de, silâh, bıçak, çakı değil ya, bir tek| kör jilet yok. Ne yapacağız şimdi?. Rehberimiz biz: temin ediyor: — Korkmayınız, arkadaşımız bize Ş2- karşı |; İhayır dua etmediğimi te! ka yapmıştır. Ben her zaman tek başıma Büyük otel ve Dağevi direktörü: Bayan Nemide İpşir buradan iner çıkarım. Kurâ görülmüş de İ ğildir. Bayanm karşısında daha fazla kork » muş gözükmemek için, korku faslı k3- pamış göründük. Fakat azgın bir kurdun bir köşe başın- da karşımıza çikivermesi ihtimali Mad - ride dönen kalbimi bombardıman edi - nm başına felâket seri hali ımdaki kayağın ardan, bir ta- vida ve ye- dek aksam İlvas Sınalda olduğundan ta- mire de imkân yok. Gördü: mü başıma geleni. kırık kayağı omuza vurmaktan başka çare yok.. denedik. Lâkin bir ayağım k yakta, diğeri karda yürümek kabil ol - madı. Zira, kayaksız ayak. karlara gö) mülüyor, diz kapağıma kadar batan â « yağımı kardan çekip, kurtarmak borçtan yakayı sıyırmak derecesinde mühim bir mesele teşkil ediyordu. Bu vaziyette yürümeğ? imkân yoktu. Bizim foto raportör Cema! bel kayışmı çıkardı. Kayağı ayağıma sıkı sıkı bağ » ladık. Şimdi tahta ayaklı bir insan gibi, bu kırık âleti sürüklemek zorundaydım. Yürümek bir ızurab olmuştu benim için. artık bütün zevk kaybolmuş, tatsız, tuz- suz bir yolculuk basısmıştı. İçimden bit- tabi bana bu berbad kayağı verenlere n edebilir - sinz. Bir saet daha bu halde sürükl kesif bir ikseldikçe soğuk artıyordu Süratimizi arttırmak, bir an evvel da- Ba, otele varmak gayesile son gayreti gar- fediyor, nefese Şişhane yokuşunu tırmanmış bir beygir gibi soluya soluya, burnumuzdan duman'ar fışkırta fışkırta, koşar adım ilerliyorduk. dik. Ha. sarmıştı, nefes , İkin panik buna çıkarıp İyi bir sporcu ve buraıarın eski bir & şinası olan rehberimiz bayan bizden yir- mi, yirmi beş metre ileride yürüyor; ka- vis başlarında durup arkasından gelen bü acemi kafileyi bekliyordu. Tam üç buçuk saat yürümüştük. K. tipi, rüzgür kırbaç olmuştu. Kulaklarım yanıyor, inadına zavailı burnum donma alâmetleri gösteriyordu. Birdenbire Bayan Nemide İİ süratle geri dönüp bize doğru ko; gördük: — Kurd geliyor, kaçınız, kurd geliyor! yordu duğum yerde çivilendim. yapacaktık? — Kaçınız.. kurd. Vaziyetin korkunçluğuna rağmen: — Aman bayan, biz sizi buraların kur- du biliyorduk. Ne için Bay İlyası salı - verdiniz.. ne yapacağız?.. demekten ken- dimi alamadım. Vâkâ İstanbuldan geliyorduk amm. gene canımızı çöplü dia edilemezdi, Gi yettiği nis bette kurdu ağırlamağı çalışacaktık. Lö- bırakmadı. Nemide, kendini yere ını çözüyor, bir tarafları Direktör Ba; stmiş, kayakl da bize sesleniyordu: — Çabuk kayaklarınızı çıkarın, yolun sağ tarafına kaçacağız. Daha bu emri ta- ffuz etmeden evvel, kanlı, kayaklarımı çıkarmış. gerisin geri- başlamıştı, Foto raportör Ce- mal, ayağındaki kayakimrla beraber iri vücudünü dik bayırdan aşağı sahvermiş» ti Ortada bir bon kalmı ii Cesaretim. n sanmayın sakın, kayışla bağl çıktığı halde, bu ayağımı, çıkmasın diye, İsımsıkı bağlanan keyiştan bir türlü kür taramıyordum, Yapacak bir şey yoktu. İ Elim ayağım titriyor; kurdun sivri dişle- rinde bedbaht vücudümü parça parça ©i- muş görüyordum. Kurdu bir tek ben mi karşılıyacaktım? — Ne duruyorsun? Diye bana avazları çıktığı kâdar bağı- rıyarlardı. Ne diye duracağım. cesaretimden.. haşmetlü kurd hazretlerini karşılamak, heyet namına samajesteye arzı tamizat eylemek için.. ne yapayım yahu, ayağımı kurtaramıyorum. Bir taraftan son bir gayretle kayışı ko- İparmağa uğraşıyor, bir taraftan dolu mi- demle bunun bir rüya olması ihtimalini düşünerek, kafamı silkeliyor, diğer ta- raftan da söyleniyorum:; — Eğer bu kur runda kakaodan Ççıl varsa bana gelmez. ben altmış iki bu - çuk kiloluk zayıf mahif bir adamım, bir lokmada lâdes kemiğime gelecek! Hal » buki, arkadaşlarım öyle mi ya?.. Heps kanlı, canlı adamlar.. yalnız bizim Ce - mali yakalasa evlâdma, ahfadma bile yeter. Tam 93 kilo. Ben kayışı sökmeğe çabalıyor, bunları eldada gitmek üzere y Üniversiteli desi | “İnazırı Raşid paşa ile bahriye ciye nazırı Raşfâ ii detlendi ki. Çerkes Hasan vak'ası Mitat paşanın konağında Hüseyin Avni, Raşid ve Ahmed Paşaların ölümlerile neticelenen facla nasıl cereyan etmişti ? Hüseyin Avni Paşa e 5 Sultan Azizin geçmişti. Birdenbire hiç beklenilme - dik bir vak'a İstanbulda büyük bir he- yecan yarattı, hattâ bu heyecan İstan- buldaki elçileri bile korkutmuştu. «Sir Elyot> hatıratında bundan şöyle bah- «Rüfekamdan biri benzi atık ve çe - İnesi tutuk bir halde, sabah karanlığın- da yatak odama geldi. Nasıl hareket edeceğimi ve kendimi muhataradan muhafaza için sefaret vapuruna gidip gitıniyeceğimi sual etti, Fakat az bir müddet zarfında halecanı mucib olacak bir sebeb olmayıp Çerkes Hasan ismin- ide bir adamin vükelâya sulkasd te - şebbüsünde bulunduğu anlaşıldı.» Çe i mülâzimlikle harbiye den çıkmıştı. O zaman neşrolunan Tes- mi ilândan anl göre Bağ - rütbesine çıkarılmış olan Çerkes Hasan; her ne - dense Bağdada gilmevip İstanbulda ba z: vazifelerde kullanılmış sonra da kol aönlığına terfi edilerek, gene Bağda - da gönderilmek istenildiği halde gitmek istememişti, Bunun üzeri * İne ve hir aralık da Serasker kapısına hapsedilmişti, Bunun üzerine memu * e raz: olduğunu söyli - zbası hapishaneden çı ın Üsküdardaki ; n o gece Mid bulunduğunu Çerkes Hasan çıkmaz Avni pi hsına gitmişse de pa: bad paşanın konağında öğrenmişti Oradan doğruca Midhad paşanın ko. nağına gelerek hemen meclis odasına girip bir de kama, diğer elinde To volver olduğu halde evvelâ Serasker Hüseyin Avni paşayı, sonra Hariciye nazırı | Kayserili Ahmed paşayı, kendisini tut- mağa çabalayanlardan Midhat paşanın adamı Ahmed ağayı ve bahriye zabit- »den yaver, kolağası o Şükrü beyi Resmi tebliğde vak'a (o hakkında bu kadar malümat verilmi Halbuki o vakit p#azetelerinin yaptıkları gayrires- mi tahkikatta bir sürü tafsilât var - dır: Çerkes Hasan, Mithat Paşanın Be- yandda, Tuvşantaşında bulunan kona- ğına geldiği vakit vükelânın ağaları ve yaverler aşağıda imişler. O bundan is- tifade ederek kimseye görünmeden yu- karı çıkmış; meclis salonunun o kapısı önünde tesadüf ettiği uşaklardan biri» ne: «İçeri girmek istiyorum, acele söy- Miyeceğim var. Yaverlerden birini ça - Bır, haber versin.» diyerek onu savmış ve uşak aşağı inerken hemen (salona İdalıp kapıyı arkasından sürmelemiş - İtir. Sonra rovolverle Serasker Hüse * yin Avni paşayı, bunu müteakib hari- paşayı ve nihayet düşünüyor, hem de kurdun hâlâ neden dolayı bir tarafımı kapmadığını merak Jediyordum, İ Lütüfkâr bir tesadüf, gözgözlü görmüyor. bizi göremedi mi dersiniz?, İnsaf mı etti, m mi acıdı? Yoksa kurd bayan di- gözüne gözüken bir hayal mi (Arkası var) ir. setmiştir: İisabet eden bir kurşunla Çerkes Hasan kendisini kollarından tutmak yet Bahriye nazırı Ahmed paşayı vurmuş» tur. Hüseyin Avni paşayi yalnız rovoj « verle vurmakla iktifa etmemiş, onda hayat eseri kalmayıncaya (okadar her tarafını kamalamıştır. Raşid pasa da hemen öl « müştür. Sadrazam Mehmed Rüş Midhat ve Halid paşalar yandaki oda. ya girerek yaralanmış olan bahriya i Ahmed paşayı ağ a- paşa ile kes Hasan deli g bi odaya hücum di . miş: «Ahmed paşa beni tutmak İstedi. Onu da mutlaka öldüreceğim, ize bir şey yapmam» “| dehşeti buna m nun için açama; tir. Hasan iddi kırmağs uğraştığı nın uzağı Ahmed yakalayıp tutmak isteri pıy: bırakan Çerkes Hasan evvelâ onu, sonra kılıcına davranan (yaver Şükrü beyi rövo'verle öldürmüştür. Bu e pen yarım saat sü: 'r kapısından âsker ve zaptiyeler ek kalanacağını anlayan Hasan e « le geçmemek için mumları söndürme « — ve perdelere #teş vermeğe başla - ile ortasına almış, Ş, nde bu ” man Çerkes Hasan ie bir ne- feri öldürüp diğerini da yaralamıştır. Sağ olarak tutulmasına emir veril » miş olduğu için arkasından tehlikesiz bir kaç yara aldıktan sonra tutulmuş ve serasker kapısına getirilmiştir. O - rada zincire vurulan Çerkes Hesanın yarasına bakmak için yanına bir cerrahi gönderilmiştir. Çerkes Hasan © gelen cerraha: «Beni asacsklar, ud kur « şuna dizecekler. Artık ıma ba mak nafiledir.» diy zuayene edil meğe razı olmamış Abdülâziz saraylılarından birinin ek Tabası olan Çerkes Hasan, Hüseyin Av Bİ paşadan Abdülâzizin intikamını ak mak istemiştir. Resmi tebliğde denildiği gibi hapis” haneden çıkar çıkmaz doğru onun yâ“ sına gitmiş olduğu buna .delâlet e « der, Maamafih Midhat paşayı, Hüse « yin Avni paşaya şerik (o gördüğünden eğe, Midhat paşa vak'a sırasında yan * daki odaya girmemiş.olsa idi, ona da kastetmesi muhtemel idi. Hariciye na» zırı Raşid paşa bu gibi işlerle hiç bir alâkası olmadığı halde bir kaza kur “ şunile ölmüştür. Eski dahiliye nazırı olup, o zaman sadaret mektuhcusu sıfa tile vak'a esnasında mecli; bulunan İMithat paşa sonradan neşrettiği Mir'ati şüun İsmindeki bir eserinde, zavallı Raşid paşanın o gece Midhat paşa ko * macak meclisten evvel - n haberi olmadığını fakat sonradan malümat aldığı (ve kend re de bu mecliste bulunmak istediğ hattâ o akşam yeni elbiseler aye ol» duğunu yazmı O br vak'anın o bazı ciheti şöyle hikâye etmiştir: (Devamı 10 uncu sayfada) ini de er gr AN mea

Bu sayıdan diğer sayfalar: