24 Mayıs 1935 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 14

24 Mayıs 1935 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 14
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Genç kadın Frans_ız gazeteciye hayatını ani Parisin dar sokaklarından birinde, eskiden tanıdığım kü - çük bir bara gittim. Ortalık tenha, masalar bomboş.. Bir zamanlar gürültüden çalkanan, dumandan boğulan, genç kız çı- vıldaşmaları ile kaynaşan bu yerin şimdi bu acaip tenhalığı tuhafıma gitti. Bir zamanlar kollarımıza alıp aylarca, hattâ senelerce beraber yaşadığımız, — kucaklarımızdan ayırmadığımız metreslerimiz ne relere kaybolup gittiler, diye düşünüyordum. Garson beni tanıdı. Şimdiye kadar benim de nerelere kaybo- lup gittiğimi sordu, Konuşuyor- duk. Ona barın eski civelek müdavimlerinin neye böyle da- gılıp gittiklerini sordum. — Doğru, dedi, eskilerin ço- gu gitti, fakat yerlerine yenileri geliyor. O sırada kapı açıldı, gözleri- mi kaldırdım. Bir de ne göre- yim? —Eski — metreslerimden Françoise Davray. Beni görme- di, ben de kendisini çağırmadım. | Yalnızdı, birisini beklemeğe gel- | diği belliydi. Bu kızdan niçin ayrılmış'ık? Şimdi pek iyi ha- tırlamıyorum, fakat bir zaman- lar biribirimizi sevmiş olduğu- muzu hatırlıyorum. Canlı kan- V, eteşli bir kızdı. S- latıyor O sırada bir çingene kızı yak- laştı. Çağırdı, yanına Oturttu, falına baktırdı. Hâlâ istikbalini anlamak istiyor. O sırada kapı- dan bir adam girdi, yanına otur. dü, hem çingenenin falmı dinli. yorlar, hem gülüşüyorlardı. Kalbinin çömertliğini o kadar yakından bildiğim bu kızın çeh- resinde, hâlâ o eski güzel çizgiler duruyordu, gözleri hiç değişmemişti. Acaba yanmda- ki erkekle neler konuşuyor? Merak ettim. Belli etmiyerek ar- kalarında bir masaya oturdum, kulak kabarttım. Sesi değişme- mişti. Falcıyı savdıktan sonra anlatmağa başladı. Hiç durma- dan konuşuyor, sesinin hep o eski yeknasak ahengiyle konu- şüyor, anlatıyordu. Erkek de dikkatle kendisini dinliyordu: — Rica ederim, bana öyle dik bakmayınız. Belki koyu elbisem, açık iskarpinlerim tuhafmx;a gidiyor. Ne yapayım? İskarpin alacak param yok. Benim qbı bir dansöz için, bu vaziyete düş- mek insana acaip görünüyor arna, doğrusu da budur. Bak, sevda insanı nerelere kadar sü- rüklüyor? Bütün bunlar hep Henrinin yüzünden oldu diye- ceksiniz. Ben Hanriyi çok sev- dim, hâlâ da seviyorum. İster- sen sana hepsini anlatayım: “Şimdi beş sene oldu, Henri Opera komikte orkestra şefi idi. “BPeriler kraliçesi,, isminde bir balet için beni de angaje etmiş- lerdi. İlk repetisyonlarda ara- mızda sathi bir aşinalık husule gelmişti. Kadınların yanında harikulâde muvaffakıyetleri var dı. Herkesi öyle kolaylıkla tes- hire muvaffak oluyordu ki.. İlk temsili verdik, o geceyi ömrüm- de unutamıyacağım. Temsilden sonra Henri koşup yanıma gel- di, Beni öyle hararetle tebrik et- ti ki, hattâ bir an kendisini tu- tamadı ve beni kucakladı. Ben hem şaşırmış, hem adeta sarhoş olmuştum. — Sahnedeki danslarını gör- dükten sonra, vücudunun kıvrı- lışlarma hayran oldum. Yarın saat dürtte bana gel, olmaz mı? Bir adres verdi ve beni bir ke- re data kucakladıktan sonra çı- kıp gitti. Kendimi daha ö dakika mağ- lüp addediyordum. Ona karşı boyaumu — kaldıramıyacaktım. Gece uyuyamadım, hattâ sahne- de kazandığım muvaffakıyetin | verdiği sevinci bile unutmuş- #um. Saat dörtte evine gittim. Fek şen ve keyifli görünüyordu. İki saat beraber kaldıktan son- ra: — Ben artık gideyim, dedi, karım bekler. Bir gün seni onun- la da tanıştıracağım. Bu son sözü, bende soğuk bir yağmur kamçılaması tesiri bt- Taktı: — Yarın bu saatte burada îbe_knr ll:eklerim. dedi, teklifini bi a t ocuğu mütavaatı ile kıbult:ptü:îı. $ duAf.'mh?,,.'î"'— kârııxolân hissin- bi Tiyi adın peşin- de o kadar çok dolaşan, gğîl:k gibi kadın değiştiren bir erkek hislerinde samimi olabilir mMiy- di? Ertesi ve müteakip günler tekrar geldim. Yavaş yavaş onunda beni sevdiğini anlar gibi oluyordum. Birçok defalar beni evine, ye- meğe davet etti. Karısının da beni daha yakından tanımak istediğini söyledi. O da beni dansöz olarak fevkalâde bulu- yordu. Lâkin bu daveti - kabul etmek bana çok ağır geliyordu. — Hayır, dedim, evine gele- mem, orada lik gibi benim tahammül edemiyeceğim bir va- ziyet hâsıl olacak. Israr etmedi. Fakat başka günler davetlerini o kadar çok tekrarladı ki, nihayet kabul et- tim, Evine gittim, beni iyi kar- " Ane eli aĞ Nİ < ge isM e —e İşte, onlar nereden gelip nereye gittik- leri belli olmıyanlar gıladılar. Fakat buna rağmen inkisara uğradım. Henri karısının soğuk bir ka- dm olduğunu, kıskançlık nedir bilmediğini söyledi. Ne söyledi ise dinledim, düşünmeğe bile mecalim yoktu. Zaten düşünsem de ne olacaktı? Bir defa ok yay- darı çıkmıştı. Bir sabah Henri saat dokuz- da evime geldi. Düşünceli bir hali vardı. — Kızım, dedi, kumar oyna- dım. Evin kirasını da kaybettim. Halbuki ay başı geliyor. Bende ise metelik yok. — Henri, dedim, uzun nutuk lâzım değil. Kaç para istiyor - sun? Yazıhanemi — İmdadımıza yetiştiğini ka- yıma da söyliyeyim mi? Müsaaz- de eder misin? dedi. — Nasıl istersen.. — Söyliyeyim, — söyliyeyim, daha iyi olur. Artık ondan sonra münase- betlerimiz daha hararetli ve da- ha baş döndürücü bir yol almış- ti. Henci benim James Smith is- minde Amerikalı bir dostum ol- duğunu biliyordu. Bu adam be- ni çocukluğumdan beri tanırdı. Kimseye belli etmiyerek benim — Bin frank verebilir misin? 2 .S.035 —a Büyük Şehirlerde, O Kızlar, Birdenbire Görünürler; Sonra Birdenbire Kaybolurlar. Eskiler Gider, Yeniler Gelir. Nereden Gelirler, Nereye Giderler? bu vaziyeti kabul edi- Amerikalıya karşı duyuyordu. vvel kaybet- ğ dam bana aşktan zi- yade, şefkâat gösteriyordu. Henri bu adamdan başka kimseye ne müsamaha, ne ta- hammül edemezdi. Ev kirası hikâyesinden son- ra, benden gene birçok paralar istedi. Gözümü kırpmadan ver- dim. Bir akşam James konsolu- mun üzerine binerlik banknot- larla otuz bin frank bırakmıştı. O zamanlar ben Versayda, Tri- yanonda oturuyordum. Henri'nin karısı tiyatroya be- ni görmeğe geldi. Beni kolları- nn arasına alarak, karısının ya- Sen, aşk ilâhesisin! dedi. Kadın bu sözü ği halde, kıpırdamadı bile.. Masanın üze- rindeki paraları kaldırarak: — İspatı da işte bunlar! dedi. Sonra bana dedi ki: — Françoise bu kadar para ile tek başına eve dönmek biraz ihtiyatsızlık olmaz mı? Yirmi bin frangı ben evimde sak- lıyayım da, beş bin frank sana yetişir. Yarın gelir, paranı heh- den alır, bankaya götürürsün. Henri bir aralık kulağrna iğildi, karısıma sezdirmeden: — Aman dikkat! dedi, karım bir bar açmak istiyor. Sonrasına karışmam ha. Omuz silktim. Yirmi beş Lin frangı karısına verdim, de beş bin frankla evime döndüm. Odamda, masanın üzerinde bir mektup buldum. Zarfın üs- tündeki yazıyı hiç tanımıyor- dum, İçime bir titreme geldi, evvelâ zarfı açmıya cesaret ede- medim. Fakat en nihayet açtım, şu satırları okudum: “Henri seninle beraber kaldı- ğt geceler, hep karısının emrile hareket ediyor. Çünkü bu suret- le evin masralını çıkarıyorlar, Eğer daha açık mulümat'alma isterseniz, Lucette Fabrice'e mü racaat ediniz. Henri ve karısı bu kadını altı ay sızdırdılar. Aynı şekilde kurbanlardan Georgette Parme'a da baş vurabilirsiniz.., Üzerime inme gelmiş gibi ol- du, soyunmağa bile cesaret ede- meden, kendimi elbiselerimle yatağa attım. Erkekler kadınlara bu kadar | Devekuşu tüylerile süslenip sizleri eğlendirdikten sonra yalnız kılınçı ağlayanlardan biri geniş mikyasta ihanet ede lTer mi? Bir erkek az çok sami- mf olabilir, fakat bu kadar dü- şebilir mi? Ben bütün manevi hazinelerâni ona bağışlamıştırı. O âşıkane bakışlar, o kıskanç- lıklar, demek ki bunlar hep iyi oynanmış bir komedyadan iba- retti, Ne yapmalıyım? Başımı alıp da bir yere gitsem, bir daha onun yüzünü görmesem, uzak- lara, çok uzaklara kaçsam.. Çünkü Henriyi görsem, tün bunlarr dünyada yü: karşı söyliyemezdim. Fakat bir şey söylemeden gitmek de bana, alçakça bir hareket gibi geliyordu. Halbuki ben alçaklı- ı da kabul edemiyordum. Erte- si gün beni telefonla aradığı za- man, derhal kendisini evime çağıracak ve mektubu göstere« cektim. Öyle değil mi? Bu ma- cerayı aydınlatmak lâzımdı. Nasıl bir tuzağla düşmüştüm? İlk günlerin hatıralarını kafam- da toplamağa çalışıy nıdre ğım başka erkekleri diyor- dum. Fakat artık bende de hafı- za diye bir şey kalmış mıydı? Ö Üo Saatlerce gözüme uyku gir- medi. Sabaha doğru dalmışım. Ona doğru uyandım. Henri bir saat sonra her halde telefonla beni arıyacaktı. Öyle perişandım ki, o halime rağmen genc bekliyordum. Derken telefon çaldı. Aynı te- lefon zili, aynı ses, aynâ kelime- ler.. Bana sadece dedi ki: — Buğgün pek neşeli değilsin galiba.. Cevap vermedim : — Neyin var söylesene? — Hiç... — Haydi kalk, bize gel! Seni yemeğe bekliyoruz. — Hayır gelememı — Evet, geleceksin. Ne dersin, evine gittim. Yemek yiyoruz. Gene bşk; günlerde olduğu gibi hep ayni lâtifeler.. Karısı da bana karşı hep eskisi gibi mültefit.. Ye- mekten sonra Henri lefon ederken, beni bir köşeye çekti. , Hiç bir kılı oynamadan dedi — Henri geceleyin kumarda yirmi beş bin frank kaybetti. Sizden aldığımız yirmi beş bin frank. Sesimi çıkarmadım. — Sakm kendisine de bir şey söyleme.. Zaten çok muztarip.. Bize karşı olan iyiliklerini unut- muyor. Gözlerimin önünde, evde bul- duğum mektup canlandı. Beni gene hiç cevap vermedim. Banâ bazı projelerinden bahsetti. Sa- dece dinledim. Afrikada bir altın madeni iŞ* letmek için bir sendika kurma$ niyetindeymiş. Karlınmış amâı işten iyi anlarmış, Bir iki güt sonra daha etraflı izahat vere- cekmiş. Eğer benim tanıdığım zengin adamlar varsa, bu alti işletme işinde kendisine yardım edebilirmişim. Peki, peki diye başımı sallar dım. Benimle gavet dostça KO” nuşuyordu. Bu kadın mı C0 dessatı, yoksa ben mi apuld'm' Beni kucakladı: — Ben gideceğim, acel £ var. Seni Henri ile yalnız birâ: kacağım, dedi. O gittikten sonra, H zamanki gibi beni okşadi, fe işim ri HOF m,gv- b Haydi giy şapkanı, 5“!? p lim, dedi. ğ 1 (Arkası yarın bi aa

Bu sayıdan diğer sayfalar: