15 Haziran 1938 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 8

15 Haziran 1938 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 8
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

MEMLEKETTE MUŞTA İŞLENEN FECİ RR x Boğazından Bıçaklıyarak je .. öldürmüş Niksar, (TAN) — Bir hafta evvel açılmış olan belediye parkında gece iiyin bir cinayet işlenilmiştir. Taşoluk mahallesinden Sabri is- minde bir genç, rakı içtikten sonra etrafındakileri rahatsız etmiye baş- Jamış, parkın müsteciri Salim Hhtar- Jarının tesir etmediğini görünce Sab riyi bizzat dışarıya çıkarmak iste miştir. İkisi birden merdivenlerden inerlerken yuvarlanmışlar, Sabri alt ta kaldığı gibi Salim tarafından da hırpalanmıştır. Bu esnada Sabri, bıçağını çekip alttan yukarıya doğru Sslimin boğa ına saplamıştır. Salim, yarım saat Sonra ölmüş, katil tutulmuştur. İnzibat teşkilâtı mahdut ve kasa- ba harici addedilebilecek böyle umu mi yerletde içkiye ve şans oyunları» na müsaade edilmemesi, buna ben- zer hâdiseleri menedebilecek tedbir lerdendir, Kadınlar Hamamında Bir Vaka Niksar, (TAN) — Kadınlar hama- mında garip bir kaza olmuştur. Ha- mamcı Seyfinin dört yaşındakl kızı, hamamın kubbesi üzerinde öynarken pencerelerden birine basmış ve kırı- lan camlarla beraber, yıkanan ka- dınların arasına düşmüştür. Çocuk Bir müddet baygın kaldıktan sonra ayılmış, hiçbir yerine birşey olma- miştir. MERSİNDE : Süt İşini Hallettiler Mersin, (TAN) — Belediye, süt meselesinin halli için şöyle bir çare bulmuştur: Süt satanlar her sabah hayvanlarile berahör mezbaha 'civa- rına gelecekler, bayların nezareti a tında hayvanlarını sağacaklar ve bu ma, altından musluklu olan bakraç- lara koyacaklardır. Bakrâçların ka - Pağı baytar tarafından mühürlene- cektir. Sütçüler beyaz önlük giyecek Jer ve sıhhatleri daimi kontrol altın- da bulundurulacaktır. NAZİLLİDE ; Birkaç gün evvel Muşta feci hir görüyoruz, . Bursa, (TAN) — Trak vapurunun İstanbul - Mudanya hattında işlemi- ye başlamasından sonra, pazar gün- leri İstanbuldan gelip ayni akşam dö nenler çoğalmıştır. Halbuki hafta ta- tili hasebile dükkânlar kapalı bulun makta ve İstanbulluların gelişi Bur- sa alış verişinde bir fazlalık husule getirmemektedir. Bumu günem, Hasa. İinmieman. Basan şubesi, kendi menfastine olarak, Türkkuşu salonlarında daimi bir ser gi açmıya karar vermiştir. Bu husi ia ticaret odası ile müzakerata baş- lamiştır. Serginin pazar günleri şeh- | rimize gelenlerin çok işine yarıya- cağı ümit edilmektedir. Çekirge Sırtlarındaki Eğlencenin Sonu Bursa, (TAN) — Asliye ceza mah- kemesi, bir müddet evvel Çekirge sırtlarında geçen kanlı bir kır eğ- lencesinin hesabını görmekle meşgul , Hâdise şöyle geçmiştir: Gökçe- viran köyünden Kâmil, dört sene - Yeni Bir Usul Nazilli, (PAN) — Basma fabrikası Baş gravürü Salâhattin Dilâveroğ- lu, basma silindirleri üzerine fotoğ- rafla basma resimlerini nakleden) yeni ve çok verimli bir usul bulmuş €âsını âşıkına öldürten kadını sevgilisi ile ve çocukları ile bir arada| — Bursada Daimi Bir Sergi Açılacak Pazar Günleri Trak Papuru Ile BursayaGidenlerGittikçe Çoğalıyor tar. denberi berber Cemalle beraber otu- — Bunlar için, zafer için bu kadar fedskârlık panların mağlübiyetine imkân verirlerse, bütün dün- ya 'ntihar etmiş olacaktır. Dedi, İhtiyar gençle münakaşadan vaz geçti, hasta ara- basına bindirilmek üzere yeni getirilen biz sedyenin yanına gitti. 15,5 uk toplar vızıldıyarak geçiyor, dam ların, kalabalık sokakların üzerinde patlıyordu. Fa - kat takviye kıtaları sükünetle yollarına devam ediyor lardı. Hepsi sanki sulh zamanında sinemaya gidiyor- lar gibiydi. Banlarının ellerinde evlerinden getirdik leri battaniyeler vardı. Bir bomba düşerken, milisler (| ten mi?” “evet”. Eği CİNAYET: Sevdiği Gence Kocasını | Oldürttü Muş, (TAN) — Bulanık ilçesinin Liz nahiyesine bağlı Kogak köyünde bir kadın genç sevgilisi ile beraber kocasını öldürmüştür. Bu çok feci cinayetin tafsilâtı şudur: Otuz yaşlarında Sıddık'ın ayni Yaşta ve 3 çocuk anası olan Şimşat ismindeki karısı, komşusu Abdülka- dirin 19 yaşındaki oğlu Salâhattini sevmiş ve kocasını Ööldürmelerini teklif etmiştir. Bir gece Sıddık uyürken ikisi bir den odasına girmişler, Salâhattin hançerini Sıddığın kalbine saplamış- tır. Can havliyle yerinden sıçramâk istiyen Sıddığa, Salâhattin 28 han- çer darbesi daha indirmiş, zavallı a- dam ölmüştür. Bundan sonra Şimşat ve kanlı sev gili, evin avlusuna indirdikleri ces6- di gömmek için çukur kazmağa baş- | h cinayet işlendi. Yukarki resimde ko- Bu esnada tesadüfen Salâhattinin babası Abdülkadir uyanmış, gece ya rısından sonra komşusu Sıddığın e- vinde ışık görünce merak etmiştir. Evinden çıkmış, komşusunun kapı aralığnıdan içeriye bakınca, müthiş Abdülkadir, kapının arkasındaki zinciri derhal kenetlemiş ve bu su - retle oğlunun kaçması imkânını bı - rakmadıktan sonra köy bekçisine haber vermiştir. Hemen Lize karako Yuna adam salınarak cinayet bildi rilmiş, bekçi beklemeden içeriye gir me kistemitşir. Fakat katilin babası, oğlunun yeni bir tecavüzü ihtimali- ni ileriye sürerek buna mâni olmuş, evine gidip bir balta almış, ikisi bir- den içeriye girmişlerdir. Salâhattin kaçmak İstemiş, lâkin babası kendi- sini yakalamış, hattâ öldürmek İste - miştir. Bekçi ve oraya toplanan köy- lü, buna mâni olmuşlardır. Yetişen i illeri sirme ara her. Ya ymıştir, 00» ran Behiye, namı diğer Lemanla ta- nışıyor. Berber Cemal, Lemanın Kâ mille konuşmasına ehemmiyet ver- miyor. ir gün Kâmil, Lemanla beraber gittiği kır eğlencesine Cemali de ça- giriyor. Cemal, Karabaş Mustafa is- minde birile beraber bu davete ica- bet ediyor. Çekirge sırtlarında hep beraber içmeğe başlıyorlar: Derken Baray üreme ya rında kava çıkıyor, Cemal, ustura- | GİRESUNDA: Giresunda Spor Hareketleri Giresun, (TAN) Tirebolulu Kaynak spor klübü gençleri buraya kadın bir kaç yerinden or. Kâmil de bir kur- şunla Cetnali ehemmiyetlice bir su- rette vuruyor ve Lemanı kendi de- ğirmenine götürüp bir kaç gün alı- koyuyor. Lâkin sarhoşken Lemanın kafasını raki şişesi ile patlatıyor. Le msn sını ç hafifçe yaral İ gelmişler, Sahil #por klübü takımile da fırsatını bulup kaçıyor. bir fatbol maçı yapmışlardır. Kay - işte bu hâdise kahramanlarını muhakeme et- mektedir. # Bursa, (TAN) —Yılın koca mah sulü akın halinde gelmeğe başlamış tır. Iyi koza 50—75, diğerleri 35— Asliye ceza mahkemesi, nak sporcular, bire karşı sekiz sayı ile mağlüp olmuşlardır. Giresunun Yeşiltepe spor klübü gençleri, üç gün kalmak ve bir futbol maçı yapmak üzere Trabvona git - llarında vatandaşlarının . işini takip Avukatlara, Resmi Daire- ! lerde İş Takibi Hakkı Verilmesine Bir İtiraz (Başı 5 incide) teşkil eder. Vatandaşları, bu çetin ihtisasa nazari ve ameli bir surette sahip olan müşavir ve muakkiplerin hizmetinden mahrum etmek yazık 0- lur. Hiç şüphe yok ki istişare ve takip adı altında memurları ifsada çalışan ve devletin meşru haklarını yok et- miye uğraşan bir tufeyli kısım bu- lunduğu farzedilebilir. Fakat nasıl tezvirci avukatların zararlarına kar- şı mesleği korumak için bir baro kü- rulmuşsa ve avukatlık kanunu ya- pılmışsa mali müşavirler ve muak- kipler için de ayni nevi disiplin ve ni derecede sıkı kayıtlar konula. bilir. Bunların Üniversite Hukuk ve İktisat Fâkülteleri, Mülkiye ve Yük #ek Ticarst Mektebi gibi bir mektep- ten ve bunlar derecesinde Avrupa üniversitelerinden çıkmaları, memu riyet hayatlarındaki sicillerinin dü- rüst olması" gibi şartlar da vazedile- bilir, Bu gibi kayıt ve şartlar altında mali müşavir ve muakkiplere mali- ye dairelerinde ve vergi komisyon- Bir tek tüp sizin bu neticeyi alma- nıza kâfi gelir Bugün ilk iş olarak RADYOLİN alınız ve bitinceye kadar günde üç defa kullanmız. Bu müdde- tin sonunda dişleriniz evvel kinden çok daha parlak, çok daha beyaz ve çok daha temiz olduğunu göreceksiniz. RADYOLİN ile muhakkak sabah, akşam ve her yemek- ten sonra, dişlerini: muntazaman fırçala- yınız. ve müdafaa etmek hakkı verilmesi, herhalde pek çok ameli ihtisasa ihti- yaç gösteren bir sahada vatandaşla- rm Kaklarının kdrunmasına hizmet etmiş olur. au Gönül işleri (Başı 5 inkide) “kocam olsa bunu yapmazdı.” gibi hakikste uygun olmıyan sözleri tekrar etmeyin. * İstanbulda A. D. rumuzlu oku- yucuya: Mademki sizi sevdiğini söyledi ği halde haşkalarile konuşmakta devam ediyor. O halde bu kız sev» | gisinde samimi değil, demektir. Yalnız konuştuğu kimseler kim- İerdir; bunlarla niçin konuşu- yor? Bunu da gözönünde bulun- durmaya mecbürsunuz. Her ko- nuşma mutlaka fena bir maksâ- da atfedilemez. Belki de kıskanç- lık yüzünden siz böyle hükümle- “ğe peiirei rile fena niyetle konuşuyorsa, ya hut konuştuğu erkeklere güvenile mezse, ondan vazgeçmeniz daha doğru olur. (Asker) Mecmuası Bu namda 25—Mayıs—930 de çı - kartılacağı İlân edilen mecmua s8- hip ve müteşebbisleri ve mecmus ile alâkam olmadığını bildiririm. Emekli Tuğbay Zeki Alyanak * Beşiktaşta Abidin Sevengür'e: Başkalarına lâf atmak bir ter- biye meselesidir. Mademki bunun bir kusur olduğunu biliyorsunuz. O balde sadece bu tablatinizi di zoltmeye çalışmanız kâfidir. Bir az azim, biraz nefsinizi terbiye, bu müşkülünüzü halle yeter. * paşada A. D. Buhsettiğiniz kızın sizin için iyi bir hayat arkadaşı olabilece- farkı ileride anlaşmanıza mâni © lacaktır. Kızın temiz bir mazisi olmaması da ikinci bir kavga s€- bebi olabilir. Şimdiden bu kızdan kurtulmaya çalışmanız daha iyi" dir. Ki 40 kuruş fiyatla satılmaktadır. Gönül Doktoru Zini zannetmiyorum. Bir defa di —uü— "tüfek kullanmasını bilir misiniz?” O Bu sesleri duyan tecrübesiz mi isler duvarların kenarına kaçıyor, sonra tekrar sükünetle yollarına devam ediyorlardı. Aralarındaki on dört on beş yaşlarındaki çocukları muhafazaya çalışıyor. lardı. On sekiz yaşında olduğunu söyliyerek gelen küçük çocukları zabitler sıradan çıkarmıya çalıştığı zaman, yaşlarını itiraf ediyorlar, hemen de ağlıya- tok: — Biz asker kaçağı olamayız. Elbette ki biz de harp edebiliriz. Diyorlardı. Fakat çocukları sıradan ayırdılar, Milisler bunların başlarını okşuyor, gururla: — Bunlar bizim genç arkadaşlardır, yarının yol- daşları.. diyorlardı. Rosolos sokağı ile Moneloa arasında büyük bir bi- na vardı ki, o günlerde burada gönüllüleri topluyor, hücum taburları hazırlıyorduk. Bu binanın önündeki ağaçlara çarpan bombalar, meydanlığa düşüp patlı- yorlardı. İşçiler, sendikalarına imzalattıkları kâğıt- lar ellerinde buraya geliyor, milisler taburlar haline sokuluyor, diğer cephelere sevkediliyorlardı, Bom- balar başlarında patladığı halde maneviyetleri mü- kemmeldi. Yirmi dört saatte muntazam taburlar teş kil ediyorlardı. Binanın önündeki meydanlıkta top- lanıyorlar, sıra bekliyorlardı. İkide bir erkânı harbi- ye dairesine telefon ediyorlardı: “Silâh var mı?” da- ima ayni cevabi alıyorlardı: “bekleyiniz” suali soruyorlardı: “Kaç kişisiniz?” “600”. “evet, içimizde otuz kişi var, bize öğrettile, lar dinamit kullanmasını bilirler mi?” “hayır Şimdi bir mıntaka tayin edeceğiz. Bunları iyice tasnif ediniz, silâh bekleyiniz.” Her gelen bir kahramandı, bunu isbat için fırsat bekliyordu. Söbaylar bunlara umumi nasihatler ve- riyor, sahadan nasıl istifade edeceklerini, çaprast, a- teşin kiymetini, elbombalarının nasıl kullanılacağı- mı öğretiyorlardı, “Kurşundan, tüfekten, her ateşten, korkmayınız. Ateşin gözü kördür. Sizin kendinizi on lardan korumak fırsatlarınız vardır. 'Toprak sizin en güzel siperinizdir. Bütün bunlara karşı koymak için Sağlam sinirleriniz olmalı. Yüz metre uzaktan ge- Jen bir tankın tehlikesi yoktur. Yegüne tehlike bu- mun altına düşmektir. Bundan kurtulmak için en iyi çare, bunun altına bir el bombası atmaktır. Bu bom balar onları felce tiğratir.” Bütün bu verdikleri ders- leri bir iki saat içinde tatbik ettiriyorlardı. Bütün bu derslerin sonunda milislerin sorduğu sual: — Bize ne zaman tüfek vereceksinizdi, idi, Karanlık bastı, fakat silâhlar gelmedi. Asker. ler yatmaya hazırlanıyorlardı ki telefon çaldı. Gece çok karanlıktı. Ayışığı dahi yoktu. Gastile soğuğu pencere aralarını buz tutturmuştu. İkide bir sokak köşelerini dönenlerin korkarak yaktıkları cep fenerle rinin ışığı görülüyordu. Üniversite şehri, ve diğer s9 kaklarda patlıyan bombaların infilâki duyuluyordu. arıyorlardı : — Silâhlı otuz adamınız var mı? «— Evet. dasında Rios Rosos demiryolundaki riniz, buradan Anton Martin'e gi alacaklar. lar? receğiz. erini anlamak için biz de bu lanlar büyük bir hayal bozgununa yanıma geldi: — Beni niçin göndermiyorsunuz? çer bir lisanla protesto etti: ride girdiğin! sanıyordu. Sübaylar onlara gündüz gü rültüsü İle gece gürültüsü arasındaki farkları anla- tıyorlardı. Telefon çaldığı zaman saat on birdi, bizi — Bunları müsellâh olarak, bir sübayın kuman- — Bu gece geri dönecekler mi, orada mı kalacak — Geriye gelecekler. Iki saat sonr âonları gönde- Anton Martin, Toledo köprüsünün 65! tarafında, sevkülceyşi kıymeti olan bir yer olduğu için, hepsi cephe hattına gideceklerini zannettiler, Bunların te- etmedik. Otuz kişi istedik, yüz kişi ortaya çıktı. Bun ların içinden seçmeye mecburduk, barakalarda ka- haptan sonra bunlar sıraya geçince, yirmi beş yaşla- rında bir genç, gözleri ağlamaktan şişmiş bir halde Bu gence, yalnız otuz kişi istediklerini, onu da ilk fırsatta göndereceğimizi izaha çalıştım. Tecavüze ge- —— Fakat bu ikinci defadır bana bu muameleyi ya piyorsunuz. Bunu bir izzeti nefis meselesi yapmıştı. Bu ayrılış- tan o kadar müteessirdi ki, bu otuz adamın cepheye gitmiyeceğini söylemiye mecbur oldum. Onu ancak bu Izahatla teskin edebildim. Ben de bu otuz kişi ile beraber gittim. Ayni sokakta evlerin kapıları önün- de birikmiş kalabalıklar gördüm. Bunların fransız- ca, almanca, italyanca konuştuklarını duyuyordum Bazı milisler “kırmızı bayrak” şarkısını okumayâ başladılar. İtalyan Anti Faşistler hemen iştirak etti ler. Almanlar yumruklarını sıktılar ve “Rot cephesi- ne” bağırdılar. Gözlerimiz karanlığa alıştıktan son- ra deri ceketlerini, tüfeklerini, tam teçhizatların! gördük, hattâ sırtlarında battaniyeleri ve şalları da vardı. Evlerin önünde duran bu kalabalık sıralandı. yürümeye başladılar. Bizim milisler yumruklarını sıktılar, Rot cephesine diye haykırdılar. Bu rastladığımız taburlar beynelmilel amele tess- nüdünün şahane bir misali olarak İspanyol taburlar! ni tamamladilar. Bunlar Üniversite şehrine doğru gidiyorlardı. Arkadaşlarımın sivil heyecanı bun rın çizmelerinin sesini duyunca sükünet buldu. Hep si memnuniyetle bunlarla beraber gidebilirlerdi. hep si bunlarla cephe arkadaşı olmak istiyorlardı. Bu bi zim gayemizin ne kadar âlemşiimul olduğunun bir d# Kili idi. Bu delil bizi gururlandırdı, bizim gayretleri" mize daha kuvvetli bir şeref ve nefes üfledi. Ben tekrar barakalara döndüm. Birinci taburu" yüzbaşısı, erkânı barbiyenin odasında idi. Yarım $* şe iyi Brandy'si, iki güğüm kahve ve sütü, bol b9İ şekeri vardı. Mükemmel bir ziyafet... Geç vakit VA” taklarımıza gittimiz zaman, ümitsizlikle bekliyof, konuşuyorduk. Dışarıda toplar patlıyor, barakaların üzerine $# Fapneller düşüyordu. Karanlıkta, kapıları örtülü e” lerde güllelerin ehemmiyeti artıyor, gündüzleri 9“ Haçlardan başka birşey görmiyen bu evler, top se” sıntılarile titriyorlardı. (Devamı var) düşmanın Mad- metroya gönde- r, oradan emir zanlarını tekzip uğradılar. İnti- dedi.

Bu sayıdan diğer sayfalar: