18 Haziran 1939 Tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5

18 Haziran 1939 tarihli Tan Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

18-6 -939 18 Haziran 1939 TAN ABONE BEDELİ Türkiye Ecnebi 2000. Kr, | 1500 “ s0 * # 1400 Kr. 1 Bene m " «Ay 4 » say . 1AYy Milletlerarası ponta “İttihadına dahi) olmıyan memleketler için abone bedeli müddet sırasiyle 30, 16, 9, 3.5 lirâdır. Abone bedeli peşindir. Adres değiştirmek 25 kuruştur. Cevap için mektuplara 10 Kuruşluk pal il Türk Matbuatına Yapılan Hücum Iman matbuatı son (günlerde Türk matbuatıma biraz fazla. ta, ve biraz da küstahça hücumlara başlamışlardır, Kullandıkları lisan, terbiyeli bir adamın kullanmıyacağı tâbirlerle doludur. Türk matbuatı yahudilerle imiş. Türk matbuatına Almanya aley - hindo yazı yazdıranlar İn; Türk matbuatı, Türkiye manyanın arasını açmak İsteyen tah- rikçilere âlet oluyormuş. Almanya aleyhinde yazılan yazt- Tar da yalan ve uydurma imiş, Bu hücümlarda en ziyade Hüse - yin Cahitle bize çatıyorlar. Alman - yadaki Türk talebesinin fena mun - mele gördüğünden dolayı yazdığımız yazı asılsızmış. Bilâkis Almanyada 0- kuyan Türk talebeden aldıkları mek tupta, memnuniyet beyan e muş. Alman gazetesinin neşrettiği ve uydurma olduğunda şüphe olmıyan bu mektupta şu cümlelere dikkatinizi çekeriz; “Biz Türkler burada, yâni Göttingen üniversitesinde 12- 16 kişiyiz ve en kalabalık ec - nebi kolonisini teşkil ediyo - ruz, Alman talebe arkadaşla- rumız bize karşı bilhassa his- nü muamele etmektedirler. bünüssli, Ücyeliiliyiili Şeye — den birisi de, bizim gibi ya bancılara Nasyonal Sosyalist Almanyayı ve onun yeni te - lâkkilerini izaha çalışmala” rıdır, Alman talebelerin hep- si memleketlerinin iç ve diş davalarını mükemmelen bil - mekte ve üçüncü Keich hükü- metinin ve onun dünya telâk- kisinin bizim gibi o ecnebiler farafından takdir olunmasını temine çalışmaktadırlar!” Güya bir Türk talebesinin yazdığı şu satırlar, bize Almanyada okuyan talebemizin maruz bulunduğu tehli keyi açıkça gösteren bir vesikadır ve bu vesikayı biz, yine bize karşı Türk talebeye iyi muamele yapıldığını is. pat için kullanan bir Alman gazete sinden ahıyoruz. İşte biz bunu istemiyoruz. Yâni Türk talebeye Nasyonal Sosyalizm ve Nasyonal Sosyalizmin dünya te - lâkkileri hakkında propaganda ya - pılmasını İstemiyoruz. Biz başka memleketlerin idevlojileriyle alâka - iz ve gençlerimizin bu ideo- lojilerin telkini altında o memlekete dönmelerinden çekiniyoruz. Biz Al. manyaya gönderdiğimiz gençlerimi- #i Nasyonal Sosyalizmin dünya te - lâkkilerini öğrensinler diye gönder- miyoruz. Alman ilim ve İrfanından istifade edeceklerini umarak gönde - riyoruz. Oraya Türk olarak gönder - diğimiz talebemizin dönüşte de din. ya hakkındaki telâkkilerinin Türk zaviyesine uygun olmasını diliyoruz, Alman gazetelerinin diğer hücum larına gelince, bunu tabii o görüyor, ve cevaptan müstağni addediyorüz. Yalnız Alman refiklerimize o Türk matbuatından bahsederken daha ni zik ve terbiyeli bir lisan kullanma - larını tavsiyeye lüzum görürüz. Çün- kü lisanda hiddet ve şiddet, hele öl - çüsliz tâbirler zânfa ve nezs delâlet eder. dolu Aksaray Mekteplilerinin Tetkikatı Konya Aksarayı (TAN) — Zafer ilkmektebi bu sene 43 mezun ver. miştir. Bunlar, elekitik tesisat ve fabrikasını tetkik etmek üzere Bo- Baz mevkiine gitmşiler, bir gün o. rada kalmışlardır. H atay ile Suriyenin, daha doğrusu Anadolu ile A- ! rabistanın şark hududunu ta- şa biat gayet vuzuhlu bir şekil - de çizin ayırmıştır. Bir bölge- den diğerine, hattâ bir iklim- den öbürüne geçtiğinizi anla- mak icin sınır işaretlerine bakmak lüzumunu duvmaz « sınız S5 Halepten getiren otomöbil bir müddet düz ve kır. gl boşluklarda (koşar; ara sıra rast geldiğiniz köyler kerpiç kub- belerden OoOibarettir; ka. dırlar siyah entarilidir, erkekler zeytuni âbadan bir nevi cepken gi yerler, Suya, ağaca, yeşilliğe, bu. tutlu göğe ve gölgeli yol kenarma hasret çekersiniz. Derken bir bo. gaza girersiniz, döner, kıvrılır, $ı » kışır, bunalır, “Ah, bir £ ferahla. #am!” dersiniz. Sonunda bir tutam ağaç görünür; altında bir o pmar vardır; kadehte buğulanan serin suyu, çiçekli kır kahvesi ve serin havası ile hoşlanacağınız, rahat ne fes alacağınız, dinlenmeden geçip gidemiyeceğiniz bir pınar başı: Dil. fe İşte Hatay hududunun bir ka- vuşağı burasıdır: ondan sonrası dunuzdur. Bütün manzara, birden, deği « şir; ufuktaki koca dağlar yeşildir; girdiğiniz ova pınarlar, çeşmeler, söğüt çinarıklarıa ner tarafta bir-Daşka- lik göze çarpmaktadır. Gökte bu » Tut görürsünüz, yerde rutubet, Za. ten Çinar ağacı bu seyahatlerde en tipik ve gönül açıcı bir iklim değiş- tirme levhasıdır: Çöl bitti, suya kavuştun! Artık işittiğiniz lisan da türkçe- dir. Bir kilometre ötede “ekmek” e “hubuz” demeniz lâzımdı; O şimdi bu “hubüz” u türkçeye tereüme » niz. icabeder, Bir Türk soyyalı i. çin, yarım saat ileride söylemeğe mecbur kaldığı: “— Had ahve sükker ali” Yerine bütün bir halk kitlesi, nin, âdet ve seciyenin değiştiğini gösteren: - Az şekerli bir kahve yap! Demenin zevkini kolayca an - Tarsınız ve Hatayın bize dönmesi sebebini de e bu bir cümleden kâfi derecede öğrenmiş olursunuz. Hataya yol veren Küpılardan birisi, işte bu Dilfe pınarı ve ma. “nevi kapısı da o “az şekerli bir kah ve yapi” tur. pie ileride Yenişehir deni len eski bir Çerkez köyüne acaksınız. Buradaki “yeni” , “Şehir” de anenk mübalâğa i- fade eder. Fakat sağınızda söğüt, kavak ve yemiş ağaçları (o arasına gömülmüş bir peyzaj görüyorsu - nuz: Reyhaniye. Daha dün bir köy dü, buğün kasâbadır, yarın şehir olacak. Çerkes köyünim yanında nefti bir gölceğiz vardır; bir coşkun de. reye can verir; üstünde bembeyaz, tertemiz © yüzlerce kazm ufak filolar teşkil edip özametle, zara - fetle ve “bizden mesudu olarnaz”” diyen bir kendinden memnuniyet. le gezip dolaştıklarını seyredersi - niz. Yâlnız bu küçük manzara ge- çip kurtulduğunuz yarı çöl halkı için bir “cenneti alâ” tarifine uy - gundur. Daha ötede önünüzde Asi neh. rinin ilk köprüsü çıkar: Demir köp rü. Fakat o köprü taştandır; Taş ayakları üzerinden geçerken tari. ört Kapısı ANTAKYANIN UMUMI GÖRÜNÜŞÜ himizi bilmeyenler bu tuhaflığa gülümsiyebilirler. Bilenler ise de. rin bir düşünceye dalarlar: Ana - doluyu aşarak gelen ilk Ehlisalip ordusu Antakyaya varmadan ev - vel burada müthiş bir Türk muka. vemetine uğramıştı; Godefroy de geçmek için akla karayı güç seç- miş; irmak, Akdenize günlerce al. kana boyanıp şarap tortusu ren - ginde akmıştı Köprüden sonra Asi sağınızda kalır ve Antakya bâhçeleri baş - lar, Nihayet Sant Pierre mağara. #inı solda bırakıp şehre girersi; Antakyaya, ilk gördüğüm gün le hitap etmiştim; “Gönlümü dinlendiren çınarlar beldesi! İçinde kendi Tisanımın öltüğü yeşil yuva! © Gördüğüm dakikada kanımla kaynaşan ve canımla birleşen dostlar yurdu!” Kistca da şöyle tarif etmiştim: “Yeşil bir ova kenarında, sirti. ni rahat bir dağa vermiş, ayak - larını coşkun bir nehre uzatmış, bacalarının dumanını tüttürerek çınar gölgesinde dinlenen, ke yif getiren hoş, münzevi belde!” Bu dünkü Antakyadır. Ondan bahsederken Maurice Barrös di. yor ki: “Asi nehrinin beslediği bahçe- likler, çakıl teşli adacaıklar ve ü- zerinde sık söğütlükler Rhâne neh ri manzarasını hatırlatır. Kahvele- rin sıralandıkları meydancıklar, Arp kuruluğundan uzak ve sevim Hdirler, Bütün bunlar eski püskü, cana yakın, anlaşılması güç şey - lerdir. Denebilir ki Antakya $r saklayan sihirli bir beldedir." PP ika tarihteki Antakya bağ- rında milyonlarca (nüfusu barındıran bir sanat, saltanat, sa- fa, sevdr ve eski tâbirle “sefki di. ma” memleketiydi. o Yunanlılık, Romacılık, hiristiyanlık ve müslü manlık, her yeni mefkâre ve kud. ret orada haşir neşir olmuştu. Es. ki Antakyanın ilk temel taşı 19 un- cu olempiad'ın dördüncü senesin. de ve mayıs ayının yirmi ikisinde atılmıştır. Bundan bahseden mü » him bir eser şehrin ilk ahalisi ara. sında kürt göçebelerinin de bulun- duğunu kaydediyor ki bahsettiği bu milletin asıl Türk Hataylılar ol. ması pek muhtemeldir. Yarınki mamur ve türist geçi - di hür Antakyanın elbette iki mu- #zzam heykeli olacaktır: Atatürk ve İnönü. Bir de, olabilir ki, başka bir Türk kumandanı, Yağı Sıyan âbide yapılacak... Zira An- efsaneye ben'- lestanı ya. ratmıştır. “Yağı”, Türkçede düş- man, “sıyân"” da Yenici manasma gelir. Bu Türk beyi Haçlıların 800 bin kişilik ordusuna karşı 17 bin askerle kaleyi yedi ay mü- dafaa etti; düşmana tam 600 bin telefat. verdirdi. Öyle hırpaladı, ezdi, bitirdi ki kaledekiler değil, muhasara edenler maddi manasiy. Ie birbirini yedi, insan ve kardeş etinden tadacak derecede kıtlığa düştü, Yazık ki firar başladığı s1. rada Firuz adında bir ermeni dön. mesinin ihanetiyle şehir elimiz - den gitti. yalnız Bu vaka 1079 da geçmişti. Ba. na öyle gelir ki Yagı Sıyan'ın da ruhu, on sekiz senedenberi, bizim. le beraber ayrılık azabı, işkencesi içindeydi; 1939 da o Godefroy de Bouillonların hafitleriyle en şanlı şekilde ve bir diplomatlık mucize. $i olarak uyuşan ve memleketi tek rar anavatana kavuşturar — ebedi ve milli iki Türk şefine bizimle be- raber ve bizden fazla minnet ve şükran hissi duymaktadır. Ruhların bakasına inanmasak bile tarihe'mal olan kahramanla . Yin gönülden gönüle yaşadıklarına imanımız vazdır. Her ikinci kapısı Halep İskenderun şosesi üzerinde Ömerağa kaplıcasıdır. İnsan vücu- dü hararetinde akan kükürtlü gür hir pınar... Yol uğrağı #nersiniz; kubbeli ve tepe camlı hamamında Yıkanır, bütün Arabistanın tozunu, toprağını atar, yeşil ülkeye terte- miz, dinlenmis, istihası © açılmış bir tenle girersiniz. Yolunuz Amuk ovasını çevirir; göller, nehirler, sazlıklar atlaya - rak Amanoslara ve Akdenize ka. vuşturucu bu gidiş pek keyiflidir. Zira bir çökük hanken şimdi bir neşeli kasaba halini almış bulu nan nar bahçeli Kırıkhandan son- ra Topboazindan ya © Antakyaya döner, yahut Beylan geçidine tır. mâhırsınız. Antakya yolu Kızıldağ eteğinden ve göl kenarından geçer: | Büyük Millet Meclisinin takdir edilmiş 23 senelik bir memu - rum. 23 senelik faaliyetten sonra an- cak 20 lira alıyorum. 175 lira ile 18 iki tarafı çınarlıktır ve mütemadi. yen derelerden atlar, © çeşmelere uğrar, sulak, serindir. İskenderun yolu ise dünyanm en seçme bir ge. gididir; aşağılara sekiz yüz metre yüksekten bakarsınız; bir yanınız- da Amuk gölü, öte tarafta Akde - niz serilidir. İskenderun apaydınlık bir şi. rin Avrupa kasabasını (o andırır; kendisine göre haspa bir şıklığı, ko ketliği vardır. Deniz kenarında ha- $ir koltuklara uzanıp süslü rargi « leler tokurdatarak, önlerinde taze balık mezeleri ve keten örtülü ma. salar, bir nevi gazino hayatı sü. renlere, plâjdan, tenisten, sandal safasından dönenlere rastlarsınız. Kişm ılıktır, yazın çok sıcak... Fa- kat yaylalarını hemen hemen sırtın da taşıyan bir şehir olduğu için se. rin havayı bulmak yarım saatlik bir iştir; yâni Köprüden , Şişliye çıktığınız bir müddet zarfında (So. ğukluk), (Nergislik) ve (Beylan) yaylalarının iod, çam ve sis kokan ferah, nemli, iştiha açıcı havasına kavuşursunuz; “Oh, dünya var - mış!” diyebilirsiniz, Böyle, kısa bir zaman içinde, rahatça iklim değiş. tirmek hayatı sevdiren, güzel bul. mağa yarayan bir tatlı hâdise teş. çüncü kapi deniz — veyahut Payas tarafından trenle yine | Kara yoludur ikisinde de İskenderu niz. Ege isk raya uğruya, yahut, Anadolu için. den döne dolaşa Hataya gelişin gi. Tişin de zevki bir bâşkadır; bun - lar birer portakal bahçesi yoludur. Portekel öyle bir ağaçtır ki daha meyvası üzerinde dururken yeni çiçeklerini açar, dalma süslü, renk li, kokulu, vergilidir. Hurma ağa cı da hoştur; uzaktan, sanki “alt - ma geliniz, sizi yelpazeleyeyim!"” Diye çağırır. Muz dalları ise acaip | şekilli meyvalarını; utanıp iri yap. raklariyle örtmeğe çabaladığı ze - habını verir, Fakat Hataym en güzel kapısı senüptan, Lâzkiye üzeri gelen yol da Bayır - Bucak geçididir. Çam ormanı içinde, yumurta yuvarla « | san kırılmaz bir şose ve su katıl - mam:ş, arasına bir tek başka mil - let karışmamış yüz seksen o Türk köyü.. Dağ ve deniz havası ile çam ve çinar manzarası burada birleş. miştir; reçine ve tuz tadı alarak, gölgede bir kayıp gidişiniz vardır, bir sevinç, ferahlık, keyif duyarsı- nız ki kendinizi sırattan ve bütün günahlarmızdan kurtulmuş, cen - netin yolunu tutmuş farzedebilir. siniz, Bu seyahat dünyaya daha me sut şartlarla bir ikinci geliş zevki- ni verir; insan: nikbinliğe sevke - Mami Yüksek dağları böylce geçtik - «en sonra yolunuza Harbiye çağla. yanları çıkmıştır. Antakya tarihin. de somaki sarayları, O mübetleri, heykelleri, bahçe ve seyranları; is. tadyum ve hamamlariyle bir zevk ve safa yeri olan Daphn Bu çağlayanın bir acaipliği i bundan çıkar çıkmaz, heme: İ hamlede çılgın bir su yığını halini alarak çarlar. Ma'ta erikleri. fü jerler arasından dövüne çırpma, bir yakadan öbürüne atlaya siçra ya, dünyayı sele verecekmiş — gibi Akması; sonra, birdenbire durulup sâkin, rahat, uykuda bir dere şek. line girmesidir. İşte bütün bunlar içindir ki her köşesinde bir tarih ihtişamı, bir manzara müzelliği bir feviz ve be. kümler bekliyoruz. OPÜŞLEP Bir Telgrafçıya Göre Barem Kanunu Yazan: Sabiha Zekeriya Sertel mumi Harbe, Milli Mücadele - ye işlirak etmiş ve (hizmeti karariyle sene çalıştım. “Şimdi kadro doludur, 20 lirayı alalı henüz beş sene olma » dı” diye beni terfi ettirmiyorlar. Ye. ni baremden bizi terfi ettirecek hü » 23 sene... Randıman verecek sin - nin en canlı, en yaratıcı devresi, Bun- dun sonra, zaten hayat özünü aldık: tan sonra, posasmı fırlatıp atacaktır. 23 sene hayat yolunu, didine didine, düşe kalka, çırpına çırpma yürüyen adamın, son vardığı merhale yirmi lira maaştır. 20 lira, vasati bir hayat seviyesi değil; asgarisini bile temin etmez. Bu adamın bir karısı, bir kaç çocuğu da bu yirmi liranın kuyruğuna takılın. €a, bu ailenin hayat merdivenleri den teker topar yuvarlanmaları za « ruri bir kanun hükmüne girer, Zaruret, ahlâki kusurların oto matik bir dinamosudur. Rüşvet, irti. kâp, sulistimal, zimmetine para geçir mek, daha büyük mıkyasta hırsızlık, bazan cinayet, bu dinamonun oloma. tik faaliyetinin neticesidir. Devlet mekanizmasında dürüsti temin etme. nin en büyük çaresi de, memurlara yaşayabilecek bir hayat seviyesi te. min etmektir. Her aç çalmaz. Mu» hakkak... Çalanlar, devlet mekaniz « masında fuit yapanlar, belki açlar » dan ziyade toklar olür, Bu da doğ « ru... Fukat yirmi liralıklar o çalarsa, açlığın bunları hayat merdiveninden aşağı yuvarladığını hesap etmek mec buriyetindeyiz. Bu sebepledir ki, barem kantnu, üiyük memurlardan ziyade küçük İleri tertih etmeyi gaye edinmelidir. Büyük memurlardan küçük bira» zaltma, Küçük bir tasarruf, yirmi lis ralıklara ayda beş lira ilâve ederse, bu, memurun hayat seviyesine göre Telgrafctların, İstiklâl Harbinde büyük bir yardım ve fedakârlık ana. neleri de vardır. Bu Meclisin tasdi - kinden de geçmiştir. Yarınki bir harpte, belki daha kıymetli bir anane de yapacaklardır. O halde, 23 senelik sâyin, harici kıs. metine yirmi lira çıkarsa, o hesapla İ bozukluk vardır. Gündüz gece, tel » graf makinesi başmda eriyen ömre yirmi lira çek az bir kiymettir. DU - rüşt, faal, yaratıcı devlet makinesi, kiymeti hiç olmazsa vasati o ödenen urulur. Barem kant» üçük memurları korumasi, unun faydası bakımından en çok temenni edeceğimiz şeydir. | Aksarayda Ekmekler Hamur Çıkıyormuş Konya Aksarayı (TAN) — Bura- da ekmekler kâfi derecede pişirilmes den satişa çıkarılmaktadır. Bilhassa pazar kurulan çarşamba ve porşem- be günleri sarfiyat fazla olduğu için ekmekler daha ziysde hamur ol. | maktadır. Belediyenin” bu kabil ekmekleri toplamakla iktifa etmemesi, çıkac ranlar hakkında da şiddetli cezalar tatbik eylemesi temerni ediliyor. , Aksaray Panayırı Durgun Konya Aksaray: (TANI — Tki haf tadanberi devam eden bayvan pünas yırına bir çok sürüler ve töcirler | gelmiştir. Panayır pek kalabalık ol. İ maktadır. Buna rağmen. alış veriş, İ geçen yıllardakine nazaran durgun dur. ———— reket hazinesi saklayan © Hatay, Türk yurdunun bizes ve ecnebi « lerce vaz geçilemiyecek bir ziyaret yeridir. Hatay her şeydir ve bu rada bir turistik merkezdir. Hatayın'dört klpısı da dostla. ra açıktır. Fakat bu dört tarafa açılmış, dört kapr da, artık, düşmana mü « ebbeden kapalı kalacaktır.

Bu sayıdan diğer sayfalar: