15 Şubat 1933 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5

15 Şubat 1933 tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

i AKI Dın e debi tefrikas ağ W4 “CANIM AYŞE “ — Buna hiç ibtimal vermi- jidum., Ama ne yapalım, ma- m ki sen istiyorsun... Hem o adar da ihtiyar değil. Sana Mi olur... Hakkın var, ölürsem im açık kalmaz. " Babamın düşüncesini ikmal yorum; Kemale varmamdan ise met Baruni Beye varmam çok iyi... mi © Ahmet Baruni Bey mubâk- -i kapıdan konuştu'tlarımızı sı), “emişti. Biraz sonra içeri gir- Babamdan beni istiyecekti. zaman boynuma $arı'ır diye ödüm patladı... Der- odadan çıktım, odama git yatağıma yattım. ,, Avm on dokuzu: iü “ Neden gene bu defteri ya- V “ üm? Yaracak, söyliyecek SEX bir şeyim kalmadı. Artış «& “im da dindi, sanki kanım 1 Hissizim. Cansız yaşıyo” f 1. Haykıracak kuvvetim bile © Ahmet Baruni Bey bile oğan, sesim çıkmıyacak. 4“ Şimdilik bana acıyor. is Ama sahiden acıyor mu? ayır, buda onun yeni bir kur- zlığı... Eskiden ne kadar pe- Mden ayrı'mazsa, ne kadar ba- 86" u'up canımı sıkarsa şimdi © derece benden uzak duruyor, 3E Muşmıyor,canımı sıkmamağa gay ediyor... Demet demet çiçek iriyor, kutu kutu şeker geti or. Çiçs'leri atıyorum, şeker- fakir çocuk'ara dağıtıyorum. “ Fakat bir gün, tam üç ay 1“ Kemalin bana “bahçede ilân ettiğini hatırladım. e bir isyan kabardı. Ahmet ni Beye dedim ki: © — Size varmıya yemin et- . fakat sizi mes'ut edeceğimi Y.emedim. Bunu unulmayınız Yüzüme bakmadan cevap “ — Bunun da çaresine ba: iz © Bunun se çaresi olabilirdi? yorum! Bal ayını yatta ge- Mtteğimizden bahsediyor. De- Ortasında ovun elinde, yap- kalacağım? Koruyorum. Zavallı Kema'in hiç bir şey- baberi yok. N şanlandığımı âdan bile sa Jadım. Kemal Ymama'ıdır. Haber alınca da,. NE bunu düşünmek, aklıma #mek istemiyorum... Çıldıra- Em... ,, 19 Eylül « Yarın Istanbula gidiyoruz. amam'le sakinim. İçimde, ümde, kalbimde gârip bir var, Müteharrik bir öü biyim, Dişüncem yok, arzum Yirmi yaşında miyim, yok- yaşında mı yım?.. Bilmi . Babam da çocuk gibi, baba dostuna ihtiyacım var. Beyle görüşmek istiyo- “ il Ayşe, İstanbu'a gelir gelmez m Baye gitti, Nasıl nişan- : anlattı. Kenan Bey bir 8 bağlanarak, bütün bir © zehir etmenin doğru o “ağı fikrindeydi. Fakat bir Söyliyemedi. Şefik Nuri Be- hastalığını biliyordu. Adan- iza her an bir bubran gelip ibtimali (o vardı. Bu * kendi yüzünden o'du di- gd, Azse vicdan azabı çekebi- Bunun için Kenan Bey: Selâmi İzzet — Sözünü tut kızım, bahtiyar o'mya gayret et, saadet insanın elindedir, dedi. Kenan Bey görmüş geçirmiş bir zattı. Hayatta böyle vak'alar çok görmüştü. Ne kadar fena baş'amış izdivaçlar vardı, ki sa- adetle nihayet bulmuştu. Bıribirlerinden ayrıldıkları için feryat eden çiftler görmüştü, ki birleştikten biraz sonra, ayrılmak için can atmışlar ve sevinerek ayrılmışlardı. Bu gibi hallerde, âsap ne kadar gergn olursa, O kadar iyidir, çünkü nihayet gev- şemek mecburiyeti hası! olur ve âsap gevşeyince de insan rahat | eder. s e 4 Döğün günleri yaklaşıyordu. Ayşeye acı istihzalar gizli o- lan bir çox tebrik mekiupları geliyordu.,, Düğün elbisesi prova edili- yordu. Ahmet Baruni Bey, bu dü- günden berkesn bahset nesini, gazetelerin resim neşretmesini istiyordu. İstiyordu, ki Ayşe ile evlenmesi dillere destan olsun... Yalnız, Kemalin kulağına gider diye çekiniyordu. N.hayet kimseye davet yolla- mamıya karar verdiler, Düğüne dört şahit gelecekti, o kadar. Ayşe sade bir tuvalet g vecek, bir duvak takacaktı. Duvak alındı. Eve gelince açtılar... Ezer bu duvağı takıp Kemalin koluna girseydi, Ayşe için bundan bü- yük bir saadet -olmıyacaktı..; Duvağı aldı. Elleri titriyerek başına iliştirdi, aynanın karşısına gitti... Beyaz tülün altında, ince bir hayale berzemişti. Gözleri gene cansız bakıyordu. Arkada, kapının önünde dur- muş Ayşeyi seyrediyordu. Ayşe, sararmıya yüz tutmuş bir asma filzine benziyordu. Artık ona karşı o an hırsını sak- lamasına imkân yo tu. Başında- ki duvak onu esrarengizleştir. mişti... Cazibesni arttırmıstı. Ahmet Baruni Bey atıldı, Ay- şeyi belinden yakaladı, bağrıma bastırdı. Ayşe, canhıraş bir feryatla, nişanlısının kollarından kurlu'a- rak kaçtı... Ahmet Bey, yaptığına pişman o'du, Genç kızın uyuşan hissi- yatını uyandırmamalı, onu tahrik etmemeliydi. Avşe sahiden uyanmıştı. Bu adamla bir an bile yaşa- yamıyacağını bir kere daha an- lamıştı. Hemde bu sefer iyi anlamıştı, Fedakârlığı tahammi- lünün fevkindeydi. Böyle bir fe dakârlığa hiç bir insan taham- mü: edemezdi, Ab ne o'urdu, bir daha Ah: met Beyin yüzünü görmeseydil. Bir daha onunla yüz yüze gel meseydil. Onu görmemek için nerelere kaçmalıydı? Deli gibi, şapkasını, mantosu- nu giymeden sokağa fırladı... Bir dostuna gidecek, ona siği- nacak, derdini ona dökecekti, Nereye, kime gideceğini kes- tiremeden, yollarda koşar gibi yörüyo.du... önünden geçen Se- Bibi görmedi bile... (Devamı var) Çe ve aran DI! köşesi Yurtdaş, Türkçe yaz! Bugüne kadar Dil işi, Türk çocukları için en| ileri dizide gelen bir savaş işidir. Bizde inanç birliğinin, başke soyları bizden saydırarak, yıllar- ca Türkü nasıl geriye atmıya uğ- raşmış, duygu ve bilimi körletmiş ise o çukura düşen Türk babaları- mız da, bu yanlış ve bozuk görüs uğruna inançta birleşmiş olan soyları kendisinden sanarak Türk dilini körletmekte bir iç sıkıntısı duymamışlardır. Şurası çok ince bir yerdir: Geçen yüzlüklerde Türk dili bu yönden, Arap ve Acemin, ku- ral ve perketmesine tutularak gür- büzleşememiş, dipdiri bir acun dili, başlı başına acun tarihini «*) yaratan bir soy dili iken, ona sata- şan vu yabancı söz kural ve per- ketme akışından öz varlığını bir türlü kurtaramamıştır. Şurasını çok iyi görmek gerek « tir ki: Önce bir uslu kunuk gibi dilimize çöken bu yabancılar, de- Ticenin arpa tarlasını sardığı gibi daha sonra dilimizi kökünden, kü: tüğünden, yaprak ve dallarma ka- dar bir yaban sarmaşık gibi sar- mıştır. Ancak Türk bütün inancımı, düşüncesini vermiş iken kakımlı olan söz köklerini korumuş, ver - memiştir. Şimdiye dek Türk dili için, da- ha önce, yapılmak istenilen bir gok işler olmamış değildir. İlk | Gemi 'Vapurcuların iddiası: Şirketin teşek- I külünde çıkani htilâflar: Meclisi idare âzalığı ve ecnebi mütehassıslar —. kur Mer vi arma işleri Gemi kurtarma omuamelâtının inhisar altına almması üzerine vapurcular İktisat Vekâletine mü- racaat etmişlerdir. Vapurcuların iddiası şudur: İn- hisar kanununa göre teşekkül e- den şirketin nizamnamesinde mil- İH vapurculardan her hangi bir İ şirketin vapuru bir kazaya maruz kalırsa diğer vapuru tarafından | kurtarılmıyarak inhisar gemi kur» | tarma şirketi tarafından bu işin i yapılacağına dair sarahaten bir madde vardır. | o Milk vapurcular bu maddeye itiraz etmekte ve kendi vapurları | kazaya uğradığı zaman diğer va» purlarile gemilerini kurtarmak is « temektedirler. Şirketinnizamnamesi Gemi kurtarma inhisarı ile meş- gul olmak üzere teşekkül edecek anonim şirketin nizamnamesi ha- İ zırlanmıştır. Ancak şirkete iştirak edecek olan ortaklar arasında he- nüz bir mukavele akdedilmemiş - tir, 500 bin lira sermaye ile teşek - kül edecek olan anonim şirketin | yüzde yetmiş histesi yani 350 bin e a a a line yaman balta ve pala salladı- lar. Eski Nerkesi, Veysi, Sadettin / lirası hükümet tarafından ödene » | cektir. 150 bin lirası da İstanbul meb'usu Hamdi Bey, Vasıf Paşa ve diğer bir zat ile Kalkavan za - deler tarafından ödenmek suretile şirket kurulacaktır. i Esasen hükümet inhisar: karar. laştırılırken, Türkiyede gemi kur: tarma işiyle alâkadar olanların bu sirkete girmelerini teklif etmiştir. Elyevm bu işle meşgul olanlardan şirkete iştirak etmek istiyen gemi kurtarma limited şirketi ile Kal » kayan zadelerdir. Anonim şirketin nizamnamesi hükümet tarafından tasdik edildi- ği halde ortaklar arasmda tam bir mutabakat hasıl olamamıştır. , Bunun için hükümet namma | tahlisiye müdürü uwmumisi Nec - mettin, ve diğer ortaklar İstanbul meb'usu Hamdi, Vasıf Paşa ile, Kalkavan zadeler içtimalar yap » maktadırlar. i i Dün de öğleden evvel Necmet « tin Beyin riyaseti altmda toplan * mış olan Hamdi Bey, Vasıf Paşa ile Kalkavan zadelerden Ibrahim B. şirketin idari meselesi hakkın- da tekrar müzakerede bulunmuş” lardır. ; Fakat geç vakte kadar devam yapı türesini, Fuat Paşa, Süley - Hocu ve İsmet te bile bulamadığı > / eden bu müzakerede gene bir ka» man Paşa gibi katıksız Türkler yazmak istemişlerdir. Daha son - ra şişkin, kof, ulantılı ve gürültülü yazıları bir yana atarak biraz Türkçeye benzer yazılar da yazıl - mamış değildir. ilk Hoca Ahmet, Mitat Efendi bunun başında gelir. Bizim ülke - de okumak tadını yayan ilk yazıcı bu büyük Türktür. Daha sonra.. Türk dili araştırmaları da yapıl - mamış değildir. Ancak bütün bunlar, sanki yeraltı araştırma - ları gibi ortadan yok olmuş, eski bir dili arar gibi yapılmıştır. Bü tün büyüklerimiz, Türkçeye dö - nerken bile bir gün için bu dilin başlı başma bir dil... Bir büyük bütünlü soyun dili olduğuna inan: mış değillerdi. Onlar da Türkçâ - yi ancak yabancı sözlerle doldu - rarak yeni duygu ve düşünceleri anlatabileceğine inanmış idiler. Ben çok iyi bilirim ki, Ahmet İ Mitat Efendi ile Mehmet Ali Bey, Musa Kâzım Efendi, Mitat Efen- dinin Beykozdaki aşı boyalı evin- de görüşürlerken biz de, — yerleri uçmak olsun — Ahmet Rasim, Mahmut Sadık ile beraber bu bü- yüklerin topluluğunda uslu bir çı rak gibi bulunur, dinlerdik, Ah met Mithat Efendi (Fıdda--gü - müşten— tafdid, zehepden —al - tm— tezhip) yapılabildiği gibi ni- kelden de, başka bir uya benzeyiş korkusu olmasa, tenkil yapılaca - ğmı kendine yaraşan gür sesiyle bağıra bağıra söylerdi. Demek bunlar, açık Türkçe yazmış olmakla beraber dilin A - rapçasız, Âcemcesiz yaşayacağına inanmamışlar idi, Daha sonra... Firuz abadi kamusu ile Şuuri * ferhenğini biraz da Litrenin dik - siyoneri ile karıştırarak ortaya çı - kan (Serveti fün ) Türk di- a m mız yeni yeni Arapça ve Acemce sözlerini bölüm bölüm yazmaları » na, çeşit çeşit gündelik yazıları - na doldurdular. Bu akışa bütün bir gençlik katıldı. Bunlara karşı koyanlar da, ötekilerine uyma - makla beraber, onlar da daha köklü Arapçı ve Acemci idiler. Salt Türkçeye sarılan bunun dipdiri bir dil olduğunu haykıran yok idi. En kötüsü her kafa ve gönülde yer etmiş bir inanış var - dı: (salt Türkçe olamaz) Ancak öz varlığa dönen Türk çocukları, Yurt kıran kötü bir iki savaşlan sonra büyük Kurtarıcı, Türkün büyük çocuğunun ışıklı ve atılan varlığını yanımda, sıra ve saygı ile diziye girdikten sonradır ki, Türk dili Kâbe toprağiyle Ifa - han tozunu silkerek ayaklandı ve yürüdü. Niyi görmek ister ki her deği - şikliğin bir erim durağı geçirdiği « ni söyleyenlere, Türk atılışı en kestirme bir karşılık vermiştir. Türk varlığı büyük Kurtarıcının, her olmayacak sanılanı yaratan o eğilmez yürütücü gücü ile bütün bu erim duraklarmı, Türk ve onun yüksek Tarihine (*) yakışan bir atılışla öteye geçmiş, her durdu - rucu bağı kırarak Türke yakışan yere bir gün önce ulaşmıya çalış - mıştır. İş buradadır. Ve işte bunun i * çindir ki, büyük kalabalığın söy leyen dili, urku dili, topluluk bilgisi dili olan gazetelerimize ar » tık bütün Türk çocukları yüksek sesle haykırıyorlar: Yurtdaş Türk- çe yaz. (*) Tarih sözü Türkçedir, A - rapça değil , Edirne mebosu Şeref İ rar vermek imkânı hasıl olama» mıştır. i Müzakerenin bu suretle akame- te uğramasının sebebi . İngiliz mütehassıslarla şirket idare mec *r lisi azalığı intihabıdır. | Salâtü selâm da Türkçe olmalı! Karacabeyden bir istida Karacabey kazasında Hüda- | vendigâr camii imamı Etem, Hü- davendigâr küçük cami imam Hüseyin, o Hüdavendigâr camii müezzini Mehmet, Runguş paşa | camii müezzini H. Ali Osman, Mirabor camii imamı Ahmet Hilmi, Mirabor Hacı Ali ağa © camii müezzini Şükrü, Hacı Âli 1 camii imamı İbrahim, Nasrattin © Asmalı imamı Ali; Cannahı ima- © mı Şevki, Saadet camii imami ömer, Mirahor camli ikinci ima- mı Abdürrahim, Künbetli camii imamı Hasan, Künbetli müezzzi- i | ni Ahmet Efendiler | evkaf | ! meti Türkçe okudukları bildir. miş'er, şimdi salâtü se'âmında Türkçe tercümesinin Diyanet iş. leri reisliğinden getirtilmesini is- temişlerdir. müracaat (oOoederek (Ramazan j memurluğuna bir istida ile başlangıcındanberi ezan ve ka- j Bir davet Güzel san'atlar birliği şubesinden: Güzel san'atlar ği resim, iraş ve tezyini besi azalarmın 26 şubat 933 nü saat on dörtte al

Bu sayıdan diğer sayfalar: