27 Kasım 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11

27 Kasım 1938 tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

AKŞAM manada amman m mare AŞK VE MACERA NUVELİ (Onu şefkatimle kurtardım... O zamanlar otuz beş yaşmdaydım. Erenköy taraflarında bir doktor mes- lekdaşım bana hem ev hem muaye- nehane halinde kullandığı köşkünü ter- kederek gitmişti. Annemle baş başa yaşıyorduk. Günün birinde, yemek kadıncağız, elile yaptığı solraya getirmişti. Bâk oğlum, pek güzel oldu. Se- saatinde, bir tatlıyı N ! ;la günlerce kıvran- dım. Derdimi unutmak İ bütün benliğimle, y fakat acı bir yanlız. hık içinde... Ne yapacağımı bilmiyor- dum. Köyde doktorluk rmevkiim günden güne ilerliyor, her taraftan rağbet gö- rüyordum. Müşterilerim an bean artı- yordu. Evlenmeği düşünüyordum. Fa- kat muhitimde gördüğüm genç Kız. | lardan hiç biri beni cezbetmiyordu. Otuz altı yaşında olduğum halde saçlarıma tek tük kır düşmüştü. Fa. | kat buna rağmen kadınlar tarafin- dan beğenildiğimi hissediyordum. O yaz havalar pek sıcaktı. Suadi- ye, Caddebostan semtleri dolup taş- tıktan maada bahçe ortasındaki es. ki köşklere de başka yerlerden bir çok kiracılar geldi. Bu, benim için kâr- Mı bir işti. Zira yazı geçirmeğe gelen- erin ekserisi zengin silelerdi. Maa- mafih benim sakin ve çekingen Tu- hum bu yabancı simalara tahammül edemiyordu. Ağustos ayında, yağmurlu ve fir. tınalı bir günde kapım çalındı. «Pa- şa köşkü» diye tanıdığımız ve zaman- lardan beri boş kalıp şimdi kiralanan evden beni çağırıyorlardı. Bilmem hayatınızda hiç vukuua gelmiş midir? Bazen insan bir yer- den, bir evin önünden geçer; ve ora- ran, hayatı üzerinde bir rol oyniya- cağına derhal kani oluverir. Evin içi- ni, döşeniş tarzını ve taksimatımı, sanki vaktile görmüş gibi bildiğimiz olur. Ben de Paşa köşküne girer girmez bu garip hissin tesiri altında kaldım. Burasını biliyordum. Banahiç bir tarafı yabancı gelmiyordu. Fakat ha- yatımda da görmemiştim. O anda benim için «mukadder saatı in eriştiğini hissettim. Herkesin bir «mukadder saata i var- dır. Eğer köşke gitmek istemeseydim. de başka bir meslekdaşıma bu işi tev- di etseydim, ne olacaktı? Bunu yap- mama, âlinmın yazisı müsaade ede. cek miydi? Hayatımın i tamamen değişecek miydi? bilemiyorum. Fa- kat sanırım ki, mukadderatın oyun- cağı olup olmamak insanların (htiyarinde değildir. Onun için beni çağırmağa geleni uzun boylu, gaga burunlu, azametli halli ihtiyarın rica» sını kabul ettim. Yolda yürürken, adamcağız izahat verdi: Yirmi yaşındaki kızı, ikinci derece- veremden yatıyormuş. Sanatoryum sanatoryom dolaştırmışlar. Ve nihayet buranın temiz havasını tecrübe et- mek için köşkü kiralamışlar. Bunların gayet zengin bir tüccar ailesi... Mehmed bey ve karısı, biricik kızlarını yaşatmak için, ellerinden ge- len her şeyi yapmağa hazırlar... İhti- yar, aksi ve sert çehresile bunları an- latırken, hakiki derin bir iztırabla kıvranıyordu. Köşkün kapısında ha- zin ve tatlı bir yüzle kızın annesi bi. zi gözetliyordu. Bakışlarında müşfik bir annenin; «— Kızımı yaşatın! Onu kurtarın!» demek istiyen ricası okunuyor. Ürkek adımlarla beni hastanın ya- nma götürdü. Zayıf bir yüzün içinde ilk nazara çârpan, derin, mavi gözleri... Öyle iç- li içli bakıyorlar ki... İnsan, onların karşısında; «— Bu renk hakikatte nasil mev- cud olabilir?» diye düşünüyor! Ksdid bir vücudu saran hafif bir gecelik... İşte Mehmed beyin kızı Ay- Ja... Ayla'nın bana bıraktığı ilk tesir.... O hârikülâde lâciverd gözler, bü- tün çehrenin en güzel manzarasıydı. Hastalık bütün yüzü bozmuştu. Za- yıfıktan ağız büyümüş; geniş alnın üzerindeki saçların rengi solmuş; ya- | naklar çukura kaçmış... Fakat o göz- ler, aman Allahım, o gözler... Genç kızı inceden inceye muayene | İ ettim. Kemikleri çıkan göğsünü din- ledim. Gayri muntazam nefesi, bo- ğuk bir halde, kulağıma geliyordu. Kalb dahi bozulmuştu. Ayla hanım, hakikaten çok hastay. dı, Fakal yirmi yaşındaki bir kızı kur. tarmaktan, insan hiç bir zaman ümi- dini kesemez. Reçetemi yazdım. Ve annesinin ısrarile, iki günde bir, hastamı ziyare- te gelmeği vadettim. Köşkten çıktığım zaman, artık ha. | yatıma sahip değildim. Fakat bunu he- nüz bilmiyordum. Ondan sonra, bütün | kuvvetimle hastamı iyileştirm lıştım. Gün aşırı değil, her gün gel. meğe başladım. Üç ay geçti. Ayla hanım biraz da- ha iyileşiyordu. Ailenin esaslı bir dos- tu olmuştum. Anneyle babe için, ben, kızlarının ölmesine mani olan adams dım. Karı kaca, derin bir hoğbinlik his. sile, adetâ beni benimsiyorlardı. Kız. | larından başka hiç bir şey düşünmü- yorlardı. Ve Ayla'nın doktorunu ken- dilerine hasretmek için ellerinden ge- leni yapıyorlardı. Orada olursam sanki bir felâkete mani olacakınışım gibi içleri rahat ediyordu; başka hastama çağrıldığım zaman fena halde üzülüyorlardı. Ge. celeri de, yatma saatine kadar, vak timi orada geçiriyordum. Sonbahar gelmişti. Ayla'nın şez- Jongunu salamandıranın kurmuşlar... Ben, başucunda, genç ki- a eğlendirmek; ruhuna, yaşamak iti- madını vermek için bütün gayreti- mi sarfediyordum. Kızcağızın yüzün- de ufak bir tebessümün, bir memnu- niyet alâmetinin belirmesini bekli- yordum. Evet efendim... Merhamet insana neler yaptırmaz. Hastsm, artık ken- disini sadece ismimle çağırmamı is- temişti, Ben de ona «hanımı» sız sAy- las diyordum. Burada hissiyatımı açıkça izah etme- liyim. Ayla, benim için, hasta bir ço- cuktan başka bir şey değildi. Ve tabi. Atile kendisine o şekilde muâmele edi. yordum. Filhakika, haricen yirmi yaşında bir ganç kızdı. Fakat bünyesinde hiç bir şey beni cezbetmemiş, kardeşlik duygusundan başka bir hissimi uyan- dırmamıştı. Bir ağabey gibi, ona karşı, derin bir şefkatten gayri bir şey duymuyor. dum. Fakat o, - yemin ederim ki, val. Jahi, kendisini bana âşık etmek için hiç bir şey yapmamıştır! - bir gün an- nesi odadan çıkıp da yalnız kaldığı- mız zaman, coşkun bir hareketle eli- mi yakalıyarak öptü. Çok saf, çok temiz bir kızdı. Evvel- ee hiç bir şeyden şüphelenmemiştim. | Deli olacağım Bu öpüşü, beni ayılttı. Şimdi anlıyor- dum: Bana âşıktı. O sırada tekrar odaya dönen Meh- med beyin haremi, beni güç bir vazi- yetten kurtardı. Fakat genç kız, his. siyatımi, düşüncemi anlamış olacak. Belki de hakkında fena bir şey düşün- NAKLEDEN: (Vâ-Nü) düğümü sanarak, sarardı ve bayıldı. Yirmi dört saat, heyecanlı bir he- zeyan devri geçirdi. Müdhiş bir rö. ! şüt bu zayıf vücudu alt üst etti. Ka- der, beni, bilmediğim bir yola, baş döndürücü bir sürutle sevkediyordu. sandım. İstanbuldan en meşhur iki profesör getirdiler. Bü- yük hekimler ümidlerini keserek ebe- veyne söylenecek teselli cümlelerini söyledikten sonra gittiler. Ayla ölecekti. Biraz sonra gözleri kapanacaktı, Fakat artı! yeyan devresi geçmişti. Büyük bir sü- künetle ölümün yaklaşmasını bekli- yordu. Biz, yatağın etrafında duruyorduk. Birdenbire kalbimin “izdırabila kıv- randığını hissettim. İstemiyerek ol- sun, sebep ben değil miydim? O, beni sevmişti. Ve bunun tesiriyle tekrar sars sılarak bu hale gelmişti. Kimbilir, bu hâdise olmasaydı, bel- ki de iyileşirdi. Bu düşünceyle, için için kendimi kemirirken Ayla da ba- na bakıyordu. Bu bakış o kadar acık- h, o kadar derindi ki, bir an, müva- zenemi kaybettim. «— Yalan söyliyeyim... Kendisini seviyorum sansın... Zaten, vazifem, istemiyerek yaptığım fenalığı tamir et. mek değil mi?... Bari bu ölüm seyaha- tinden evvel, zavallı kızcağız, derin bir saadet duysun...» diye düşündüm. Mehmed beyle karısının orada bu- lunmasına ehemmiyet bile vermeden, Ayla'nın ayaklarına kapandım. Ve çok sevmiş olduğum bir kadına söy- liyebileceğim sözleri, rol oynıyarak, ona tekrarlamağa başladım. Dudak- larımdan ne coşkun aşk kelimeleri | dökülüyordü. Ayla iyileşti. Bu, cidden mucizeydi! Siri aşkın mucizesi... Fen, böyle bir hârika yaratmaktan âcizdi. Mün- hasıran tıp noktaj nazarından, bu iyi- leşme, âdetâ imkânsızdı. Fakat an- cak manevi kuvvetlerin tesirlidir diye izah edilebilirdi. Pek memnundum. Genç kızın iyi- leşmesi, hepimizi sevince gark edi- yordu. Lâkin benim vaziyetim ne ola- caktı?... Tabiidir ki, Ayla'nın büsbütün sağ- ğa kavuşması için âşık rolüne devam etmek mecburiyetindeydim. Saatler- ce onunla konuşuyor, coşkun mektup- lar yazıyordum. Üstelik en berbadı şu ki, kızlarının ayaklarına Kapandı- gımı gören ebeveyn de aşkımın şidde- tine inanmışlardı. (o Evlâdları mesud olsun, yaşasın diye, onu bana nişan- lamak istiyorlardı. Kendimi onlara izahat vermek mec. buriyetinde hissettim. Mehmed bey ailesine meseleyi an- lattığım zaman, öfkelerine payan ol- madı. Beni alçaklıkla, ketiliikle it | hamettiler. Ayla'nın annesi, yalnız annelerin | ağlıyabileceği bir şekilde acı acı göz- yaşı döktü, Ve ben kendimi bundan kat kat daha kuvvetli olan mukadde- ratın sevk ve idaresine mi bıraktı, lanmıştık. Nişanlılık hayatımız bir sene dü. O sırada Ayla, günden güne iyi- leşiyor, kuvvetleniyordu. Hattâ o ka- dar iyileşti ki, on ikinci ay bitince ev- lendik. Dügün, müdhiş tantanalı oldu. Mehmed beyler, biricik kızlarının sn9- detleri için her fedakârlığı yapıyorlar- dı. Herkesin ağzında dedikodular do- laşıyordu. Benim son derece talihli hir adam olduğum söyleniyordu. « — Bir taşla Iki kuş vurdu! - diyor- lardı. - Hem aşk, hem müdhiş bir ser- veti Etraf cidden Ayla'ya âşık olduğu- ma kaniydi. Fakat ben onu sevmiyor- dum. Onu asla bedenen arzu etmi- yordum. Halbuki karım, çoşkun bir maşuka olarak hayata yeniden doğ- muştu. Bense maddi (bir lâkaydiile ona mukabele ediyordum. Bunu bün- | yemin noksanile izah oderek: — Anlıyorsun ya, Ayla!,. Ben fht- raten sakit yaratılmış bir insanım! « diyordum. Bana karşı itimadı o kadar derindi ki, ne söylesem inanıyordu. Zavallı! Zavallı yavrucak!... Onu kollarımın arasında, coşkun, zevkle sarhoş gördüğüm zaman, ken- disine tamamile mukabele edemedi- ğimden dolayı kendime kızıyordum. İzdivaç hayatımız gayet sâkin geçi- yordu. Gündüzleri konsültasyonlarım, zi- yaretlerim... Akşamları ise tamamile Ayla'ya aid. Günden güne ona bağlanıyordum. Mükemmel bir arkadaştı. Ona, çok muhabbetli bir kardeş gibi perestiş e- diyordum. Fakat yalnızca bir ağabeyin küçük hemşiresine karşı duyduğu hi Yatma saati gelince, içimi bir kor. kudur kaplıyordu. «Yatak yalanı!» Ayla'yı kollarım arasında tuttuğum zaman, başka kadınları tevhim ede. rek zorla kendimi oyalıyor, bazen de sür. | ona karşı hisseltiğim derin şefkat membülarından kuvvet alıyordum. Seneler geçti, | Karım bir an bile yalanımdan şüp- helenmedi. Mesuddu. Alnını en ufak keder çizgisi çizmedi. Bense onun Sa- adetile, memnun, yaşıyordum. Başkalarını mesud etmek te, insan- lar için büyük bir bahtiyarlıktır. Ay- | lada, yedi sene, ölüm onu benden ayı- kadar, mesud yaşadı. Bu se- fer, artık onu kKurtaramadım. Çifte bir pnomoni, zavallı karıcığımı beş gün içinde aup götürdü. Ayla!... Ayla'm öldü... yakalanmış | hissettim. Artık çabalamadım, kendi. ! On beş gün sonra nişan. | nı duydum. Göz- kapandığı zaman ağladım ki, şef- kat, bir insanı bir insana aşktan da- ha kuvvetli bağlarla bağlayabilir. Eğer ben Ayea'yı şiddetli bedeni bir aşkla sevmiş olsaydım, belki bugün u nutabilirdim. Çünkü çok coşkun his- lerin kendi kendilerini mahvedebil- mek hassası vardır.Fakat şefkat ebe- didir. Unutulamaz... Şefkatte coş- kunluk olmadığı için, yıpranamaz, â79- lamaz da... Şefkat, ruha aiddir... Ruh- İ sa, ebediyete kadar yaşadığı için bu his de daima içinde mevcuttur... Aylat... O, benim içimde y Onu o kadar yanımda, kalbinde, etra- fumda hissediyorum Y* — Yalnızsın... Tekrar evlen!... - d yen arkadaşlarıma cevap veriyorum — Hayır!... Evlenemem!... Ben, ka- rıma aldim... O saf, o temiz, o bana Aşık olan karıma... Ona karşı hisse*- tiğim şefkat sarsılamaz... Bırakın be- ni... Eski hayatımın hayalile yaşıya- yım... Dalma onun kalbinin yarımda çarptığını hissediyorum. Nakled Fındık ve ceviz Giresun piyasasında yüsek fiatle satılıyor iyor. Vü - Nü) Giresun (Akşam) — Fındık bilhas- » sa son günlerde iyi fiat bulmaktadı. Kabuklu fındık fiatleri 36 - 37 kuruş İ arasında iç fındığı Nati ise 76 - TT kuruş arasında ektedir. k bilhassa pek az şle çok fiat edeceği Birçok köylüler bu inmektedirler Piyasada fin kalmıştır. Bu gi umulmaktadır. vaziyetten dolayı Son birkaç sene zarfında yok de- necek kadar az çıkan ceviz bu sene orta derece bir mahsul vermiştir. Ce- vizi Avrupanın fazla çekmesinden iyi fiat bulmaktadır, İki gündenberi Al- man ve İsveç vapurlarına 500 - 1000 ton ceviz yüklenmiştir. , Şebinkarahisar cevizleri 18 - 19, Giresun yerli cevizleri 16 - 17 kuruş arasında satılıyorlar Avusturyanın borcu Amerikan ve Alman noktai nazarı arasında mahsus bir fark var Berlin 28 (A.A.) — Amerika mas lahatgüzarı dün, henüz halledilemi- yen Avusturya borçlarının Amerika- ya aid olan kısmı meselesi hakkın- daki Alman nolasına Amerika tara fından verilen cevabı, Hariciye Neza- retine tevdi etmiştir. Notanın muh- teviyatı henüz. malüm olmamakla beraber iki hükümetin noktai nazarı arasında mahsüs bir fark mevcud olduğunu tahmin edilmektedir. Yunan Maarif Nazırı istifa etti Alina 26 (AA) — Maarif Nazırı B. Gerogakopulos istifa etmiştir. Maa- Tif nezareti işlerini, muvakkat bir zâ- man için, Başvekil general Metaksas tedvir eyliyecektir.

Bu sayıdan diğer sayfalar: