11 Ekim 1946 Tarihli Büyük Doğu Dergisi Sayfa 11

11 Ekim 1946 tarihli Büyük Doğu Dergisi Sayfa 11
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ÖN de bak, dedi, bana D Tanrıkulu, şu ağaen bak! Ve üzerinde düşün! Düşün ki, güzel ve sonsuz tabiat - ta, büyüklüğü, erginliği, olgunlu- Zu, tek kelimeyle kemali, ondan daha iyi gösterecek bir örnek bu- * lunamaz. Ağaç, madde ve ruh gibi, her- şeyin bir dış ve biriç yüzünü, toprak üstünde ve toprak altin - da, gür ve dolaşık varlığiyle çiz- gi v& biçime sokmuş bir remzdir. Yap - raklarının kıldan ince damarlarını daha kalin bir sapta birleştiren, sonra bütün bu sapları birer dala bağlıyan, bütün bu dalları derece derece daha iri dallara iliş- tiren, daha sonra bütün bu daha iri dal- ları tek ve ana bir gövdede düğümliven ağaç; en sonra toprağın icine dalıp ka - ranlık ve esrarlı bir kök âleminde tekrar kollarâ ayrılan, halattan ipe, ipten sici- me, sicimden ipliğe, her kolu gittikçe da- ba ince başka kollara bölünen, her baş- ka kolu, gözün göremiyeceği ve hesabın inceliMare ulaşan, muhite © doğru namüte- nahi dağınık ve tutamısranağı merkeze namüte- toplu tek, bir şahsiyet muvazenesinin ve ne eşsiz örgüsüdür. İnsanoğlu, dünyaya ayak bastığı gün - denberi ağaç onun gözünde çözülmez hir bilmecedir. Kısın her tarafı dökülür. Es- rarhı istikametleri gösteren dallariyle çn- çıplak ve kupkuru, bekler. O zaman, o, bir çekmece gibi kapalıdır. Cok geçmeden bu çekmecenin kapağı aralanır. İçinde sakladığı'cevher tütmiye başlar. İğne ucu kadar ince mesamelerinden yeşil yaprak- lar fışkırır. Tabiatın en /girift nakışlarını cerceveliyen çiçeklerle donanır. Fakat, o, henüz eserini vermis değil. dir, Bütün bunlar, gelmek üzere bulunan bir eserin senliği... Nitekim biraz sonra çiçekler dökülmüs, yapraklar eskimiş ve dallarda birer kandil gibi ısık sacan ye - mişler belirmistir. Bu yemisler, her biri bir ağaçtan gelen ve her biri icinde birer ağaç gizliyen bu vemisler, açlık ve susüz- luğa göklerin indirdiği çarelerdir. Aclık ve susuzluğu. dindirmekse, fantazyadan çıkmak ,ezeli ve ebedi derde ilâç olmak değil midir? Biraz sonra, o yine yaprak: larını dökecek, gene yalçın bir çekmece halinde kupkuru kalacak, korkunç istika- metleri gösteren kemik parmaklara ben- zer dallariyle kaskatı donacak ve daldığı rüya içinde yeni verimi, rahimde bir ço- cuk gibi gelişecektir. Böylece her. mevsim devrini tekrarh - yan ağaç, dipsiz gökleri dolduran âlem- lerin ahenkli ve inzibatlı devirleri altın - da, büyük varlık orkestrasının vahdet ve sonsuzluğu hikâye eden, derin ve sıcak birinci kemanını andırır. Ağaç insanlara neler öğretmedi? En eski dillerde iyilik, fenalık ve bilgi ağaçları birer düstur En eski çağ larda, İgeniş alınlı ve kıvırcik sakallı dü - şünce adamları onun altında toplandılar. oldu. Zaten insanoğlunun dünyaya düşüşünü an- Şeytan Kadın yanında, yasak mevyayi yetiştiren Ağaç latan, ve unsurları nedir? Ağaç bize, dünyaya geldiğimiz günden bugüne kadar içimizi dolduran anlama ve araştırma hırsının anatomyası biçiminde görünüyor. Gözlerimiz ona daldığı za - man, garin bir (röntgen) ışığı altında, ru- humuzun bin bir kollu iskeletini görm'iş gibi ürperiyoruz. Sanki bu fevkalâde şah- siyetin hendesesindeki nizamla, içinde A!- lahın sırları yatan ruhumuzun hasret çek- tiği nizam arasında gizli bir an - İaşma seziyoruz. dedi, bana Tanrıkulu, su Bak, O ağaca bak! Ve üzerinde düşün! Il Ağaç, bir pilândır; bir insanın, bir ailenin, bir zümrenin, bir ce- NECİP FAZIL KI SAKÜREK miyetin » ve bütün varlığın iç ve Devrilen Ağaç madde üze- tinde düğüm düğüm örğüleştir : miş, şekillestirmiş bir pilân... / Tohum, kök, gövde, dal, yap- rak, Her- şey bunlar arasındaki aher'gi anlamak ve dâvasını, tomurcuk ve yemiş... kurmağa bağlıdır. Sonra Tanrıkulu, birdenbire doğruldu, gözlerini alabildiğine açtı, hiç de âdeti oi- mayan bir tarzda âni ve keskin bir heye- cana düşercesine dikildi; ve kısık kısık, acı acı fısıldadı: — Ağacın ne olduğunu anla - dın! Ağaçlar a - rasında en mü - kemmeli (o insan ve cemiyettir. Şimdi de başını tabiattan ( çevi rihe, bizim tarihimize döndür ve bak! Orada, koca bir ağacı, dört asırdır, balta üstüne balta, yalnız yere devirmek, top- rağa sermek ve belirttiği büyük vahdfet ve nizam ölçüsünü kurutmak için çalışan- ları göreceksin!.. ta- v Nedir zaman, nedir? Bir su mu, bir kuş mu? Nedir zaman, nedir? İniş mi, yokuş mu? Bir sese benziyor: Arkanız hep kabir! Bir sese benzivor: Önünüz tam zifir! Belki de bir hırsız; İzi, lekesi var. Belki de bir hırsız; O yek, gölgesi var. Annesi azabın, "Sonsuzluk sarkısı. Annesi azabın, Cinnetin tıpkısı. İşimde bir nokta... Dönüyor aleve. İşimde bir nokta... Beynimde bir güve. LAMAN Akrep ve yelkovan, Varlığın nabzında. Akrep ve yelkovan, Yokluğun ağzında. Zamanın çarkları, Sizi yürütüyor- Zamanın çarkları, Beni öğütüyor. Zaman her yerde ve Her seyin içinde. Zaman her yerde ve Acemde ve Çinde. Kime kaçsam ondan? Ha yakın, ha ırak. Kime kaçsam ondan? Ya sema, ya toprak... Lü 4 4 Necip Fazıl KISAKÜREK 319. .

Bu sayıdan diğer sayfalar: