7 Mart 1938 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2

7 Mart 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

CUMHURİYE1 7 Mart 1938 [ Şehir ve Memleket Haberleri ) Tarihi roman: 27 Yazan: M. TURHAN TAN Halkın şikâyetleri Istinye Dok şirketi ışçılerının ıstedıgı tazminat İstinye Dok işçilerinden kırk sekizinin imzasım taşıyan bir mek tub aldık, bu mektubda deniliyor ki: <Gazetelerde iş kanununun tatbikatı başlığı altında çıkan bir yazıda alâkadarlar hükumete geçen Bomonti ve îstinye Dok şirketlerinin tasfiyesi esnasında emektar işçilere lâzım gelen tazminatlan vermedikleri anlaşıldı; icab eden te şebbüsler yapıldı, tazminatlar verildi, demişler. Bomonti işçileri hakkında bir şey bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey ve ortada bir vâkıa varsa, o da İstinye Dok şirketi işçilerinin henüz tazminat falan almadıklarıdır. Hükumetimizin adil kanunları sayesinde ve İş bürosunun himmetile bu parayı alacağız, buna şüp hemiz yoktur. Fakat daha tazminat namı altmda on para almadık.> Darüşşafakalılar bayramı n Siyâsî îcmal İngiltere Sovyetler Birliği ngiltere, Italya ve Almanya ile anlaşmağa nekadar gayret ediyorsa, yakın zamana kadar Fransadan sonra îngilizlerin beynelmilel politikadaki hareket ve teşebbüslerinde en ziyade güvendikleri Sovyet Rusyadan da o nisbette uzaklaşıyor. Vaktile Moskovaya giderek îngiltere ile Sovyetler Birliği arasmda sıkı dostluk tesis eden ve iki büyük devletin dünya politikasında beraberce yüriimelerine yol açan Mister Eden'in îngiliz kabinesinden çekilmesi ve İngiliz Başvekilile yeni Hariciye Nazm Lord Halifax (Halifaks) m gerek Avrupa politikasında gerek dünya işlerinde Sovyet Rusyayı hiçe sayarak garblı dört büyük devlet (İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya) arasında bu kıt'anın bütün islerini birlikte tedvir siyasetini kat'î olarak kararlaştırmış olmalan İngiltere ile Sovyetler Birliği arasmda üzerine köprü kurulmasına ve birleştirilmesine imkân bırakmıyan derinlikte bir uçurum açmış tır. Hakikatte, îngiltere ile Sovyet Rusyanın arası açılması ne Avrupa işlerinden, ne de Uzakşark hâdiselerinden değil; bilâkis, sırf orta Asyada Ingilizlerle Ruslar arasındaki tarihî zıddiyet ve karşıhklı itimadsızlığın son zamanlarda bütün vahamet ve şiddetile kendisini göstermiş olmasından neşet etmıştir. Şöyle kı Sovyetler Birliği birkaç sene evveline kadar Asyada kendi hududları haricindeki yerlerden yalnız Dış Moğolistanla sıkı surette alâkadar oluyordu. Seher benim Hüseyin. Sus! Delikanlı sevgilisini görmek istedi, göremedi: Saçları gözlerini örtüyordu. Konuşmak istedi, konuşamadı: Dudakları dudaklarım kapamıştı Seher, güzel Seher, canım Seher!.. Ve gözlerini kapadı. Kadını gene hayal, gene kârvan yıldızı ve sızarken koynuna yatırdığı cesedsiz timsal sanmıştı. Onun bizzat Seher olduğunu hele o dardağan akıl ile anlamasına imkân yoktu. Ayık bile olsa böyle bir tecelliye, böyle bir tesadiife belki ihtimal vermiyecekü, vehme kapıldığına zahib olacaktı. Onun için idrakini hakikate yaklaştıramadı, sarhoş bir zehabla mırıldanıp sızdı. Fakat bu mırıldanış yanıbaşında du ran Niluferle Hüseyni görelidenberi korkudan dokuz doğuran Seheri başka başka ıstırablara düşürdü. Nilufer, güzelli ğinden birçok şeyler çalmak istediği delikanlınm Sehere yakınlık göstermesin den muztarib olmuştu. Seher de onun kendisini tanımasından elem duyuyordu. Çünkü birkaç gündenberi kötü kadın mevkiindeydi. Nakilci, hamam dönüşünde kendini omuzlatıp bu eve getirdikten sonra pala kuvvetile ve kamçı zorile ismetine tasarruf ettiğinden nefsini Hüseyne artık lâyık görmüyordu. Ayni zamanda delikanlmm başma bir felâket gelmesinden korkuyordu ve aralanndaki ma sum münasebetin anlaşılmasmı istemiyordu. Münasebet, dedik. Fakat kelimeyî yerinde kullanmadığımızı biliyoruz. Bununla beraber Hüseyin, o sızgın halinde tecessüd etmiş bir hayal sanarak sarfettiği üç aşk lugatile Sehere alâkasım açığa vurduğundan, Seher de define hâdisesine tekaddüm eden gecedenberi onu sayık layıp durduğundan bu iki gene arasındaki durumu «masum bir münasebet» diye tarif etmeği yanlış da bulmuyoruz. Sadede gelelim: Nilufer muztaribdi. Fakat Hüseyinle Seherin birbirini tanı dıklarından Nakilcinin bihaber olduğunu bilmediâinden bir mesele çıkarmaya kalkışmadı. Sarhoş adam ise delikanlınm ne mırıldadığmı duymadı. Yalnız onun yenibastan sızdığını görerek kızdı: Nilufer, dedi, bu paçavrayı ört. Beni de papağanın koluna takıp odama yolla. Burada kalırsam ters işler yapacağım, üç buçuk kadehe yenilen şu miskin oğlanı hırpahyacağım. Nilufer, Hüseynin dudaklarından dökülen iki üç kelime ile yüreğine açılan kıskançlık yarasını gene o dudaklardan çalacağı merhemle kapamayı tasarlamıştı, yan gözle mustarib Seheri süze süze plânını zihninde tasnif ediyordu. Nakilcinin emrini duyar duymaz hemen hare kete geçti, sarhoş herifi koltuklayıp kaldırdı ve müstehzi bir sesle Sehere de vazifesini gösterdi: Bir koluna da sen gir. Ne buyurduklarını duymadın mı hanım? Üçünün de gözleri Hüseynin şaraba maglub güzelliğine dikilmişti. Nakilci, öfke ile; Seher, matetnî bir tahassürle; Nilufer, feveranh bir ihtirasla bu uyuyan bediî abideyi seyrediyorlardı. Fakat üçü de oradan uzaklasmak için acele gösteriyordu. Çünkü Nakilcinin ayakta duracak hali yoktu. Seher, sevildiğini öğrenmekle mes'ud ve bu saadete lâyık olmadığını düşünerek de mahçub olduğu için gene adamdan uzaklaşıp heyecanını dindirmek, vaziyetini soğukkanla tahlil edip kendine bir istikamet çizmek ihtiyacındaydı. Nilufer, fırsatın çabuk kaçacağını düsünüyor ve böyle bir ziyana ugramamak istiyordu. Ayni neticede birleşen bu muhtelif sebebler o üç kisiyi odadan uzaklaştırdı, Hüseyin uzandığı yerde yalmz kaldı. Ne rüya görüyordu, ne bir tahassüs belirtiyordu. Ölü halindeydi. Nefesi bile kesilmişe benziyordu. Yoklansa, nabzı tutulsa belki kalbi de durmuş görünecekti. O kadar bitkindi. İlk sarhoşluk bu temiz ruhlu delikanlıyı pis bir duruma düşürmüştü. Dayandığı yastık ıslaktı. Mi deye sığmıyan şarab, kızıl bir köpük şeklinde kapalı dudaklarından sızıyor ve çenesine eğri büğrü hatlar çizerek yastığa dökülüyordu. Nakilcinin verdiği emre rağmen üstüne örtü de atılmamıştı. Kaldınmlara devrilmiş bir serseri gibi upuzun ve beyhuş yatıyordu. Uçları kesilmiyen mumlar, kendi böğürlerinden yana yana yükselen islerin siyahlığı içinde yavaş yavaş sönüyorlardı. odaya bir sarhoş beyni örü yorlardı. Hüseyin işte bu derece derece artan karanlıkta gene derece derece silikleşerck nihayet hareketsiz bir gölgeye mün kalib oldu. Artık ne odada şule, ne eşyada yuzuh, ne pnda benliğini teşhis ettirecek bir nişane seziliyordu. Her taraf karanlıktı ve Hüseyin bu karanlıkta erimise benziyordu. Bir ve belki iki saat böyle geçti. Hüseyin, harharasız ve tamamile hareketsiz kaldı. Şarab ona ölümün duygusuzluğunu tattınyordu ve karanlık o muhite geniş b;r mezar sıması çıziyordu. Sahnenin, gün doğup da zulmet orta dan silininciye ve delikanlının idraki ba'si badelmevt sırrına ererek yeniden hayat buluncıya kadar devam edeceğine şüphe yoktu. Fakat bir gölge, beyaz bir gölge vakitsiz peyda olan bir gün ışığı, yahud yürüyen bir mum gıbi o koyu karanlığı ansızın yırttı. Sonra nuranî bir nefes gibi sarhoş delikanlının ölgün dudaklarına kapandı ve... bir mucize yarattı. Hüseyin kımıldanıyordu, konuşa ko nuşa uyanıyordu. O gölge şimdi bir kulak olmuştu, şarabın sinirlerine ördüğü zinciri gerine gerine kırarak uyanan delikanlının dudaklarındaki kelimeleri din liyordu. Dirilir gibi uyanan gene, o müşkül ve mustarib yakaza deminde gene yârini, yân canmı sayıklıyordu; yorgun, fakat mes'ud bir sesle mınldanıyordu: Seher, canım Seher, güzel Seheri Nuranî gölge titredi, üzerine kapanıp da nefes nefes harekete, idrake ve belki heyecana kavuşturduğu dudaklanndan uzaklaşır gibi oldu. Fakat bu durumunu uzun bir zaman muhafaza etmedi, garib bir titreyişle gene o dudakları sardı ve inledi: Seher ben im Hüseyin. Ağzını kapa. Yüreğini aç. Delikanlı, mahşer arifesinde ötecek îsrafil düdüğünü duyup da bînlerce, onbinlerce yıl sürmüş bir uykudan bütün kureye dağılı ve kalıbdan kahba, renkten renge münkalib uzvî zerrelerini bir anda toplıyarak uyanacak ölüler gibi bütün benliğine, bilhassa aşkma sahib bir du rumda gözlerini açtı, Seherini görmek istedi. Fakat onun saçlan muattar bir örtü gibi gözlerini örtüyordu, onun dudakları tatîı bir kapak gibi agzını kapıyordu, onun sıkleti kutsî bir yük gibi vücudünü hareketten alıkoyuyordu. Bu vaziyette yalnız dimağmm yandığını, gözlerinin bahtiyar bir körlükle karardıgmı, kalbinin zelzeleye uğradığım ve iradesinin eridiğini sezdi. Yıkılıyordu. Lâkin uçmak zevki alı yordu. Boğuluyorlu. Lâkin hayata ye niden doğduğunu sanıyordu. Bir küme saç halinde başını, alevli nefese çevirip agzını, yumuşak bir perdeye dönüp be denini saran sevgilisini muhtelif mahiyette sezip görmemekten garib bir haz alıyordu. Bu nefes alıp veren, bu öldürüp dirilten, bu yıkıp kaldıran, bu bayıltıp ayıl tan ve bu elle tutulup dille tadılan rüya bazan biter gibi oluyor ve gene tazelenerek Hüseyni cinnet buhranlarına sürük lüyordu. Delikanlı gerçekten çıldıracak bir durumdaydı. Aşkın bütün hazlannı yudum yudum değil, avuç avuç içiyordu. Lâkin bu bol kevseri ruhuna döken mukaddes pjıarı göremiyordu ve onun sesini de duymuyordu. Yalnız muattar bir nefes ilkin ıîık, sonra serin bir su oluyor ve dudaklarından geçerek damarlanna yayılıyordu. Hüseyin cana can katan; hayır; yu dum yudum ruh olup benliğini kaplıyan bu aşk şelâlesinin kaynağına gözlerini secde ettirmek istiyordu ve buna imkân bulamayınca garib bir eza duyuyordu. Bununla beraber şikâyet etmiyordu, çünkü hissettiği eza ile haz kıyas kabul cdemiyecek bir nisbetteydi. Üzüntüsü nihayet bir meraktı. Sevinci ise en yüksek bir bahtiyarlığın hasılası bulunuyordu. tşte bu vaziyette odanm iç tarafındaki kapı önünde yürüyen bir ışık belirdi ve Hüseyni muattar bir gaflet içinde tutan saç perde, müskir dudak, kutsî yük telâşla yerini bıraktı. Delikanlı şımdi yanıbaşında küçülüp büzülen Nılüferle çıplak ayaklannı haiılara öptüre öptüre yanma yaklaşan Seheri uzanıp yattığı yerden vuzuhla seyrediyordu. Evet delikanlının yanında oturan Ni iüferdi ve onun maskesini bir mumun yardımile düşüren Seherdi. Fakat bu hakika ti tenvir eden mum günahkâr bir sahnenin bütün tafsilâtını da hem aktörlere, hem Sehere temaşa ettirmekten geri kalmıyordu. iArkası varl Mutlu gün, ihtiyar gene yüzlerce mezunun iştirakile dün mekteb binasında kutlulandı D Zavallı bir çocuk annesinin şikâyeti Tophanede Defterdar yokoşunda 19 numarada Fıtnat dün matbaamıza gelerek bize şu şikâyette bulundu: «Üç çocuğum var. Babaları öldüğü için bunlara ben bakıyo rum. îçlerinden biri verem oldu. Cocukcağız günden güne soluyor. Hastaneye yatınlıp kurtarılması için Sıhhiye müdürlüğüne, Vilâyete, Etfal hastanesi müdürlüğüne müracaat ettim, yer yok diye al mıyorlar. Ne yapacağımı şaşırdım. Yavruma şahsan ve bilhassa maddeten yardım edecek vaziyette değilim. Alâkadarlarm merhametlerine sıgınıyorum.» Toplantıda Darüşşafakalıların marşı söylenirken Darüşşafakanın kuruluşunun 65 inci yemek yemişlerdir. yıldönümü, dün Çarşambadaki mekteb Yemekhanedeki toplantı, Darüşşafa binasında büyük bir merasimle kutlu ka marşile nihayet bulmuştur. Marş lanmıştır. şudur: <Darüşşafakalılar bayramı» adı veriDarüşşafaka bize bir kucak len dünkü toplantıya sabah saat 11 de Pek sevimli bir muhterem ocak başlanmış, mektebin ilk mezunlarmdan İlim rayeti elinde sancak son mezunlarına kadar ihtiyar, gene Bizi severse o sever ancak birçok Darüşşafakalı bu bayrama iştiBu mekteb bize rehber olacak rak etmişlerdir. Gönüllerimiz nurla dolacak Merasim, saat 11 de hep birden söyleYemekten sonra gene mektebliler tanen îstiklâl marşile açılmış, bundan sonra eski mezunlar birer birer kürsü rafından çalman müzik parçaları din ye gelerek, tatlı mekteb hatıralarını an lenmiş, şark musikisi ve halk şarkıları alkışlar arasmda tekrar edilmiştir. Ta latmışlardır. lebeden Hayreddinin söylediği güzel bir Öğleye kadar devam eden samimî görüşmelerden sonra bir zil çalmış ve Da monoloğdan sonra bir konser verilmiş, rüşşafaka mezunlan sıra olup talebeler bu samimî bayramı yaşıyan Darüşşafagibi yemekhaneye giderek neş'e içinde kalılar akşam geç vakit mektebden ayeski talebelik günlerinde olduğu gibi rılmışlardır. ADUYEDE Beraet etti Zindankapıda Kirkora aid sabun imalâthanesinde cumartesi günü öğleden sonra bazı işçilerin çalıştıklanm görerf zabıtai belediye memurları tarafmdan bir zabıt varakası tutulmuş ve imalât hane sahibi dün hafta tatiline riayet etmemek suçundan mahkemeye verilmiştir. Dün. Sultanahmed birinci sulh c& r zada Kirkorun muhakemesi yapılarak zabıt tutan Belediye memurları şabidolarak dinlenmişlerdir. Kirkor, imaîât hanesinin hafta tatiline tâbi olduğunu bilmediğini, esasen saat 13 te dükkân daki çırağmı imalâthaneye göndererek kapılann iyi kapatılıp kapatılmadıgını ve içeride sondürülmüş ateşe bir daha baktırdığını söylemiştir. Mahkemece Kirkorun suçu sabit go rülmiyerek beraetine karar verilmiştir. Elektrik Şirketile Eminönü istimlâk işi durmıyacak müzakereler İki mümessilin bugünlerde gelmesi muhtemel Tehir rivayetlerinin kat'iyyen aslı yok! Nafıa Vekâletile Elektrik şirketi a rasında cereyan eden muhaberattan sonra şirketin Vekâletin bazı tekliflerini kabul ettiği malumdur. , Bu teklifler meyanmda şirketin 18 milyonluk yeni tesisat yapması, şirketin sermayesinin tesbiti işi ve nihayet halktan fazla olarak tahsil ettiği üç milyon liranm iadesi gibi hususat vardı. Şirket, bu hususta Vekâletle müzakereye girişmek üzere bugünlerde şehrimize iki mümessil gönderecektir. Bir iki güne kadar şehrimize gelmesi muhtemel olan bu murahhasların geçenlerde Belçikadan gelip Ankaraya giden şirketin idarei merkeziye müdürlerinden M. Kılahın ile ECNEBİ MEHAFtLDE Debarsi olduğu anlaşılmıştır. Bunlarla Nafıa Vekâleti arasındaki şifahî müzaFransız şark orduları kere ikmal edildikten sonra icab eden başkumandam teknik hususatın tesbiti için aynca mü Mezunen Pariste bulunan Fransız hendislerden mürekkeb bir teknik heyet şark orduları başkumandam General gelecektir. Hotzinger'in Halebe döneceği haber a« lmmıştır. Verilen malumata göre, ge ÎSKÂN ÎŞLERİ neral, Ankaraya da uğrıyacak ve bazı temaslarda bulunacaktır. Dört senede yapılan göçmen HALKEVLERÎNDE Konferans evleri Memleketimize gelmekte olan goç menler için 1934 senesindenberi muh • telif sistemde köy evleri yaptırılmak tadır. 1934 senesinde 1636, 1935 senesinde 5.792, 1936 senesinde 5,293, 1937 senesinde de 5,393 göçmen evi yapılmıştır. Tekirdağı, Kırklareli, Çanakkale, Edirne ve Kocaeli ile Elâzığda inşa edilen evler, diğer yerlere nazaran, yekun itibarile fazladır. Beyoğlu Halkevinde, ayın 8 inci salı günü akşamı. îsmail Hami Danişment tarafından (Türkler, Hind ve Avrupa) mevzulu bir konferans verilecektir. Bursada otobüs seferleri Bursa (Hususî) Şehrin muhtelif semtlerine işletilen otobüsler, halkm islerini kolaylaştırmaktadır. Bunlardan alman iyi neticeler üzerine yeni seferler ihdas edilmesine teşebbüs edilmiştir. Bu cümleden olarak (Maksem) semtine de otobüs işletilmesi için tecrübe ve tetkiklere başlanmıştır. Yakında Ulucami ile Maksem arasmda yeni seferler tesis olunacaktır. Diğer taraftan Merinos fabrikası için de seferler sık laştırılacaktır. Ayrıca otobüslerin fabrika Snüne kadar gitmesi temin oluna caktır. Beledive. martla birlikte şehir yollarını tamir faaliyetine ba^lamıstır. Mühim ve turistik bir yol olan Muradiye caddesi tamir edilmektedir. Atatürk caddesindeki parkesiz kısım parkelen mektedir. Yeşil caddesine de parke döşenmeye başlanmıştır. Izmîrde Türkkuşu dersleri îzmir (Hususî) Türkkuşu mensubları ve alelumum gencler ve halk için Ankaradan gönderilen yeni paraşütlerle hava ve rüzgâr vaziyetini tesbit eden alât şehrimize gelmiştir. Türkkuşu dersleri için hazırlıklar yapılmaktadır. Son muayenede, talib olan genclerden ancak elli ikisinin lâzım gelen evsafı haiz oldukları anlaşılmıştır. Türk musikisine dair bir Eminönü meydanının açılması işi, o mıntakada icrayi ticaret edenler arasmda hergün bir takım yeni şayiaların zuhuruna sebeb oluyor. Deveran eden son bir habere göre, tramvay şirketi Nafıa Vekâletıne ancak yedi yüz bin lira vermiş, Vekâlet de bu paradan ancak 4iç yüz bjn lirasını istimlâk bedeli için îstanbul Belediyesi emrine göndermiştir. Bu arada şirketin mütebaki bir milyon lirayı vermek istemiyerek Lâhey Divanı Adaletine müracaat edeceği, binaena leyh Vekâletin de tahsis olunan parayı îstanbul Belediyesine veremiyeceği, bu suretle istimlâk işinin teahhur edecegi de söylenmiştir. Tahkikatımıza göre, Ankaradan alman bir telefon haberine istinad ettirilerek işae olunan bu haber tamamen uydurmadır. İstimlâk işi durmıya Tam bu sırada Moskovada Sovyetler caktır. Birliğinin ve komünist partisinin eski şefleri muhakeme edildiği bir sırada, Tür« ŞEHİR İSLERİ kistanın ayrıldığı üç Sovyet Cumhuriye « Hangi etiket konulacak? tinden biri bulunan Özbekistan Cumhurîstanbul Belediyesi kasablarm et eti reisi Feyzullah Hocanm Türkistanı Sovketi meselesini sıkı surette takib etmek yet Rusyasmdan aymp îngilterenin hitedir. Bu işle meşgul olan memurlar, mayesinde müstakil bir devlet haline Galatada bir kasabda gördükleri etin koymak için İngiliz memurlarile temastai cinsini tayinde müşkülât çekmisler ve bulunduğunu söylemiş olmasından îngilbunun üzerine mezkur etten bir parça terenin, Türkistanı Sovyet Rusyadan keserek Belediye kimyahanesine gön • bilfiil ayırmağa çalıştığı mar.ası anlaşıldermişlerdir. Yapılan muayenede bu mıştır. hayvanm kıvırcıkla diğer bir cins hay Bu sözler îngiltere ile Sovyet Rusyavandan meydana gelmiş melez bir cins nın birbirine karşı besledikleri itimadsızolduğu anlaşılmıştır. Bu hayvana hangi etiket kanulacağı hakkında alâkadar • lığı büsbütün artıracaktır. Filvaki Sovlardan malumat istenmiştir. yetler Birliği kanunu esasisinde Özbekistan gibi birinci sınıf cumhuriyetlere SovBayındır köylerinde bir yet İttihadından ayrılarak müstakil ya şamak salâhiyeti verilmiştir. Fakat Feycinayet İzmir (Hususî) Bayındırm Kızıl zullah Hoca Özbekistanı yalnız Sovyet keçili köyünden Halil Çatma, Ören kö Rusyadan ayırmağa teşebbüs etmekle yüne gitmekte iken yanında bulunan kalmayıp ayni zamanda Türkistanı In amcazadesi Hüseyin Çatma ile kavga gilterenin himayesi altına koymağa çaetmiş ve elindeki çifte ile ateş ederek lıstığını ifade eylediğinden bu noktadan Hüseyni öldürmüştür. Maktul on yedi itham edilecektir. Hulâsa Moskovadaki yaşmdadır. Katil amcazade yakalan muhakeme İngiltere ile Sovyetleri birbirimıstır. ne can düsmanı yapacak bir vaziyet doğurmuş oluyor. Burada Sovyetlerin yardımile halk cumhuriyeti namı altında teşekkül eden ve lâkin komünizm esaslannı şiddetle tatbik eden hükumet, Çin hükümranlık hukuku altında yaşıyan ve asıl Çinin haricinde'bulunan memleketlerden Çin Cumhuriyetini tanımayıp bununla her türlü alâkasım kesen ilk memlekettir. Bu su retle Dış Moğolistan müttefik namile tamamile Sovyet Rusyanın askerî ve siyasî hüküm ve nüfuzu altına girmiştir. Burası Hindistandan çok uzakta bulunduğun dan Sovyetlerin Altay dağlannın şarkmdaki bu arazide yerleşmeleri İngiltereyi pek alâkadar etmemişti. Fakat ahiren Sovyetlerin Hindistanla Efganistana hemhudud bulunan şarkî Türkistanı dahi Dış Moğolistan gibi tamamile kendi nüfuz ve hükümleri altına almaları, bir rivayete göre, istiklâlci çeteleri takib maksadile Rusların Tibete kadar sokulmalan ve ahiren Moskovadaki Çinli müslümanlann lideri Mançuyin'in elli milyon Çinli müslümanm yaşadığı Kanşu'ya gönderilerek şarkî Türkistanla Kansu arasmda bir ittifak tesisine çalışılması Ingilizleri derin endişelere düşür 4 müştür. konser Muharrem Feyzi TOGAY EvveTki akşamki kulüb baloları Cumartesi aksamı Güneşle Fenerbahçe kulübleri Tokatlıyan salonlarmda müşterek bir balo vermislerdir. Ayni akşam İstanbulsporlular da Perapalas salonlarmda bir balo tertib etmişlerdir. Her iki baloya bu kulüblerin mensub ları, aileleri ve dostları iştirak etmiş ve sabaha kadar eğlenilmiştir. Mudanyanın îmarı Bursa (Hususî) Mudanyanın imar plânı yapılmıya başlanmıştır. Wan derberg'e verilen imar plânmm avan projesi hazırlanarak Mudanya Beledi vesine gönderilmistir. Avan projede kasabanın imar şeklinin ana hatları tebarüz ettirilmiş olduğundan, projenin kabulü halinde şimdiye kadar bekletilen birçok inşaata başlanmış olacaktır, Bu inşaat arasmda Mudanya mütarekesine aid abide de bulunmaktadır. Mu danyanm imar komisyonu vilâyette bir içtima yaparak proje ile buna bağlı dosyayı tetkik etmigtir. Cumhuriyet Güzide san'atkârımız Mes'ud Cemil uzun zamandanberi mühim bir konser hazırlamaktadır. Martın on altısmda verilecek olan bu konser tamamile Türk musikisine hasredilmiş bulunuyor. Müzisyenlerimizden Kemal Niyazi ve Cevdetin de iştirak edeceği heyet ekseriyet itibarile amatörlerden müteşekkildir. Resmimizde Mes'ud Cemili arjsadaşlarile beraber çahşırken görüyorsunuz. Abone şeraiti NUshası S knrustur J Türkiye Haric | için için 1400 Kr. 2700 Kr. Senelik 750 » 1450 > Altı aylık 400 » 800 > Üc aylık 150 » Yoktur Bir aylık

Bu sayıdan diğer sayfalar: