20 Temmuz 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 4

20 Temmuz 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 4
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Abdulhamıt Göz Tarihi tefrika: 10 Geçen kısımların hulasası ü Abdülhamit, Paristeki Jon Türkler- le muhabere ettiği vehmiyle — Tıbbiyeli bir genci sarayda her gece tazyık ve is- tiçvap ettirmektedir. En sevdiği göz - delerinden (Necmi Seher) Hanımla Pa- risli güzel rakkasse aralarında müthiş bir kıskançlık başlamıştır. — Bu sırada Naime Sultanın kocası Damat Kemalet- tin Paşa ile Hatice Sultan aralarında bir sevişme hâdisesi Abdülhamidi çıldırt - mıştır, Hafiye çifte köşklerin bahçesin- deki çalılıklar arasında takibatla meş - guldürler. Diyerek, şakaklarına dökülmüş kumral saçlarını düzeltti. — Sizi çok bekletmedim değil mi?, Kemalettin Paşa Hatice Sulta- na: — Daha evvel gelip sizi bekle- mek benim için büyük bir zevktir. Fakat bu gece gene uyuyamadım. Naime Sultan çok rahatsızdır. Sü- tünün çekilmesinden endişe edili- "Y. Diyerek, karısının rahatsızlı- Zından bahsetmişti. Bu sırada Ha- tice Sultan, çok sevdiği Kemalet- tin Paşaya garip bir sual sormuş- tu: — Paşa! Bizi burada konuşur- ken birisi görse ve yanımıza gelse.. Ne yaparsmız? Kemalettin Paşa elini sol ce- binden çıkararak: — Şumnunla derhal beynini de- ler, gebertirim. Demiş ve elindel:i revolveri sul- tana göştermi: İşte görek bu revolver hâdisesi, gerekse Paşanm Naime Sultanın sütünün kesilmesi ihtimalinden bahsetmesi, çalılıklar arasımda saklanan memurların cesaretini kırmıştı. Birbirlerine bakışarak: — Başımıza iş açmıyalım. Na- ime Sultanm bu yüzden sütü çeki- İirse, Padişah etimizi cimbızla yol- durur... Demişler ve Damat İ'ı.ııyıL tevkife cesaret edememişlerdi. Aşıklar bahçeden uzaklaştık- tan sonra, memurlar yavaş yavaş çalılıklardan kalkıp gittiler.. Ve o gün Kemalettin Paşa köşkünden bir yere çıkmadı, Bir sivil memur onu akşam sular kararıncıya ka- dar oralarda dolaşarak tarssut etti. Memurlar Saraya döndükleri zaman çok garip bir tesadüfle karşılaşmışlardı. Naime - Sultanın, delerı Yazan: Ishak Ferdi hastalığı arttığı ve o gece sabaha karşı sütü kesildiği haberi Abdül- hamidin hiddetini arttırmağa kâfi gelmişti. Baş Mabeynciye: — Kemalettini tevkife bulamamışlar. Şimdilik sadece ta- rassut edilsin. Hemşiremin hayatı tehlikeye düşecek. Bu işi biraz son ra hallederiz. Demişti. Kemalettin Paşa yalnız tarassut ediliyordu. Naime Sulta- ntn ölümden kurtulması için Kema lettin Paşanın Paristen getirtmek istediği bir ecnebi tabibinin saraya giremiyeceğini Abdülhamit bilva- sita Hemşiresine bildirmişti. Hal- buki Kemalettin Paşa Parise, ec- nebi doktorunun hemen hareket etmesi için telgraf yazmıştı. Bu hâdise saraya aksedince Pa- dişah büsbütün küplere binmişti.. Fakat hasta hemşiresinin hatırı için Kemalettin Paşaya fazla şid- det gösteremiyordu. Naime Sultanın çocuğu ana sü- tü emmeyince zayıflamağa başla- mıştı. Padişah: — Kemalettin bu çocuğun ölü- müne sebep olursa, vay onun hali- ne! Diyerek, Sultan iyileşir iyileş- mez Ortaköydeki çifte köşklerden derhal saraya dönmesini isteye- cekti. Abdülhamit Kemalettin Paşa hakkındaki bütün ümitleri suya düşmüştü. Onun kendisine üygun bir damat olmadığını anlayınca evvelâ hemşımını ayırtacak, son- ra da kendisini İstanbuldan uzak- Taştıracaktı. Halbuki Abdülhamit, Gazi Os- man Paşanın oğullarını daha kü- çükken kendisine damat yapmayı düşünmüş, Nurettin ve Kemalettin Efendileri Harbiye mektebinden çıktıktan sonra onlara yaveran arasında mümtaz mevkiler vermiş ti. Bilâhare hemşirelerinden Zeki- ye Sultanı Nurettin Beye Natme Sultanı da Kemalettin Beye ver- miş ve Kemalettin Bey yirmi yedi yaşında Paşa olmuştu. Abdülhamit, Gazi Osman Pa- şaya Çırağan Sarayı yanında muh teşem bir konak yaptırdıktan son- giden | memurlar isabetki orada kendisini | ra, hemşireleri Zekiye ve Naime Sultanlar için de Çifte Saraylar thil_l — Akşam Postası Fikta müsabakası Eniyi, en güzel fıkraları bize gön- dereceklerin yazıları; burada neşredi- lecektir. Yalnız bu fıkraların uzun ol- maması, seçme olması ve — okunaklı yazılması lâzımdır. Selamet yer neresi Filosofun biri sahrada geziyor- | du. Bir de baktı ki, adamın biri karşısına büyük — bir hedef koy- muş, boyuna ok atıyor.. Yalnız bu adam ok atmakta gayet ma- hir (©) olduğundan attığı oklar hep hedefin sağından, solundan geçiyordu. Filosof bu vaziyette sahrada dolaşmayı — muhataralı buldu. Herefe doğru ilerledi ve gidip hedefin önünde oturdu. Kendisine orada ne aradığını so- ran adama şu cevabı verdi: — Ne yapayım, buradan baş - İka selâmet yer bulamadım. Ferrüh Cemal namile maruf sarayları vermiş ve Kemalettin Paşa burada her hafta verdiği çay ziyafetinde bir çok ec- nebileri de saraya davet etmeğe başlamıştı. İkinci kâtip İzzet Paşanım Os- man Paşa ile arası ötedenberi açık olduğundan, İzzet Paşa, Osman Paşanın oğullarından da hoşlan- mazdı.. Yeni damatlardan bilhassa Kemalettin Paşa hakkında Padi- şahı fırsat düştükçe doldurur ve: — Ecnebilerin saraya girip çık- masşt Zatışahane aleyhinde bir ha- rekete matufolsa gerektir. Tar- zındaki tezviratile Kızıl Sultanı büsbütün çileden çıkarırdı. İzzet Paşa, Şeyhislâm Cemâ- lettin Efendiyi de Kemalettin Pa- şa aleyhine çevirmeğe Mmuvaffak olmuştu. Abdülhamidin o sıralarda Ce- 'malettin Efendiye hüsnü “ nazarı vardı. Kendisinin de Kemalettin Paşa aleyhinde bulunuşundan büs bütün kuşkulanmış: — Ne duydunsa açıkca söyle! Diyerek Şeyhislâm Cemalettin Efendiyi sıkıştırmağa başlamıştı. Cemalettin Efendinin esas iti- barile duyduğu bir şey yoktu. O da herkes gibiDamat Paşanın Ha- tice Sultanla seviştiğini biliyordu. Bu noktaya kasten temas ederek: — Biraz da Hatice Sultanz irşat buyursanız fena olmaz! Cümlesile Abdülhamidin sinir- lerini oynatmıştı.. Çünkü Abdül- hamit, Hatice Sultanın pederi Şeh zade Süleyman Efendi ile uzun zamandanberi dargındı. Bu yüz- den kendisine bir haber gönder- (Devamı var) — 20 Temmuz 1934 —— Pratik Hayat Bilgisi Hayatta muhtaç olacağımız ameli malümatı kolayca öğreniniz &ü Ü0 ee | Nakıl ve tercüme haklı mahfurdür Böcek sokması ve emsali — Böcek- ! ler sokak veya ısırir, diken batar, hay- van tırnakları ile cilt yaralanırsa yara- lanan yer antiseptik mahlül ile güzel- ce yıkanarak kurumağa bırakılır. Son- ra üzerine biraz İngiliz yakısı konur. Derin batan dikenler — Dikeni he- men çıkarmalı, yarayı baş — ve ikinci parmak arasında kuvvetle sıkarak di- ken bir çakı ucu ile çıkarılır. Lüzumu halinde yara biraz deşilir. Ateş yakması — Kuru bir dalı alıp üzerindeki küçük dalcıklar kırılmalı ve birleştirilmelidir. Sonra dalın kalın u- cu bir bıçakla yöntularak bu ucla rüz- gâra maruz bir meyilde on beş santi- metre kutru ve beş altı santimetre de- rinliği olan mahruti bir çukur yapma- h. Çukur yapmak için kullanılan yon- tuk dal parçasını çukurun ortasına dik- meli ve dalcıkları en inceleri en evvel olmak üzere bu kazığın etrafında şem- şiye şekli alacak gibi dizmeli, bu husu- le gelenin bir tarafında bir açıklık bi rakılmalı, oradan içine biraz sıkıştırıl- mamış kâğıt koymalı ve kâğıdı kibrit- le tutuşturmalı. Eğer kibrit yoksa, ya- hut rüzgâr kibritin yakılmasına mani ise bir hartuç kesilir, içindeki barut avuca dökülür ve büyük kısmı küçük bir küme halinde kâğıda dökülür. Ba- kiyesi hartuça konur ve hortuç sıkıştı- rılmadan kâğıtla doldurulur. Sonma mamunun ucu barut kümesi yanında tu tularak hartuç patlatılır. Rüzgârda ya- vaş yavaş yanan piroksile barutla bu usul daima iyi netice verir. Yemek pişirme — Yakılan ateşle et kızartılabilir ve yemek — pişirilir. Bunların hazırlanmış olması lâzımdır. Tuzu, biberi ve baharatı kondüktarı sonra biraz yağ da ilâve olunur. Ve hepsi birden bir beyaz kâğıda ıırıhı- Paket sicimiyle bağlandıktan sonra- ikinci ve bu da bir Üçükeü” H!r'h paketlenir. Eti pişirmek için ateş ka- rıştırılır ve sarılmış et içine konarak üzerine biraz kül ve daha üzerine ya- | nar odunlar konur. Bir cızırtı duyul - maya başlayınca etin piştiği anlaşılır. 'Anemi “fakrüddem,, ANEMİ — Uzviyette kanın — azal- masından veya kandaki esas cevher - lerin “kırmızı küreyveler ve emoglo- bin” zayıflamasından husule — gelir. Türkçesi “Kansızlık” Arapçası “fak- rüddem"” dir. a Aııuııınııirıyııhırlnııodeıı— nin rengi donuk beyazdır. Göz kapak- larınım içleri, dudaklar ve ağız renk - sizdir. Vücut şişmanlığını muhafaza e- der. Hattâ yüzün şiştiği bile görülür. Yorğunluk asabi ihtilâçlar verir. En küçük zahmet sarfında nefesi zayıf - Taşır ve kalp çarpıntısı başlar, nabız şiddetlenir. Kan tazyiki azalır, baş dö- ner, kulaklar uğuldar, gözler kararır. Hastalığın devri: Kansızlık bastalı- Yazan: . Gayur ğt ekseriya geçicidir ve oldunül— w amafih vücudün sikletinin on S | biri kadar kan kaybetmesi veya emof” | lobin miktarının birden bire yüzde * tuzdan fazla azalması bayğınlıkla ölü” mü intaç eder. Aneminin sebepleri şunlardır: HUN maj merzagi — dedikleri ve m mıntakasında çok görülen — bal humması, sık ve çok kan zayi et İ zehirli maddelerin tesiri “ressaml | bu zehirlenme arsenik ve kurşunlu b& || yalardan, aşçı ve ütücülerde humff karbondan olur.” Kanser, sarılık, böb” rek hastalığı, romatizma, tifo, vereti | gibi hastalıklar da fakrüddemi getirif | Çocuklarda solucan ve şirit olması, zanteri, mide çıbanı gibi hazım ciba * || zının hastalıkları anemiye yol açaf || Nekahat halinde olan hastalarda ektt” || riya anemi görülür,. 4 Çocuk fakrüddemi: Gıdasızlıktatı istiskadan, skrofülden, ishal ve gasti? anterit gibi hazım cihazı bozuklukla * rından husule gelir. Sureti umumi! tedavisi: Demirli ilâçlar, hava, müneb” || bih uğuşturmalar, arsenik, mercimtk | | püresi, yumurta sarısı, iyod ve pro ” toksalah dö fer iledir. “Bu son ilâç 89" larca ve günde iki defa 0,02 ilâ 0.16 santigram miktarında alınır. şekkülündeki bir nevi zaaftan husult || Mütezayit fakrüddem: Kanın te * || gelir. Kan küreyveleri mahvolur. Ha | zım en tehlikeli arazı gösterir: Cilt . | | luktur. Derilerde - şişkinlikler vıı-dıl* l Kan zayi etmeğe mütemayil görülür “Ciltte kırmızı lekeler, burunda epirr taksis dedikleri kanama, ağızdan gri' givoraji dedikleri kanama, göz hada * || kasında silârom gibi.” Mühim cihaf hazım bozuklukları görülür. “Suı kusmak, ishal gibi'. Kalpte râhâl hık vardır. “Kalp çarpıntısı, sık alış, nefes darlığı gibi”. Hastalık gittikçe fazlalaşır. Zaaf vE idropizi ihtizar haline kadar devam ©* der. Hasta başka ihtilât olmazsa iki üç ayda ölür. Tedavisi kana ve cilt altına şiring? | sureti ile demir ve arsenik esaslı ilâç” lar zerketmektir. "Meselâ kakodilâ c& fer enjeksiyonları gibi”. Pek mühim ahvalde hastaya başkâ” sınım kanından vermek lüzumu karşı” sında kalınır. Apartman APARTIMAN — Bu kelime Türk” çeye gerek kısım kısım kiraya veril * mek için inşa edilen büyük bina ve 8€ rekse büyük bir bina dahilinde ikamtt edilen daire manasına olarak nakledi” miştir. Burada ikinci manayı nazarı ” tibara alıyoruz. (Devamı var) Tefrika numarası : 23 Aşk mı, Servet mi? Nâkili : (Vâ - Geçen kısımların hülâsası , İlhami Bey, servetini laybamiı |— bir Paşazadadir. Fakat, eski debdebeli hayatı terketmek istemiyor. Onun için, kızı Türkâa Hanımı Cemal Bey i.ımin-) de bir. zengine vermek emelindedir. | Halbuki, Türkânla Fikret sevişiyorlar, | İlhami Bey, Fikreti, oğlu gibi büyüt- mektedir. Ona, kızdan vargeçmesi için - rica ediyor. Banka memuru olan Fik- retin önüne, teradüf, Şadiye Hanım isminde zengin bir kadın çıkarıyor. Bu hanım, da delikanlı ile alâkadar oluyor. Sonra, âdeta yılvım gibi, delikan- Tınan yüzüne bakti: nim bulunduğum yere aksediyordu... Türkâna neler söylediğini duydum... Hüsnüniyetine büsbütün emniyet ge - tirdim... Şu kızın sende ufak bir ümi- Nü) di bile kaldıysa, onu da kırmalısın... Zira, esasen, onunki, aşk değil, kap - risten ibarettir. Sen de, pekâlâ, başka kadınlarla oyalanabiliyorsun... İnşal - lah şu Türkânın izdivaç meselesini hal- ledeyim, sana da zengin, kibar, bir kız bulacağım... Yeni kurulan ailelerin bir tarafımndan, behemehal bir serveti ol - malıdır... Yoksa, kuru muhabbatle sök- mez... Lâfla peynir gemisi yürümez... Sade aşk esas üzerine müstenit olarak kurulan aile yuvalarını görüyoruz: 1- ki seneye bile sürmeden bıkıyorlar. Bu iki sene içinde de, dirlik düzen ol- meyor... Hırıltılı, zariltili.... Değil mi, oğlum?.. — Evet... Tabii... Hakkınız var.. Fikret, yemekten sonra, kahvesini içti, biraz daha oturdu. Erken Beyoğ- huna çıkarak gezindi. “ — Acaba çiçek götüreyim mi?...” diye düşünüyor, Gerçi, bütün “Adabı muaşeret ki « taplarında, bu vaziyette çiçek götürül- mesi lâzım geldiği yazılır: Bir bekâr erkek, bir hanımın çayına davetli ol- duğu zaman, çiçek götürmeli imiş... Fa- kat, Fikret, bu hareketi biraz züppe- lik buldu. Kendine yakıştırmadı... E- linde bir demet gül yahut karanfille, ilk gittiği bir eve girmek, belki de bir çok davetliler karşısında kalmak, onu mahcup edecekti. Hem, kendisi, oraya, biraz da, merakı tatmin etsin diye ça- gurılmamış mıydı?.. Onu, birisine ben- zetmişlerdi. Ne kadar benzediğini gös- tereceklerdi. Belki başkası tarafından böyle bir davet yapılsaydı, Fikret, bu- nu, varyetede numara göstermek gibi bir şey addeder, gitmezdi. Lâkin, Şadi- ye Hanım, onu, ©o derece nezaketle, tatlkı bir sesle çağırmıştı ki, reddetme- si mümkün olmamıştı. Hayır, hayır, bu vaziyette çiçek götürmeğe lüzum yoktu. Hem, onun, hayata yeni atıl - mış bir genç olduğunu, cüz'i maaşla çalıştığını bilen bu zengin kadın, böy- le bir hareketi bir nevi ukalâlık adde- Tramvaydan indi. Adresteki soka- ğt öğrenmek için birine sordu. Gös « terdiler. Saptı. Bir çok kimseler, evlerinin en kala- balık, en gürültülü tramvay caddele - rinde olmasını kibarlık — addederler. Halbuki, iyi bir semtin, merkeze yakın, fakat gizlice ve temiz bir sokağında haricen gösterişsiz bir evi olmak, sa- Hi zevki olanlarca tercih edilir. Işte, Şadiye Hanımefendinin de Nişantaşındaki evi, böyle bir hususi - yet arzediyordu. Şadiye Hanım, onu, o dreece neza. ketle, tatlı bir sesle çağırmıştı ki, red- detmesi mümkün olmamıştı. Hayır, hayır, bu vaziyette çiçek götürmeğe lü- | zuüm yoktu. Hem, onun, hayata yeni a- | tılmış bir genç olduğunu, cüz'i maaşla çalıştığını bilen bu zengin kadın, böyle bir hareketi bir nevi ukalâlık addedebi- Hirdi. Tramvaydan indi, Adresteki sokağı ler. Saptı.. Bir çok kimseler, evlerinin en kala- balık, en gürültülü tramvay caddelerin- de olmasını kibarlık iktizası addelerler. Halbuki iyi bir semtin, merkeze yakın, fakat gizlice ve temiz bir sokağında ha- ricen gösterişsiz bir evi olmak, — salim zevki olanlarca tercih edilir. İşte, Şadiye Hanımefendinin de Ni« şantaşındaki evi, böyle bir hususiyet #” | zediyordu. Caddeden sapmca, temiz, tenhatf bir sokak.. Epeyi yüksek bir duvaff bir garaj yapışık... Yanımdaki parmak” lık kapıdan bahçeye giriliyor. Buradt' bir bahçevan, tarhları tanzim ile mtif” güldür. Fikret, kapıyı çalınca, işte bu bah* çevan açtı. — Hanımefendi evdeler mi? ' Adam, Rumeli şivesiyle, hürmet * kârane: — Evet efendim.. Buyurunuz.. H kapıdan.. - Diye gösterdi. Delikanlı, iki katlı, yayvan ©© doğru, çakıllar üzerinden yürüdü. Sekiz ön basamâk, geniş. merifir | merdiveni çıkıp bir kapı daha ;ılö Beyaz önlüklü, beyaz lıngl hizmetçi, kanadı açtı. Fikret, ismini söyledi. — Şöyle buyurunuz efendime ber Yine mermer döşeli olan, ortat! vuzlu ve duvarlarına, arkalıklart 7; se koyma abanoz iskemlelerin — * gibi dayaılı durduğu bir sofadan İ'Ş J rek diğer geniş ve muntazam bahçf nazır bir salona girdiler.. Buradâ W (Devamt var) Mt

Bu sayıdan diğer sayfalar: