15 Eylül 1929 Tarihli Hayat Dergisi Sayfa 24

15 Eylül 1929 tarihli Hayat Dergisi Sayfa 24
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Uykudan O sendeliyordu; oturdı, köpekleri yanına aldı, kedi masanın üstüne çıktı, arasıra kendini okşat- mağa geliyordu. Thome İne yapaca- ğını bilmiyor, gözlerini kapatıyor, sonra gene açıyordu. Romana'ya kız- mışt; hiddetli hiddet söğlenmeğe başladı. — Benim hasta olduğumu biliyor, gene böyle yapyalnız bırakıyor... Al- lah esirgesin, ya bir şev olsam, kim- den yardım gö ürüm ? Ben kuvvetli. sihati verinde bir adam olsaydım... Ma .buki bu haldeyim... en iyisi bana bakacak bir adam bulmalı. Buralarda tanıdığım birçok kimseler gibi olsav- dım, bana bu muameleyi etmezlerdi! Şimdi her ne İş olursa hemen nha ikomana'ya koşuyorlar! Kimin ağrısı hemen nha Romana! Nha Rome na artık benim değil, herkesin! Allah vermesin, bir yatağa düşsem, bilmem ne yapacaklar!.. Böyle kendi kendine söylenerek kalktı, gene pencereye giti. Artık batması yaklaşan ay, iri bulutların arasında sapsarı göz küyordu, Thome Sahyra, ş kâyetlerini, kendisini yuka- rıdan seyreden aya Söylemek ister gibi kollarını pencercve dayadı: — Gece gündüz rahar etmek istiyorum; halbuki bü- tün eziyetlerime karşı elde ettiğim de yalnız bul Romana bu işleri yapmak- la ne kazanıyor ki? ağrılar çekiyor, saçları ağarıyor, üstelik ona bir de büyücü diyorlar. Pık âla biliyorum; Hepsi yüzüne gülüyor, dostluk gös- teriyor #ma arkadan neler söylemi yorlar... Sanki onların hastalar na bak- mağa mecburmuşl.. Başına gelen mu- sibetleri bile görmek istem yorlar.. Artık ihüiyarladı, buna bile aldırmı yorlar. İster hava sıcak olsun, ister yağsın, hemen gelip onu götürüyorlar! Susup etrafı dinledi. Kuru otlar hafif hafif haşırdamıştı; sonra bürün bu yaprakların altından yavaş yavaş sanki etrafı kollamak istiyen bit Şey belirdi. Thome: başı çalışıp biraz — Sonu var — “Coelko Netto,, dan nakleden Nurullah Ata KLAYAT DE | Edebiyata dair Resimli (Uyanışla İçtihat, iki ay evel, iki edebi zümreyi iki nevi sayıfalarına toplamış, san'atin mümessili olarak çıkı- yorlardı. Aradan çok geçmek sizin İçtihat'takiler çekildi; şim- di de Uyanış'ın sayfalarını bo- şalmış görüyoruz. İster grup halinde neşriyata devam etsinler, ister etmesinler, bunlar bizde yarınkı sanat cereyanının o rüşeymmi teşkil etmektedirler. Bır kısmı geçen sene Yedi meşale ismi altında tanıdığımız gençler, şekilde klasık, mefhumda yenilik taraf- darıdırlar. Diger zümre ise ye- niliği tepeden tırnağa kadar şiire geçirmek iddiasını taşıyor- lar. Bizim gibi doğrudan dı &- ruya san'ate hayran olanlar için gaye şekil değil, şiirdir. Bunun için, netarzda olursa olsun, muvaffak bir eserin kışçısıyız. Bu itibarla: Mademki deniz ruhuna verdi sesinen, Gel, kurtul odar varl ının endesesinden! mısralarından duyduğumuza yakın bir zevki: Hazer o ruzgârların konuşuyor, balam, konuşup coşuyorddu! Satularındada O bulabiliriz. Yalnız şu varki klasik şekil mahdut ve obürü hudutsuz göründüğü halde birincisi ile asırlarca ayrı ayrı söz söyleyen san atkârlar çıkmış ve onu tü- ketmemiştir. İkincisi ise, sazını in ı sir dilini il EA > HAYAT,24. ESRİYAT eline alan her san'atkârda, aynı sesi veriyor. Galiba bu şekilde eser vermek yalnız bir bahti- yara nasip olacak, ve başkaları onun boğuk bir aksi sedası gibi kalacaktır. Bununla beraber vetice hak- kında şimdiden kehanette bu- lunmak kabil değildir. Biz gü- zel olsun da nasıl olursa olsun fikrindeyiz. Havalar Geçen senedenberi intiza- mını kaybeden havaların henüz kendine gelmeken çok uzak olduğu görülüyor. Kışı nasıl geçirdiğimizi unutmadık. Bahar geç geldı. Yazda öyle... Hal- buki son bahar hepsinden fazla aceleci davrandı: Ruzgâı serin, hava yağmurlu, ağaçlar sarı. Kış adeta burnumuzun dibinde; neredeyse meydana çıkacak. Rasathane fala baktı, bu kış şiddetli olacak dedı. a bdülfey- yaz Beyde bunu tekit etti. Bu iki katlı irşat üzerine İstan- bul Şehremaneti hemen har*- kete geçti, hazırlışı başlodi 9... Avrupadan bir kar maki: nesi getirdı. Kışa karşı tedarik yolunda demek... Kar temı'le- m:ğe mahsus makine geldik ten sonra iş kolaylaşmış sayı 8- bilir. Ortada bir odun kömür mes'elesi, bir de iaşe meselesi kalıyor. Nasrettin Hocanın, 50- kakta bir nal bulduktan sonr3, “ işimiz üç nalla bir ata kaldı. dediği gibi, şüphesiz onlar da hallolunur. Mes'ul Müdürü: Faruk Nafiz

Bu sayıdan diğer sayfalar: